Kuzeyden güneye, Yemen gelişmeleri

Kuzeyden güneye, Yemen gelişmeleri

Suud rejimi Amerika ve BAE’nin destekleri ve Yemen’in istifa eden kaçak Cumhurbaşkanı Mansur Hadi’yi yeniden iktidarın başına getirme bahanesi ile Mart 2015’te Yemen topraklarına saldırdı ve bu ülkeyi karadan, havadan ve denizden kuşatma altına aldı.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Suud rejimi Amerika ve BAE'nin destekleri ve Yemen'in istifa eden kaçak Cumhurbaşkanı Mansur Hadi'yi yeniden iktidarın başına getirme bahanesi ile Mart 2015'te Yemen topraklarına saldırdı ve bu ülkeyi karadan, havadan ve denizden kuşatma altına aldı.
 
Şimdi ise bu savaş Yemen'in Güney bölgelerinde ve özellikle önemli bir kent olan Aden kentinde Suudi Arabistan ve BAE'nin himayesi altında bulunan güçlerin arasında şiddetli çatışmalara dönüşerek devam ediyor.
 
Şimdi Yemen'de Suudi Arabistan ve BAE'nin daha fazla hak iddia etmesi Yemen'in güneyinde geniş çaplı anlaşmazlıklara dönüştüğü ve bu bölgede yaşayan insanları istifa eden Mansur Hadi taraftarları veya karşıtları olmak üzere ikiye böldüğü anlaşılıyor. Bu durum Abu Dhabi'yi Yemen'in Güney eyaletlerinde ve özellikle Aden kentinde Suudi Arabistan'ın nüfuzunu önlemeye çalışmaya yönelttiği gözleniyor. Bu yüzden Yemen'in önemli liman kenti olan Aden hali hazırda Yemen'in güneyi geçiş konseyine bağlı milislerle istifa eden kaçak Cumhurbaşkanı Mansur Hadi'nin taraftarı olan milis güçler arasında çatışmalara sahne oluyor.
 
Anlaşmazlıkların devam etmesi ve gün ışığına çıkmasından sonra şimdi Suudi Arabistan ve BAE, her biri rakibini devre dışı bırakmaya çalışıyor. Gerçi iki rakip bundan önce Yemen'e dayatılan savaşta, kuzeyde tüm eyaletlerin kontrolünü elinde bulunduran Yemen ordusu ve Ensarullah hareketine karşı birlik olmaya karar vermişti. Gerçekte buna göre de Suud rejimi Yemen'in kuzeyini ta başkent Sana'ya kadar ele geçirme peşindeydi ve BAE de Güney eyaletlerinde bu ittifaka bağlı olan milisleri destekliyordu.
 
Ancak şimdi ve Yemen'in güneyinde ortaya çıkan yeni durumlara ve Suudi Arabistan ile BAE özellikle bu bölgenin üzerinde nüfuz konusu ihtilaf ve çatışma çıkmasına bakıldığında, Riyad ve Abu Dhabi arasında sürtüşmelerin şiddetleneceği anlaşılıyor, zira BAE Yemen'in güneyinde kontrolü sağlamak ve buradaki tüm limanları ve adaları ele geçirmekte kararlı görünüyor.
 
Biz de bu gelişmelerden hareketle Yemen'in iç gelişmelerini ve özellikle bu ülkenin güneyinde yaşanan gelişmelerin muhtemel sonuçlarını ve bu sonuçların Yemen'in siyasi geleceğini nasıl etkileyebileceğini irdelemeye çalıştık. İrdelememizde ayrıca Yemen gelişmeleri ile ilgili bileşenlerin bölgesel ve küresel düzeyde güvenliği nasıl etkileyebileceğini de açıklamaya çalıştık.
 
Son yıllarda Yemen'in iç gelişmeleri Ortadoğu ülkeleri ve yine bölge dışı güçlerin dikkatini üzerine çektiği görülüyor. Suudi Arabistan'ın Yemen'e saldırması ve Amerika'nın bu ülkeye müdahalede bulunması ve Yemen'e karşı askeri bir ittifak kurulması, hepsi Yemen'in iç huzursuzlukları ve bölge dışı güçlerin bu yoksul ülkeye bu kadar ilgi göstermesinin sebepleri hakkında bazı tahminlerin ileri sürülmesine yol açan gelişmelerdir.
 
Burada esas soru ise Amerika'nın hangi sebeplerden ötürü Yemen'e ve Yemen'in iç meselelerine bu kadar merak sardığı sorusudur!
Aslında bu sorunun cevabı, sohbetimizin ana eksenini oluşturuyor. Bu çerçevede Yemen'in coğrafi konumu uzun vadede bağımsız bir değişken ve bölgesel ve küresel düzeylerde tehditler ve sorunlar da bağımlı değişken olarak ele alındı.
 
Teorik açıdan Ortadoğu gibi jeo stratejik ve jeo ekonomik önem arz eden bir bölgede düzeni ve güvenliği etkileyecek her türlü etken, Amerika'nın bölge üzerindeki hegemonyasının bir boyutunu tehdit edecektir. Bu varsayımla Yemen gelişmeleri ABD hegemonyasına yönelik büyük tehdit sayılıyor.
 
Milli güvenlik bileşenleri bakımından Amerika'nın dünyanın bu köşesinde hegemonyasını ciddi bir şekilde tehdit eden en büyük tehlike bölgesel güvensizliğin yayılması ve sonuçta El-Kaide gibi tekfirci terör örgütlerinin güçlenmesidir ki bu da başlı başına güvensizliğin tırmanmasını kısır döngüye çevirir. Gerçi bu arada Amerika bizzat El-Kaide ve IŞİD gibi tekfirci terör örgütlerini kullanarak bölgede nüfuzunu arttırmaya çalıştığı kesin kanıtlarla bilinmektedir. Nitekim son yıllarda IŞİD'in Irak ve Suriye topraklarının bir bölümünü işgal ederek Amerika'nın nüfuz stratejisi ve yine Batı Asya bölgesinde askeri hegemonyasının güçlenmesine hizmet etti.
 
Şimdi gelin hep birlikte Yemen gelişmelerinin Amerika ve Suudi Arabistan'ın bölgede nüfuz stratejisinde nasıl rol ifa ettiğini gözden geçirelim. Bunun için önce Yemen'in coğrafi ve stratejik konumunun önemine bakalım.
 
Yemen Arap yarımadasının güneyinde yer alıyor ve Kızıldeniz ve Aden körfezine uzun ve geniş sınırları buluyor. Gerçekte Yemen'in stratejik konumu ve Afrika boynuzuna hakim olması ve bu bölgede her türlü hareketliliği kontrol etme imkanı sağlaması ve ayrıca, Afrika kıtasının doğusundaki kıyıları bu ülkeye özel önem kazandıran etkenlerdir. Bundan başka bu ülkenin stratejik Babul Mendeb boğazına hakim olması da enerji ve ticari yüklerin transitinin güvenliğini temin etme bakımından Yemen'e ayrı bir önem kazandırmaktadır.
 
Gerçekte Babul Mendeb boğazının önemi Kızıldeniz'e kıyısı bulunan tüm ülkeler için ticari ürünlerin ve silahların transiti bakımından temel önem arz ediyor. Örneğin Mısır ve Suriye'nin İsrail'e karşı gerçekleştirdikleri 1973 savaşında Yemen Cumhuriyeti Kahire ile işbirliği çerçevesinde Babul Mendeb boğazını İsrail'e silah taşıyan gemilere ve İsrail'in savaş gemilerine kapattı ve böylece Tel aviv'in deniz kuvvetlerinin Kızıldeniz üzerinden Mısır'a darbe vurmasını büyük ölçüde engelledi. Bu durum aynı zamanda Sina cephesinde devam eden savaşın seyrinde de büyük etkisi oldu. Bundan başka Suudi Arabistan'ın Cidde ve Yenba gibi önemli kentleri ve yine Kızıldeniz kıyısında bulunan onlarca kent için de ticaret ve turizm faaliyetleri Babul Mendeb'in güvenliği ve sorunsuz olmasına bağlıdır. Dolaysıyla Yemen'in Afrika boynuzuna musallat olmasından başka, Babul Mendeb'in güvenliğinin temin edilmesi de bu ülkeye özel stratejik konum kazandırmıştır.
 
Yemen'in iç siyasi ve sosyal durumuna gelince, bu ülke sosyal ve nüfus yapısı bakımından aşiret eksenli bir toplumdur, öyle ki aşiret töreleri bazen hatta ülkenin yasalarından daha üstün sayılır. Yemen toplumunda aşiretler kültürel ve sosyal her şeyin üstündedir ve hatta siyasi hayata atılma konusunda da en etkili kurum sayılır. Yine Yemen devletinin bir çok önde gelen etkili ve tanınmış şahsiyeti de ülkenin önde gelen büyük aşiretlerine mensup kişilerdir. Örneğin Yemen'in eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih, Yemen'de büyük nüfuzu olan Haşed aşiretleri federasyonuna üye olan bir şahsiyetti. Bu aşiretlerin liderleri Yemen'in önemli siyasi yetkilileri olmuştur.
 
Yemen'in önemli ve ünlü aşiret liderleri genellikle misafirlerini ve konuklarını ağırlamak için büyük salonları vardır ve Kat meclisleri adını verdikleri oturumlar bu salonlarda yapılır. Bu meclislerde önemli siyasi konular hiç bir kısıtlama olmaksızın tartışılır.
 
Gerçekte Yemen'de aşiretlerin gücü ve toplumun aşiret eksenli olması, devletin nüfuz gücünü kontrol altına alan ve otoriter bir yapıya dönüşmesine engel olan bir etkendir. Ancak aynı konunun etkisi yüzünden devlet de bu ülkede hiç bir zaman milli kimlik ve kişilik eksenini şekillendirememiştir.
 
Eğer Yemen'de eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih'in siyasi yaşam tarihini gözden geçirecek olursak, Salih'in hiç bir dönemdi hiç bir müttefikine sadık kalmadığı ve arada bir müttefiklerine karşı isyan ettiği anlaşılır. Ali Abdullah Salih siyasi hayatını Suudi Arabistan rejiminin desteği ile başladı ve sonunda Suud rejimine karşı kurulan bir ittifaka katıldı ve Husilere karşı beş kanlı savaş dayattığı halde Husilerle müttefik oldu ve yine yolun sonunda Husilere karşı komplo kurdu.
 
Bu arada bazı çevreler Ali Abdullah Salih'in Husilerin açtığı ateş sonucu değil de, Suudi Arabistan'ın başını çektiği ittifakın bombardımanında öldüğünü belirtiyor.
 
***
 
...Suud rejimi Amerika ve BAE'nin destekleri ve Yemen'in istifa eden kaçak Cumhurbaşkanı Mansur Hadi'yi yeniden iktidarın başına getirme bahanesi ile Mart 2015'te Yemen topraklarına saldırdı ve bu ülkeyi karadan, havadan ve denizden kuşatma altına aldı.
 
Hali hazırda Yemen siyasi ve güvenlik açısından dört önemli sorunla karşı karşıyadır. Bu dört önemli sorun ise hem bu ülkenin içi güvenliğini ve istikrarını, hem bölgenin ve hem dünyanın güvenliğini etkiliyor.
 
Bu sorunlar ise şöyle:
 
- Kuzeyde Husilerin meselesi,
 
- Güneyde bölücülük,
 
- El-Kaide'nin faaliyetlerinin artması,
 
- Ve Suudi Arabistan ile sorunlu ilişkiler
 
Yemen'de Kuzey savaşları 2004 yılından başlayınca Ensarullah hareketi Yemen'in iç gelişmelerinde etkili bir aktör konumuna geldi. Aslında bu hareket 1990'lı yıllarda ve başta Saade eyaleti olmak üzere Yemen genelinde Zeydi camiasında sosyal ve kültürel hareketlerin başlamasıyla birlikte ortaya çıkmıştı.
 
Ensarullah hareketi Yemen ordusunun baskılarından kurtulmak ve nüfuz alanını genişletmek gibi iki hedef doğrultusunda faaliyetlerini başlattı. Öte yandan Yemen ordusunda yaşanan çatlaklar ve bu ordunun zayıflamasından sonra Ensarullah hareketi Kuzey eyaletlerine tam olarak hakim oldu ve Yemenli diğer güçlerden farklı olarak ve askeri etkisi bu güçlerle mukayese edilemeyecek kadar önemli bir gerilla gücüne dönüştü.
 
Sonunda Ensarullah hareketi dolaylı olrak Fars körfezi işbirliği konseyinin önerisini kabul etti ve milli katılım diyalog sürecine katıldı. Bu katılım geçiş sürecinin cumhurbaşkanın daveti üzerine ve Ensarullah hareketine ülkenin siyasi iktidar yapısında yer verme yönünde bazı işaretlerin ortaya çıkmasının ardından gerçekleşti.
 
Ancak Ensarullah hareketinin iki temsilcisi olan Abdulkerim Cedban ve Ahmet Şerefeddin'in suikast sonucu katledilmeleri ve İbrahim El-Vezir'e yönelik başarısız suikast ve yine bu diyalog sürecinin çıktıları ve en başında Yemen'in siyasi nizamının kurduğu çalışma grubu ülkenin altı federal bölgeye bölünmesi ve Saade ve Sana'yı bir tek eyalet olarak belirlemesi ve böylece Ensarullah hareketinin açık denizlere ulaşma yolunun engellenmesinin ardından Ensarullah hareketi mevcut siyasi sürecin tümüyle muhalefet etmeye başladı.
 
Ensarullah hareketi Ağustos 2014 tarihinde kaldırılan sübvansiyonların yeniden ödenmesini talep etmeye paralel olarak dönemin fasık yönetiminin de istifa etmesini istedi. Bu talep Ensarullah'ın düzenlediği bir dizi protesto eylemleri ile desteklendi ve 21 Eylül 2014 tarihinde Ensarullah güçlerinin El İman üniversitesi ve birinci zırhlı tümenin karargahına girmeleri ve tümen komutanı Ali Muhsin Ahmer'in kaçması ve Ensarullah hareketinin Sana'ya fiili hakimiyet kurması ve milli barış ve katılım anlaşmasının imzalanması ile sonuçlandı. Aynı anlaşma gereği hükümet istifa etti ve Halid Bahah yeni hükümeti kurdu ve Ensarullah hareketinden cumhurbaşkanına danışmanlar atanması kararlaştırıldı.
 
Ancak Yemen'in siyasi yönetiminin kurduğu çalışma grubunun Yemen'i altı federal bölgeye bölme haberi dışarı sızınca, Ensarullah hareketi Ocak 2015'te Yemen yönetimine karşı daha ciddi bir şekilde tepki vermeye başladı. Böylece Mansur Hadi ve Bahah ve bir çok Bakan ev hapsine alındı ve 22 Ocak'ta da Bahah ve Mansur Hadi istifa ettiklerini açıkladı. Ensarullah hareketi de 6 Şubat'da parlamentoyu feshetti ve ülkenin yönetimi için Muhammed Ali Husi liderliğinde inkılap komitesi kuruldu. Bu durum Mansur Hadi kaçıncaya dek aynı şekilde devam etti.
 
Mansur Hadi'nin kaçması ve Ensarullah güçleri ve Yemen ordusuna bağlı birliklerin Güney eyaletlerine yönelmesi, Yemen krizini bölgesel krize dönüştürdü. Ensarullah hareketi ve müttefiklerinin hızla Aden kentine ilerlemeleri ile karşı karşıya kalan Mansur Hadi 24 Mart 2015'te FKİK'ten Ensarullah'ın ilerlemesini durdurmak için yardım talebinde bulundu. Ensarullah hareketinin Yemen'e hakim olmasını kabul etmek istemeyen Suudi Arabistan hemen harekete geçti ve kararlı fırtına adı altında bir operasyon başlattı. On ülkenin kurduğu ittifakın başlattığı bu operasyon Yemen'de insani faciayı tetikledi.
 
Suud rejiminin başını çektiği Yemen karşıtı ittifaka bağlı güçlerle Husi milislerin arasında çatışmaların şiddetlenmesi, Yemen'de insani  krizi daha geniş boyutlara taşıdı. Gözlemciler bu krizi Nazi Almanlarla faşist İtalyan güçlerinin İspanya'nın Bask yöresinde yer alan Grenika kentine yönelik bombardımana benzetiyor ve bugün Yemen daha önce yaşanan bir hadiseyi tecrübe etmeye mahkum edildiğini belirtiyor. Bu hadise ise beşeriyet tarihinde unutulmayan cinayetlerden biridir.
 
Hatırlanacağı üzere, 26 Nisan 1937 tarihinde General Fransisco Franko'nun talimatı üzerine İspanya'nın Bask yöresinde Grenika kenti bombardıman edildi. Bu operasyonu İspanya'nın ulusalcı birlik güçleri, Nazi Almanya'ya bağlı lejyon gücü ve faşist İtalya'ya bağlı lejyon uçaklarca ve Rogen operasyonu parolası ile gerçekleştirildi. Bu bombardımanda yüzlerce sivil acımasız bir şekilde katledildi. Japon Times gazetesi ise Yemen'de yaklaşan insani facia hakkında şöyle yazıyor: Bugün Grenika bombardıman üzerinden seksen yıl geçiyor ve şimdi Yemenli vatandaşlar Suud rejiminin ABD'nin yardımları ile işlediği cinayetlere şahit oluyor.
 
Yemenli nobel barış ödüllü şahsiyet Tevekkül Karman facebook sayfasında şöyle yazıyor: Suud – BAE ittifakı Sana'da meşruiyete karşı darbe bahanesi ile Yemen topraklarını işgal etti.
 
Karman ayrıca tüm insan hakları aktivistlerinden Muhammed bin Salman ve bin Ziyad hakkında Avrupa mahkemelerinde ve ayrıca uluslararası mahkemelerde dava açmalarını isteyeceğini de belirtiyor.
 
Dünya sağlık örgütü yaptığı tahminlere göre Yemen'de her yıl 30 bin vatandaşın kanser hastalığına yakalandığını açıkladı. Örgüt yetkililerinden Nevio Zagaria ise Yemen'de difteri hastalığının epidemi haline geldiği konusunda uyarıda bulunarak şöyle dedi: Yemen'de bu hastalığa yakalananların sayısı 914'e yükseldi, bunlardan 59'u şimdiye kadar hayatını kaybetti.
 
Dünya sağlık örgünü bundan önce de Yemen'de bir milyon kolera vakasından söz etmiş ve bu hastalık yüzünden en az iki bin Yemenli vatandaşın hayatını kaybettiğini duyurmuştu. Yemen'de nüfusuz üçte ikisi olan 20 milyon insan sağlıklı içme suyu kaynaklarına ulaşamıyor.
 
Yemen'in güneyinde devam eden ve doruk noktasına ulaşan kanlı çatışmaların kökleri ise Haziran 2016'ya uzanıyor. O tarihte istifa eden kaçak Cumhurbaşkanı Mansur Hadi, BAE'nin desteklediği Halid Mahfuz Bahah'ı başbakanlık görevinden azletti. Buna karşın Suudi Arabistan ve BAE aralarındaki anlaşmazlığın gün ışığına çıkmasını engellemek için başta Kuzey bölgeleri olmak üzere Yemen'e yönelik saldırılarına devam etti, ta ki 2016 yılında BAE'ine ait bir savaş uçağı Yemen ve Suudi Arabistan'ın ortak sınırında düşürüldü. BAE bu olaydan Suudi Arabistan'ı sorumlu tuttu, Suudi Arabistan ise bu suçlamaya gösterdiği tepkide Abu Dhabi'yi Suud ordusuna bağlı savaş uçaklarını hedef almakla suçladı.
 
Suudi Arabistan ve BAE arasındaki anlaşmazlıklar üstü örtülü bir şekilde devam ediyordu, ta ki Mayıs 2017'de bu anlaşmazlıklar Aden valisi Zübeydi ve yardımcısının görevden alınmasının ardından gün ışığına çıktı ve Zübeydi taraftarları protesto eylemleri düzenlemeye başladı ve sonuçta Yemen'in güneyinde geçiş konseyi kuruldu.
 
***
 
...Suud rejimi Amerika ve BAE'nin destekleri ve Yemen'in istifa eden kaçak Cumhurbaşkanı Mansur Hadi'yi yeniden iktidarın başına getirme bahanesi ile Mart 2015'te Yemen topraklarına saldırdı ve bu ülkeyi karadan, havadan ve denizden kuşatma altına aldı.
 
Şimdi ise bu savaş Yemen'in Güney bölgelerinde ve özellikle önemli bir kent olan Aden kentinde Suudi Arabistan ve BAE'nin himayesi altında bulunan güçlerin arasında şiddetli çatışmalara dönüşerek devam ediyor.
 
Ensarullah hareketinin amaçları ve araçları sosyal, siyasi, coğrafi ve iktisadi olmak üzere çeşitli kategorilere ayrılabilir. Tüm bu kategorilerde Ensarullah hareketi, kendisinin ve sosyal tabanının kesin hakkı olarak tanımladığı hakları gerçekleştirmeyi amaçlıyor. Örneğin coğrafi açıdan Ensarullah hareketi kontrolü altında bulunan toprakları Kızıldeniz'e bağlamak istiyor. Yine bu harekete göre Yemen'de her türlü ciddi çözüm yolunda Ensarullah hareketinin siyasi yönetimde siyasi hakları gözetilmesi gerekiyor. Bu çerçevede hali hazırda askeri imkanlar, Ensarullah hareketinin en önemli imkanı sayılıyor.
 
İran'ın stratejik etüt merkezi dış politika etüt masası uzmanlarından Dr. Ahmedian bu süreçleri şöyle değerlendiriyor:
 
Yemen savaşı, Ensarullah hareketi Yemen gelişmelerinde etkili ve eksen konumda bir aktör olduğunu ve olmaya da devam edeceğini ortaya koydu. Bu bağlamda Yemen için, içinde Ensarullah hareketi temel rolü ifa etmediği hiç bir siyasi gelecek düşünülemez. Tarihi açıdan bakıldığında da Zeydiye her zaman Yemen'de iktidarın bir parçası olmuştur. Ensarullah hareketi ise hali hazırda Zeydiye'nin temel gücü sayılıyor. Bir başka ifade ile Ensarullah hareketi Yemen gelişmelerini, içinde bu hareketin yer almadığı Yemen için hiç bir geleceğin düşünülemeyeceği yöne çevirmiş bulunuyor.
 
Aslında bugün Ensarullah hareketi oldukça gergin ve sorunlu bir siyasi ve operasyon ortamın ortasında yer alıyor. Gerçi bunun anlamı, Yemen'de sadece Ensarullah hareketi sorun yaşadığı değildir. Nitekim Ensarullah hareketinin rakipleri ve düşmanlarının sorunları en azından bazı alanlarda daha geniş ve daha ağır olduğu söylenebilir.
 
Siyaset çevreleri Suud rejiminin Yemen bataklığından daha az bedel ödeyerek kurtuluş yolu aradığını belirtiyor. Bu arada Suud hanedanı Amerika devletinin bu meselede değişken bir tutum izlediğini ve belli bir stratejiyi izlemediğini ve hatta Yemen'de insani facia yüzünden Suud rejiminin Yemen'e yönelik askeri operasyonlarını fazla eleştirdiğini ve bu yüzden İngiliz diplomasisi bu hanedanın işine daha fazla geleceğini düşündüğü belirtilmelidir.
 
Gerçekte Suud rejimi Yemen ordusu ve Yemen halk güçleri karşısında art arda hezimete uğraması ve ağır kayıplar vermesi ve dördüncü yılına girdiği halde Yemen saldırısında istediği hedeflere ulaşamaması yüzünden şimdi Yemen bataklığından kurtulmak için her türlü çözüm yolunu bulanlara taviz vermeye hazırdır ve bu doğrultuda şimdi İngiltere'ye sarıldığı anlaşılıyor.
 
Londra'da yayımlanan Ray El Yom gazetesi bu haberi yayımlayarak, Suud rejiminin doğrudan İngiltere yönetiminden yardım talep ettiğini belirtti. Gazete, Suud rejimi Londra yönetiminden Yemen'de içine düştüğü karmaşık durumdan bir kurtuluş yolu bulmasını ve bu rejimi kurtarmasını istediğini kaydetti. Bazı güvenilir kaynaklar da Ray El Yom gazetesine verdikleri demeçlerinde İngiliz yönetimi de Yemen krizini sonlandırmak için bir plan üzerinde çalışmaya başladığını belirtti.
 
Nitekim Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Adil Cubeyr'in son İngiltere ziyareti de bu dosya ile ilgili olduğu belirtiliyor.
 
Öte yandan BAE de Suud rejiminin Yemen savaşında hedeflerine ulaşamadığını görünce Amerika'nın yeşil ışık yakmasının ardından stratejik Aden limanı ve Yemen'e ait adaları ve Babul Mendeb boğazını ele geçirmeye çalışıyor. Aslında BAE ta ilk günden Yemen'de kendine bağlı milis güçleri toplamak ve onları eğitmek ve silahlandırmak ve mali açıdan desteklemekle Aden eyaletinde ve özellikle Aden limanında nüfuzunu arttırmayı amaçladı. BAE bu güçlere Aden çevresinde güvenlik çemberi adını verdi. Bu güçlere İdrus Zübeydi adında bir şahıs komutanlık ediyor.
 
Yemenli bazı güvenilir kaynaklar, BAE'nin kendine özel bir plan çerçevesinde hareket ettiğini ve planı nihai amacı BAE'nin Yemen limanlarını ve adalarını ele geçirmek olduğunu belirtiyor.
 
Görünen o ki Amerika yönetimi de Yemen'in güneyindeki stratejik adaları ve limanları ve Babul Mendeb'in kontrolünü BAE'ine havale etmiş bulunuyor. Nitekim BAE de Amerikalılardan aldıkları bu izin çerçevesinde Eritre'de Kızıldeniz kıyısında Asab limanını 99 yıllığına kiralayarak burada askeri bir üs inşa etti.
 
Yemenli kaynaklar aynı zamanda BAE'nin Somali'de de bir iskele inşa etmekte oldğunu ve stratejik Sakatri adası ile Yemen'in Babul Mendeb'deki Miyon adasına ve yine Aden limanına hakim olduğunu, ki bu da Amerika'nın Babul Mendeb üzerinde sulta çabasının tamamlayan bir hareket olduğunu belirtiyor.
 
Gerçekte Babul Mendeb üzerinde sulta kurulması, gelecekte Hürmüz boğazına olan bağımlılığı ortadan kaldıracağı belirtiliyor. Amerika, Suudi Arabistan ve BAE Yemen'e musallat olduktan sonra Suudi Arabistan'dan Yemen toprakları üzerinden Babul Mendeb'e uzanan petrol boru hatları inşa etmek ve böylece İran'ın Hürmüz boğazı üzerindeki nüfuzunun etkisini yok etmek istiyor.
 
Ve son söz olarak geleceğe dönük bakışta üç önemli nokta dikkat çekiyor.
 
İlkin, Yemen'in 2011 yılına kadar devam eden birlikteliğinin yeniden sağlanması çok zor ve hatta imkansız gibi gözüküyor, nitekim güneydekilerin böyle bir senaryolu asla kabul etmeyecekleri ve bu duruma karşı tüm siyasi ve askeri güçlerini kullanacakları anlaşılıyor.
 
İkinci nokta, Ensarullah hareketinin geleceği hakkında yazılacak her türlü senaryoda, Yemen'de her türlü gelişmenin Suudi Arabistan ile yürütülen savaşın sonuçları ile doğrudan bağlantılı olduğunu unutmamak gerekiyor. Bir başka ifade ile, bu savaşın sonuçları Ensarullah hareketi ve Yemen'de diğer dinamik güçlerin konumunu ve rolünü etkileyeceği kesindir.
 
Üçüncü nokta da şu ki, bölgesel ve uluslararası aktörler Yemen gelişmelerinin sonuçlarında ve Ensarullah hareketinin konumu ve rolü üzerinde etkili olacaktır. Buna göre bölgede her türlü saflaşma ve gelişme de bu hareketin geleceğini etkileyeceği açıkça ortadadır.
 
Her halükarda Yemen'e hakim olan gelişmelere bakıldığında, Ensarullah hareketi bu ülkenin siyasi yapısında konumunu ve gücünü pekiştirdiği ve karşı tarafa bazı tavizler vermeye karşın Mansur Hadi ile siyasi bir çözüm üzerinde anlaşmaya varmaya hazır olduğu ve özellikle iç ve dış arenalarda meşruiyetini pekiştirmek istediği söylenebilir.
 
Ensarullah hareketi bu isteklerini elde ettiği takdirde askeri gücünü siyasi güce dönüştürecek, fakat aynı zamanda Yemen'de askeri ve güvenlik kurumları ve genelde iktidar yapısında etkili varlık sergileyecek ve böylece orta ve uzun vadeli çıkarlarını temin edecektir.
 
Ensarullah hareketi en yeni açıklamasında da bu ülkede tüm siyasi grupların temsil edildiği cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerini desteklediğini ilan etti.
 
Gerçekte bugün Ensarullah hareketinin siyasi ve askeri konumu yavaş yavaş bölgesel ve küresel aktörlerce de tanındığı anlaşılıyor. Bu gerçeği BM ve bazı Batılı devletlerin yetkilileri ve bazı Arap rejimlerin Ensarullah hareketi ile müzakerelere ev sahipliği yapmalarında görmek mümkün. Bir başka ifade ile Ensarullah hareketinin siyasi ve askeri gücünün gelişmesi uluslararası düzeyde makbuliyetini de olumlu yönde etkilediği ve bu süreç gelişen bir şekilde ilerlediği söylenebilir. Gerçi Suudi Arabistan ve müttefikleri bu gelişmeyi engellemeye çalışacağı da kesindir.Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA-
Suud rejimi Amerika ve BAE'nin destekleri ve Yemen'in istifa eden kaçak Cumhurbaşkanı Mansur Hadi'yi yeniden iktidarın başına getirme bahanesi ile Mart 2015'te Yemen topraklarına saldırdı ve bu ülkeyi karadan, havadan ve denizden kuşatma altına aldı.
 
Şimdi ise bu savaş Yemen'in Güney bölgelerinde ve özellikle önemli bir kent olan Aden kentinde Suudi Arabistan ve BAE'nin himayesi altında bulunan güçlerin arasında şiddetli çatışmalara dönüşerek devam ediyor.
 
Şimdi Yemen'de Suudi Arabistan ve BAE'nin daha fazla hak iddia etmesi Yemen'in güneyinde geniş çaplı anlaşmazlıklara dönüştüğü ve bu bölgede yaşayan insanları istifa eden Mansur Hadi taraftarları veya karşıtları olmak üzere ikiye böldüğü anlaşılıyor. Bu durum Abu Dhabi'yi Yemen'in Güney eyaletlerinde ve özellikle Aden kentinde Suudi Arabistan'ın nüfuzunu önlemeye çalışmaya yönelttiği gözleniyor. Bu yüzden Yemen'in önemli liman kenti olan Aden hali hazırda Yemen'in güneyi geçiş konseyine bağlı milislerle istifa eden kaçak Cumhurbaşkanı Mansur Hadi'nin taraftarı olan milis güçler arasında çatışmalara sahne oluyor.
 
Anlaşmazlıkların devam etmesi ve gün ışığına çıkmasından sonra şimdi Suudi Arabistan ve BAE, her biri rakibini devre dışı bırakmaya çalışıyor. Gerçi iki rakip bundan önce Yemen'e dayatılan savaşta, kuzeyde tüm eyaletlerin kontrolünü elinde bulunduran Yemen ordusu ve Ensarullah hareketine karşı birlik olmaya karar vermişti. Gerçekte buna göre de Suud rejimi Yemen'in kuzeyini ta başkent Sana'ya kadar ele geçirme peşindeydi ve BAE de Güney eyaletlerinde bu ittifaka bağlı olan milisleri destekliyordu.
 
Ancak şimdi ve Yemen'in güneyinde ortaya çıkan yeni durumlara ve Suudi Arabistan ile BAE özellikle bu bölgenin üzerinde nüfuz konusu ihtilaf ve çatışma çıkmasına bakıldığında, Riyad ve Abu Dhabi arasında sürtüşmelerin şiddetleneceği anlaşılıyor, zira BAE Yemen'in güneyinde kontrolü sağlamak ve buradaki tüm limanları ve adaları ele geçirmekte kararlı görünüyor.
 
Biz de bu gelişmelerden hareketle Yemen'in iç gelişmelerini ve özellikle bu ülkenin güneyinde yaşanan gelişmelerin muhtemel sonuçlarını ve bu sonuçların Yemen'in siyasi geleceğini nasıl etkileyebileceğini irdelemeye çalıştık. İrdelememizde ayrıca Yemen gelişmeleri ile ilgili bileşenlerin bölgesel ve küresel düzeyde güvenliği nasıl etkileyebileceğini de açıklamaya çalıştık.
 
Son yıllarda Yemen'in iç gelişmeleri Ortadoğu ülkeleri ve yine bölge dışı güçlerin dikkatini üzerine çektiği görülüyor. Suudi Arabistan'ın Yemen'e saldırması ve Amerika'nın bu ülkeye müdahalede bulunması ve Yemen'e karşı askeri bir ittifak kurulması, hepsi Yemen'in iç huzursuzlukları ve bölge dışı güçlerin bu yoksul ülkeye bu kadar ilgi göstermesinin sebepleri hakkında bazı tahminlerin ileri sürülmesine yol açan gelişmelerdir.
 
Burada esas soru ise Amerika'nın hangi sebeplerden ötürü Yemen'e ve Yemen'in iç meselelerine bu kadar merak sardığı sorusudur!
Aslında bu sorunun cevabı, sohbetimizin ana eksenini oluşturuyor. Bu çerçevede Yemen'in coğrafi konumu uzun vadede bağımsız bir değişken ve bölgesel ve küresel düzeylerde tehditler ve sorunlar da bağımlı değişken olarak ele alındı.
 
Teorik açıdan Ortadoğu gibi jeo stratejik ve jeo ekonomik önem arz eden bir bölgede düzeni ve güvenliği etkileyecek her türlü etken, Amerika'nın bölge üzerindeki hegemonyasının bir boyutunu tehdit edecektir. Bu varsayımla Yemen gelişmeleri ABD hegemonyasına yönelik büyük tehdit sayılıyor.
 
Milli güvenlik bileşenleri bakımından Amerika'nın dünyanın bu köşesinde hegemonyasını ciddi bir şekilde tehdit eden en büyük tehlike bölgesel güvensizliğin yayılması ve sonuçta El-Kaide gibi tekfirci terör örgütlerinin güçlenmesidir ki bu da başlı başına güvensizliğin tırmanmasını kısır döngüye çevirir. Gerçi bu arada Amerika bizzat El-Kaide ve IŞİD gibi tekfirci terör örgütlerini kullanarak bölgede nüfuzunu arttırmaya çalıştığı kesin kanıtlarla bilinmektedir. Nitekim son yıllarda IŞİD'in Irak ve Suriye topraklarının bir bölümünü işgal ederek Amerika'nın nüfuz stratejisi ve yine Batı Asya bölgesinde askeri hegemonyasının güçlenmesine hizmet etti.
 
Şimdi gelin hep birlikte Yemen gelişmelerinin Amerika ve Suudi Arabistan'ın bölgede nüfuz stratejisinde nasıl rol ifa ettiğini gözden geçirelim. Bunun için önce Yemen'in coğrafi ve stratejik konumunun önemine bakalım.
 
Yemen Arap yarımadasının güneyinde yer alıyor ve Kızıldeniz ve Aden körfezine uzun ve geniş sınırları buluyor. Gerçekte Yemen'in stratejik konumu ve Afrika boynuzuna hakim olması ve bu bölgede her türlü hareketliliği kontrol etme imkanı sağlaması ve ayrıca, Afrika kıtasının doğusundaki kıyıları bu ülkeye özel önem kazandıran etkenlerdir. Bundan başka bu ülkenin stratejik Babul Mendeb boğazına hakim olması da enerji ve ticari yüklerin transitinin güvenliğini temin etme bakımından Yemen'e ayrı bir önem kazandırmaktadır.
 
Gerçekte Babul Mendeb boğazının önemi Kızıldeniz'e kıyısı bulunan tüm ülkeler için ticari ürünlerin ve silahların transiti bakımından temel önem arz ediyor. Örneğin Mısır ve Suriye'nin İsrail'e karşı gerçekleştirdikleri 1973 savaşında Yemen Cumhuriyeti Kahire ile işbirliği çerçevesinde Babul Mendeb boğazını İsrail'e silah taşıyan gemilere ve İsrail'in savaş gemilerine kapattı ve böylece Tel aviv'in deniz kuvvetlerinin Kızıldeniz üzerinden Mısır'a darbe vurmasını büyük ölçüde engelledi. Bu durum aynı zamanda Sina cephesinde devam eden savaşın seyrinde de büyük etkisi oldu. Bundan başka Suudi Arabistan'ın Cidde ve Yenba gibi önemli kentleri ve yine Kızıldeniz kıyısında bulunan onlarca kent için de ticaret ve turizm faaliyetleri Babul Mendeb'in güvenliği ve sorunsuz olmasına bağlıdır. Dolaysıyla Yemen'in Afrika boynuzuna musallat olmasından başka, Babul Mendeb'in güvenliğinin temin edilmesi de bu ülkeye özel stratejik konum kazandırmıştır.
 
Yemen'in iç siyasi ve sosyal durumuna gelince, bu ülke sosyal ve nüfus yapısı bakımından aşiret eksenli bir toplumdur, öyle ki aşiret töreleri bazen hatta ülkenin yasalarından daha üstün sayılır. Yemen toplumunda aşiretler kültürel ve sosyal her şeyin üstündedir ve hatta siyasi hayata atılma konusunda da en etkili kurum sayılır. Yine Yemen devletinin bir çok önde gelen etkili ve tanınmış şahsiyeti de ülkenin önde gelen büyük aşiretlerine mensup kişilerdir. Örneğin Yemen'in eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih, Yemen'de büyük nüfuzu olan Haşed aşiretleri federasyonuna üye olan bir şahsiyetti. Bu aşiretlerin liderleri Yemen'in önemli siyasi yetkilileri olmuştur.
 
Yemen'in önemli ve ünlü aşiret liderleri genellikle misafirlerini ve konuklarını ağırlamak için büyük salonları vardır ve Kat meclisleri adını verdikleri oturumlar bu salonlarda yapılır. Bu meclislerde önemli siyasi konular hiç bir kısıtlama olmaksızın tartışılır.
 
Gerçekte Yemen'de aşiretlerin gücü ve toplumun aşiret eksenli olması, devletin nüfuz gücünü kontrol altına alan ve otoriter bir yapıya dönüşmesine engel olan bir etkendir. Ancak aynı konunun etkisi yüzünden devlet de bu ülkede hiç bir zaman milli kimlik ve kişilik eksenini şekillendirememiştir.
 
Eğer Yemen'de eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih'in siyasi yaşam tarihini gözden geçirecek olursak, Salih'in hiç bir dönemdi hiç bir müttefikine sadık kalmadığı ve arada bir müttefiklerine karşı isyan ettiği anlaşılır. Ali Abdullah Salih siyasi hayatını Suudi Arabistan rejiminin desteği ile başladı ve sonunda Suud rejimine karşı kurulan bir ittifaka katıldı ve Husilere karşı beş kanlı savaş dayattığı halde Husilerle müttefik oldu ve yine yolun sonunda Husilere karşı komplo kurdu.
 
Bu arada bazı çevreler Ali Abdullah Salih'in Husilerin açtığı ateş sonucu değil de, Suudi Arabistan'ın başını çektiği ittifakın bombardımanında öldüğünü belirtiyor.
 
***
 
...Suud rejimi Amerika ve BAE'nin destekleri ve Yemen'in istifa eden kaçak Cumhurbaşkanı Mansur Hadi'yi yeniden iktidarın başına getirme bahanesi ile Mart 2015'te Yemen topraklarına saldırdı ve bu ülkeyi karadan, havadan ve denizden kuşatma altına aldı.
 
Hali hazırda Yemen siyasi ve güvenlik açısından dört önemli sorunla karşı karşıyadır. Bu dört önemli sorun ise hem bu ülkenin içi güvenliğini ve istikrarını, hem bölgenin ve hem dünyanın güvenliğini etkiliyor.
 
Bu sorunlar ise şöyle:
 
- Kuzeyde Husilerin meselesi,
 
- Güneyde bölücülük,
 
- El-Kaide'nin faaliyetlerinin artması,
 
- Ve Suudi Arabistan ile sorunlu ilişkiler
 
Yemen'de Kuzey savaşları 2004 yılından başlayınca Ensarullah hareketi Yemen'in iç gelişmelerinde etkili bir aktör konumuna geldi. Aslında bu hareket 1990'lı yıllarda ve başta Saade eyaleti olmak üzere Yemen genelinde Zeydi camiasında sosyal ve kültürel hareketlerin başlamasıyla birlikte ortaya çıkmıştı.
 
Ensarullah hareketi Yemen ordusunun baskılarından kurtulmak ve nüfuz alanını genişletmek gibi iki hedef doğrultusunda faaliyetlerini başlattı. Öte yandan Yemen ordusunda yaşanan çatlaklar ve bu ordunun zayıflamasından sonra Ensarullah hareketi Kuzey eyaletlerine tam olarak hakim oldu ve Yemenli diğer güçlerden farklı olarak ve askeri etkisi bu güçlerle mukayese edilemeyecek kadar önemli bir gerilla gücüne dönüştü.
 
Sonunda Ensarullah hareketi dolaylı olrak Fars körfezi işbirliği konseyinin önerisini kabul etti ve milli katılım diyalog sürecine katıldı. Bu katılım geçiş sürecinin cumhurbaşkanın daveti üzerine ve Ensarullah hareketine ülkenin siyasi iktidar yapısında yer verme yönünde bazı işaretlerin ortaya çıkmasının ardından gerçekleşti.
 
Ancak Ensarullah hareketinin iki temsilcisi olan Abdulkerim Cedban ve Ahmet Şerefeddin'in suikast sonucu katledilmeleri ve İbrahim El-Vezir'e yönelik başarısız suikast ve yine bu diyalog sürecinin çıktıları ve en başında Yemen'in siyasi nizamının kurduğu çalışma grubu ülkenin altı federal bölgeye bölünmesi ve Saade ve Sana'yı bir tek eyalet olarak belirlemesi ve böylece Ensarullah hareketinin açık denizlere ulaşma yolunun engellenmesinin ardından Ensarullah hareketi mevcut siyasi sürecin tümüyle muhalefet etmeye başladı.
 
Ensarullah hareketi Ağustos 2014 tarihinde kaldırılan sübvansiyonların yeniden ödenmesini talep etmeye paralel olarak dönemin fasık yönetiminin de istifa etmesini istedi. Bu talep Ensarullah'ın düzenlediği bir dizi protesto eylemleri ile desteklendi ve 21 Eylül 2014 tarihinde Ensarullah güçlerinin El İman üniversitesi ve birinci zırhlı tümenin karargahına girmeleri ve tümen komutanı Ali Muhsin Ahmer'in kaçması ve Ensarullah hareketinin Sana'ya fiili hakimiyet kurması ve milli barış ve katılım anlaşmasının imzalanması ile sonuçlandı. Aynı anlaşma gereği hükümet istifa etti ve Halid Bahah yeni hükümeti kurdu ve Ensarullah hareketinden cumhurbaşkanına danışmanlar atanması kararlaştırıldı.
 
Ancak Yemen'in siyasi yönetiminin kurduğu çalışma grubunun Yemen'i altı federal bölgeye bölme haberi dışarı sızınca, Ensarullah hareketi Ocak 2015'te Yemen yönetimine karşı daha ciddi bir şekilde tepki vermeye başladı. Böylece Mansur Hadi ve Bahah ve bir çok Bakan ev hapsine alındı ve 22 Ocak'ta da Bahah ve Mansur Hadi istifa ettiklerini açıkladı. Ensarullah hareketi de 6 Şubat'da parlamentoyu feshetti ve ülkenin yönetimi için Muhammed Ali Husi liderliğinde inkılap komitesi kuruldu. Bu durum Mansur Hadi kaçıncaya dek aynı şekilde devam etti.
 
Mansur Hadi'nin kaçması ve Ensarullah güçleri ve Yemen ordusuna bağlı birliklerin Güney eyaletlerine yönelmesi, Yemen krizini bölgesel krize dönüştürdü. Ensarullah hareketi ve müttefiklerinin hızla Aden kentine ilerlemeleri ile karşı karşıya kalan Mansur Hadi 24 Mart 2015'te FKİK'ten Ensarullah'ın ilerlemesini durdurmak için yardım talebinde bulundu. Ensarullah hareketinin Yemen'e hakim olmasını kabul etmek istemeyen Suudi Arabistan hemen harekete geçti ve kararlı fırtına adı altında bir operasyon başlattı. On ülkenin kurduğu ittifakın başlattığı bu operasyon Yemen'de insani faciayı tetikledi.
 
Suud rejiminin başını çektiği Yemen karşıtı ittifaka bağlı güçlerle Husi milislerin arasında çatışmaların şiddetlenmesi, Yemen'de insani  krizi daha geniş boyutlara taşıdı. Gözlemciler bu krizi Nazi Almanlarla faşist İtalyan güçlerinin İspanya'nın Bask yöresinde yer alan Grenika kentine yönelik bombardımana benzetiyor ve bugün Yemen daha önce yaşanan bir hadiseyi tecrübe etmeye mahkum edildiğini belirtiyor. Bu hadise ise beşeriyet tarihinde unutulmayan cinayetlerden biridir.
 
Hatırlanacağı üzere, 26 Nisan 1937 tarihinde General Fransisco Franko'nun talimatı üzerine İspanya'nın Bask yöresinde Grenika kenti bombardıman edildi. Bu operasyonu İspanya'nın ulusalcı birlik güçleri, Nazi Almanya'ya bağlı lejyon gücü ve faşist İtalya'ya bağlı lejyon uçaklarca ve Rogen operasyonu parolası ile gerçekleştirildi. Bu bombardımanda yüzlerce sivil acımasız bir şekilde katledildi. Japon Times gazetesi ise Yemen'de yaklaşan insani facia hakkında şöyle yazıyor: Bugün Grenika bombardıman üzerinden seksen yıl geçiyor ve şimdi Yemenli vatandaşlar Suud rejiminin ABD'nin yardımları ile işlediği cinayetlere şahit oluyor.
 
Yemenli nobel barış ödüllü şahsiyet Tevekkül Karman facebook sayfasında şöyle yazıyor: Suud – BAE ittifakı Sana'da meşruiyete karşı darbe bahanesi ile Yemen topraklarını işgal etti.
 
Karman ayrıca tüm insan hakları aktivistlerinden Muhammed bin Salman ve bin Ziyad hakkında Avrupa mahkemelerinde ve ayrıca uluslararası mahkemelerde dava açmalarını isteyeceğini de belirtiyor.
 
Dünya sağlık örgütü yaptığı tahminlere göre Yemen'de her yıl 30 bin vatandaşın kanser hastalığına yakalandığını açıkladı. Örgüt yetkililerinden Nevio Zagaria ise Yemen'de difteri hastalığının epidemi haline geldiği konusunda uyarıda bulunarak şöyle dedi: Yemen'de bu hastalığa yakalananların sayısı 914'e yükseldi, bunlardan 59'u şimdiye kadar hayatını kaybetti.
 
Dünya sağlık örgünü bundan önce de Yemen'de bir milyon kolera vakasından söz etmiş ve bu hastalık yüzünden en az iki bin Yemenli vatandaşın hayatını kaybettiğini duyurmuştu. Yemen'de nüfusuz üçte ikisi olan 20 milyon insan sağlıklı içme suyu kaynaklarına ulaşamıyor.
 
Yemen'in güneyinde devam eden ve doruk noktasına ulaşan kanlı çatışmaların kökleri ise Haziran 2016'ya uzanıyor. O tarihte istifa eden kaçak Cumhurbaşkanı Mansur Hadi, BAE'nin desteklediği Halid Mahfuz Bahah'ı başbakanlık görevinden azletti. Buna karşın Suudi Arabistan ve BAE aralarındaki anlaşmazlığın gün ışığına çıkmasını engellemek için başta Kuzey bölgeleri olmak üzere Yemen'e yönelik saldırılarına devam etti, ta ki 2016 yılında BAE'ine ait bir savaş uçağı Yemen ve Suudi Arabistan'ın ortak sınırında düşürüldü. BAE bu olaydan Suudi Arabistan'ı sorumlu tuttu, Suudi Arabistan ise bu suçlamaya gösterdiği tepkide Abu Dhabi'yi Suud ordusuna bağlı savaş uçaklarını hedef almakla suçladı.
 
Suudi Arabistan ve BAE arasındaki anlaşmazlıklar üstü örtülü bir şekilde devam ediyordu, ta ki Mayıs 2017'de bu anlaşmazlıklar Aden valisi Zübeydi ve yardımcısının görevden alınmasının ardından gün ışığına çıktı ve Zübeydi taraftarları protesto eylemleri düzenlemeye başladı ve sonuçta Yemen'in güneyinde geçiş konseyi kuruldu.
 
***
 
...Suud rejimi Amerika ve BAE'nin destekleri ve Yemen'in istifa eden kaçak Cumhurbaşkanı Mansur Hadi'yi yeniden iktidarın başına getirme bahanesi ile Mart 2015'te Yemen topraklarına saldırdı ve bu ülkeyi karadan, havadan ve denizden kuşatma altına aldı.
 
Şimdi ise bu savaş Yemen'in Güney bölgelerinde ve özellikle önemli bir kent olan Aden kentinde Suudi Arabistan ve BAE'nin himayesi altında bulunan güçlerin arasında şiddetli çatışmalara dönüşerek devam ediyor.
 
Ensarullah hareketinin amaçları ve araçları sosyal, siyasi, coğrafi ve iktisadi olmak üzere çeşitli kategorilere ayrılabilir. Tüm bu kategorilerde Ensarullah hareketi, kendisinin ve sosyal tabanının kesin hakkı olarak tanımladığı hakları gerçekleştirmeyi amaçlıyor. Örneğin coğrafi açıdan Ensarullah hareketi kontrolü altında bulunan toprakları Kızıldeniz'e bağlamak istiyor. Yine bu harekete göre Yemen'de her türlü ciddi çözüm yolunda Ensarullah hareketinin siyasi yönetimde siyasi hakları gözetilmesi gerekiyor. Bu çerçevede hali hazırda askeri imkanlar, Ensarullah hareketinin en önemli imkanı sayılıyor.
 
İran'ın stratejik etüt merkezi dış politika etüt masası uzmanlarından Dr. Ahmedian bu süreçleri şöyle değerlendiriyor:
 
Yemen savaşı, Ensarullah hareketi Yemen gelişmelerinde etkili ve eksen konumda bir aktör olduğunu ve olmaya da devam edeceğini ortaya koydu. Bu bağlamda Yemen için, içinde Ensarullah hareketi temel rolü ifa etmediği hiç bir siyasi gelecek düşünülemez. Tarihi açıdan bakıldığında da Zeydiye her zaman Yemen'de iktidarın bir parçası olmuştur. Ensarullah hareketi ise hali hazırda Zeydiye'nin temel gücü sayılıyor. Bir başka ifade ile Ensarullah hareketi Yemen gelişmelerini, içinde bu hareketin yer almadığı Yemen için hiç bir geleceğin düşünülemeyeceği yöne çevirmiş bulunuyor.
 
Aslında bugün Ensarullah hareketi oldukça gergin ve sorunlu bir siyasi ve operasyon ortamın ortasında yer alıyor. Gerçi bunun anlamı, Yemen'de sadece Ensarullah hareketi sorun yaşadığı değildir. Nitekim Ensarullah hareketinin rakipleri ve düşmanlarının sorunları en azından bazı alanlarda daha geniş ve daha ağır olduğu söylenebilir.
 
Siyaset çevreleri Suud rejiminin Yemen bataklığından daha az bedel ödeyerek kurtuluş yolu aradığını belirtiyor. Bu arada Suud hanedanı Amerika devletinin bu meselede değişken bir tutum izlediğini ve belli bir stratejiyi izlemediğini ve hatta Yemen'de insani facia yüzünden Suud rejiminin Yemen'e yönelik askeri operasyonlarını fazla eleştirdiğini ve bu yüzden İngiliz diplomasisi bu hanedanın işine daha fazla geleceğini düşündüğü belirtilmelidir.
 
Gerçekte Suud rejimi Yemen ordusu ve Yemen halk güçleri karşısında art arda hezimete uğraması ve ağır kayıplar vermesi ve dördüncü yılına girdiği halde Yemen saldırısında istediği hedeflere ulaşamaması yüzünden şimdi Yemen bataklığından kurtulmak için her türlü çözüm yolunu bulanlara taviz vermeye hazırdır ve bu doğrultuda şimdi İngiltere'ye sarıldığı anlaşılıyor.
 
Londra'da yayımlanan Ray El Yom gazetesi bu haberi yayımlayarak, Suud rejiminin doğrudan İngiltere yönetiminden yardım talep ettiğini belirtti. Gazete, Suud rejimi Londra yönetiminden Yemen'de içine düştüğü karmaşık durumdan bir kurtuluş yolu bulmasını ve bu rejimi kurtarmasını istediğini kaydetti. Bazı güvenilir kaynaklar da Ray El Yom gazetesine verdikleri demeçlerinde İngiliz yönetimi de Yemen krizini sonlandırmak için bir plan üzerinde çalışmaya başladığını belirtti.
 
Nitekim Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Adil Cubeyr'in son İngiltere ziyareti de bu dosya ile ilgili olduğu belirtiliyor.
 
Öte yandan BAE de Suud rejiminin Yemen savaşında hedeflerine ulaşamadığını görünce Amerika'nın yeşil ışık yakmasının ardından stratejik Aden limanı ve Yemen'e ait adaları ve Babul Mendeb boğazını ele geçirmeye çalışıyor. Aslında BAE ta ilk günden Yemen'de kendine bağlı milis güçleri toplamak ve onları eğitmek ve silahlandırmak ve mali açıdan desteklemekle Aden eyaletinde ve özellikle Aden limanında nüfuzunu arttırmayı amaçladı. BAE bu güçlere Aden çevresinde güvenlik çemberi adını verdi. Bu güçlere İdrus Zübeydi adında bir şahıs komutanlık ediyor.
 
Yemenli bazı güvenilir kaynaklar, BAE'nin kendine özel bir plan çerçevesinde hareket ettiğini ve planı nihai amacı BAE'nin Yemen limanlarını ve adalarını ele geçirmek olduğunu belirtiyor.
 
Görünen o ki Amerika yönetimi de Yemen'in güneyindeki stratejik adaları ve limanları ve Babul Mendeb'in kontrolünü BAE'ine havale etmiş bulunuyor. Nitekim BAE de Amerikalılardan aldıkları bu izin çerçevesinde Eritre'de Kızıldeniz kıyısında Asab limanını 99 yıllığına kiralayarak burada askeri bir üs inşa etti.
 
Yemenli kaynaklar aynı zamanda BAE'nin Somali'de de bir iskele inşa etmekte oldğunu ve stratejik Sakatri adası ile Yemen'in Babul Mendeb'deki Miyon adasına ve yine Aden limanına hakim olduğunu, ki bu da Amerika'nın Babul Mendeb üzerinde sulta çabasının tamamlayan bir hareket olduğunu belirtiyor.
 
Gerçekte Babul Mendeb üzerinde sulta kurulması, gelecekte Hürmüz boğazına olan bağımlılığı ortadan kaldıracağı belirtiliyor. Amerika, Suudi Arabistan ve BAE Yemen'e musallat olduktan sonra Suudi Arabistan'dan Yemen toprakları üzerinden Babul Mendeb'e uzanan petrol boru hatları inşa etmek ve böylece İran'ın Hürmüz boğazı üzerindeki nüfuzunun etkisini yok etmek istiyor.
 
Ve son söz olarak geleceğe dönük bakışta üç önemli nokta dikkat çekiyor.
 
İlkin, Yemen'in 2011 yılına kadar devam eden birlikteliğinin yeniden sağlanması çok zor ve hatta imkansız gibi gözüküyor, nitekim güneydekilerin böyle bir senaryolu asla kabul etmeyecekleri ve bu duruma karşı tüm siyasi ve askeri güçlerini kullanacakları anlaşılıyor.
 
İkinci nokta, Ensarullah hareketinin geleceği hakkında yazılacak her türlü senaryoda, Yemen'de her türlü gelişmenin Suudi Arabistan ile yürütülen savaşın sonuçları ile doğrudan bağlantılı olduğunu unutmamak gerekiyor. Bir başka ifade ile, bu savaşın sonuçları Ensarullah hareketi ve Yemen'de diğer dinamik güçlerin konumunu ve rolünü etkileyeceği kesindir.
 
Üçüncü nokta da şu ki, bölgesel ve uluslararası aktörler Yemen gelişmelerinin sonuçlarında ve Ensarullah hareketinin konumu ve rolü üzerinde etkili olacaktır. Buna göre bölgede her türlü saflaşma ve gelişme de bu hareketin geleceğini etkileyeceği açıkça ortadadır.
 
Her halükarda Yemen'e hakim olan gelişmelere bakıldığında, Ensarullah hareketi bu ülkenin siyasi yapısında konumunu ve gücünü pekiştirdiği ve karşı tarafa bazı tavizler vermeye karşın Mansur Hadi ile siyasi bir çözüm üzerinde anlaşmaya varmaya hazır olduğu ve özellikle iç ve dış arenalarda meşruiyetini pekiştirmek istediği söylenebilir.
 
Ensarullah hareketi bu isteklerini elde ettiği takdirde askeri gücünü siyasi güce dönüştürecek, fakat aynı zamanda Yemen'de askeri ve güvenlik kurumları ve genelde iktidar yapısında etkili varlık sergileyecek ve böylece orta ve uzun vadeli çıkarlarını temin edecektir.
 
Ensarullah hareketi en yeni açıklamasında da bu ülkede tüm siyasi grupların temsil edildiği cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerini desteklediğini ilan etti.
 
Gerçekte bugün Ensarullah hareketinin siyasi ve askeri konumu yavaş yavaş bölgesel ve küresel aktörlerce de tanındığı anlaşılıyor. Bu gerçeği BM ve bazı Batılı devletlerin yetkilileri ve bazı Arap rejimlerin Ensarullah hareketi ile müzakerelere ev sahipliği yapmalarında görmek mümkün. Bir başka ifade ile Ensarullah hareketinin siyasi ve askeri gücünün gelişmesi uluslararası düzeyde makbuliyetini de olumlu yönde etkilediği ve bu süreç gelişen bir şekilde ilerlediği söylenebilir. Gerçi Suudi Arabistan ve müttefikleri bu gelişmeyi engellemeye çalışacağı da kesindir.


İlgili Konular

Yorumunuzu Giriniz

E-Posta adresiniz yayımlanmayacaktır. *İle işaretli alanların girilmesi mecburidir.

*

İran İslam Cumhuriyeti Rehberi Ayetullah Uzma Seyyid Ali Hamanei’nin 2018 Hac Mesajı
Şeyh Zakzaki