Hizbullah nasıl İsrail’den daha güçlü hale geldi?

Hizbullah nasıl İsrail’den daha güçlü hale geldi?

Gelecek savaşta, Tel Aviv'e sadece günlük tek bir füzenin fırlatılacağını düşünmek bile, savaşın sonuçlarının nereye varacağını bize önceden haber veriyor. Ne Siyonist ordusunda Direniş askerlerinin cesareti ve yeteneği vardır, ne de Siyonist halkında Direniş halkının liyakati, ideolojisi ve sabrı mevcuttur. Bunlar bile, savaşın Hizbullah ve Direniş Ekseni lehine geçmesi için yeterlidir.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Hizbullah'ın İsrail'den daha güçlü olup olmadığını sorarsak, bizim motivasyon yükseltme operasyonu yaptığımız veya duygusal bir propaganda yürütmeye çalıştığımız bazılarının aklından geçebilir.

 
Bu sorunun cevabı, objektif, mantıklı ve güvenilir olmasının yanı sıra, çatışmanın aşamaları ve dönüşümünün doğasına bağlı olan, gerçek verilere dayandırılmalıdır. Biz bu soruyu masaya yatırmamıza sebep olan olaylar dizisini inceleyerek, sorunun cevabını sizlere sunacağız.
 
Kuşkusuz Hizbullah, Siyonist varlığa karşı Arap direnişinin rotasında, ideolojik ve askeri boyutları olan nitelikli bir sıçrama oluşturdu. Hizbullah'ın başarısının en önemli unsurlardan biri olan İslami ideolojisine bağlılığı sayesinde, askeri varlığı ile Hizbullah'ın liderleriyle bütünleşmiş bir toplum haline gelen çevresini, paralel bir şekilde oluşturabildi. İlk merminin atılmasından bugüne kadar Hizbullah'ın yaptığı fedakârlıkların boyutu, bunu gözler önüne seriyor.
 
Siyonistlerin politik ve askeri zihniyetinin, anlamakta çaresiz kaldığı bu ideolojik unsur, Hizbullah'ın planları, kararları ve çizelgesini üzerine kurduğu temel yapı taşıdır. Her zaman da böyle kalacaktır. Bu, ilk andan bu yana, hem şehadet operasyonları hem de düşmanın daha önce görmediği bir askeri metotla güneyden çıkışına kadar, Siyonist düşman için kafa karıştırıcı bir faktördür. Çünkü Siyonist ordu, son Siyonist askerin çıkışıyla birlikte tam bir çöküş yaşayan Lahad ordusunun saflarından ve Siyonist ordusunun verdiği büyük kayıplar sebebiyle dayanıklılığını kaybetmişti.
 
15 Mayıs 2000 tarihinin önemi, Siyonist düşmanın ilk defa Direniş'in askeri saldırılarının baskısı altında geri çekilmek zorunda bırakmasıdır. Bu durum, azgın askeri gücü ile başkalarının topraklarını işgale dayanan Siyonist ordunun katı askeri inancı için köklü bir düşüş olarak kabul edilebilir.
 
1973 yılında gerçekleşen Ekim Savaşı, Arap savaşçılara iade-i itibar sunmasına ve bu ordunun yenilmez olmadığını kanıtlamasına rağmen, Siyonist ordunun Lübnan'dan çıkışı, 1973 yılında olanları vurgulayan cinstendi. Ayrıca Direniş'e, o dönem Siyonist ordunun çıkarına olan güç dengelerini, çatışmanın doğası gereğince yeniden şekillendirebilecek bir fırsat verdi.
 
Bu sayede, Siyonist varlığın lehine olan büyük üstünlük, Hizbullah ve Siyonist ordu arasındaki bir çatışmada hiçbir zaman sağlanamadı. Öyle ki Hizbullah, yerin üzerinde ve altında neredeyse gölgeden bir ordu gibiydi. Bu durum, Hizbullah'a yüksek bir manevra kabiliyeti ile hızlı ve yıkıcı saldırılar düzenleyebilme fırsatı kazandırdı. Daha sonra, 1999 ve 2000 yıllarına gelindiğinde, Siyonistlerin güçlendirilmiş mevkilerine karşı daha cesurca operasyonlara geçiş yapıldı. Medya ve psikolojik savaşta kullanılmak üzere savaşın görüntülerinin çekilmesi, Siyonist düşman ordusunu, Lübnan ve işgal altındaki Filistin sınırının arkasına çekilmek zorunda bıraktı. Böylece, çatışmanın farklı bir aşamasına girilmiş oldu. Hizbullah'ın hareket alanı genişleyerek daha güvenli bir hale geldi. Bu durum Hizbullah'a füze fırlatabilmek için sağlam bir askeri üs, tünel ağları, tüneller kurmanın yanı sıra, savunmaya dayalı savaş çalışmaları yürütme imkânı verdi.
 
Hizbullah – İsrail savaşında yaşanan en köklü değişim, 2006 Temmuz saldırısı sırasında gerçekleşti. Bu savaşta, Siyonist varlık, düşüncesinin özüne dokunan bir değişim ile karşı karşıya kaldı. Bu, işgal altındaki Filistin'in kuzeyinden orta kesimlerine kadar geçici olarak yerleşen Yahudi yerleşimcilerin Filistin'e göç etmesi düşüncesiydi. 33 günde yerleşimci sayısı bir milyona yaklaşırken, yaklaşık yüz bin yerleşimci de Filistin'den geldikleri ülkeye doğru geri göç ettiler.
 
Bu göç dalgası, söz konusu değişimin gelecek savaşların planlarının oluşturulmasında Hizbullah için temel bir köşe taşı oluşturduğu anlamına geliyor. Buna ek olarak, o dönem Hizbullah'ın saldırılar sırasında fırlattığı Grad füzeleri, Lübnan sınırından 30 kilometreyi aşmayan bir bölgede etkili oldu. Orta düzeyde yıkıcılığı olan bu füzelerin sayısı, bin 500'ü aşmazken, füzelerin başlıkları ise 18 ila 25 kilogram arasında değişiyordu. Menzilleri ise modellerine göre 40 kilometreye kadar ulaşabiliyordu. Bunun yanında Hizbullah, en az 100 adet Fecr-3 ve Fecr-5 sınıfı füzelerinden kullandı. Menzili 70 ila 90 kilometreyi bulan bu füzelerin, savaş başlıkları ise 90 kiloyu aşmıyordu. Bu savaşta iki adet de, yaklaşık 160 kilometre menzilli ve 175 kilo savaş başlıklı M-302 tipi füze kullanıldı. Bu füzelerden hatırı sayılır bir miktar daha sonra Gazze Şeridine ulaştırıldı ve 2014 savaşında Tel Aviv'i hedeflemek için kullanıldı.
 
Bu savaşın üzerinden 12 yıl geçmesinin ardından, denklemler tamamıyla değişti. Suriye'deki askeri operasyonlara katılan Hizbullah, daha deneyimli hale geldi ve halk seferberliği de dâhil olmak üzere, operasyon yönetmek ve planlamak konularında muazzam bir deneyim kazanan savaş birimlerine sahip oldu. Hizbullah'ın komutanları, savaş güçlerini yönetmek ve kontrol etmek konusunda benzeri görülmemiş bir tecrübe kazandılar. Dahası, Hizbullah küçük gruplarla girdiği savaşlardaki savunma metodundan, takviye edilmiş tugaylar seviyesine ulaşan büyük gruplarla savaşma aşamasına geçti. Elbette sahip olduğu silah türlerinde de köklü değişimler meydana geldi.
 
2006 yılında, Siyonist Hava Kuvvetlerinde mühimmat rezervleri kullanılmasına rağmen, Siyonist uçakları savaşı kazanamadı. Düşman ancak Hizbullah ve Lübnan yönetimine baskı uygulamak için sivillere ve ülkedeki tesislere karşı hunharca saldırılarda bulunabildi. Ne var ki, Direniş birliklerinin askeri yapısını etkileyemedi.
 
Bugün Hizbullah, Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah'ın da vurguladığı gibi, savaşta ihtiyacı olan her şeye sahip durumdadır. Hizbullah'ın cephaneliğinde yer alan, yaklaşık 500 kilo civarında patlayıcı savaş başlığı taşıyan binlerce ağır füze, işgal altındaki Filistin'in her köşesini hedefleyeme hazır durumda. Ayrıca Siyonist zırhlı mühimmatları ve donanmaları felç etme ve belki de hava savunma konularında büyük yetenekler kazandı. Böylelikle, düşman ordusunun hava, kara ve deniz silahlarının çalışma kapasitesinin işlevsiz kılınmasının, Siyonist halkını şoka uğratacak olan gelecek savaşta, Hizbullah'a hedeflerini gerçekleştirme avantajı kazandıracağı anlamına geliyor.
 
Gelecek savaşta, Tel Aviv'e sadece günlük tek bir füzenin fırlatılacağını düşünmek bile, savaşın sonuçlarının nereye varacağını bize önceden haber veriyor. Ne Siyonist ordusunda Direniş askerlerinin cesareti ve yeteneği vardır, ne de Siyonist halkında Direniş halkının liyakati, ideolojisi ve sabrı mevcuttur. Bunlar bile, savaşın Hizbullah ve Direniş Ekseni lehine geçmesi için yeterlidir. Üstelik daha kapsamlı bir savaşta cepheye katılacak olan Suriye, İran ve Filistin'in yeteneklerine değinmedik bile.
 
Omar Marabuni
Kaynak: el-Meyadin
Çeviri: Merve Soydaş

İlgili Konular

Yorumunuzu Giriniz

E-Posta adresiniz yayımlanmayacaktır. *İle işaretli alanların girilmesi mecburidir.

*

İran İslam Cumhuriyeti Rehberi Ayetullah Uzma Seyyid Ali Hamanei’nin 2018 Hac Mesajı
Şeyh Zakzaki