Arabistan’ın bölgeye ve Irak’a yönelik yeni politikası

  • News Code : 867734
  • Source : Parstoday
Brief

Arabistan’ın Irak’a yönelik stratejisi Suud hanedanının bölgede konumunu takviye etmeye yöneliktir. Suud rejimi uluslararası müdahalelere rağmen Ortadoğu bölgesinde yeni bir harita çizme gayretinde.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Arabistan rejimi Irak topraklarına nüfuz etmekle İran’a bu rejimin Irak’ta nüfuzunu arttırabileceği mesajını vermek istiyor. Gerçekte Arabistan yüzölçümü, coğrafi konumu, kaynakları, yüksek petrol gelirleri ve özellikle kutsal Mekke ve Medine’ye sahip olmak gibi çeşitli bileşenlere dayanarak İslam dünyasının liderlik iddiasını gündeme getiriyor ve ayrıca bölgede de bölgesel bir güç olmak istiyor.

Ancak tüm bunlar, Suud hanedanı bölgede nüfuzunu arttırmak için sapkın selefi – vahabi ideolojiyi kendilerine has bir ideoloji olarak benimsedikleri halde söz konusu oluyor. Oysa bu düşünce ve ideoloji sadece Ortadoğu ve tüm dünyayı tekfirci terörden kaynaklanan tehlikelerle karşı karşıya bırakmadığı anlaşılıyor. Bu düşünce esas itibarı ile İslamî simgelere karşı olan ve Irak ve Suriye gibi ülkelerde bu tür simgeleri hedef alarak yok etmeye ve hatta Arabistan’da bile İslamî simgeleri yavaş yavaş yok etmeyi hedefleyen bir düşüncedir.

Suud hanedanı başta Yemen ve bölgede uğradıkları hezimetlerden kurtulmak için şimdi Irak’a yakınlaşmaya çalışıyor. Çünkü bu yenilgi ve hezimetler Arabistan için bölgesel ve küresel bazda bir takım sonuçları doğurmuştur. Arabistan’ın savaş çığırtkanlığı ve bölgede tekfirci teröristleri destekleyerek müdahalelerde bulunması ve fitne çıkarması bu ülkenin uluslararası arenalarda daha da münzevi konuma sürüklenmesine ve bölgede de eski mevkiini kaybetmesine yol açmıştır. Nitekim hali hazırda Arabistan hatta eskiden nüfuz alanı olan FKİK ve hatta Arap birliğinde eski nüfuzunu ve konumunu kaybetmiştir. FKİK içinde yaşanan son anlaşmazlıklar ve saflaşmalar bu iddianın ispatı sayılır. Bu şartlar Suud hanedanını bazı Arap ülkeleri ile ilişkilerini iyileştirmeye de zorlamıştır. Örneğin Arabistan ve Irak ilişkilerinde hakim olan soğuk atmosfere rağmen Arabistan Dışişleri Bakanı Adil Cubeyr 27 yıl sonra ilk kez Arabistan Dışişleri Bakanı olarak Bağdat’a bir ziyaret gerçekleştirdi.

 

Ancak tüm işaretler, Irak devleti hala Suud rejiminin sinsi diplomasisine maruz kaldığını gösteriyor. Bundan önce Arabistan’ın Irak büyükelçiliğinin bu ülkede ifa ettiği rolü kesinlikle Irak’ın milli çıkarları çerçevesinde değildi ve sonunda Arabistan’ın Bağdat büyükelçisi Samer Sahban Irak’ın içişlerine müdahaleleri yüzünden bu ülkeden sınırdışı edildi. Arabistan’ın Irak’taki eski büyükelçisi Sahban defalarca Irak halk güçlerini kendince tek yanlı hareketlerle suçlamıştı.

Oysa Iraklı çeşitli kaynaklar bir dizi belgeyi dayanarak Samer Sahban’ın Irak’ta tekfirci IŞİD terör örgütü ile bağlantılı olduğunu ifşa etmişti.

 

Şimdi ise Irak başta olmak üzere bölgede tüm sinsi politikalarının hezimete uğradığını gören Suud rejimi türlü yollara baş vurarak Irak’ta uğradığı hezimetleri telafi etmek ve IŞİD sonrası Irak’ta garez-kar ve komplocu politikalarını gütmek istiyor. Bu şartlarda Arabistan rejimi Irak’ın çeşitli bölgelerine sızmaya ve bu ülkenin çeşitli dini ve etnik grupları arasında tefrika ve fitne çıkarmaya çalışıyor. Riyad’ın Kuzey Irak yerel yönetimi ile şaibeli teamülleri ve ayrıca başta Necef olmak üzere Irak’ın çeşitli bölgelerinde konsolosluk açma yönünde girişimleri ve özellikle Iraklı bazı teşekküllerin yetkilileri ile istişareleri, Suud rejiminin Irak’ta daha fazla komplo ve daha fazla fitne peşinde olduğunu gösteriyor.

 

Öte yandan Suud rejimi Irak’ta Haşed-ul Şaabi güçleri varken bu rejimin desteklediği IŞİD gibi tekfirci terör örgütlerinin devranı sona erdiğini çok iyi biliyor. Bu yüzden Suud hanedanı Irak’a yönelik yeni tur müdahaleleri çerçevesinde Haşed-ul Şaabi hareketini feshettirme zeminini hazırlamaya çalışıyor.

Buna göre Arabistan rejimi bölgede uğradığı psikolojik kuşatmadan kurtulmak için Irak’a yöneldiği anlaşılıyor. Ancak ne var ki Riyad Kuzey Irak bölgesinin ayrılma komplosunda tarafsız bir tutum sergilemedi. Nitekim Kuzey Irak referandumu sırasında Suud hanedanının sergilediği tutumu gözden geçirmek bu gerçeği açıkça ortaya koyuyor.

 

Lübnan’ın El Ahbar gazetesi internet sitesinde Ali Murat kaleminden yayımladığı makalede şu ifadelere yer verdi: Bir çok ülke Kuzey Irak bölgesinin bu ülkeden ayrılmasına karşı olduğunu ilan etti, ancak her muhalefet samimi ve garezsiz değildi. Örneğin Arabistan referandumdan önce bu referanduma karşı olduğunu açıkladı, fakat Kuzey Irak’ın bu ülkeden ayrılmasını desteklediği her halinden belliydi, zira Suud medyası bu olaydan yaptığı haberlerin biçimi ile büyük kürdistanın kurulmasının sıkı hamilerinden olduklarını ortaya koydu. Suud rejimi Kuzey Irak’ın ayrılmasında bazı çıkarları bulunuyor ve bu çıkarlar Amerika’nın bölgeye yönelik genel politikalarının ötesindedir ve bir bölümü de petrol boru hattından kaynaklanıyor.

 

Görünen o ki Irak, Arabistan’ın düşmanına dönüşmüştür. Zira Asya ve Avrupa ülkelerine petrol ihraç eden en büyük olan Arabistan’la bu alanda rekabet ediyor. Irak Nisan 2017’de Hindistan’ın petrol ihtiyacını karşılayan ülkelerin başında yer alan Arabistan’ın yerine geçti.

Öte yandan Irak’ın Avrupa ülkelerine petrol ihracatı artarken, Arabistan’ın son bir kaç yılda bu ülkelere petrol ihracatında gerileme yaşandığı gözleniyor.

Buna göre eğer Bağdat yönetimi Kuzey Irak yerel yönetimi ile referandum yüzünden yaşadığı gerginlik sonucunda kuzeyde üretilen günde yaklaşık 900 bin varil ham petrolü tamamen kaybetseydi bu durum Arabistan’ın lehine olacaktı.

 

Suud rejimi geçenlerde diplomatik heyetini Bağdat’a geri gönderdi ve şimdi Kuzey komşusu ile gergin ilişkilerini düzeltmeye çalışıyor ve bu yüzden Irak’a dayattığı vekalet savaşından yumuşak savaşa yöneldiği anlaşılıyor. Tüm bu gelişmeler Arabistan elebaşıları Irak’ı yeniden Arap ülkelerin arasına geri getirmek istediğini ve İran İslam Cumhuriyeti ile daha fazla düşmanlık gütmeye çalıştığını gösteriyor.

 

Suud rejiminin emekli generali Enver Aşki 5 Haziran 2015’te korsan İsrail Dışişleri Bakanlığı dönem yetkililerinden Dore Gold ile Washington’da Amerika dış ilişkiler konseyi merkezinde görüştü ve orada düzenlenen oturuma katılanların huzurunda Arabistan ve İsrail ortak çalışma planını açıkladı. Bu plan 7 maddeden oluşuyordu. Planın son maddesi harfi harfine şöyle: Barışçıl yollardan büyük kürdistan’ın kurulması için çaba harcamak. Zira bununla İran, Türkiye ve Irak’ın aşırı taleplerinin önüne geçilebilir ve bu ülkelerin topraklarının üçte birini büyük kürdistan’ı kurmak için ayırmak mümkün.

Kuşkusuz Riyad’ın Kuzey Irak’ın ayrılma planına desteği, Arabistan’ın vehiaht prensi Muhammed bin Salman’ın kararı değil, zira Suud rejimi defalarca Dışişleri Bakanı Adil Cubeyr’in dilinden başta Irak ve Suriye olmak üzere bölge meselelerinde Washington’un talimatını uyguladığını belirtmiştir.

 

Bundan başka Arabistan rejimi siyonist rejim İsrail’e yakınlaşmak ve bu rejimle başta Kuzey Irak’ın ayrılma planı olmak üzere bölge ile ilgili çeşitli meselelerde birlikte hareket etmek için çaba harcıyor. İsrail ise Kuzey Irak’ın ayrılmasının sıkı hamilerinden biridir.

Bu çerçevede Suud rejiminin elebaşıları Kuzey Irak referandumundan haftalar önce bu konunun üzerinde durmaya başladı ve bu da Suud medyasına açıkça yansıyan bir durumdu, nitekim Suud medyası da Kuzey Irak ayrılma referandumuna ve bu bölgenin kentleri, tarihi, camileri ve yetkililerine geniş yer vermeye başladı.

 

Suud rejimi bu çerçevede bir kaç gazetenin genel yayın yönetmenlerini Ağustos 2017’nin sonlarına doğru Erbil’e gönderdi ve hepsi ayrı ayrı Mesut Barzani ile görüştü. Bu şartlarda eğer Kuzey Irak bölgesine yönelik askeri operasyon gündeme gelecek olursa bu durum petrol fiyatlarının yükselmesine yol açacaktır ki bu da Muhammed bin Salman’ın ulaşmak istediği hedeflerden biridir ve böylece 2030 ufku için hazırlattığı iktisadi planı için gereken bütçeyi karşılayabileceği anlamına gelmektedir.

 

El Ahbar yazarı, Irak, Amerika ve İsrail için büyük önem arz ettiğini ve öte yandan büyük serveti ve jeo stratejik açıdan istisna konumu bulunduğunu ve bu yüzden Arabistan Irak’a nüfuz etme projesinde yalnız olmadığını belirtiyor.

Arabistan Irak’ta şii grupların arasında tefrika çıkarmaya çalışıyor ve bu doğrultuda şii grupları birbirine karşı kışkırtarak aralarında iç fitne çıkarmayı amaçlıyor. Dolaysıyla Arabistan bölgede savaş çığırtkanlığından el çekmeyeceği açıktır.

Arabistan Yemen’de savaşa girişerek vekalet savaşından doğrudan savaşa katılmaya yöneldi. Böylece Yemen, Arabistan kralı Salman’ın iktidarın başına geçtikten sonra yaktığı ilk savaş ateşiydi. Ancak Arabistan ve müttefikleri iki yıl savaş ve çatışmaya rağmen Yemen’de hedeflerine ulaşamadı ve sadece evleri yıkmak ve insanları kırmak ve kolera hastalığını yaymak ve Yemen halkının yaşam umudunu yok etmekle yetindi ve bu uğurda yüklü silah alımı yapmak zorunda kaldı.

 

Harvard üniversitesinin en yeni araştırmasına göre Arabistan Yemen savaşına her gün 200 milyon dolar harcamak zorunda kalıyor. Ancak bu bedel Arabistan’da mali krize yol açtığı ve öte yandan bu ülkenin nakit kaynaklarını erittiği anlaşılıyor. Arabistan’ın borçları son 6 ayda 91 milyar dolar arttı. Bundan başka Arabistan’ın 2017’nin ilk çeyreğinde ticaret açığı 52 milyar dolar ve bütçe açığı da 26 milyar dolar olarak gerçekleşti. Oysa Arabistan dünyanın en büyük petrol ihracatçısıdır ve yine Arap ülkeleri arasında en büyük ekonomiye sahiptir. Ancak 2014 yılında petrol fiyatlarının düşmesi bir yandan ve Yemen savaşının giderleri öbür yandan Arabistan’ın mali gelirini şiddetle geriletti.

 

Öte yandan Arabistan’ın Yemen macerasında yediği tokat yüzünden Suud hanedanı Amerika’nın talimatı üzerine Katar ile yeni bir ateşi alevlendirmeyi kabul etti. Katar devleti yıllardır Arabistan’ın gözüne batan bir diken gibidir. Şimdi ise Arabistan Katar ile bir çatışmanın ateşini alevlendirme yolunun başında bulunuyor, fakat her halükarda bu iki ülke arasında herhangi bir çatışma yaşanabilir.

 

Yemen ordusu ve halk güçleri bu ülkeye dayatılan savaşta Arabistan ve müttefiklerini iktisadi ve siyasi açılardan ağır hezimete uğratmayı başardı, öyle ki Arabistan veliaht prensi Muhammed bin Salman Yemen’de savaşı durdurmak için Irak’tan Arabistan ile Ensarullah hareketi ve İran arasında arabuluculuk yapmasını talep etmeye yöneldi.

Görünen o ki Suud rejimi Yemen’de savaş ateşini yaktıktan ve Arabistan içinde de baskı politikasını izlemeye başladıktan sonra şimdi de Irak’ın içine nüfuz etmeye çalışıyor. Bir başka ifade ile Suud hanedanı bir fitneden çıkmadan yeni bir fitne yaratıyor. Buna göre Arabistan, Amerika yönetimi bu ülke için planladığı gibi İsrail ile ittifaka girerek kanlı savaşlara yöneldi ve böylece direniş ekseni ile mücadele etmeye karar verdi.

 


İlgili Konular

Yorumunuzu Giriniz

E-Posta adresiniz yayımlanmayacaktır. *İle işaretli alanların girilmesi mecburidir.

*

İran İslam Cumhuriyeti Rehberi Ayetullah Uzma Seyyid Ali Hamanei’nin 2017 Hac Mesajı
پیام امام خامنه ای به مسلمانان جهان به مناسبت حج 2016
Şeyh Zakzaki