Balfour Deklerasyonu: Dünya Siyonist Hareketi ve I. Dünya Savaşı

  • News Code : 873731
  • Source : Medyaşafak
Brief

Dengeyi bozmak için Amerika'nın insan gücü kaynaklarına ve savaş makinelerine ihtiyaç vardı. Fakat ABD’nin II. Dünya Savaşı’na müdahale tarzında olacağı gibi, Amerikalılar, kurucu babalarının uzunca bir süre yerine getirilen tavsiyeleri nedeniyle “yabancıların çapraşık işlerine” bulaşmak konusunda son derece temkinli idiler. Dünya Siyonizminin liderlerinin konuya girdiği yer de burasıydı!

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Dengeyi bozmak için Amerika'nın insan gücü kaynaklarına ve savaş makinelerine ihtiyaç vardı. Fakat ABD’nin II. Dünya Savaşı’na müdahale tarzında olacağı gibi, Amerikalılar, kurucu babalarının uzunca bir süre yerine getirilen tavsiyeleri nedeniyle “yabancıların çapraşık işlerine” bulaşmak konusunda son derece temkinli idiler. Dünya Siyonizminin liderlerinin konuya girdiği yer de burasıydı!

Yalnızca nispeten az sayıdaki tarihçi, Britanya'nın Birinci Dünya Savaşı'nı kaybetmeye çok yaklaştığını kabul eder.

Fransız topraklarındaki kilitlenmiş kara savaşlarında gençlerin yoğun bir şekilde kaybedilmesi ulusal güç ve maneviyatını çarçur etmişse de, Britanya'nın kaderi belli bir süre kaygı verici şekilde açık denizlerdeki savaşın gelişimine bağımlı kalmıştır. Bu, Lord Nelson'ın zaferi döneminden bu yana denizleri buyurgan bir şekilde yöneten İngiliz donanmasının müthiş gücündeki bir azalmadan kaynaklanmıyordu.

1914 Kasımında Şili kıyıları açıklarındaki yenilginin hemen sonrasındaki ay Falkland Muharebesi'nde intikamı alınmıştı. Alman Deniz Filosu 1916'daki efsanevi Jutland Savaşı'nda Kraliyet Donanmasına ağır kayıplar vermesine karşın, Alman Deniz Kuvvetleri Baltık Denizi'ndeki kendi limanlarının dışında İngilizlerle karşı karşıya gelmek gibi bir riske girmediği için sonuç temel olarak bir beraberlik şeklinde değerlendirilebilirdi. Denizdeki sorun, İngiliz yük taşımacılığında devasa kayıplar yaratan Alman U-Boat* savaşı ile ilgiliydi. Yalnızca bir ada ülkesi, teslim olmadan önce bu kadar uzun dayanabilirdi.

Bu, 1917'de Britanya Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından politik üstlerine iletilen bir uyarıydı.

Dengeyi bozmak için Amerika'nın insan gücü kaynaklarına ve savaş makinelerine ihtiyaç vardı. Fakat ABD'nin II. Dünya Savaşı'na müdahale tarzında olacağı gibi, Amerikalılar, kurucu babalarının uzunca bir süre yerine getirilen tavsiyeleri nedeniyle “yabancıların çapraşık işlerine” bulaşmak konusunda son derece temkinli idiler.

Dünya Siyonizminin liderlerinin konuya girdiği yer de burasıydı!...

Çok basit bir pazarlık vardı: Eğer Chaim Weizmann gibi Yahudi liderler Amerika'daki Yahudi Diasporasına çağrıda bulunarak, ümitsiz durumdaki savaşı kurtarmak için nüfuzlarını ABD'yi savaşa girmeye ikna etmekte kullanırlarsa, o zaman da Britanya Siyonistlerin Filistin'de Yahudi devleti kurma rüyasının gerçekleşmesini sağlamak için elinden geleni yapacaktı.

Balfour Deklarasyonu bu pazarlığın bir parçasıydı.

Winston Churchill, 1937 yılı Temmuz ayında Avam Kamarasına yaptığı açıklamada bunu itiraf etti: Bunu, bir haçlı seferi hevesiyle ya da donkişotvari bir hayırseverlikle yapılan bir eylem gibi ibaret görmek yanıltıcı olacaktır. Tam tersine, bu, beklediğimiz ve aldığımız değerli ve önemli destek için, Müttefiklerin genel zaferine katkıda bulunma gayesiyle bilinçli olarak alınmış bir tedbirdi.

Pazarlık konusundaki diğer kanıt Churchill ile dünya Siyonist hareketinin önde gelen lideri Chaim Weizmann arasındaki yazışmalarda bulunuyor. Churchill'e gönderdiği 10 Eylül 1941 tarihli bir mektubunda Weizmann, bir yandan "Adolf Hitler'e karşı ismimizi ve bayrağımızı taşıyacak” bir “Yahudi savaş gücü” kurması için yalvarırken, diğer yandan da şunları belirtiyordu: Son savaşta Amerika'da Büyük Britanya lehine sonuç çıkması için etkin bir şekilde yardımcı olanın Yahudiler olduğu hususu İngiliz devlet adamlarınca defalarca kabul edilmiştir. Onlar (Yahudiler) bunu yapma konusunda istekliler ve tekrar yapabilirler.

Balfour Deklerasyonu, en sonunda 1948'de İsrail Devletinin ilanıyla sonuçlanan yolda Siyonistlerin rol oynadığı birçok pazarlıktan birisiydi. Bir diğeri, 1930'larda yapılan tartışmalı Haavara Anlaşması (Transfer-Nakil Anlaşması) idi.

İsrail doğmadan önce, herhangi bir kısıtlama olmaksızın Yahudilerin Filistin'e göçüne izin vermesi için mandater konumdaki Britanya'ya karşı Filistin merkezli Yahudi Ajansının uğraşları, Irgun ve Lehi Örgütlerinin İngiliz ve Arap hedeflerine karşı yürüttüğü bombalı saldırılar ve suikastlar, Birleşmiş Milletler Taksim Planı ve Arap ordularına karşı savaş olacaktı.

Günümüzde Ermeniler, tarihi topraklarının büyük bölümüne yayılan bir Ermeni devletinin kurulmamış olması nedeniyle Batılı güçlerin "ihanetinden” dolayı şikâyet etmekte; Kürtler de 1920 Sevr Antlaşmasıyla verilen vatan vaadinin tutulmamış olması nedeniyle benzer şekilde kendilerini “ihanete uğramış” hissetmektedir. Fakat 1934'te Joseph Stalin'in gözetiminde Yahudi anavatanı olarak idari başkenti Birobidzhan olan bir Yahudi Özerk Bölgesinin SSCB'de kurulmuş olduğundan çok az kişi haberdardır. Bu Özerk Bölge, çok küçük bir Yahudi nüfusa sahip olsa da hâlâ mevcuttur.

Bu arada İsrail devlet oluşunun 70. yıldönümüne yaklaşmaktadır. Balfour Deklarasyonu, ondan yirmi yıl önce Theodor Herzl'ın Basel Kongresi sonrasında alay konusu olmamak için günlüğünü kaleme alırken temkinli davranmasına neden olan bir Yahudi devleti fikrini kamuoyunun gündemine getirmiştir. Herzl, 3 Eylül 1897'de şunları yazmıştır: “Eğer bugün bunu yüksek sesle dile getirseydim dünya çapında kahkahayla karşılanacaktım. Ancak belki beş yılda ama kesinlikle elli yıl içinde herkes bu fikri kabullenmiş olacak.”

Lord Arthur Balfour'un Lord Walter Rothschild'e yaptığı deklarasyon, o sırada Britanya Osmanlı hükümdarlarının ardından Filistin'i henüz kontrolü altına almamış olduğu için sorunluydu. Ancak tüm bunlardan daha sorunlu olan şey, böyle bir vaadin "(Filistin'de) mevcut Yahudi olmayan toplulukların sivil ve dini haklarına halel getirmeyeceğine” ilişkin şerhti.

Siyonistlerin Eretz Yisrael** olarak adlandırdıkları topraklardaki köylerde, kasabalarda ve şehirlerde yüzlerce yıldır yaşayan Filistin Araplarının bir yandan kendilerine ait bir devlet kurmaları sürekli olarak engellenmişken bir yandan da işgal ve mülksüzleştirmeye tabi tutulması, Balfour'un bu şartının karşılanmadığının kesin kanıtıdır.

Sonuçta Yahudiler Filistin'de bir ulus yarattılar; ancak bu, Filistin'in yerli Müslüman ve Hristiyan Arap sakinlerine karşı kaçınılmaz bir haksızlık oluşturdu.

(*): U-bot Almancada denizaltı anlamına gelen, ancak diğer bazı dillerde Alman deniz kuvvetlerince kullanılan denizaltıları ifade eder. I. ve II. Dünya Savaşları sırasında kullanılmışlardır.

(**): İsrail Toprağı

Adeyinka Makinde 

24 Kasım 2017, Filistin 

katehon.com 

Çeviri: Emir Aşnas


İlgili Konular

Yorumunuzu Giriniz

E-Posta adresiniz yayımlanmayacaktır. *İle işaretli alanların girilmesi mecburidir.

*

cartoon Quds 2018
İran İslam Cumhuriyeti Rehberi Ayetullah Uzma Seyyid Ali Hamanei’nin 2017 Hac Mesajı
پیام امام خامنه ای به مسلمانان جهان به مناسبت حج 2016
Şeyh Zakzaki