Mehmet Bedri Gültekin

Esad ve Suriye düşmanlığının muhtemel sonuçları

Esad ve Suriye düşmanlığının muhtemel sonuçları

Tayyip Erdoğan “Uçağı biz düşürdük” dedi. Ahmet Davutoğlu ise “Emri ben verdim” diye kostaklandı.
Bu açıklamalardan sonra Putin de; “Tanrı, Türk yönetimini akıldan yoksun bırakarak cezalandırmaya karar verdi” diyerek cevap vereceklerini açıkladı.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Hatırlayalım: Türkiye, 24 Kasım 2015 günü Hatay – Suriye sınırında bir Rus uçağını düşürdü.

Tayyip Erdoğan “Uçağı biz düşürdük” dedi. Ahmet Davutoğlu ise “Emri ben verdim” diye kostaklandı.

Bu açıklamalardan sonra Putin de; “Tanrı, Türk yönetimini akıldan yoksun bırakarak cezalandırmaya karar verdi” diyerek cevap vereceklerini açıkladı.
Sonuçta Türkiye, altı ay boyunca Suriye sınırında uçak uçuramadı. Haziran 2016’da Erdoğan, Putin’e özür mektubu gönderdi ve Türkiye Rusya ilişkileri düzeldi.
Fırat Kalkanı Operasyonu da ancak Rusya ile ilişkiler düzeldikten sonra başlayabildi.

Eli güçlenen Türkiye

Gene akılda tutmakta sonsuz yarar vardır: Türkiye’nin Rusya, İran ve Irak’la ilişkilerini düzeltmesi ve Suriye ile en azından dolaylı da olsa ilişkiye geçmesinin sonucu olarak dış politikada eli güçlendi.
Bu sayede ABD’ye kafa tutulabildi. 15 Temmuz FETÖ’cü darbe girişimini ezebildi. Kerkük’te ABD’yi, tek kurşun atmadan geri çekilmek zorunda bıraktı.
Kudüs konusunda yaşananlar ise Türkiye açısından tam bir diplomasi zaferi oldu. Bütün dünya Türkiye’nin Kudüs teklifi etrafında birleşti. ABD, İsrail ile yalnız kaldı.
Vb. vb.
Bütün bunlar Türkiye’nin Suriye de dahil olmak üzere bütün komşularıyla ilişkilerinin düzeltmesinin sonucu olarak gerçekleşti.
Suriye ile ilişkiler diğer komşularıyla olan ilişkileri gibi olmadı ama en azından, eskinin “Emeviye Camii’nde namaz kılmak” rüyaları bırakıldı ve Şam yönetimi ile Moskova ve Tahran üzerinden dolaylı ilişkiye geçildi.

ABD-İsrail’in koridor hamlesi

Bütün bu gelişmeleri son üç yıl içinde hep birlikte yaşadık. Elbette yukarda saydığımız olumlu gelişmelerin tam tersi olan olgular da hatırdan çıkarılmamalıdır.
Türkiye’nin daha önceki yıllarda ABD ile birlikte hareket etmesi, bütün komşularımızla ilişkilerimizin bozulmasına yol açtı. Bölgede “asıl tehlike Pers milliyetçiliğidir” söylemi Ankara’dakilere hakim oldu. ABD’nin “IŞİD tehlikesi” oyununu sahnelemesi bu sayede mümkün oldu. Böylece PKK’ya geniş bir hareket alanı yaratıldı. Barzani hakim olduğu alanları yüzde 50 oranında büyüttü. Bağımsızlık rüyaları görmeye başladı.
PKK, Suriye’nin kuzeyindeki “kantonlarını” birleştirdi. Fırat’ın doğusuna hakim oldu, Batısına geçti.
ABD destekli PKK güçleri bir yandan Fırat’ı geçip Menbiç üzerinden Batı’ya doğru ilerlerken, diğer yandan Afrin’de bulunan güçleri Doğu’ya doğru ilerlemeye başladı.
Koridorun tamamlanmasına 30-40 km kalmışken deyim yerindeyse Türkiye uyandı ve Fırat Kalkanı Operasyonunu başlatarak “ABD-İsrail Koridoru”nun tamamlanmasını önledi.

Başka bir açıdan bakılacak olursa, tamamlanmak üzere olan “Koridor” girişiminin Türkiye’nin önüne koyduğu “mecburiyet”, AKP iktidarını, Rusya ile ilişkilerini düzelterek gerekli karşı hamleyi yapmaya zorladı.
Vatan Partisi’nin en başından süreci doğru okuması ve Türkiye’nin atması gereken adımlar konusundaki çalışması da, olumlu gelişmenin gerçekleşmesinde büyük rol oynadı.

Yanlış politikanın sonuçları

Yakın geçmişte yaşanan bütün bu gelişmeleri şundan dolayı hatırlattık. Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın dilinde bir süredir “Esad teröristtir”, “Suriye’de rejim ile görüşeceğimiz hiçbir yok” söylemi var.
İttifak ortağı Bahçeli ise “82 Kerkük, 83 Musul” laflarının ardından, TSK’nın Suriye’de girdiği yerlerde kalıcı olacağı anlamına gelen sözler sarf etti.
Bu tavır ve yaklaşımlar, 2015 Kasım’ında Rus uçağının düşürülmesinden çok da farklı değildir.
Eğer bu çizgide ısrar edilirse olabilecek muhtemel sonuçlar şöyle sıralanabilir:
Suriye’ye ve Sayın Beşar Esad’a düşmanlık; ABD ve İsrail’in bölgemize yönelik
emellerine hizmet eder. Çünkü Beşar Esad liderliğindeki Suriye devletinin en büyük düşmanları ABD ve İsrail’dir.
Türkiye’nin; Rusya, İran ve Irak ile kurduğu iyi ilişkileri baltalar. Çünkü bütün bu
komşularımız, Suriye’nin müttefikleridir. Söz konusu ülkelerle ilişkilerin bozulması ise, düşmanları karşısında Türkiye’nin elini zayıflatır. Ve son iki yıl içinde yaşanan olumlu gelişmelerin tersine dönmesine yol açar.

Milletimizin büyük çoğunluğu, Suriye düşmanı politikayı onaylamadığı için, bu
söylem ve yaklaşım, içerde de halkı böler, iç barışımız açısından tehlikeleri gelişmelere kapı aralar. Milletimiz, şimdi bir bütün halinde Ordumuzun arkasındadır. Türkiye’nin Vatan Savaşındaki en büyük avantajı budur. İktidarın Beşar Esad’ı hedef alan söylemi, işte bu birliği baltalamaktadır.
Suriye düşmanlığı FETÖ ve PKK’ya nefes aldırır, teröre karşı vermekte
olduğumuz mücadeleyi zaafa uğratır.

“Kardeşim Esad”

Fakat hiç kimsenin gücü Türkiye’nin böylesine bir yola girmesine yetmeyecektir. Türkiye’nin “mecburiyetleri” hükmünü yürütmeye devam edecektir.
Afrin’den sonra, defalarca ilan edildiği üzere sıra Menbiç’e ve ardından da Fırat’ın doğusuna gelecektir.
Fırat’ın doğusunda ABD’nin 20 kadar üssü var. ABD’nin şimdi bütün derdi Fırat’ın doğusunu elinde tutmak, orada PKK’ya bir devletçik kurmaktır. Bunu Türkiye’ye kabul ettirmek için Menbiç’i yem olarak kullanıyor.

Ama Türkiye’nin Menbiç konusunda ABD ile anlaşıp Fırat’ın doğusuna yönelmemesi düşünülemez.
İşte o noktada Türkiye’nin; Rusya, İran ve Irak ve Suriye ile birlikte hareket etmesi hiçbir zaman tanık olmadığımız bir “mecburiyet” olarak, Ankara’da iktidar koltuklarında oturanların önüne çıkar.
Ve o zaman “Terörist Esad” söyleminin, yerini “Kardeşim Esad” söylemine bıraktığını göreceğiz.

Mehmet Bedri Gültekin


İlgili Konular

Yorumunuzu Giriniz

E-Posta adresiniz yayımlanmayacaktır. *İle işaretli alanların girilmesi mecburidir.

*

Arba'een
Mourining of Imam Hossein
İran İslam Cumhuriyeti Rehberi Ayetullah Uzma Seyyid Ali Hamanei’nin 2018 Hac Mesajı
Şeyh Zakzaki