Bahru’l Maarif Kitabından İrfan dersleri (1)

Duanın Kabul Olma Şartları

  • News Code : 290826
  • Source : Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA.İR
Rabbani alimlerin üstadı, hakikat marifetlerinin arifi, Allah yolunun savaşçısı, ilim ve hikmet sancaktarlarından, muhakkik fakihlerden, uzman muhaddis, akideleri tanıyan edip kısacası tüm ilimlerde uzman Şehit Mevla Abdussamed Hemedani’nin* (rahmetullah aley) ameli/pratik irfan alanında kaleme aldığı “Bahru’l Maarif” kitabı, kendisini tezkiye edip, seyri suluk yolunda ilerlemek isteyen hak talibi peşinde olan salikler için son derece önemli ve yol gösterici kitaplardan biridir. Bu kitap ahlak üstatları tarafından ameli irfanda ilerlemek isteyenler için okunması tavsiye edilen kitaplardandır. Biz abna.ir olarak bu kitabı bölümler halinde yayınlayarak ülkemizde bu yolda ilerlemek isteyenlerin hizmetine sunmayı uygun gördük.

Duanın Kabul Olma Şartları

 Ey Aziz! mekan ve zamanların[1] özelliğinin olmasına ve duaları kabul edici olan Allah’ın "Bana dua edin, size icabet edeyim.”[2] diye buyurmasına rağmen duaların Allah’ın dergahında kabul olmamasının sırrı bizden kaynaklanan ahde vefasızlık ve sadakatsizliktir.

Ahitleştik kendimizle                           ahitlerin hiçbirine vefa etmemek için

O’nunla yaptığımız anlaşmaları zamanla unutmaya başladık ve unutkanlık arkına bıraktık.

Elestu günü evet dedin                         bugün diyorsun hayır

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki, ben de size vâdettiklerimi vereyim.”[3] Böylece duanın kabul olma şartı Mevla’nın ahdine vefalı olmaktan geçmektedir.  

Bazı ilahi kitaplarda şöyle geçmiştir: “Ben, Muhammed Ümmetine (s.a.a)iki şey verdim. Eğer tüm peygamber ve meleklere vermiş olsaydım, bağışımı tamamlamış olurdum. Onlardan biri bu sözümdür: “فَاذْكُرُونٖى اَذْكُرْكُمْ”; “Öyleyse (yalnızca) Beni anın, Ben de sizi anayım.”[4] İkincisi ise bu sözümdür:

اَوْفُوا بِعَهْدٖى اُوفِ بِعَهْدِكُمْ”; “Bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki, ben de size vâdettiklerimi vereyim.”[5] 

Peygamber Ekrem’in buyruğu aşağıdaki bu söz bu anlama oldukça yakındır:

احفظ الله يحفظك ، احفظ الله تجده امامك

 “Allah’ı koru ki Allah’ta seni korusun, Allah’ı koru ki O’nu önünde bulasın.”[6] 

‘O’nu önünde bulursun’un anlamı, yani O’nu sanki sınırsız çöllerde önünde duran kılavuz gibi tüm işlerinde kılavuz, yardımcı ve yardımına koşan olarak bulursundur. 

İbrahim Ethem’e: ‘neden her ne kadar Allah’ı ansak da bize icabet etmiyor?’ dediklerinde şöyle demiştir: ‘Allah’ı tanıdınız, ama O’na itaat etmiyorsunuz, Kur’an’ı biliyorsunuz, ama onda olanlara amel etmiyorsunuz.’  

İmam Cafer Sadık’tan (aleyhi selam) şöyle rivayet edilmiştir: “Allah resulünden (s.a.a) ism-i azam’ı[7] sorduklarında şöyle buyurdular: ‘Allah’ın bütün isimleri ism-i azam’dır. Öyleyse O’ndan gayrı tüm şeyleri kalbinden arındır ve hangi isimle istersen O’nu çağır. Gerçekte Allah için bir isimden başka bir isim yoktur. O, tek ve kahhâr olan Allah'tır.[8] (ilahi isimler arasındaki fark çokluk ve azlıktadır. Etkisinin olup olmaması, dualara icabet edip etmemesi derecelerin mertebelerindeki ihtilafa bağlıdır.)

Eğer Süleyman’ın yüzüğü yoksa                                       kaşının ne önemi var

İşte burada Allah ehli kişiler şöyle buyurmaktadır: “Subhan Allah, cennetliklere ahirette verdiği ilk şeyi bu dünyada mahbup evliyalarına verir. O verdiği şey ise şudur: ‘كن فيَكوُن[9] (yani ol der, sonra oda oluverir) işte bu kelime külli iradedir.

Bu makamın sıfatı hakkında şöyle demişlerdir:

Eğer böyle istersen Allah verir                              muttakilerin hak arzusunu

Ebu’l Berekat şöyle demiştir: ‘Her kim duasının kabul olmasını istiyorsa duanın adabına riayet etmelidir. Duanın adabı ise şudur: kalp hazır olmalı, helal yiyecek yemeli ve helal giyecek giymeli.’

Adamın biri Ebu Yezid’e şöyle dedi: “Duyduğuma göre Allah’ın ism-i azam’ını biliyorsun, bana onu öğretmene çok sevinirim.’ Ebu Yezid ona şöyle dedi: ‘Allah’ın ism-i azam’ının haddi hududu yoktur, lakin kalbini O’nun vahdaniyeti için boşalt ve O’ndan başkalarına teveccüh etme. Eğer böyle yaparsan o zaman Allah’ın hangi ismini istersen seç ve onunla dua et. Hiç kuşkusuz bir anda onunla doğudan batıya (tayy’ül Arz) seyredersin.’

Adam dedi ki: ‘Subhanallah! Bir adam bir anda doğudan batıya nasıl seyredebilir?’

Ebu Yezid dedi ki: ‘Evet, bunun sır ashabının yanında bir önemi yoktur. Çünkü Allah dışındaki tüm şeyler O’nun kelimelerindendir ve bundan daha önemlisi ise Allah’ın mekan olmayan yerlerde duran kulları vardır. Öyle ki Arş dışındaki her şey onların ayaklarının altında yer almaktadır. Her nereye isterlerse ellerini çeker ve oradan her ne isterlerse alırlar.’

Adam dedi ki: ‘Bu ne makamıdır böyle?’

Dedi ki: ‘vuslat makamıdır, anlatılacak gibi değil.’   

Ben de diyorum ki: bu ‘garip’ makamıdır. Ebu Cafer Şaşi’ye ‘garip’ kimdir diye sorduklarında şöyle demiştir: ‘cennetin kapıcısı onu arar ama bulamaz; cehennem kapıcısı onu arar, ama bulamaz;  Cebrail göklerde onu arar, ama bulamaz; iblis yeryüzünde onu arar, ama o da bulamaz.

Orada olanlardan bazıları ona şöyle sorarlar: ‘Ey Ebu Cafer! Kalplerimizi yardın, öyleyse bu garip nerededir?’ dedi ki: ‘Çok kudretli, mülkünün sonu olmayan (yani, Allah)ın yanında doğruluk makamındadırlar.’[10]

Nebevi (s.a.a) hadiste şöyle buyurmuştur: “ya zelcelali vel ikram[11] zikrini gerekli bilerek süreklilik göster.” Rivayet edilmiştir ki bu zikir ism-i azam’dır. Ve aynı şekilde ‘el Hayyul Kayyum’[12] zikrinin ism-i azam olduğu rivayet edilmiştir. 

“İddetu’d Dai” kitabında Şeyh Saduk, Emürü’l Mümin’inden şöyle rivayet etmiştir:

 “Bedir savaşından önce bir gece Hızır’ı (aleyhi selâm) rüyamda gördüm. Ona bana öyle bir şey öğret ki onunla düşmanlara karşı üstünlük sağlayayım, dedim. Benden şöyle dememi istedi: “Ya huve, ya men la huve illa huve”; “Ey O! ey O ki ondan başka olmayan O.” Sabah olunca olayı Allah Resulüne anlattım. Bana Ey Ali! “İsm-i azam’ı” (büyük ismi) öğrenmişsin dedi. Bu zikir bedir günü dilimden düşmedi.”

“Emirü’l Mümin’in (aleyhi selâm) “Kul Huvallahu ahad” suresini okudu o bittikten sonra şöyle dedi:

يا هو، يا من لا هو الا هو، اغفرلى و انصرنى على القوم الكافرين

“Ey O! Ey O ki O’ndan başka olmayan O, beni bağışla ve kâfir kavime karşı bana yardım et.” Hz. Ali (aleyhi selâm) Sıffın savaşında düşmanları kovduğu anda da onu okuyordu.[13] 

Muntehabat-ı Misbah-ı Kef’emi’nin kitabında bu hadis aynen gelmiştir, ancak dua şu şekilde biraz farklılık arz etmektedir: 

قل يا هو، يا هو، يا من لا يعلم ما هو الا هو، اغفر لى و انصرنى على القوم الكافرين

Rivayet edildiğine göre adamın biri Allah resulüne ism-i azam’ı sorduğunda şöyle buyurdu: ‘Bakara Suresinde, Al-i İmran Suresinde ve Taha Suresinde mevcuttur.’

Hadisi nakleden ravi diyor ki ben bu sureleri incelediğimde onlarda Esmaül Hüsna’dan ‘elhayyu’l Kayyum’dan başkasını görmedim. Bakara Suresinde ‘Ayetel Kürsü’de, Al-i İmran Suresinin başlarında ve Taha Suresinde geçen “ve anetil vücuhu lilhayyul kayyum”da (Taha, 111) gördüm.[14] 

Bu hadis-i Şerif ve başka hadislerden anlaşılmaktadır ki ism-i azam Esmaül Hüsna’dan has bir isim ve imam Cafer Sadık (aleyhi selam) ve Ebu Yezid’din açıklamalarından zahir ötesi bir makam olduğu anlaşılmaktadır. Bu makam ise ilahi has adamlar ve seçilmişler her ne kadar akli hüviyetleri yönünden Allah Teala’ya mukarreb (yakın)dırlar ve doğruluk makamında ise ceberut kubbesinin altındadırlar. Lakin nefs yönünden Allah’ın emirlerine bağlı, hükümlerine teslim lezzet ve zevk mertebelerinde gezip dolaşmakta ve cennet nimetleri içinde yüzmektedirler. Dolayısıyla ukul-u bilfiil olan ruhları için marifet ve ilimler için cennetler, hayvani ve tabii nefisleri için lezzet ve şehvetleri için biçimsel cennetler vardır. Yemek, içmek, evlilik vs. ameli hisler aracılığıyla bu cennetten yararlanırlar. İşte bunlar sabrınızın mükafatıdır. Bu yurdun (dünyanın güzel) sonucu (ahiret mutluluğu) onlar içindir.[15] 

Firdevsu’l Arifin kitabında Emirü’l Mümin’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Arif dünyadan göçtüğü zaman öncü ve tanık onu kıyamette hiçbir yerde bulamaz. Cennet kapıcısı cennette, cehennem kapıcısı cehennemde bulamaz.” Denildi ki: “Arif nerede oturmaktadır?” imam (aleyhi selam) şöyle buyurdu: “Çok kudretli, mülkünün sonu olmayan (yani, Allah)ın yanında doğruluk makamındadır.’[16]   

Anlatılanların tasdiki imam Ali’nin (aleyhi selam) meşhur duasındadır: “Ey ismi deva ve zikri şifa olan!”[17]

Tevhid kitabında Zeyd b. Ali babasından Musa b. Cafer’in (aleyhi selâm) şöyle dediğini rivayet etmiştir:

Bir topluluk İmam Cafer Sadık’a (aleyhi selâm) şöyle dediler: “Bizler dua ediyoruz, ancak dualarımız kabul olmuyor.” Buyurdu ki: “Çünkü sizler tanımadığınız birine dua ediyorsunuz.”[18] 

Allah Teala, Hz. İsa’ya (aleyhi selam) şöyle seslendi: “Bana dua et, gerçekten ben sana çok yakınım. Bana ancak tazarru ile ve tüm üzüntü ve gamın bir şeymiş gibi dua et. Eğer beni bu şekilde çağırırsan sana icabet ederim. Ey İsa! İsrail oğullarına zulmedenlere şöyle söyle: ‘Her ne zaman haram mal bağrınızda, putlar evlerinizde olduğu sürece beni çağırmayın. Ey İsa! Beni kurtarıcısı olmayan boğulan birinin dua ettiği gibi çağır.”[19]  

Duanın kabul olma şartı, Kaziyü’l Hacat’ı (bütün ihtiyaçları karşılayan Allah’ı) tanıma ve kalbi tüm amaç ve gereçlerden temizlemeye bağlıdır.

 

* Suudilerin önderliğindeki katı yürekli, taş kalpli Vehhabiler Haremeyn Şerifeyn’e düzenledikleri ikinci saldırısı sırasında Cennnetü’l Baki mezarlığında bulunan İmamların türbelerini yıkmışlardır. Aynı şekilde Kerbela’ya saldırarak oranın halkını kılıçtan geçirerek kanlara boyadılar. 18 Zilhicce 1216 (1795) yılında Gadir-i Hum bayramı günü Büyük Üstat Rabbani Alim Abdussamed Hemedani, hileyle evinden dışarı çıkartılarak şehit edilmiş ve imam Hüseyin’in türbesinin avlusunda defnedilmiştir.

Şehedetinden önce defalarca en kısa zamanda bu ak sakalların kanlarla boyandığını göreceksiniz diyordu. Şehadeti sırasında altmış yaşını geride bırakmıştı. Aynı şekilde şehit olduğu sırada yalnız değildi, bilakis bir çok din adamı ve öğrencisi onunla birlikte şehit olmuştu…

Rahmetullahi aleyhi ve aleyhim rahmetun vasie ve haşerehumullahu Teala mea mevaliyhimu’l Ethar.    

Devam edecek…

ABNA.İR   



[1] - Bazı zaman ve mekanlarda duaların kabul olacağına dair bir çok hadis bulunmaktadır.

[2] - Mü’min Suresi, 60. Ayet.

[3] - Bakara Suresi, 40. Ayet.

[4] - Bakara Suresi, 152. Ayet.

[5] - Bakara Suresi, 40. Ayet.

[6] - Emali-i Tusi, c. 2, s. 149, Hz. Resulullah’ın (s.a.a) Ebu Zer’e vasiyetinden.

[7] - Allah’ın büyük ismi.

[8] - Misbahu’ş Şeria, Dua Babı, s. 129.

[9] - Yasin Suresi, 82. Ayet.

[10] - Kamer Suresi, 55. Ayet.

[11] - Durru’l Mensur Tefsiri, c. 6, s. 153.

[12] - Biharu’l Envar, c. 93, s. 223. İbn Tavus’un “Mehcu’d De’vat” kitabından naklen.

[13] - İddetu’d Dai, İbn Fahd Hilli, s. 262 ve Tevhid-i Saduk, s. 89.

[14] - Durru’l Mensur, c. 1, s. 325. Biraz kelime farklılığıyla.

[15] - R’ad Suresi, 22. Ayetten iktibas.

[16] - Firdevsü’l Arifin.  

[17] - Kumeyl Duası.

[18] - Tevhid-i Saduk.

[19] - Mecalis-i Saduk, 78. Meclis, s. 463. 

Download FILES


6th conference
8th Conference of Imamia Medics Intrnational