Namazda "Amin" Demek Sünnet mi, Bidat mi?

  • News Code : 443574
  • Source : Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA.İR
Brief

Namazda Fatiha suresinden sonra "Amin" demek İslam mezhepleri arasındaki ihtilaflı konulardan biridir. Şia mezhebi bu amelin sünnette geçmediğine ve Fatiha suresinden sonra "amin" denilmesinin namazı batıl edeceğine inanmaktadır; Çünkü bu iş müstehap olduğu bile ispatlanmamış bir şeyi (bidati) namaza eklemek sayılır. Diğer dört mezhebin ise bu konuda farklı görüşleri vardır. Şöyle ki: Meşhur üç mezhep onu namazın sünnetlerinden bilmekteler; oysa dördüncü mezhep müstehap olduğuna inanmaktadır.

Cezirî bu konuda şöyle yazıyor: Namazın sünnetlerinden biri de kişinin namazda Fatiha suresinden sonra "amin" demesidir.[1] Fatiha'dan sonra "amin" demek cemaat namazında imamla me'mum için ve yine namazını tek başına kılan kimse için (uyulması gerekli)  sünnettir …" Üç mezhep imamı bu hususta ittifak etmişlerdir; fakat Malikî mezhebi "amin" demenin sünnet değil, müstehap olduğuna inanmaktadır."[2]

Açıktır ki, namazda "amin" demenin hükmünde ortaya çıkan bu ihtilaf, fetvaya kaynak teşkil eden şer'î delillerden kaynaklanır. Başka bir tabirle, Sunnî ve Şiî mektepleri şerî hükmü anlayıp çıkarmak için farklı delillere dayanmışlardır.

Bu araştırmada, bir takım başlıklar altında, hangisinin görüşünün Resulullah'ın (s.a.a) sünnetine daha yakın olduğunu anlamak için meseleyi her iki mektep açısından inceleyemeye çalışacağız.

1.        Konu: 

İbadetlerin Tevkifi Oluşu (Şeriat Tarafından Belirlenmesi):

Namaz ibadettir ve ibadetler ise yerinde ispat olduğu üzere miktar, şekil, edâ, kaza, farz ve müstehap oluşları ve eczâsı ve şartları bakımından tevkifîdirler yanı ancak şeriatin belirlediği şekilde yerine getirilmeleri gerekir. Buna göre,  Resul-i Ekrem'in (s.a.a) beyan buyurduğu namazın kılınış şeklinden delilsiz olarak dışarı çıkmak bid'at sayılmakta ve namazı batıl etmektedir.

Bu esas bütün İslam mezheplerinin ittifak konusu olup bunda hiç bir ihtilaf söz konusu değildir.

Merhum Kaşifu'l-Gita şöyle diyor:

"Yasama yetkisi şeriata ait olan ibadetlerin muamelelerin vb. konuların şerî olmayan bir kaynağa dayandırılarak yapılması caiz değildir. O halde biri, bir teklifi usul veya füruda, ibadet veya muamelatta şerî bir kaynağa istinat etmeden yerine getirirse ve maksadı kişilerin kendisini izlemesini veya bu hükmünün kalması olursa, bu konuda şeriate istinat etmezse dinde icatçı olur ve eğer şeriate istinat ederek hükmederse bid'atçı sayılır. İbadette bid’at çıkarmak sünnetin karşısında yer alıştır. Bir kimse bir ameli, dine geçmesini kast etmeksizin şerî kaynaklara istinat etmeden şerî teklifler arasına sokarsa dinde yeni bir şeriat çıkarmaya yeltenmiş sayılır."[3]

Buna göre ibadetler ve hükümlerinin mahiyetinin beyan etmek sadece Şari'e (Allah Teala ve Peygamberine) düşer.[4] 

İbn Kudamme'nin eseri olan el-Muğnî kitabında şöyle geçer: "Halis ibadetler yüzde yüz tevkifidirler ve onların hiç biri, özellikle namaz kıyas ve ta'lil'le ispatlanmaz. Elbette Kutlu Şari' namazın hutbelerinde belli kelimeleri söylememizi gerekli kılmamıştır; çünkü hutbeler öğüt ve nasihat için olup durum ve şartlara göre değişir; fakat namaz konusunda, Resul-i Ekrem (s.a.a), "Benim nasıl namaz kıldığımı görüyorsanız siz de öyle namaz kılın"[5] buyurmuştur.[6]

Böylece muamelatla ibadetlerin farkı açıklık kazanır.: Çünkü muamelat kişinin maksadını anlatacak kavram ve sözcüklerin kullanılmasına veya bu sözcüklerin yerini alacak diğer şeylere dayanır.  Başka bir ifadeyle, muamelat ibadetlerin aksine nitelik açısından itibarî ve ca'lidir; şeriat tarafından bağlayıcılığı olacak şekilde tevkifî değildir.

Bu girişten sonra ihtilaf konusu olan "amin" kelimesini inceleyelim: Acaba bu kelime Fatiha suresinden sonra okunması müstehap olan kelimelerden midir, yoksa okunmadığı takdirde namazı batıl eden Resulullah'ın (s.a.a) sünnetlerinden midir? Yoksa tam aksine, bu kelimenin namazda söylenmesi Resulullah'ın (s.a.a) sünnetinde geçmeyen ve söylenmesi namazı batıl eden bir fazlalık mı sayılır?

2. Konu: 

Sihah Kitaplarında Namazın Keyfiyeti

Resulullah'ın (s.a.a) namazını nasıl kıldığını anlatan hadislere müracaat ettiğimizde bu konudaki doğru görüş ortaya çıkar. Sihah diye bilinen önemli hadis kaynaklarında nakledilen ve Resulullah'ın (s.a.a) namazının şeklini ayrıntılı bir şekilde açıklayan hadislere müracaat ettiğimizde Resulullah (s.a.a)’in namazda Fatiha suresinden sonra "amin" demediğini görmekteyiz.

Bu hadislerden biri, muhaddislerden bir kaçının naklettiği Ebu Humeyd-i Saidî'nin rivayetidir; biz burada bu hadisi Sünen-i Beyhakî'den naklediyoruz:

"Ebu Ali Abdulhafız şöyle rivayet etmiştir: Ebu Humeyd-i Saidî -ashaptan bir gruba-, size Resulullah'ın (s.a.a) nasıl namaz kıldığını anlatayım, dedi. Onlar, nasıl söyleyeceksin bunu, dediler; sen ne bizden fazla o hazretin yanında kaldın ve ne de bizden önce onunla birlikteydin?! Ebu Humeyd, doğrudur, dedi. Onlar, Buna rağmen bu konuda ne biliyorsan söyle dediler. Ebu Humeyd dedi ki: Resulullah (s.a.a) namaza başlamak istediğinde ellerini omuzlarına kadar kaldırarak tekbir getiriyordu. Vücudunun bütün uzuvları hareketsiz durduğu zaman okumaya başlıyordu. Kırattan sonra ellerini omuzlarına kadar kaldırarak tekbir getirip rükuya gidiyordu. Rükuda ellerinin ayasını diz kapaklarına bırakıyordu. Sonra başını oynatmadan doğruluyor, başını kaldırıp "Semiallahu li men hamideh" diyordu. Sonra ellerini omuzlarına kadar kaldırıp vücudunun bütün azası hareketsiz kalınca "Allah-u Ekber" söylüyor, peşinden ellerini vücudunun yan taraflarından uzaklaştırarak secdeye gidiyordu. Sonra secdeden kalkıp sol ayağını katlayıp onun üzerine oturuyordu. Secdede, ayak parmaklarını açıyordu. Sonra ikinci secdeye gidiyordu. İkinci secdeden kalkınca "Allah-u ekber" diyor ve ayağını katlayarak dengeli bir biçimde onun üzerinde oturur ve vücudunun bütün organları sakinleşiyordu. .

Sonraki rekatta da aynı şekilde yapıyordu. Sonra ikinci rekattan kalkınca namazın başlangıcında yaptığı gibi ellerini omuzlarının hizasına kadar kaldırıp tekbir getiriyordu. Peşinden namazın selamını vermesi gereken son secdesine kadar geri kalan bölümünde de bu işi yapıyordu. Bu secdeden kalkınca sol ayağını biraz arkaya çekerek sol kalçası üzerine oturuyordu."

Oradakilerin hepsi, "Doğru söylüyorsun" dediler, "Resulullah (s.a.a) böyle namaz kılıyordu."[7]

Aşağıdaki nükteler bu hadisle delil getirmenin doğru olduğunu ortaya koymaktadır:

1- Ebu Humeyd'in sahabenin ileri gelenlerinden büyük bir grubu tarafından tasdiklenişi,[8] hadisi güçlendirip diğer delillere tercih edilmesi gerektiğini gösteriyor.

2- O namazın farzlarıyla sünnetlerini açıklamasına rağmen "amin" demeye değinmemiş, buna rağmen sahabe onu eleştirmemiş ve onun aksine bir şey söylememişlerdir; halbuki sahabe ilk başta onun Resulullah'ın (s.a.a) namazını herkesten daha iyi bildiğine kabul etmedikleri için ona kusur bulmak istiyorlardı. Buna rağmen sonunda hepsi, "Doğru söylüyorsun; Resulullah (s.a.a) böyle namaz kılıyordu" demişlerdir. Mevzu üzerinde müzakere etmekte olan o on kişinin bu noktayı hatırlatmayı unutmuş olmaları çok uzak bir ihtimaldir.

3- "Bu hadis mutlaktır ve 'amin' demeyi bildiren hadislerce takyit edilir"  söylenemez. Çünkü Ebu Humeyd namazın bütün farzlarını, sünnetlerini, müstehaplarını ve bütün heyetini açıklıyordu; Resulullah'ın (s.a.a) namazı nasıl kıldığını açıklayıp insanlara öğretiyordu; böyle bir konumda namazın bir yerini atması nakilde hiyanet sayılır; onun ve oradaki diğer sahabelerin de böyle bir işi yapmış olmaları çok zayıf bir ihtimaldir.

4- Resulullah'ın (s.a.a) "amin" dediğini bildiren hadisleri rivayet eden Ebu Hureyre gibi bazı sahabeler orada bulunmalarına rağmen   Ebu Humeyd'e itiraz etmemişlerdir. Tüm bunlar gösteriyor ki namazda "amin" demek namazın ne sünnetlerindendir ve ne de müstehaplarından..

3. Konu:

Ehlibeyt’e Göre Namazda "Amin" Demenin Hükmü

Ehlisünnet'in Sihah'larında Resulullah'ın (s.a.a) nasıl namaz kıldığıyla ilgili hadisleri inceleyip namazda Fatiha'dan sonra "amin" demenin Resulullah'ın (s.a.a) sünnetlerinden olmadığını gördükten sonra Ehlibeyt Mektebi kitaplarında nakledilen ve Ehlibeyt İmamlarının[9], dedelerinin sünnetini korumak için namazda "amin" dememek gerektiğini vurguladıklarını bildiren hadisleri inceleyelim.

Burada Ehlibeyt İmamlarından (a.s) nakledilen birkaç nassa işaret edeceğiz:

1- Muhammed b. Yakub, Ali b. İbrahim'den, babasından, Abdullah b. Muğayre'den, Cemil'den, İmam Sadık'tan (s.a.a) şöyle rivayet etmiştir: "Cemaat namazında olursan, imam Fatiha Suresini bitirdikten sonra sen peşinden 'el-hamdulillahi rabbi'l - alemin' de; Amin deme!."

Yine Muhammed b. Hasan kendi senediyle Muhammed b. Yakub'dan bunun benzeri bir hadis nakletmiştir.

2- Muhammed b. Yakub'dan, Muhammed b. Sinan'dan, İbn Mesken'den, Muhammed-i Halebi'den şöyle rivayet edilmiştir: İmam Sadık'tan (a.s), "Fatiha'dan sonra 'amin' deyeyim mi?" diye sordum, İmam (a.s), "Hayır" buyurdu.

3- Zurare'nin İmam Bâkır'dan (a.s) naklettiği rivayette ise şöyle geçmektedir: "Asla Fatiha suresinden sonra 'amin' deme. Fakat istersen, 'elhamdulillahi rabbi'l alemin' de."[10]

4. Konu:

Ehlibeyt İmamlarına (a.s) Göre Namaz Nasıl Kılınır

Yukarıda, Ehlibeyt (a.s) açısından namazda 'amin' söylemenin hükmüne değindik. Ehlibeyt Mektebinin hadis kaynaklarında namazın nasıl kılındığını açıklayan hadisleri inceleyecek olursak yine namazda Fatiha Suresinden sonra 'amin' denilmediğini görürüz. Aşağıda bu konuda rivayet edilen, senet ve delalet bakımından güvenilir olan bazı hadislere değineceğiz:

Birinci Hadis: Muhammed b. Hüseyin kendi senediyle Hammad b. İsa'dan şöyle rivayet eder: Bir gün İmam Sadık (a.s) benden, "Ey Hammad! Namazı iyice biliyor musun?” diye sordu.

Ben, "Efendim" dedim; "Ben Hariz'in namaz hakkındaki kitabını ezbere biliyorum (ve ona uygun namaz kılıyorum)."

Bunun üzerine İmam (a.s): "Önemi yok" buyurdu, "Ayağa kalk namaz kıl." (Ben ayağa kalkıp namaz kıldım. Sonra İmam şöyle buyurdu:) "Ey Hammad! Namazı iyice bilmiyorsun. Sizden birinizin altmış veya yetmiş yaşında olmasına rağmen bütün şartlarını yerine getirerek bir tek namaz bile kılmamış olması ne kadar kötüdür!"

Ben çok utandım; bunun üzerine, "Fedanız olayım; namazı bana öğretin" dedim.

Eba Abdullah (a.s) ayağa kalkarak kıbleye doğru durdu. Parmakları birbirine bitişik olduğu halde ellerini bacaklarına bıraktı. Ayaklarını da aralarında üç açık parmak kadar mesafe kalacak kadar birbirine yaklaştırdı. Tam bir huzu ve huşu içerisinde ayaklarının parmak uçlarını kıbleye doğru çevirdi; kıbleden sapmamalarına dikkat ediyordu. Sonra "Allah-u Ekber" dedi. Sonra Fatiha Suresini ve peşinden de İhlas Suresini ağır ağır kelimeler anlaşılacak şekilde okudu. Sonra biraz bekleyip bir nefes aldı. Sonra ayakta durduğu halde "Allah-u Ekber" dedi. Peşinden rükuya gidip ellerinin ayasını dizlerine bıraktı. Rükuda dizlerini sonuna kadar düzeltti; arkası tamamen düz oldu.  Öyle ki sırtına bir damla su dökülecek olsaydı yere dökülmezdi. Boyunu saf tutmuş ve gözlerini yummuştu. Üç defa tane tane ve anlaşılacak şekilde "Subhane rabbiye'l azim-i ve bihamdih" söyledi. Sonra rükudan kalktı. Dümdüz ve hareketsiz durduğu halde, "Semiallahu limen hamideh" söyledi.

Peşinden ayakta, ellerini yüzünün hizasına kadar kaldırarak tekbir getirdi, sonra secdeye gitti. Ellerini dizlerinden önce yere bıraktı ve secdede üç defa, "Subhane Rabbiye'l - a'la ve bihamdih" dedi. Bu halde bedeninin bir yerini başka bir yerine bırakmadı. İmam (a.s) sekiz uzvu üzerinde secdeye gitti: Alın, iki elin içi, iki diz kapakları, ayakların iki büyük parmağı ve burun. Yedi uzvu yere bırakmak secdenin farzı, burunu yere bırakmak ise sünnetidir. Sonra başını secdeden kaldırdı ve tamamen oturduktan sonra, "Allah-u Ekber" dedi. Otururken sağ ayağın üstünü sol ayağın iç kısmına bırakıp sol yanı üzerine oturdu. Ve "Allah-u Ekber" dedikten sonra "Estağfirullahe rabbi ve etubu ileyh" dedi. Sonra oturduğu halde tekbir getirdi ve peşinden ikinci secdeye gidip birinci secde gibi yerine getirdi.  Rüku ve secde halinde bedeninin hiçbir uzvunu bir yere yaslamamıştı ve secdede kollarını bedeninden uzaklaştırmış, yere bırakmamıştı. Bu şekilde iki rekat namaz kıldıktan sonra şöyle buyurdu:

"Ey Hammad! Böyle namaz kıl. Etrafına bakma; ellerin ve parmaklarınla oynama. Sağa, sola ve öne tükürme."[11]

Sonraki raviler namazın kılınış şeklini aynı şekilde nakletmişlerdir bu rivayetlerde görülen az fark ise rivayet kanallarının farklılığından kaynaklanıyor; bu nedenle bu hadisteki bütün ravilerin sıka ve güvenilir olduğunu ispatlamak mamacıyla rivayetteki ricallere ve onların güvenirliğine dipnotta değineceğiz; halbuki namazda "amin" söylemenin farz olduğuna inananların rivayetlerinin senedinde bu güvenirliği göremiyoruz.

İkinci Hadis: Muhammed b. Yakub'dan, Ali b. İbrahim'den, babasından, dedesinden, Hammad b. İsa'dan.[12]

Üçüncü Hadis: Bu hadisi Merhum Kuleynî, Ali b. İbrahim'den, babasından, Hammad b. İsa'dan rivayet etmiştir.[13]

Dördüncü hadis: Bu hadisi Muhammed b. Yakub, Ali b. İbrahim'den, babasından, Muhammed b. İsmail'den, Fazl b. Şazan'dan, Muhammed b. İsa'dan, Ahmed b. Muhammed'den ve hepsi Hammad b. İsa'dan, Hariz'den, Zurare'den, İmam Sadık'tan (a.s) rivayet etmişlerdir.[14]

Beşinci hadis: Bu hadis aynı senetle Hammad b.İsa'dan, Hariz'den Zurare'den nakledilmişdir.[15]

Altıncı hadis: Şeyh Saduk bunu İlelu'ş - Şerayi' kitabından Muhammed b. Macilveyh'ten, Ali b. İbrahim'den, babasından, Hammad'dan rivayet etmiştir.[16]

Yedinci hadis: Bu hadisi Ali b. İbrahim, babasından, Muhammed b. İsmail'den, Fazl b. Şazan'dan ve hepsi İbn Ebi Umeyr'den, o da Muaviye b. Ammar'dan, İmam Sadık'tan (a.s) rivayet etmiştir.[17]

5. Konu:

Ehlibeyt Mektebi Ulemasının Namazda "Amin" Demek Konusunda Görüşü

İmamiyye uleması Ehlibeyt İmamlarını (a.s) izleyerek bu konuda tavır takınmışlar ve  fetva vermişlerdir. Burada İmamiyye ulemasının büyüklerinden bazılarının Resulullah'ın (s.a.a) sünnetiyle uyum içerisinden olan görüşlerine değineceğiz:

Şeyh Mufid:

Şeyh Mufid namazın sünnetlerine değindikten sonra şöyle yazıyor: "Sonra Fatiha ve İhlas Suresi okunur ve her iki sureye "Bismillahirrahmanirrahim"le başlanır… Fatiha Suresi okunduktan sonra 'amin' söylenmez…"[18]

Seyyid Murtaza Alemu'l - Huda:

"İmamiyye mektebinin özelliklerinden biri de namazda Fatiha Suresinden sonra 'amin' dememektir; oysa diğer mezheplerin fakihleri bunu sünnet bilmektedirler."[19]

Seyyid Murtaza daha sonra şöyle devam ediyor: "Bizim bu fetvaya delilimiz İmamiyye'nin namazda bu kelimenin söylenmesinin bid'at olup namazı batıl ettiğine ve namazda bu kelimenin terk edilmesinin ihtiyata uygun olduğuna dair ittifak içerisinde olmasıdır; çünkü bu kelimeyi terk edenin günahkâr ve namazı batıl olmadığında hiçbir ihtilaf yoktur; aksine bu kelimeyi söylemek konusunda ihtilaf vardır. İmamiyye namazda bu kelimeyi söylemenin namazı batıl ettiği ve terk edilmesinin ihtiyata uygun olduğu görüşündedir. Yine bu kelimenin Kur'ân'ın bir cüzü olmadığında ve tek başına bir dua veya zikir de olmadığında hiçbir ihtilaf yoktur. Bu durumda bu kelime söylenecek olursa namazda Kur'an ve tesbih olmayan bir kelime söylenmiş olur.

Bu kelime, kendisinden önce geçen "İhdina's - sırate'l - mustakim" (bizi doğru yola hidayet et) duası için amin söylemektir denilecek olursa, buna şu cevabı veririz:

Dua kasıt ve niyetle yapılmalıdır; fakat namazda Fatiha Suresini okuyan kimsenin maksadı Kur'an okumaktır, dua değil ve dua kastı olmadan Kur'an okunması da caizdir.

Muhaliflerimiz namazda bu kelimenin demenin sünnete uygun olduğuna ve namaz kılan kişinin dua kastı olmaksızın bunu söyleyebileceğine inanmaktadırlar. Biz ise diyoruz ki: Bir kimsenin bu kelimeyi dua kastı etmeden söylemesi namazını batıl edeceği ispatlandıktan sonra, dua kastı ederek söylemesi durumunda da namazını batıl edeceği ispatlanmaktadır; çükü hiç kimse bu ikisi arasında bir fark gözetmemiştir.[20]

Şeyh Tusî:

Şeyh Tusî şöyle yazıyor: "Amin" kelimesi ister sesli söylensin ister sessiz, İster Fatiha Suresinden sonra olsun ister önce, ister imam tarafından söylensin ister me'mum tarafından her durumda namazı batıl eder.

Bizim buna delilimiz İmamiyye ulemasının ittifakıdır; çünkü "amin" söylemenin namazı batıl ettiği konusunda aralarında hiçbir ihtilaf yoktur, yine bu kelimeyi söylemeyen bir kimsenin namazının doğru olduğunda da hiçbir ihtilafları yoktur.[21]

Şeyh Tusî "Mebsut" adlı kitabında ise şöyle diyor: Namazda terk edilmesi gereken şeyler farz ve sünnet olmak üzere iki kısımdır. Terk edilmesi farz olan şeyler ise dört şeydir: Elleri bağlamak, Fatiha Suresinde veya onun sonunda "amin" söylemek…[22]

6. Konu:

Ehlisünnet Mektebi Ulemasının Namazda "Amin" Demek Konusunda Görüşü

Ebu Hanife ve Süfyan şöyle diyorlar: Bu kelimeyi imam yüksek sesle, me'mum ise alçak sesle söyler.[23]

Malik'ten bu konuda iki rivayet nakledilmiştir. Biri Ebu Hanife'nin sözü gibidir[24] ve diğeri ise esasen bu kelimenin söylenmemesidir.[25]

Şafiî diyor ki: "Me'mum bu kelimeyi kendisinin duyacağı bir şekilde söylemelidir."[26] Başka bir yerde ise, "Bu kelimeyi yüksek sesle söylemelidir" diyor.[27]

Şafî'nin izleyicilerinin bu konuda farklı görüşleri vardır. Bir grup, "Bu konuda iki görüş vardır" derken, başka bir grup, "Cemaat safları az ve cemaat imamının sesini duyacak şekilde birbirine yakın olursa (me’mumlara) alçak sesle söylemek müstehaptır. Fakat cemaat safları fazla ve uzun olur, cemaatin birçoğu imamın sesini duymazsa, bu durumda diğer saftakilerin duyması için me’mumların yüksek sesle söylemesi müstehaptır" söylemektedir.[28]

Ahmed, İshak, Ebu Sevr, ve Ata demişlerdir ki: "Me'mumların sesli söylemeleri müstehaptır."[29]

Nevevî "Ravzatu't - Talibin"de şöyle diyor: "Namaz veya namaz dışında Fatiha suresini okuyan bir kimsenin ondan sonra 'amin' demesi müstehaptır." Daha sonra şöyle diyor: "Bu işin müstehap oluşu imam, me'mum ve namazını yalnız kılan kimse için eşittir."[30]

Şevkanî ise şöyle diyor: "Hafız 'amin' söylemenin meşruiyeti hakkında diyor ki: Bu iş cumhura göre müstepahtır. İbn-i Bezize ise bazı ilim sahiplerinden şöyle nakletmektedir: Emir kipinin farzda zuhur etmesi nedeniyle me'mumun namazda 'amin' demesi farzdır.  Zahiriye onu namaz kılan herkes için farz bilmiştir. Oysa hadisin zahiri bunu sadece me'muma farz bilmektedir; o da mutlak olarak değil, sadece imamın amin demesi kaydıyla. Fakat cemaat imamına ve namazını fürada (yalnız başına) kılan kimse için müstehaptır."[31]

7. Konu:

Namazda 'Amin' Demek Konusunda Sihah Kitaplarının Rivayetleri

Namazda 'amin' demekle ilgili olarak Ehl-i Sünnet fakihlerinden çeşitli görüşler nakledilmiştir. Onlardan bazıları namazda 'amin' söylemenin sünnet olduğuna, diğer bazısı ise müstehap olduğuna inanmaktadır. Açıktır ki bu ihtilaf onların istinat ettikleri hadislere dayanmaktadır. Dolayısıyla bu hadislerin senetlerini ve bu hadislerle ilgili tartışmaları incelememiz gerekir.

Açıktır ki, bir hadisin senedi itibarını kaybederse delaleti de kendiliğinden düşer. Bu durumda sünnet veya müstehap olduğuna fetva verebilmek için bir delil kalmaz oysa ki biz namazda 'amin' söylemeye işaret etmeyen sahih hadisler naklettik.

'Amin' söylemenin meşru olduğuna inananlar çeşitli rivayetlere istinat etmişlerdir biz sadece Ehlisünnet'in sihah-ı sitte kitaplarında geçen rivayetleri zikretmekle yetineceğiz. Ravilerin itibarı bakımından bu rivayetler iki gruba ayrılırlar:

1- Senet silsilesi Ebu Hureyre'ye varan hadisler.[32]

2- Senet silsilesi Ebu Hureyre'den başkasına varan rivayetler.

Ehlisünnet ulemasının rical ilmindeki ölçülerini göz önünde bulundurduğumuzda, her iki gruptaki rivayetlerin sahih senetlerle nakledilmediğini görmekteyiz.

1. Kısımdaki rivayetlere gelince bunları muteber kabul etmememizin sebebi şu ki Ebu Hureyre güvenilir değildir.

"Resulullah'ın (s.a.a) en güvenilir sahabesi olan ve o hazretten beş binin üzerinde hadis naklederek en fazla hadisi rivayet eden Ebu Hureyre'nin rivayetleri nasıl bir kenara itilebilir ve onların nasıl güvenilir olmadığı söylenebilir?!" şeklinde itiraz edilecek olursa buna şöyle cevap veririz:

Bir kişinin sahabeden olması ve çok rivayet nakletmesi onun güvenilir olduğunu göstermez Çünkü Ebu Hureyre'nin rivayetlerini reddeden ve kenara iten ulamanın delilleri çok güçlü ve tevil edilmeyecek niteliktedir. Burada onlardan bazılarına değinelim:

1- Tarihçiler şöyle diyorlar: Ömer b. Hattab hicretin 21. yılında Ebu Hureyre'yi Bahreyn valiliğine atadı. Bir süre sonra halife Ebu Hureyre'nin çok miktarda mal topladığını ve kendisine çok sayıda at satın aldığını duydu!! Bunun üzerine halife Ömer hicretin 23. yılında onu makamından azlederek kendi yanına çağırdı. Ebu Hureyre, Ömer'in yanına gidince halife Ömer onu kınayarak şöyle dedi: "Ey Allah ve Kur'an'ın düşmanı! Allah'ın mallarını mı çalmışsın?!"

Ebu Hureyre, "Hırsızlık yapmadım; bu mallar halkın bana verdikleri hediyelerdir!" dedi.[33]

İbn Sa'd, İbn Hacer-i Askalanî ve İbn Abdurabbih şöyle nakletmişlerdir: Halife Ömer onu yargılayınca ona, "Ey Allah'ın düşmanı!" dedi, "Seni Bahreyn'e vali tayin ettiğim zaman yalınayaktın; fakat şimdi bin altı yüz dinara bir at sürüsü satın aldığını duydum!"

Ebu Hureyre ise şöyle dedi: "Bunlar halkın bana hediyeleridir; atlar yavrulayarak çoğaldılar !"

İbn Ebi'l-Hadid ise Ebu Cafer-i İskafî'den şöyle nakletmektedir: Ebu Hureyre şeyhimizi görüşüne göre yerilmiş biri olup rivayetleri kabul edilmez. Ömer onu kırbaçlayarak, "Yeter artık" dedi; "Resulullah'tan (s.a.a) o kadar hadis rivayet ettin ki, bu halinle o hazrete yalan sözler isnat etmek sana yakışır!"[34]

Ve yine halife Ömer b. Hattab'ın Ebu Hureyre'yi kınayıp, kırbaçladığı, Resulullah'ın (s.a.a) hadislerini rivayet etmesini yasakladığı ve şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Resulullah'tan (s.a.a) hadis rivayet etmekte o kadar ileri gittin ki, bu halinle o hazrete yalan sözler isnat etmek sana yakışır! Resulullah'tan (s.a.a) hadis rivayet etmeye bir son vermezsen seni kabilen olan Dus'a veya Şam'a sürgün ederim."[35]

2- İbn Ebi'l - Hadid hocası Ebu Cafer İskafî'den şöyle nakletmektedir: Emirulmüminin Ali b. Ebutalib (a.s) şöyle buyurmuştur: "Bilin ki Resulullah'a (s.a.a) karşı insanların en yalancısı - (veya şöyle buyurdu:) yeryüzünde yaşayanların en yalancısı- Ebu Hureyre-i Devsî'dir!!"[36]

3- İbn Kuteybe, Hakim, Zehebî ve Müslim şöyle nakletmişlerdir: Aişe, defalarca, "Ebu Hureyre yalancıdır. O, Resulullah'ın (s.a.a) dilinden bir çok hadis uydurmuştur!!" demiştir.[37]

4- Bütün Mu'tezile şeyhleri ve Hanefî mezhebi uleması Ebu Hureyre'nin rivayetlerinin kabul edilemeyeceğini vurgulayarak kenara bırakmış ve demişlerdir ki: Ebu Hureyre'nin rivayetine dayanılarak verilen bütün hüküm veya fetvalar batıldır ve onlara amel edilemez.[38]

Ebu Hanife şöyle diyor: Resulullah'ın (s.a.a) ashabının hepsi bana göre sıka ve adildirler; onlar kanalıyla nakledilen hadis bana göre sahihtir ve kabul edilir. Sadece Ebu Hureyre, Enes b. Malik ve Semeret b. Cundeb kanalıyla nakledilen hadisleri kabul etmem. Onların kanalıyla nakledilen bir hadis merdud ve metruktur (reddedilmiştir; terk edilmesi gerekir).[39]

Ebu Hureyre hakkında bu söylenenlere rağmen onun namazda 'amin' söylemekle ilgili naklettiği rivayetlere nasıl istinat edilebilir?!

İkinci kısımdaki rivayetleri ise şu şekilde sınıflandırabiliriz:

A- Sünen-i İbn Mâce'de[40] Geçen Rivayetler:

1- Osman b. Ebi Şeybe bize şöyle anlattı, Humeyd b. Abdurrahman bize şöyle anlattı, İbn Ebi Leyla bize şöyle anlattı, Selmet b. Kuheyl'den, o da Hucciyet b. Adiy'den, o da Ali'den (a.s)  şöyle dedi: Resulullah'ın (s.a.a) 'Veladdâllîn' kelimesinden sonra 'amin' dediğini duydum.

2- Muhammed b. Sabbah ve Ammar b. Halid-i Vasitî bize anlatarak dediler ki:, Ebubekir b. Ayyaş bize şöyle anlattı Ebu İshak'tan, o da Abdulcabbar b. Vail'den, o da babasından şöyle dedi: “Resulullah'la (s.a.a) birlikte namaz kıldım. Hazret "Veladdâllîn" kelimesinden sonra "Amin" dedi ve biz bu kelimeyi ondan duyduk.”

3- İshak b. Mensur bize şöyle anlattı, Abdussamed b. Abdulvaris bize bildiri, Hammad b. Seleme bize şöyle anlattı, Suheyl b. Ebi Salih'ten, babasından, Aişe'den Resul-i Ekrem'den (s.a.a)  şöyle buyurdu: "Yahudiler selam vermek ve amin söylemek gibi hiçbir konuda sizi kıskanmazlar."

4- Abbas b. Velid-i Hallal-i Dimaşkî bize şöyle anlatttı, Mervan b. Muhammed ve Ebu Mushir bize şöyle anlatttı, o ikisi şöyle dediler: Halid b. Yezid b. Subeyh-i Merrî' bize şöyle anlattı:  Talha b. Amr bize şöyle anlattı Ata'dan, İbn Abbas'tan o şöyle dedi: Resulullah (s.a.a) şöyle dedi: "Yahudiler amin söylemek gibi hiçbir konuda sizi kıskanmazlar; o halde çok amin deyin."

Bu rivayetlerin hepsi senet yönünden problemlidir; çükü:

1. Rivayet: Beşşar Avvad birinci rivayet hakkında şöyle demiştir: Bu rivayetin senedindeki Humeyd b. Abdurrahman b. Ebi Leyla çok kötü bir hafızaya sahip olduğu için senedi zayıftır.[41]

Şu'be şöyle diyor: İbn Ebi Leyla gibi konuları kötü ezberleyen birini görmedim."[42]

Ebu Hatem, Hucciyet b. Adiy hakkında şöyle demiştir: Onun hadisiyle bir şeye delil getirilmez; çünkü onun rivayeti meçhul gibidir.[43]

2. Rivayet: ikinci rivayet hakkında ise Beşşar Avvad şöyle diyor: Onun senedi kopuk olması nedeniyle zayıftır; çünkü Abdulcabbar b. Vail b. Hicr, babasından bir şey duymamıştır.[44]

Buharî şöyle diyor: Muhammed b. Hicr (Abdulcabbar b. Vail) babası Vail'den altı ay sonra dünyaya gelmiştir.[45]

İbn Habban diyor ki: Abdulcabbar b. Vail babasının ölümünden altı ay sonra dünyaya gelmiştir; çünkü Vail b. Hicr ölünce Abdulcabbar'ın annesi ona hamileydi ve bu tür kopuk rivayetlerle hiçbir şey ispatlanamaz.[46]

3. Rivayet: Üçüncü rivayete gelince; bu rivayetin senedinde Suheyl b. Ebi Salih vardır ve onun naklettiği rivayetle de delil getirilmez.

Ed-Devri, İbn-i Muin'den şöyle naklediyor: Suheyl b. Ebi Salih ve Ala b. Abdurrahman'ın naklettikleri hadisler birbirinin aynısıdır; onlarla delil getirilmez; Ebu Hatem şöyle demiştir: Suheyl'in hadisi yazılır, fakat onunla delil getirilmez.[47]

4. Rivayet: Dördüncü rivayete gelince; Beşşar Avvad onunla ilgili şöyle diyor: Onun senedi çok zayıftır.

Buseyrî de şöyle demiştir: Bu senet zayıftır; çünkü rical uleması Talha b. Amr'ın zayıf olduğu konusunda görüş birliği içerisindedirler. Onun hadisleri terkedilmiş ve zayıftır.[48] 

İbn-i Muin de kendi tarihinde şöyle kaydetmiştir: Yahya'dan, "Talha b. Amr zayıftır" dediğini duydum.[49]

İbn-i Sa'd şöyle yazıyor: Talha b. Amr hicri 102 yılında Mekke'de vefat etti. O birçok hadis nakletmiştir ve çok zayıftır.[50]

B. Sünen-i Ebi Davud'da Geçen Rivayetler:

1- Muhammed b. Kesir bize şöyle anlattı: Süfyan bize şöyle bildirdi: Seleme’den Hicr b. Anbes-i Hazremi'den, Vail b. Hicr'den şöyle dedi: Resulullah (s.a.a) "Velazzâllîn" söyledikten sonra yüksek bir sesle "âmin" diyordu.

2- Muhalled b. Halid-i Şairî bize şöyle anlattı, İbn-i Numeyr bize şöyle anlattı, Ali b. Salih bize şöyle anlattı, Selemet b. Kuheyl'den, Hicr b. Anbes'ten, Vail b. Hicr'den  Resulullah'ın (s.a.a) arkasında namaz kıldım. O hazret yüksek sesle "âmin" dedi; sağ ve sol tarafına selam verdi; öyle ki yüzünün beyazlığını gördük.

3- İshak b. İbrahim b. Rahveyh bize şöyle anlattı, Veki' b. Süfyan bize şöyle bildirdi: Asim'den, Ebi Osman'dan, Bilal'dan şöyle demiştir: "Ya Resulullah!  âmin demede benden öne geçmiyorsun.

4- Velid b. Utbe-i Dimaşkî ve Mahmud b. Halid, bize şöyle anlattılar Feryabî bize şöyle anlattı, Sahih b. Muhrez-i Hamsî'den, Ebu Misbeh Mikraî bana şöyle anlattı  Ashaptan olan Ebu Zuheyr-i Nemirî'nin yanında oturuyorduk. O da bize en güzel hadisleri rivayet ediyordu. Birimiz dua ettiğimizde o, "Duanın sonunda 'âmin' söyleyin; çünkü âmin söylemek mektubun altına vurulan mühür gibidir" diyordu.

O, bu işin felsefesiyle ilgili olarak şöyle diyordu: Bir gece Resulullah'la (s.a.a) birlikte dışarı çıktım. Yolda dua ederek Allah’tan ısrarla bir takım şeyler isteyen bir kişiyle karşılaştık. Resulullah (s.a.a) durup o adamı dinledikten sonra şöyle buyurdu: "Onu bitirseydi yerine getirilirdi." Oradakilerden biri, "Onu neyle bitirseydi yerine getirilirdi?" diye sordu. Resulullah (s.a.a) "Aminle" buyurdu; "İsteğini aminle bitirseydi yerine getirilirdi." Bu soruyu soran adam istekte bulunan adama giderek, "Ey falanca! Dileğini 'amin' kelimesiyle bitir dedi; böyle yapacak olursan dileğinin verileceğini müjdeliyorum sana; bu güzel bir kelimedir.

Ebu Davud diyor ki: Mikra Himyer kabilelerinden birinin ismidir.[51]

Bu rivayetlerin de hepsi problemlidir; çünkü:

Birinci hadisin senedinde ihtilaf edilmiştir: Hafız 'Talhis'de, "Bu rivayetin senedi sahihtir" demiştir. Darkuntî de bunu sahih bir rivayet bilmiştir. Diğer taraftan İbn-i Kuttan bu hadisi Hicr b. Anbes yüzünden illetli kabul etmiş ve o meçhuldür demiştir.[52]

İkinci hadisin de senedinde Ali b. Salih geçmiştir ve Tehzibu'l - Kemal kitabının sahibinin[53] dediğine göre doğrusu o, Ala b. Salih'tir. Onun sıka oluşunda ihtilaf edilmiştir: İbn-i Muin ve Ebu Hatem, "Onun bir problemi yoktur" demişlerken Medinî, "O beğenilmeyen ravilerden hadis rivayet etmiştir" demekte, Buharî ise, "Onun rivayetine amel edilmez" demektedir.[54] İbn-i Hacer Askalanî ise Tehzib adlı kitabında, "O doğru konuşan, fakat kuruntulara kapılan bir kişidir" demiştir.[55]

Üçüncü rivayetin senedinde Asımu’l-Ahvel geçmiştir. İbn-i Hebban, Yahya b. Said’ın ona teveccüh ve ilgisi azdı diye yazıyor. İbn-i İdris ise, Yahya'nın pazara gelerek, "Asım'ı bir kenara bırakın; ben ondan bir şey rivayet etmiyorum" dediğini gördüm.  Vuheyb de bazı tutumlarını beğenmediği için onun rivayetlerini terk etmiştir.[56]

Dördüncü rivayete gelince; onun da senedinde Ebu Mısbehi'l Mikraî geçmiştir; hâlbuki onun rivayetleriyle delil getirilmez. Ebu Hatem Razî diyor ki: Bu kişi künyesiyle bile tanımadığı halde ismiyle nasıl tanınır?! Ebu Amr ve en-Nemrî bu hadisi ondan naklederek, "Senedi doğru değildir" demişlerdir.[57]

C- Sünen-i İbn Tirmizi'de[58] Geçen Rivayetler:

1- Bindar Muhammed b. Beşşar bize şöyle anlattı,  Yahya b. Said ve Abdurrahman b. Mehdi bize anlatarak dediler ki: Süfyan bize şöyle anlattı, Selemet b. Kuheyl'den, Hıcr b. Anbes'ten, Vail b. Hicr'den şöyle rivayet etmiştir: Resulullah'ın (s.a.a), "Ğayri'l - mağzubi aleyhim ve-laz'zâllîn" dedikten sonra yüksek sesle ve uzatarak "âmin" dediğini duydum.[59]

2- Ebu İsa şöyle dedi: Ebubekir Muhammed b. Eban bize şöyle anlattı,  Abdullah b. Numeyr bize şöyle anlattı,  Alâ b. Salih-i Esedî bize şöyle anlattı, Selemet b. Kuheyl'den, Hıcr b. Anbes'ten, Vail b. Hıcr'den, Resulullah'tan (s.a.a) Süfyan'ın Selemet b. Kuheyl'den naklettiği hadisin aynısını nakletmiştir.[60]

Bu iki rivayet de problemlidir; çünkü:

Birinci rivayetin senedinde, bazılarına göre sözü hüccet olmayan ve delil olarak kabul edilmeyen Bindar geçmiştir. Bindar yalancılıkla suçlanmıştır. Felas onu yalanlamış ve Abdullah Devrekî onun hakkında şöyle demiştir: Yahya b. Muin'in yanında olduğum sırada Bindar'dan söz açıldı. Yahya'nın ona itina etmediğini ve onu zayıf saydığını ve yine Kavarirî'nin ondan memnun olmadığını gördüm.[61]

İkinci rivayet senet bakımından tam olmasına rağmen Şu'be'nin Selemet b. Kuheyl'den, Hıcr b. Anbes'ten, Aklama b. Vail'den, babasından, Resulullah'tan (s.a.a) naklettiği, "Resulullah (s.a.a) 'Ğayri'l - mağzubi aleyhim ve-laz'zâllîn' söyledikten sonra alçak sesle 'âmin' dedi" şeklindeki rivayetiyle çelişmektedir.[62] Çünkü ikinci rivayette, "Yüksek sesle ve uzatarak "âmin" dediğini duydum söylüyor; oysa bu rivayette, "Alçak sesle 'âmin' dedi" şeklinde aktarılmıştır.

Ebu İsa şöyle diyor: Ebu Zer'a'ya bu hadisi sorduğum zaman bana şöyle dedi: Bu konuda Süfyan'ın hadisi (birinci rivayet) daha sahihtir. Bu durumda iki riayet çelişerek itibarlarını kaybediyorlar.

Böylece bu hadislerin senet bakımından tam olmadıklarını görüyoruz.

Dünya Ehlibeyt (a.s) Kurultayı

ABNA.İR 



[1] - Ancak Ümmü'l-Kur'an'dan (Fatiha Suresi) sonra "amin" söylenir. Dolayısıyla insan Fatihadan sonra "amin" söylemezse Fatiha suresini tam olarak okumuş olmaz. Kitabu'l-umm, Şafiî, c.1, s.131. "et-Te'min-u inde'l- firağ-i min kıraat-i Ümmü'l-Kur'an" babı.

[2] - el-Fıkh-u ale'l Mezahibi'l Arbaa, Abdurrahman-i Cezirî, c.1, s.250, hukmu'l ityan-i bi-kavl-i amin.

[3] - Kaşifu'l-Gıta, Cafer Kaşifu'l - Gıta, c.1, s.269.

[4] - bkz. Fevaiudu'l - Hairiyye, s.478, faide: 38; Keşfu'l - Lisam, c.3, s.418.

[5] - Sahih-i Buharî, c.7, s.77; kitabu'l - edeb, c.8, s.133, "mâ câe fi icazeti'l-haberi'l-vahid fi'l ezan-i ve'l ikame" babı; Sünen-i Darkutnî, c.1, s.273, kitabu's-salat, "zikru'l-emr-i bi'l ezan-i ve'l ikame" babı.

[6] - el-Muğnî, İbn Kuddame, c.1, s.506.

[7] - Sünen-i Beyhakî, c.2, s.105; hadis: 2517; Sünen-i Ebu Davud, c.1, s.194; "ihtifah-i salat" babı, hadis: 730; Sünen-i Tirmizî, c.2, s.105, hadis: 304, "sıfatu's - salat" babı.

[8] - Onlardan bazıları şöyledir: Ebu Hureyre, Sehl-i Saidî, Ebu Useyd-i Saidî, Ebu Kutade, Haris b. Rabiî ve Muhammed b. Muslime.

[9] - Ehlibeyt aleyhimusselam, Resulullah'ın (s.a.a) Kur'an'ın dengi saydığı, Kur'an ve kendilerine sarılmayı farz kıldığı kimselerdir. Bu ikisinin dışındakileri izlemek caiz değildir; dolayısıyla eğer Resulullah'ın Ehlibeyt'i (Allah'ın selamın onların üzerine olsun) namazda "amin" söylemeyi yasaklamışlarsa, onlara itaat edilip namazda "amin" söylenilmemelidir.

[10] - Vesailu'ş - Şia, c.4, s.752, kitabu's - salat, "adem-u cevaz-i ta'min fi ahiri'l - hamd, hadis: 4.

[11] - Vesailu'ş - Şia, c.4, s.673, "ef'alus' - salat" babları, "keyfiyyetuha" babı, c.1; bu hadisin ricalleri sıkadırlar; nitekim Merhum Hoî'nin Mu'cem-u Rical-i Hadis'inde, c.1, s.191'de 10554. biyografide böyle geçmiştir. Bkz. El-Fihrist, Şeyh Tusî, s.61, 231. biyografi.

[12] - Biharu'l - Envar, c.84, s.185 - 186, el-İlel kitabından; Tehzibu'l - Ahkam, c.2, s.81, hadis sahih, ricalleri ise sıkadır.

[13] - Vesailu'ş - Şia, c.4, s.67, hadis: 2; bkz. Rical-i Neccaşî, 687. biyografi; el-Fihrist, Şeyh Tusî, s.61, 231. biyografi.

[14] - Vesailu'ş - Şia, c.4, s.675, hadis: 3, ricalleri sıkadır. Bkz. Mu'cem-u Rical-i Hadis, Ayetullah Hoî, c.18, s.50, 12037 biyografi ve c.15, s.84, 10235. biyografi ve c.18, s.137, 11977. biyografi ve aynı ciltte 800. biyografi; el-Fihrist, Şeyh Tusî, s.124, 552. biyografi ve 231. biyografi ve yine 239. biyografi; Rical-i Neccaşî, s.175.

[15] - Vesailu'ş - Şia, c.4, s.676, hadis: 4, ricali sıkadır; bkz. el-Fihrist, Şeyh Tusî, s.61, 231. biyografi ve s.62, 239. biyografi; Rical-i Neccaşî, s.175.

[16] - Vesailu'ş - Şia, c.4, s.677, hadis: 6, ricali sıkadır; bkz. Mu'cem-u Rical-i Hadis, Ayetullah Hoî, c.17, s.55, 11401. biyografi.

[17] - Vesailu'ş - Şia, c.4, s.677, hadis: 7, ricali sıkadır; bkz. Mu'cem-u Rical-i Hadis, Ayetullah Hoî, c.15, s.84, 10235. biyografi; el-Fihrist, Şeyh Tusî, s.124, 552. biyografi; Rical-i Neccaşî, s.226, 887. biyografi; Mu'cem-u Rical-i Hadis, c.8, s.209, 12457. biyografi.

[18] - el-Muknia, Şeyh Mufid, c.14, s.104.

[19] - el-Mahallî, c.4, s.264; el-Lubab, c.1, s.69; el-Umm, c.1, s.109.

El-Macmu', c.3, s.368; el-Fetava'l - Hindiye, c.1, s.74; el-Muğni, İbn Kuddame, c.1, s.528; Şerh-u Fethi'l - Kadir, c.1, s.256; el-Muğni'l - Muhtac, c.1, s.161; İhtilafu'l - Ulema, s.41; Sünen-i Tirmizî, c.2, s.28.

[20] - el-İntisar, Seyyid Murtaza Alemu'l - Huda, s.144.

[21] - el-Hilaf, Şeyh Tusî, c.1, s.332 - 334.

[22] - el-Mebsut, Şeyh Tusî, c.1, s.117.

[23] - el-Mec'mu', c.3, s.373; el-Muğnî, İbn Kuddame, c.1, s.49.

[24] - el-Mec'mu', c.3, s.373; el-Mahallî, c.3, s.264; el-Muğnî, İbn Kuddame, c.1, s.490.

[25] - el-Mec'mu', c.3, s.373; el-Muğnî, c.1, s.489.

[26] - el-Mec'mu', c.3, s.368.

[27] - el-Mec'mu', c.3, s.368.

[28] - el-Mec'mu', c.3, s.368.

[29] - el-Mec'mu', c.3, s.373; el-Mahallî, c.3, s.264.

[30] - Ravzatu't - Talibin, c.1, s.352; salat kitabı, "fi sıfati's - salat" babı.

[31] - Neylu'l - Evtar, c.2, s.246, "et-te'min ve'l cehiryye mea'l kirae" babı.

[32] - Sahih-i Buharî, c.1 ve 2, s.369 ve 370, kitabu'l - ezan, "fazlu't - te'min" babı ve "cehru'l - me'mun bi't-te'min" babı; Sahih-i Müslim, c.2, s.17 - 18, kitabu's - salat, "tesmi' ve tamhid ve't te'min" babı; Sünen-i Nesaî, c.2, s.481 - 482, kitabu's - salat, "el-cehr-u bi amin" babı ve "fazl-u amin bi't - te'min halfe'l - imam" babı. Ve nakledilen bazı rivayetler Sünen-i İbn Mâce ve Sünen-i Ebi Davud ve Câmi-i Tirmizî'de kaydedilmiştir.

[33] - el-Kamil, İbn Kesir, hicri 23. yılının olayları; et'Tabakatu'l - Kubra, İbn Sa'd, c.4, s.335; Şerh-u Nehci'l - Belaga, İbn Ebi'l - Hadid, c.3, s.104, Mısır baskısı.

[34] - Şerh-u Nehci'l - Belaga, c.4, s.67, Hz. Ali'nin (a.s) ashabına buyruklarından, 567. hutbenin şerhinde.

[35] - Şeyhu'l - Muzire Ebu Hureyre, Muhammed Ebu Reye, s.103; Siyer-u A'lamu'n - Nubela-i Zehebî, c.2, s.43 ve s.8, s.106.

[36] - Şerh-u İbn Ebi'l - Hadid, c.4, s.68; 56. hutbenin şerhi.

[37] - el-Hakim, c.3, s.513, kitab-u mareietu's - sahabe, Ebu Hureyre'nin biyografisi.

[38] - Şerh-u Nehci'l - Belaga, İbn Ebi'l - Hadid, c.1, s.360.

[39] - Miratu'l - Usul fi Şerh-i Mirkati'l Vusul, Muhammed b. Feramuz-i Hanefî, ravinin durumunun açıklamasında üçüncü konu; Şeyhu'l - Muzire Ebu Hureyre, Muhammed Ebu Reye, s.146.

[40] - Sünen-i İbn Mâce, kitabu's - salat, c.1, s.278, "el-cehr-u bi'amin" ba

[41] - Şerh-u Sünen-i İbn Mâce, Beşşar Avvad-i Maruf, c.2, s.136; Tuhfetu'l - Eşraf, c.7, s.359, h. 10065; el-Musnedu'c - Cami, c.13, s.198, hadis: 10049.

[42] - İlel-u Darkutnî, c.3, s.186.

[43] - Tehzibu't - Tehzib, c.2, s.190; Tehzibu'l - Kemal, c.5, s.484.

[44] - Şerh-u Sünen-i İbn Mâce, Beşşar Avvad-ı Maruf, c.2, s.137; Tehzibu'l - Kemal, c.16, s.393, "men ismuhu Abdulcabbar" babı, Abdulcabbar b. Vail'in biyografisi.

[45] - Tarihu'l - Kebir, Neccarî, c.6, s.106.

[46] - Kitabu'l - Mecruhin, İbn Habban, c.2, s.273.

[47] - Tehzibu't - Tehzib, c.4, s.263, Suyel'in biyografisi.

[48] - Şerh-u Sünen-i İbn Mâce, Beşşar b. Avvad-ı Maruf, c.2, s.138; Tazyif-u İbn Mâce, el-Elbanî, s.183; Tuhfetu'l - Eşraf, c.5, s.83, hadis: 5897; Musnedu'c - Cami, c.8, s.488, hadis: 6112.

[49] - Tarih-i İbn Muin, el-Devrî, c.1, s.60.

[50] - el-Tabakatu'l - Kubra, c.5, s.494.

[51] - Sünen-i Ebi Davud, c.1, s.247, kitabu's - salat, "et-temin-u verae'l - imam" babı, hadis: 938.

[52] - Avnu'l - Ma'bud, Şerh-u Sunen-i Ebi Davud, c.2, s.145.

[53] - Tehzibu'l - Kemal, Yusuf el-Mezî, c.22, s.511, 4572. biyografi.

[54] - Tehzibu't Tehzib, c.8, s.164, sayı: 331.

[55] - Tehzibu'l - Kemal, Yusuf - el-Mezî, c.22, s.512, haşiyede.

[56] - Tehzibu't Tehzib, İbn Hacer Askelenî, c.6, s.39, sayı: 73.

[57] - Avnu'l - Ma'bud, Şerh-u Sunen-i Ebi Davud, c.3 ve 4, s.151.

[58] - Sünen-i Tirmizî, c.2, s.30, kitabu's - salat, "mâ câe fi't te'min" babı.

[59] - Sünen-i Tirmizî, c.2, s.27, hadis: 248, "mâ câe fi't - te'min" babı.

[60] - Sünen-i Tirmizî, c.2, s.29, hadis: 249, "mâ câe fi't - te'min" babı.

[61] - Mizanu'l - İtidal, Zehebî, c.3, s.490, sayı: 7269.

[62] - Sünen-i Tirmizî, c.2, s.28, 248. hadisin altında, kitabu's - salat, "mâ câe fi't - te'min" babı.

 

 

 

 

Download FILES


32 course of competition of Holy Quran
Tekfirci Akımlar Konferansı