Lafarge soruşturması, ABD ile Fransa’nın Suriye’de IŞİD’le işbirliğini açığa vuruyor

  • News Code : 904982
  • Source : İntizar
Brief

Soruşturmalar Lafarge'ın, IŞİD'in ve El Kaide'ye bağlı El Nusra'nın bulunduğu terörist gruplarla mali anlaşmalar yapmış ve IŞİD'e “bağış”, “vergi” ve “komisyon” biçiminde 15 milyon dolar vermiş olduğunu saptamıştı. Fransız hükümeti ve iş çevreleri, IŞİD'i halkın önünde terörist olarak suçlarken, Suriye Devlet Başkanı Esad'ı hedef alan rejim değişikliği savaşında örgütü finanse edip destekliyordu.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Fransa-İsviçre merkezli çimento ve inşaat firması Lafarge'a, Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) ile bağları üzerinden “terörizmi finanse etme” suçlamaları temelinde açılan soruşturmalar, Fransız egemen seçkinlerinin ve NATO'nun siyasi caniliğine ışık tutuyor. Fransız hükümeti ve iş çevreleri, IŞİD'i halkın önünde terörist olarak suçlarken, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ı hedef alan rejim değişikliği savaşında örgütü finanse edip destekliyordu.

Yani, Paris'teki 2015 terör saldırıları ve Avrupa genelindeki benzeri terörist saldırılar, egemen sınıf içindeki etkili güçlerin mali ve siyasi yardımı ile hazırlanmıştı. Ortadoğu'daki yeni sömürgeci militarizm ve Avrupa'da derin kemer sıkma politikalarına emekçilerin ezici çoğunluğunun karşı olduğu Paris yönetimi, bu yolla, IŞİD'i, Suriye'de kirli bir savaş yürütmek ve Fransa'da polis devleti baskısını gerekçelendirmek için kullanmıştı. Polisin, Avrupa genelinde terör saldırıları gerçekleştirmek için seyahat eden IŞİD üyelerini tutuklamamasının nedeni, onların, Suriye'deki savaşta kullanışlı vekil güçler olarak devlet korumasına sahip olmalarıydı.

Fransa Devlet Başkanı Emmanuel Macron, 2017'de, “benim düşmanım, IŞİD'dir” demişti. Ne var ki, devletin en tepesindeki yetkililerin, gerçekte Suriye'deki kirli emperyalist politikalarının bir aracı olan bu düşman ile işbirliğinden suçlu oldukları her zamankinden daha açık hale geliyor. Sorulması gereken soru şudur: dönemin Fransa Devlet Başkanı François Hollande'ın, danışmanı Emmanuel Macron'un, savunma bakanı (şimdi dışişleri bakanı) Jean-Yves Le Drian'ın ya da Hollande'ın dışişleri bakanı Laurent Fabius'un bundaki rolü neydi?

Soruşturmalar, daha 2017'de, milyarlarca dolarlık ulusötesi şirket Lafarge'ın, 2012-2014 arasında aralarında IŞİD'in ve El Kaide'ye bağlı El Nusra Cephesi'nin bulunduğu terörist gruplarla mali anlaşmalar yapmış ve IŞİD'e “bağış”, “vergi” ve “komisyon” biçiminde 15 milyon dolar vermiş olduğunu saptamıştı. Lafarge, ayrıca, IŞİD'den petro kimya ürünleri ve IŞİD'in elindeki madenlerden çimento için hammadde satın almış.

Lafarge'ın üst düzey yöneticilerinden sekizi suçlanıyor ve iki müdürü istifa etmiş durumda. Geçtiğimiz ay, soruşturma, sadece tek tek yöneticileri değil ama bir bütün olarak ulusötesi şirketi kapsayacak şekilde genişletildi. “İnsanlığa karşı suçlara ortaklık” suçlamalarına, terörizmi finanse etme suçlamaları eklendi.

Lafarge yöneticileri, şimdi, kendilerini savunmak için, bu politikanın sorumluluğunu birlikte çalıştıkları devlet yetkililerine yüklüyorlar. Şu anda, bu tür çok sayıda açıklama kanıtlarla destekleniyor. Lafarge, Suriye'deki Fransız istihbaratı yetkilileri ile sürekli iletişim halindeydi ve onlarla son derece sıkı bir işbirliği içinde çalışıyordu. O kadar ki, onların çimento yapım faaliyetlerini istihbarat faaliyetlerinden ayırt etmek olanaksız görünüyor.

Lafarge'ın güvenlik bölümünün başında bulunan ve en son Nisan 2018'de ifade veren Jean-Claude Veillard, Lafarge'ın güvenlik bölümü çalışanlarının, farklı istihbarat kurumlarına gönderdikleri bilgi sağladığını söyledi. Bu arada, onlar, Hollande'ın askeri irtibat görevlileri ile de iletişim halindeymiş. Soruşturma yargıçlarının, Lafarge güvenlik personelinin “silahlı grupların önderleri ile görüşüp görüşmedikleri”ne ilişkin sorusuna, Veillard, “Onların başlıca görevi, istihbarat toplamaktı. Eğer bu tür görüşmeler bilgi toplamalarına yardımcı olacaksa, görüşmüş olabilirler.” yanıtını verdi.

Görünüşe göre, çeşitli Fransız istihbarat servisleri, IŞİD tarafından 19 Eylül 2014'te ele geçirilmesinin ardından, fabrikadaki gelişmeleri yakından takip etmeyi sürdürmüşler. Hatta Veillard, IŞİD'in, bir aracı üzerinden, fabrikayı IŞİD'in denetimi altında yeniden açmayı teklif ettiğini söylüyor.

Dahası, 2013 yazında, Hollande yönetimi Obama yönetimi ile birlikte Suriye'ye bir askeri saldırıya hazırlanırken, Paris, Washington ile sürekli temas halindeydi.

Le Monde'a göre, “Laurent Fabius, Şam'a karşı bir askeri müdahale düzenlemek için, ABD'li mevkidaşı John Kerry ile birden çok görüşme yaptı.” IŞİD'in Lafarge fabrikasını ele geçirmesiyle aynı gün, Lafarge yöneticileri Christian Herrault ve Jean-Claude Veillard, dışişleri bakanlığına gitmiş ve onlardan, fabrikanın ABD Hava Kuvvetleri tarafından bombalanmamasını sağlamak için Washington'la iletişim kurmalarını istemiş.

Soruşturmada bir tanık olarak konuşan Hollande'ın 2012-2016 dönemindeki dışişleri bakanı Laurent Fabius, görevde iken, Lafarge'ın (Fransa'nın en büyük 40 firmasına ilişkin CAC-40 dizininde listelenen, milyarlarca avroluk bir firma) Suriye'deki faaliyetleri hakkında herhangi bir bilgi almamış olduğunu söyledi.

Fabius, 20 Temmuz'da, soruşturma yargıçlarına, “Lafarge'la ilgili bir konunun gündeme geldiğini [hiç] görmedim, bundan kesinlikle eminim.” diyor ve “Eğer soru, benim, Suriye'de bir Lafarge fabrikasının olduğunu bilip bilmediğimi belirlemek içinse, [bu konuda] kesin anılarım yok.” diye ısrar ediyordu.

Fabius'un bu açıklamalarının herhangi bir güvenilirliği yoktur. Daha 2014'te, onun dışişleri bakanlığından ayrılmasından iki yıl önce, basın, Lafarge'ın Suriye'deki faaliyetleri üzerine haber yapıyordu. Dışişleri bakanının, Paris ile Washington arasında en üst düzeylerdeki bir iletişim konusu olan Suriye'deki ABD-Fransa istihbarat işbirliğinin merkezinde bulunan bu fabrikadan habersiz olduğu iddiası inandırıcı değildir.

Dahası, eğer Fabius bu konuda hiçbir şey duymadığını iddia ediyorsa, sadece şu soruları sormak gerekir: Gerçekte Lafarge'ın Suriye'deki faaliyetlerini bilen üst düzey yetkililer kimlerdi? Hollande, Macron, Le Drian ya da diğer üst düzey bakanlar ve danışmanlar ne biliyordu?

Soruşturmayı yürütenler, davanın başka bir çarpıcı yönünü de inceliyorlar: IŞİD'e çimento satışı. Görünen o ki, IŞİD'in fabrikayı ele geçirmesinden üç ay sonra, Lafarge yöneticileri, hala, terörist gruba çimento satma olasılığını tartışıyorlardı.

Lafarge'dan şikayetçi olan STÖ Sherpa'nın avukatı, şu soruyu sordu: “Bu, Fransa'da, bir dışişleri bakanının, bir Fransız şirketinin terörizmle kuşatılmış, savaştan zarar görmüş bir ülkede kalma kararı (ki bu, işletme faaliyetlerini sürdürmek için IŞİD'i finanse etmekten başka seçeneği olmayacağı demektir) gibi çok önemli bir konuyu kendi isteğiyle gizlediği anlamına mı geliyor?”

Eldeki bütün veriler, üyeleri Fransa'da ve Avrupa genelinde terörist saldırılara hazırlanan El Kaide ve IŞİD gibi gruplar ile devlet ve şirket suç ortaklığına işaret etmektedir. Ocak 2015'te Charlie Hebdo saldırısını düzenleyen Arap Yarımadası El Kaidesi'nin üyesi olan Kuaşi kardeşler, 2014'te kaldırılan dört yıllık gözetim altındaydılar. 13 Kasım 2015'teki Paris saldırılarına önderlik eden IŞİD üyelerine de, devlet tarafından tanınıyor olmalarına rağmen, Avrupa'da serbest dolaşım ve saldırılarını hazırlama olanağı tanınmıştı.

Bu gelişmeleri, Sosyalist Parti (PS) hükümetinin, Suriye'de ne pahasına olursa olsun rejim değişikliği ve Fransa içinde halkın şiddetle karşı olduğu kemer sıkma önlemlerinin dayatılması biçimindeki daha geniş stratejik hedeflerinin dışında anlamak mümkün değildir.

2013 yazında, Hollande'ın Washington ile birlikte tezgahladığı Esad'a yönelik askeri saldırı, Londra ve Washington son dakikada vazgeçince gerçekleşmemişti. Esad'ın en iyi örgütlenmiş iki düşmanı, ABD'nin lojistik desteğiyle birlikte Katar ve Suudi Arabistan tarafından finanse edilen ve ülkenin büyük bir kısmını işgal eden El Nusra ile IŞİD idi.

PS, Fransız halkına, hükümetin “bir diktatör”e karşı mücadele eden “demokratik güçleri” desteklediğini iddia etse de, gerçekte, eski bir Fransa sömürgesini hedef alan şiddetli bir rejim değişikliği girişiminde casusları ve teröristleri destekleyen bir yeni sömürge savaşı yürütüyordu.

Lafarge soruşturmasında ortaya çıkan ayrıntılar, Kasım 2015'te ilan edilen ve Macron tarafından sözde terörle mücadele yasasına dönüştürülen olağanüstü hal altında demokratik hakların askıya alınması için başvurulan nedenleri de geçersiz kılmaktadır. Olağanüstü hal, bir polis devleti yapısı ve pratiği yerleştirmeye ve Hollande'ın kemer sıkma politikalarına yönelik işçi muhalefetiyle mücadele etmeye hizmet etti. Bu, şimdi, Macron'un, demiryollarını özelleştirme ve kamusal sağlık hizmetini, emeklilik maaşlarını, işsizlik sigortasını ve diğer temel sosyal hizmetleri kesme yönündeki çalışma kararnameleri biçiminde devam ediyor.

Temel sosyal ve demokratik haklara yönelik bu saldırıya, bu canice operasyonların halkın arkasından örgütlenmesini yöneten ve onların öldürücü sonuçlarını meşru işçi sınıfı muhalefetinin bastırılmasını gerekçelendirmek için kullanan hükümet yetkilileri önderlik ediyor.

Francis Dubois
WSWS


İlgili Konular

Yorumunuzu Giriniz

E-Posta adresiniz yayımlanmayacaktır. *İle işaretli alanların girilmesi mecburidir.

*

cartoon Quds 2018
Şeyh Zakzaki