İran İslam inkılabının çağdaş insana mesajı

İran İslam inkılabının çağdaş insana mesajı

İran’da İslam inkılabının zaferi üzerinden 39 yıl geçtiği bir sırada bu inkılabın ve bölge ve dünya üzerinde tesirlerinin hakkındaki tartışma günümüzde siyaset, medya ve akademi çevrelerinde hâla devam ediyor.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Gerçekte dünya tarihinin şubat 1979’dan sonraki uzantısı açıkça İran İslam inkılabının yeni değişimini ve halen devam eden ilham kaynağı olduğunu yansıtan hadiselerle doludur. Bu durum her şeyten ziyade İran İslam inkılabının kendine özel has özellikleri ve farklılıkları ve çağdaş insana kurtarıcı mesajlarının sonucudur.

 

 İran İslam inkılabı 1979 yılında sadece Amerika ve diğer zorba güçlerin sultacı politikalarını sorgulamakla kalmadı, aynı zamanda zafere ulaşması ve neredeyse 40 yıl süreklilik arzetmekle beraber günümüz insanına bazı öğretileri ve ülküleri armağan etti, öyle ki zaman ilerledikçe bu öğretiler ve mesajlar eskimediği ve yok olmadığı gibi, çağdaş insan için cazibeleri daha da artıyor.

 

İran İslam inkılabı hem ortaya çıkışı ve hem mücadele niteliği ve hem ulaşmak istediği hedefler bakımından başka inkılaplardan farklıdır. Nitekim bu inkılap getirileri ve kazanımları bakımından da da başka inkılaplardan ayrıcalıklı ve daha ilerici sayılır.

Her inkılap adeta bir deprem veya bir volkan gibi bölgesel ve uluslararası düzeyde az çok etkileri vardır ve kendi stratejik derinliğini yaratmak üzere bir veya bir kaç mesaj sunar. Bir inkılabın mesajı her ne kadar cazip olursa bir o kadar insan o inkılabı benimsemeye ve desteklemeye ve örnek almaya yönelir.

 

En temel özelliği ve imtiyazı başta rahmet peygamberi Hz. Muhammed -s- olmak üzere ilahi önderlerin has siyeri ve düşüncelerine dayanmak olan ve biset, Gadir-i Hum ve Aşura gibi büyük hamasetlerden esinlenen İran İslam inkılabı liberal ve sosyalist düşünceler beşeri camiada cazibesini kaybettiği bir dönemde beşeriyete izzet, hürriyet ve onur mesajı armağan etti. Yine solcu aydınlar milletleri harekete geçirecek tek güç ve ideoloji marksizm olduğunu telkin etmeye çalıştığı bir sırada, İran İslam inkılabı dünyaya, İslam dini tek başına zulüm ve adaletsizliğe karşı büyük bir mücadeleyi organize edebilecek güçte olduğunu ve daha da ötesi karmaşık modernite çağında toplumun sorunlarını çözebileceğini ve yönetebileceğini ve bekasını güvence altına alabileceğini ilan etti.

 

İran İslam inkılabı Allah, maneviyat, dini değerler ve dini kültür ve kimliği ihya etmek için yola çıkan bir inkılap olarak sadece İslamî inançlarda kökü bulunan bir hareket değildir ve aynı zamanda amaçlarını da dinde aramaktadır. Bu inkılap Allah’a ve hakimiyetin ancak O’na ait olduğuna iman etmek, Allah tealaya karşı teslim olmak, ilahi vahiye ve yasaların beyanında kökle rolüne iman etmek temellerine dayanan bir inkılaptır.

İran İslam inkılabı böylesine bir dünya görüşü ve İranlı kültür ve medeniyet temelinde dini demokrasi düzenini inşa etti ve asil İslam’ın değerlerini ve yasalarını uzun yıllar sömürücü güçlerin cirit attığı ve ardından despot ve saltanat temeline dayanan bir rejime emanet edildiği bir ülkede hayata geçirdi, ki bu da başlı başına tüm sömürücü güçlerin tüm dengelerini bozuyordu. Böylelikle İslam inkılabı halkçı ve özgürlükçü kıyamların en büyük ilham kaynağı oldu.

 

Zulüm karşıtlığı, İran İslam inkılabının çağdaş insana verdiği bir başka önemli mesaj ve hedeftir. Bu mesaj ve ülkü Ortadoğu bölgesinde İsrail adında çakma bir rejimin kurulmasını zulüm, cinayet ve adaletsizliğin en önemli temelini oluşturduğuna inanıyor ve mazlum Filistin milletinin gasp edilmiş haklarını onlara iade etmek istiyor. Ve küresel istikbar ile mücadele, bu mesajın ve hedefin bölgesel boyutun dışına taşan yönüdür ve işin ta başından Doğu ve Batı güçlerinin sultacılığı ile mücadele şeklinde kendini göstermiştir. İşte bu yüzden İslam inkılabı ve bu inkılabın ürünü olan İran İslam Cumhuriyeti nizamı küresel adil olmayan kalıpları bozmaya çalışmanın ve dünya genelinde özgürlükçü hareketlere yardım etmenin yanında dünya milletleri ve milli birimleri ile teamülde bulunma yollarını aramaya ve bulmaya çalışmıştır.

 

İslam dünyasında vahdet ve diğer dinlerle teamül ve barış içinde bir arada yaşamak, İslam inkılabının bir başka mesajı ve ülküsü olmuştur.

İran İslam Cumhuriyeti nizamı kurulduğu günden beri İslam ülkeleri arasında vahdet öncüsü olmuş ve bu ülkelerin arasında işbirliğini geliştirmek, komşularla iyi komşuluk ilkesi çerçevesinde ilişki kurmak ve milli ve uluslararası kurum ve kuruluşlarla izzet, hikmet ve maslahat temelinde teamülde bulunmak gibi siyasetleri dış politikasının ilkeleri edinmiştir. İran inkılaptan sonraki yıllarda hatta teamülün ötesinde hareket ederek küresel tehditlerin bertaraf edilmesi ve uluslararası sorunların çözümü için çaba harcamıştır.

 

İranlı – İslamî kültür ve söylemi tanıtmak üzere gündeme getirilen Medeniyetlerarası diyalog, dünya çapında ilgi gören bir öneriydi. Yıllar sonra isa şiddet ve radikalizmden arınmış bir dünya önerisi yine İran İslam Cumhuriyeti tarafından milletleri tehdit eden en büyük afet, yani tekfirci terör ve radikalizmle mücadele için gündeme getirildi ve böylece sultacı ve gerici güçlerin dünyaya dayattığı bu büyük soruna çözüm üretilmeye çalışıldı.

 

Ancak İran İslam inkılabının çağdaş insana en önemli mesajı, tüm düşünürlerin ve uzmanların da itiraf ettiği üzere, maneviyata geri dönüş ve din ve mezhebin günümüz toplumların siyasi ve sosyal yapısında hakettiği yerini bulmasıydı.

İslam inkılabının bu mesajı sadece İslamî toplumlar için geçerli değildi ve aynı zamanda günümüz dünyasının maddi medeniyetlerinde yolunu şaşırmış tüm insanlar için verilen bir mesajdı. İslam inkılabı çağdaş insandan yüce ilahi değerlere ve maneviyata geri dönmesi yönünde mesaj veriyordu ve bu maneviyata yönelerek maddi dünyanın çıkmazlarından kurtulmasını istiyordu. Nitekim günümüz dünyasında ahlaki bozukluklar, intiharlar, psikolojik hastalıklar bir çok maddi toplumda hızla tırmandığı bir sırada İslam inkılabı bu sıkıntılardan kurtuluş yolunu maneviyata dönmekle gösterdi.

 

Gerçekte Batı dünyasında insanlar insanın refahı için gerekli olan her şeye sahip olmasına karşın kendini yalnız hissediyor. Bugün bir çok ülkede hurafe inançlar hızla yayılıyor. Bu sapkın inançlara artan yöneliş ise insanların maneviyata ne kadar muhtaç olduğunu ortaya koyuyor. Kuşkusuz hurafe inançlar ve uydurma irfanlar günümüz maddi insanını daha yeni ruhsal çıkmazlara sürükleyecektir. Oysa İslam dini Batılı insanın manevi boşluğunu en iyi biçimde doldurabilir. Nitekim günümüzde Batı dünyasında insanların hızla İslam’a yöneldiğine şahit oluyoruz.

 

Fransız Müslüman Mary Fallot Müslüman oluşu konusunda şöyle diyor: bence İslam aşk, sabır ve barış mesajı veren dindir. Bu mesaj bir çok Avrupalı insanın dikkatini çeken mesajdır. Ben neden insan uymak istediği bazı yasaların ve davranışların arayışında olduğu fakat Hristiyanlık asla bu şartları hazırlayamadığı meselesini düşünüyordum. Bence İslam sade, dakik ve teklifsiz bir dindir ve açık ve aydın bir çehresi vardır.

 

İslam dini bir takım inanç, ibadet, bireysel ve sosyal maarifi içeren bir dindir. Bu ilahi dine göre ahiretin yolu dünyevi hayata ve sorumluluklarından geçer. Bu yüzden İslam’ın ahlaki, sosyal, iktisadi ve siyasi tealimi ve öğretiler tüm insanların ve toplumun tüm ihtiyaçlarını kapsayan geniş kapsamlı bir programdır ve bu ihtiyaçlara makul ve mantıklı bir şekilde cevap verir. 

Viyana üniversitesinin Müslüman şarkiyatçısı Lisa Lathe İslam dininin bu özelliği insanları bu ilahi dine cezbeden önemli özelliği olduğunu belirterek şöyle diyor: İslam’ın adalettalepliği ve geniş kapsamlı oluşu bu dine dünya genelinde yönelişin artışına sebep oluyor.

 

Yeni Zelandalı müslüman kadın Maria Jean Bhaskaran İslam dinini benimsemesini şöyle anlatıyor: İslam ve Müslümanlara karşı yürütülen kampanyaları görünce tek Allah’a inanan diğer tevhidi inançlar gibi Şia mezhebini incelemeye merak sardım. Böylece bu din hakkında araştırmalarıma başladım ve sonunda şu sonuca vardım: büyük güçlere bağımlı medya organlarının kör propagandaları ve İslam’ı şiddet yanlısı ve savaş çığırtkanlığı yapan bir din olarak tanıtmaya çalışmalarına karşın İslam dini kardeşlik dostluk, barış, aşk ve insanların arasında sevgi ve hoşgörüyü teşvik eden dindir ve tüm insanlar yegane Allah’ın mahluku olduğunu söylüyor. Bu, her hür insanın peşinde olduğu şeydir ve böylece ben İslam dinini seçtim.

 

Aslında Batılı devletlerin İslam dininin imajını tahrip etme ve İslam korkusu ve İslam düşmanlığı yaratma çabaları İran’da İslam inkılabı zafere kavuştuktan sonra başladı. Onlar öz Muhammedi -s- İslam’ın mesajının zulüm altında olan milletlere ulaşmasını engellemek istiyordu. Ancak tüm bu çabalara rağmen, gerçi İslam’ın imajı zedelendi, ama aynı zamanda tüm bu propagandalar ve karalamalar kamuoyunu İslam dini ve öğretilerine karşı meraklandırdı.

 

Gerçekte İslam inkılabı fikri hiyadetle ortaya çıktı ve kültürel çağrı ile devam etti. Buna göre nasıl ki İran milleti dini liderliğin sayesinde uyandıysa, İran sınırları ötesindeki milletlerin zulüm ve istikbar karşıtı hareketi de dini hidayetle mümkündür ve bu da İslam inkılabının sınırların ötesine verdiği mesajın ta kendisidir.

İslam inkılabını ihraç etmek başka ülkelerin insanlarının yaşamına müdahale etmek anlamına gelmez ve sadece ilahi maarife susamış bu insanların fikri sorularına cevap vermektir.


İlgili Konular

Yorumunuzu Giriniz

E-Posta adresiniz yayımlanmayacaktır. *İle işaretli alanların girilmesi mecburidir.

*

Arba'een
Mourining of Imam Hossein
İran İslam Cumhuriyeti Rehberi Ayetullah Uzma Seyyid Ali Hamanei’nin 2018 Hac Mesajı
Şeyh Zakzaki