Seyyid Rıza Hüseyni Neseb

Neden Şiiler Toprağa Secde Etmektedirler?

  • News Code : 192766
  • Source : Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA24.COM
Brief

Bazı kimseler toprağın üzerine secde etmenin veya şehitlerin toprağına secde etmenin onlara tapınma anlamında olduğunu ve bir tür şirk olduğunu zannetmektedirler.

Bu soruya cevap olarak şu önemli hususu hatırlatmak gerekir ki Allah için secde ile toprağın üzerine secde etmek arasında apaçık bir farklılık vardır. Söz konusu problem bu iki tabir arasındaki farkı anlamamaktan kaynaklanmaktadır.

Şüphesiz Allah için secde etmenin anlamı sadece Allah için secdeye kapanmak demektir. Oysa toprağın üzerine secde etmek ise toprağın üzerinde secdeye kapanmak anlamındadır. Başka bir tabirle biz toprağa secdeye kapanarak gerçekte Allah’a secde etmekteyiz. Ve aslında bütün dünya Müslümanları Allah için secde ettikleri halde belli bir şeyin üzerine secde etmektedirler. Allah’ın evini ziyaret eden kimselerin tümü de mescidi haramın taşları üzerine secde etmektedir. Oysa bu secdeden hedefleri de sadece Allah’tır.

Bu açıklama ile anlaşılmış oldu ki toprağa bitkiye…secde etmek onlara ibadet etmek anlamında değildir. Aksine toprak kapanma ölçüsünde huzu vesilesiyle Allah’a secde etmek ve Allah için secdeye kapanmak ve Allah’a tapmak anlamındadır. Aynı şekilde anlaşıldığı üzere bir toprak parçası üzerine secde etmek de toprak parçası için secde etmekten ayrı bir şeydir.

Öte yandan Kur’an-ı Kerim şöyle buyurmuştur:

وَلِلّهِ يَسْجُدُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ طَوْعًا وَكَرْهًا وَظِلالُهُم بِالْغُدُوِّ وَالآصَالِ

“Yerde ve göklerdeki kimseler de, gölgeleri de, sabah akşam, ister istemez Allah’a secde ederler.”[1] 

Hakeza Peygamberi Ekrem (s. . a) şöyle buyurmuştur: “Yeryüzü bana secde yeri ve temizleyici kılınmıştır.”[2]

O halde Allah için secde etmek yere veya bir toprak parçası üzerine secde etmek ile en küçük bir aykırılık işçinde değildir hatta tümüyle uyum içindedir. Zira toprağa, bitkiye ve benzeri şeylere secde etmek tek olan Allah karşısında huzu ve alçak gönüllülüğün nihayetinin sembolüdür.

Burada Şianın görüşünün daha da iyi anlaşılması için büyük önderimiz İmam Sadık’ın (a.s) şu hadisine işaret etmek de yerinde olacaktır: “Hişam bin Hakem şöyle diyor: İmam Sadık’a (a.s) üzerine secde edilmesi doğru olan şeyi sordum. İmam şöyle buyurdu: Secde sadece toprağa ve yenilecek ve giyilecek şeyler dışında yerde biten şeyler üzerinde olmalıdır.” Ben şöyle arz ettim: “Fedan olayım bunun sebebi nedir?” imam şöyle buyurdu: Secde, huzu ve itaat sadece Allah içindir ve dolayısıyla da yenilecek ve giyilecek şeyler üzerinde secde etmek de doğru değildir. Zira dünyaya tapan kimseler yiyecek ve giyeceklerin kölesidir. Oysa insan secdeye kapanınca Allah’a tapınma haleti içindedir. Dolayısıyla da insan alnını inatçı dünya perestlerin taptığı bir şeyin üzerine koyması doğru değildir. Toprağa secde etmek daha üstün ve yücedir. Zira yüce Allah karşısında huzu ve tevazu göstermek ile daha fazla bir uyumluluk içindedir.” Bu açık söz toprağa secde etmenin tek olan Allah karşısında tevazu göstermek haletiyle daha çok uyumlu olduğunun apaçık bir delilidir.

* * *

Burada insanın aklına şu soru gelmektedir: Neden Şiiler sadece toprağa veya bazı bitkilere secde etme hususunda ısrar etmektedirler ve diğer şeylere secde etmemektedirler. Bu soruya cevap olarak da şöyle diyoruz: Bir ibadetin aslı mukaddes İslam şeriatı tarafından belirlenmesi gerektiği gibi parçalarının şartları ve keyfiyeti de onu beyan eden kimsenin sözleri ve davranışları vesilesiyle, yani Peygamberi Ekrem (s. . a. a) aracılığıyla aydınlığa kavuşmalıdır. Zira Allah resulü Kur’an-ı Kerim hükmü esasınca bütün takva sahibi insanlar için bir numune ve örnektir.

Şimdi de peygamberin siretini ve sünnetini beyan eden islami hadislerden bazılarını aktarmaya çalışacağız. Bu hadislerin tümü Peygamberin (s.a.a) hem toprağa hem de hasır gibi yerden biten şeylere secde ettiğini göstermektedir. Yani tıpkı Şianın inandığı metot üzere secde etmiştir:

1- İslami muhaddislerinden bir grup kendi Sihah ve Müsnet kitaplarında peygamberin (s.a.a) yeryüzünü secde yeri olarak tanıttığı bir sözünü aktarmışlardır. Burada Peygamberi (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Yeryüzü bana secde yeri ve temizleyici kılındı.”[3]

Burada yasama ve kanun onama anlamında olan “caz” kelimesi de bu olayın İslam dininin takipçileri için ilahi bir hüküm olduğunu açıklığa kavuşturmaktadır. Böylece toprağa taşa ve yeryüzünü teşkil eden diğer parçalara secde etmenin meşru olduğu ispat edilmiş olmaktadır.

2- Rivayetlerin bir bölümü de Peygamberi Erkemin Müslümanlara secde esnasında alınlarını toprağa bırakmasını emrettiğine delalet etmektedir. Nitekim Ümmü Seleme (peygamberin eşi) Peygamberin şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Yüzünü Allah için toprağa daya.”

Peygamberin sözünde geçen “terrip” kavramından şu iki önemli husus anlaşılmaktadır: Birincisi insan secde esnasında alnını toprağa dayamalıdır ve ayrıca da bu davranış emredildiği sebebiyle de icra edilmesi gereken bir emirdir. Zira “terrib” kelimesi toprak anlamında gelen “turab” kelimesinden alınmıştır ve emir kipi şeklinde beyan edilmiştir.

3- Peygamberi Ekrem’in bu konudaki davranış biçimi de bir başka apaçık delil konumundadır ve Müslümanların yolunu aydınlatmaktadır. Vail bin Hacer şöyle diyor: Peygamber (s.a.a) secdeye kapanında alnını ve burnunu yere dayardı.”[4]

Enes bin Malik, İbn-i Abbas ve Peygamberin Aişe, Ümmü Seleme gibi bazı eşleri ile muhaddislerden bir çoğu şöyle rivayet etmişlerdir: “Peygamber (s.a.a) sürekli humreye (hurma lifinden örülmüş hasıra) secde ederdi. ”[5] peygamberin ashabından olan Ebu Said şöyle diyor: “Peygamberin yanına vardım ve o hasırın üzerinde namaz kılıyordu.”[6] 

Bu söz de secdenin sadece yerden biten yenilmeyen ve giyilmeyen şeylere caiz olduğunu söyleyen Şianın görüşünü ispatlayan bir başka apaçık delildir.

4- Sahabenin ve Peygamberin ashabının ve tabilerinin söz ve davranışları da aynı şekilde peygamberin sünnetinin açıklayıcısıdır. Bu esasa üzere Cabir bin Abdullah şöyle diyor: Peygamber ile birlikte öğlen namazını kılıyorduk. Ben bir avuç çakıl aldım ve soğusun diye elimde tuttum. Secdeye vardığım zaman ise alnımı onların üzerine koydum ve şiddetli sıcaklık sebebiyleydi.”[7]

Daha sonra ravi şöyle ekliyor: “Eğer bedende giyilen elbiseye secde etmek caiz olsaydı bu çakıl taşlarını almaktan ve onları saklamaktan daha kolay olurdu.”

İbn-i Sa’d (H. 209 yılında vefat etmiştir) kendi kitabı olan Tabakat’ul Kubra’da şöyle yazmaktadır: “Mesruk bin Ecde’a yolculuk esnasında gemide üzerine secde etmek için yanına bir kiremit parçası alıyordu.

Burada hatırlatmak gerekir ki Mesruk bin Ecde’ peygamberin tabilerinden biri olup İbn-i Mes’ud’un ashabından idi. Tabakat’ul Kubra onu peygamberden ve Ebubekir, Ömer, Osman ve ali (a.s) ve Abdullah bin Mes’ud’dan sonra rivayet eden Kufe ehlinin ilk tabakasından saymıştır.

Bu apaçık söz kendisiyle birlikte (üzerine secde etmek için) bir parça toprak taşıyan kimseleri şirk ve bidat ile suçlayan kimselerin temelden yoksun olduğunu isbat etmekte ve İslam tarihi öncülerinin de bu işe teşebbüste bulunduğu açıkça görülmektedir. [8] 

Nafi şöyle diyor: “Abdullah bin Ömer secde esnasında alnını yere koymak için alnına bağladığı mendili çözüyordu.”[9]

4- Rezin ise şöyle diyor: “Ali bin Abdullah bin Abbas bana şöyle yazdı: “Bana Merve dağının taşlarından bir parça gönder ki üzerine secde edeyim.”[10]

5- Öte yandan İslam muhaddisleri de Peygamberi Ekrem’in secde esnasında başına bağladığı bezin bir köşesini kendisiyle yer arasına koyan kimseleri sakındırdığını nakletmişlerdir.

Salih Sebai şöyle diyor: “Peygamberi Ekrem (s.a.a) yanında secde eden birisini gördü. Bu şahıs başına bir mendil bağlamıştı. Peygamber (s.a.a) sarığını başından kenara itti.”

İyaz bin Abdullah Karaşi ise şöyle diyor: “Peygamber (s.a.a) sarığının bir köşesinin üzerine secde eden birini gördü ve ona eliyle sarığını kaldırmasını işaret etti ve sonra da ardından da alnına işaret etti.”[11]

Bu rivayetlerin de açıkça belirttiği gibi yere secde etmenin gereği Peygamberi Ekrem zamanında da bilinen kesin bir şeydi. Öyle ki Müslümanlardan biri sarığının bir parçasını alnının üzerine koymak üzere yere bıraktığında Allah resulünün yasağıyla karşılaşmıştır.

6- Bir taraftan sakaleyn hadisi esasınca Kur’an'ın ayrılmaz bir dengi karar kılınan ve öte yandan peygamberin ehli beyti olan Şianın masum önderleri de kendi sözlerinde bu hakikati (yere secde edilmesi gerektiğini) açıkça belirtmişlerdir. nitekim İmam Sadık (as. ) şöyle buyurmuştur: “Yere secde etmek farzdır. Humreye (hurma lifinden örülmüş hasıra) secde etmek ise sünnettir.”[12]

Başka bir yerde ise İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Sadece yere ve yerden biten ama yenilip giyilmeyen şeye secde etmek caizdir.”[13]

Sonuç

Bütün bu delillerin genelinden de açıkça anlaşıldığı üzere sadece Peygamberine ehli beytinin rivayetleri değil bizzat Allah resulünün sünneti ashabın ve tabiinin davranışları da yere ve yerden biten yenilen ve giyilen şeyler dışında şeylere secde etmenin gereğine tanıklık etmektedir.

Bundan da öte en azından adı geçen şeylere secde etmek caizdir. Oysa diğer şeylere secde etmek şüphe ve ihtilaf konusudur. O halde kurtuluş yolu olan ihtiyat etme gereğince de secde ederken bu zikredilen şeyler ile yetinmek daha uygundur.

Son olarak hatırlatmak gerekir ki bu konu fıkhi bir konudur ve bu tür fer’i/cüz’i konularda İslam fakihleri arasındaki ihtilaflar oldukça çok göze çarpmaktadır ama böyle bir fıkhi ihtilaf hiçbir tedirginliğe ve endişeye sebep olmamalıdır. Zira bu tür fikhi ihtilaflar Ehl-i Sünnetin dört mezhebi arasında da bir çok konuda da göze çarpmaktadır: Örneğin Malikiler burnunu secde yerine koymak müstehaptır derken Hambeliler bunu farz bilmektedir. Hatta bun u terk etmeyi secdenin batıl oluş sebeplerinden saymaktadırlar.”[14]

ABNA24.COM 

-------------------------------------------------------------------------

[1] R’ad suresi, 15. a yet

[2] SAhişh-i Buhari, Kitab’us Selat s. 91

[3] Sünen-i BEyhaki c. 1, s. 212, Bab-u Teyemmüm bis’saididteyyib; Sahih-i Buhari, c. 1, Kitabu’s Selat, s. 91, İktizau siratıl mustakim, İbn-i Teymiye, s. 332

[4] Ahkam’ul Kur’an Cessas Hanefi, c. 3, s. 209 Beyrut baskısı, babu’s Sucud alel vech

[5] Sünen-i Beyhaki c. 2, s. 421, Kitabu’s Selat, BAbu’s SElah alel Humre

[6] Sünen-i Beyhaki c. 2, s. 421, Kitab’us Selat babu’s Selat alel Hasir

[7] Sünen-i Beyhaki c. 1, s. 439 kitabu’s Selat bab-u mareva fi’t Ta’cil biha fi şiddeti’l Harr

[8] Daha fazla bilgi için Allame Emini’nin Siretuna kitabına müracaat ediniz.

[9] Sünen-i BEyhaki c. 2, s. 105. , birinci baskı Haydarabat deken kitabu’s Selat bab’ul Keşf ani’l secde fi’s Sucud

[10] Sünen-i BEyhaki, c. 2, s. 105

[11] Sğnen-i BEyhaki, c. 2, s. 105

[12] VEsail’uş Şia, c. 3, s. 593, Kitabu’s Selat Ebvab-u ma yescudu aleyh 7. hadis

[13] VEsa il’uş Şia c. 3, s. 591. Kitabu’s Selat Ebvab-u ma yescudu aleyhi, 1. hadis

[14] El-Fıkhu ale’l Mezahiri’l Erbaa, c. 1, s. 161, Mısır baskısı, Kitab’us Selat , Mebhasu’s Sucud

Yorumunuzu Giriniz

E-Posta adresiniz yayımlanmayacaktır. *İle işaretli alanların girilmesi mecburidir.

Tekfirci Akımlar Konferansı