Füze savaşı!

Füze savaşı!

Biz de dahil olmak üzere dünyanın bir füze savaşı aşamasına girdiğini söylemek doğru mudur? Yoksa bu savaş, soğuk savaştan beri Sovyetler Birliği ve Batı arasındaki çatışmanın, Küba'dan Avrupa'ya kutuplar arası savaşların ve ardından Batı, Çin, Kore ve İran'ın oluşturduğu füze silahları yayılmasının sınırlanmasının kanıtı mıdır?

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Rusya Devlet Başkanı Vlademir Putin'in konuşmaları, 2007 yılında Münih'te başlayan bir tırmandırma hattının zirvesini mi oluşturuyor, yoksa daha ziyade bu hat üzerinde bir istasyon mu oluşturuyor?

En önemlisi, bu tırmandırmada, bu hat üzerinde ve çizilen uluslararası denklemde Lübnan'ın konumu ne olacak?

Biz de dahil olmak üzere dünyanın bir füze savaşı aşamasına girdiğini söylemek doğru mudur? Yoksa bu savaş, soğuk savaştan beri Sovyetler Birliği ve Batı arasındaki çatışmanın, Küba'dan Avrupa'ya kutuplar arası savaşların ve ardından Batı, Çin, Kore ve İran'ın oluşturduğu füze silahları yayılmasının sınırlanmasının kanıtı mıdır?

İran'ın bu sahaya girmesinin en büyük yansıması, Direniş Ekseni ve Ortadoğu üzerinde etkili oldu. Bu eksen ve özellikle Suriye, başta 1967 savaşından beri üstünlük sağladığı hava kuvvetleri olmak üzere, İsrail güçleri ile caydırıcılık dengesi kurabilmek için, Rusya'nın füzelerini elde etme girişimlerine bir gün bile ara vermedi.

Seyyid Hasan Nasrallah'ın, televizyon ekranlarına çıkarak halkı Akdeniz'deki İsrail donanmasının bombalanmasını izlemeye davet ettiği 2006 yılı, tarihi bir yıl olarak görülüyor. Bunun üç boyutu vardır. - Bölgede bir deniz savaşı aşamasının başlangıcı - Füze savaşı aşamasının tezahürü - Rusya'nın silahlarının uluslararası rekabet sahasına dönüşü.

Birinci boyut, şu an İsrail'in gasp etmek istediği "dokuzuncu bölge" olarak adlandırılan alana, Lübnan gaz sahasından daha yakın olan bölgede, İsrail'in deniz donanmasının itibarı başlamadan sarsılmasıdır.

İkinci boyut, İsrail hava kuvvetleri üstünlüğünün, başka bir caydırıcı denklem ile sarsıldığı açık bir şekilde görülmesidir.

Bu bağlamda üçüncü boyut, hem Suriye ve Hizbullah'a füzelerin ulaşması açısından hem de bu girişin, uluslararası arenada oluşturduğu etkiler açısından Rusya'nın silahları ile bağlantılıdır.

2005 yılında Suriye, Rusya'nın "havadan karaya" füzeye dönüşebilen "karadan karaya" İskender füzelerini satın almak istediğinde, Yahudi devleti elinden gelen tüm güç ve baskıyla müdahale ederek, Washington'un da desteğiyle bu anlaşmayı engellemeyi başardı. 2010 yılında da, Şam "karadan denize" Yakhont füzelerini satın almak istediğinde ise, Yahudi Haaretz gazetesi, Ehud Barak'ın tarihi olarak tanımlanan bir ziyarete hazırlandığını duyurdu. Bu ziyaret, bir İsrail Savunma Bakanının Rusya'ya ilk ziyareti olma özelliği taşıyordu. Gazete, bu ziyaretin asıl hedefinin Moskova'nın anlaşmayı tamamlamasını engellemek olduğunu ve Benyamin Netanyahu'nun, Şam'ın bu füzeleri Hizbullah'a teslim edeceği bahanesiyle konu hakkında Vlademir Putin ile doğrudan temasın zeminini hazırladığını saklamadı. Radara yakalanmayacak şekilde tasarlanan bu füzelerin menzili 300 km'yi aşıyor ve Hayfa ve Aşdod limanlarına uzanıyor.

Bu yıllar zarfında, İran bu hat üzerinde kuvvetli bir şekilde faaliyet gösterirken, Suriye, toprakları dahilinde üçüncü dünya savaşına girdi. Direniş ise bu savaşın kaderini belirleyen bir rol üstlendi. Bu füze denklemi hakkındaki gerçek savaşı yansıtan bir medya savaşının, baskının, gerçekleri gizlemenin ve şovun hala devam ettiğine şahit oluyoruz.

Bu savaş bağlamında, Rusya Zvezda televizyon kanalından iki gazeteciyi, Humeymim'deki İskender-M füzelerinin konuşlandırılmasını takip etmek üzere davet etti.

Ne var ki Rusya üssündeki bu konuşlandırma Amerika'yı endişelendirebilir, ancak İsrail'i hiçbir şekilde endişelendirmeyecektir. İsrail'i endişelendirecek olan şey, Suriye Ordusu ve Lübnan Direnişine teslim edilen füze sistemlerinin yanı sıra, sürprizleri ve deneyimleri ile şaşırtmaya devam eden İran'dır.

İki hafta önce, Şubat ayında Fransız Le Figaro gazetesi, Lübnan - Suriye füzeleri hakkında uzun ve ayrıntılı bir rapor yayınladı. Raporda füzelerin sayısı, mevkileri ve tarzları ele alındı. George Malbrunot'un imzasını taşıyan rapora baktığımızda, bir gazetecinin bahsi geçen bu bilgileri ayrıntılarıyla elde etmesi imkansız görünüyor. Dolaysıyla bu bilgiler ya gazeteye, ya da gazeteciye sızdırılmıştır. Bunun iki sebebi vardır, birincisi, geniş bir kalemle açılmasına karar verilen konu hakkında medya baskısı uygulamak. İkincisi, test balonunu uçurmak - söz konusu tüm alanların ve rakamların doğru olduğu ve incelemeye açık olduğu anlamına gelir - bu da Atlantik-İsrail kampının medya da dahil olmak üzere çeşitli yollarla bilgi edinmeye çalıştığını belirler.
Diğer birçok veri, füze meselesinin, Direniş Eksenine karşı hedeflemenin özünü oluşturduğunu gösteriyor. Bu durum, savaşın ilk gününden bu yana Suriye Hava Kuvvetlerinin hedeflenmesinden, Suriye kimyasalından kurtulduktan ve İsrail uçağının düşürülmesi dahil bir dizi olaydan sonra mantıklı geliyor.

Burada, dünyanın yüzyıldan fazladır meşgul olduğu füze savaşının, Direniş ve bölgemiz üzerine oynanan bir bahis haline geldiğini söylemek mümkündür. Açıkçası, düşman İsrail ile herhangi bir korku dengesinin kalıcılığı, 1990 düzeninin enkazı üzerine yeni bir uluslararası sistem kurmak isteyen büyük güçler arasında küresel bir bahis halini aldı. Çatışma, bölgemizle ilgili 3 şeye dönüyor: Jeopolitik hakimiyet çatışması - Savaş sonrası çıkarların paylaşımı çatışması - İsrail ile ilişkileri normalleştirme çatışması.

Seattle anlaşmaları sonuçlandığı vakit bir güç dengesi kurarsa da, Doğu Avrupa'da füze kalkanının Rus sınırına konuşlandırılması, dengenin bozulduğu anlamına geliyor. Bu Condoleezza Rice'ın, Sovyetler Birliği ile Seattle anlaşmasının da öldüğünü söylemesine izin verdi. Rice, doktora tezinde Rusya'nın uluslararası arenaya geri dönmek için 50 yıla ihtiyacı olduğunu yazmıştı. Bu noktada, Putin'in istediği şey 2018 yılında askeri olarak, 2007 yılında açıkladığı dönüşü duyurmaktır.

Bu analiz bizi bölge hakkında önemli sorular sormaya götürdü: Suriye'nin kimyasal silahtan kurtulması için ülkeye uygulanan baskılara yardım eden Rusya, Direniş Ekseni ve Suriye'yi, füze gücünden kurtulmayı hedefleyen Batı ve İsrail saldırılarından koruyarak bunu telafi edecek mi? Putin'in son konuşmaları, Rusya'nın Batıya yönelmesi bağlamında mı, yoksa Batı ve takipçileri karşısında Moskova'dan Beyrut'a uzanan bir ittifak bağlamında mı geldi? Moskova'nın, İsrail'in güvenliğine ve İsrail'e saldırıları engellemeye yönelik bağlılığı gündeme gelirken, buna karşın İsrail'i herhangi bir saldırıdan caydırma ve rolünü sınırlamak konusunda da bağlılık gösterecek mi? Zira caydırıcılık, ancak füze sistemleri temeline dayanan bir korku dengesi ile sağlanabilir.


Hayat el-Huweyk Atiye
Kaynak: el-Meyadin
Çeviri: Merve Soydaş


İlgili Konular

Yorumunuzu Giriniz

E-Posta adresiniz yayımlanmayacaktır. *İle işaretli alanların girilmesi mecburidir.

*

İran İslam Cumhuriyeti Rehberi Ayetullah Uzma Seyyid Ali Hamanei’nin 2018 Hac Mesajı
Şeyh Zakzaki