Organ Nakline Dair Bilinmesi Gerekenler

  • News Code : 847318
  • Source : Ehlader
Brief

Organ nakli İslâmî açıdan değerlendirilirken konunun fıkhî yönü yanında itikadî yönü de önem arz etmektedir.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA –Organ nakli İslâmî açıdan değerlendirilirken konunun fıkhî yönü yanında itikadî yönü de önem arz etmektedir.

Günümüzde birçok organ hastalığında alternatifsiz bir tedavi yöntemi olarak uygulanan organ nakli, kaybedilen veya görevini yapamayan bir organın yerine canlı yahut ölü bir vericiden alınan sağlam ve aynı görevi üstlenecek bir organın nakledilmesi işlemidir.

Eski Mısır ve Hint uygarlıklarında bilinen, daha sonra Yunan ve Romalılar tarafından öğrenilen oto-organ nakli (kişiye kendi vücudundan organ nakli) diş ve deri gibi organlarla başlamıştır. İslâm dünyasında da bilinen oto-organ nakli dışında hayvan kemiklerinin insan vücuduna naklinin gerçekleştirildiği ve bu işlemlerin hükmünün oldukça erken bir dönemden itibaren fıkıh literatüründe ele alındığı görülmektedir.

Batı’da XVIII. yüzyıldan itibaren geliştirilen oto-organ nakli yanında XIX. yüzyılda insandan insana doku ve organ nakline başlanmış, önceleri deri, damar, kas nakli şeklinde görülen bu tedavi yönteminde yeni mesafeler kat edilerek kalp, karaciğer, böbrek, kemik iliği, kornea gibi hayatî organların nakli aşamasına gelinmiş, XX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bunda da başarılı sonuçlar alınmaya başlanmıştır. Canlı kişilerden organ alınması, organ veren kişinin yaşamını riske sokmayacak böbrek gibi çift organların birini almakla mümkündür. Ölüden organ naklinde ise birçok ülkede yürürlükte olan uygulamaya göre vericinin beyin ölümünün gerçekleşmiş ve gerekli yasal iznin alınmış olması gerekir. Bununla birlikte vericinin ölüm anının tespiti ve genel olarak organ nakliyle ilgili tartışmalar gerek ilim çevrelerini gerek kamuoyunu meşgul etmeye devam etmektedir.

Zamanımızda organ nakli konusu fıkhî açıdan ele alınırken genel hükümler içeren naslara ve temel fıkıh prensiplerine dayanılmakta, fayda-zarar çatışması değerlendirilmeye çalışılmakta, bu arada fıkıh literatüründeki bazı çözümlerden dolaylı biçimde yararlanılmaktadır. Organ nakline olumsuz bakanlar bunu verici açısından insanın kendi bedeni üzerinde zararlı veya haksız bir tasarrufta bulunması, alıcı açısından da başkasının hayat hakkına tecavüz, haram maddeyle tedavi ve yaratılışı bozma (müsle) olarak değerlendirmiştir. Bu yaklaşımı benimseyenler ileride insanın her organından yararlanmanın bir şekilde meşrû gösterilebileceği, dolayısıyla insan bedeninin defnedilmeden parçalara ayrılarak her bir parçasından faydalanma yoluna gidileceği, böylece insanın saygınlığının ihlâl edileceği endişelerini dile getirmişlerdir. Âlimlerin çoğunluğu ise organ naklini bir tür meşrû tedavi şeklinde değerlendirme eğiliminde olmakla birlikte daha çok vericiyle ilgili ortaya çıkan sakıncalar sebebiyle bu tedavi yönteminin sınırları konusunda farklı görüşler ortaya koymuşlardır.

Klasik fıkıh âlimleri, kişinin ölümüne bağlı hukukî sonuçlarla ilgili olarak ölüm anının tespiti konusunda içinde yaşadıkları dönemin tıbbî verilerine dayanmışlardır. Buna göre kalp atışının ve solunumun durması, buna bağlı olarak ortaya çıkan mafsalların gevşemesi, gözlerin donuklaşması, şakakların çökmesi ve yüz derisinin sarkması ölümün belirtileridir. Tıbbın ilerlemesiyle klasik ölçütler ciddi bir değişime uğramış ve konu üzerinde yapılan tartışmalar sonucunda kalp dahil diğer organlar çalışmaya devam etse de beyin ölümünün kesin ölümü belirleyen bir ölçüt olduğu tıp çevrelerinde büyük oranda kabul edilmiştir. Biyolojik açıdan bakıldığında insan bedenindeki temel hayatî fonksiyonların beyin tarafından yönetildiği görülür. Beynin bütün fonksiyonlarının kaybedilmesiyle beyin ölümü gerçekleştikten sonra vücudun alt sistemleri bir süre daha beyinden bağımsız biçimde ve yaşam destek ünitesinin yardımıyla bazı işlevlerini devam ettirir. Beyin ölümü kriterine göre hasta beyin ölümünün gerçekleştiği anda ölmüş olduğundan hastanın daha önce organ bağışında bulunmuş olması veya akrabalarının organ alımı için onay vermeleri durumunda organların bozulmasını önlemek amacıyla ölü bir süre daha yaşam destek ünitesine bağlanarak kan dolaşımının devamı sağlanır. Ardından kalp sona bırakılmak suretiyle uygun görülen organlar alınır. Bu uygulama hem Batı’da hem İslâm ülkelerinde ölüm anının tespiti üzerine oldukça ciddi bir tartışma başlatmıştır. İslâm dünyasında beyin ölümü kriterinin lehinde ve aleyhinde görüş belirten fakihler bulunmaktadır

Organ nakline olumsuz bakan fakihlere göre beyin ölümü kriterinin ortaya atılması ve kabul edilmesinin ardında organ naklini kolaylaştırma ve özellikle kalp naklini mümkün kılma maksadı yatmakta, dolayısıyla bu uygulamaya karşı duyulan güvensizlik organ naklinin kabulünü ahlâken imkânsız kılmaktadır. Bu durumda prensip olarak canlı ve ölüden organ naklini câiz gören bazı fakihlerin de katıldığı muhalif görüşe göre kalp gibi önemli hayatî organların nakli mevcut imkânlar ölçüsünde tamamen imkânsız hale gelmektedir. Beyin ölümünü bir ölçüt kabul eden ve organ nakline olumlu bakan fakihlere göre ise organ bağışında bulunmak, İslâm ahlâkı açısından bir fazilet olarak kabul edilen fedakârlık (îsâr) prensibine uyan ve teşvik edilmesi gereken bir davranıştır. Benzer ahlâkî temellendirmeler Batı’da gerek dindar gerek seküler çevrelerde dile getirilmekte, ancak bu görüş ötenazi tartışmalarıyla birlikte ele alındığında tutarsızlık eleştirisiyle karşı karşıya kalmaktadır.

İslâm dini insanın hangi sebeple olursa olsun kendi hayatını sonlandırmasını veya bir başkasından bunu talep etmesini en büyük günahlardan biri olarak kabul eder. Her ne kadar iki durum arasında farklılık bulunsa da organ nakline olumlu bakan fakihler bu görüşlerini, İslâm bilginlerinin kaçınılmaz bir ölüm tehdidiyle karşı karşıya kalan bir kişinin yine aynı durumda bulunan bir başkasının hayatını kurtarma amacıyla kendi hayatını tehlikeye atmasını fedakârlığın en üstün örneklerinden biri kabul etmesiyle de desteklemeye çalışırlar. (TDV, c.33, s.374)

Organ nakli İslâmî açıdan değerlendirilirken konunun fıkhî yönü yanında itikadî yönü de önem arz etmekte, bu işlemin dinî sorumluluk esasları yanında cismanî haşir ve organların kıyamet günü şahitlik edeceği inancıyla bağdaşıp bağdaşmadığı tartışılmaktadır.

Peki, Şii uleması bu konuda ne diyor? Önce Ayetullah Seyyid Ali Hamanei'ye sorulan şu soruların cevaplarına bakalım;

Soru: Beyin ölümü gerçekleşmiş, tedavisi ve yeniden hayata tutunmaları imkansız olan bazı hastaların bu hastalıklarının sonucu olarak tüm beyinsel faaliyetleri çalışamaz hale gelmiş ve tam bir koma haline girmişlerdir. Ayrıca nefes almaları, optik ve fiziksel uyarılara kayıtsız kalmaktadırlar. Bu tür durumlarda bahsi geçen çalışma fonksiyonlarının yeniden doğal durumuna dönmesi kesinlikle söz konusu değildir. Hastanın otomatik olarak kalp atışları geçici bir süreliğine atmakta, ancak bu yapay solunum araçları ile sürdürülebilmektedir. Bu durum birkaç saatliğine, yahut birkaç gün boyunca sürebilmektedir. Bahsi geçen durum tıp literatüründe “beyin ölümü” olarak adlandırılmaktadır. Bu durum, her türlü iradeye dayalı bilinç, his ve hareketin ortadan kaybolmasına neden olmaktadır. Öte yandan bazı hastaların canlarının kurtulması, beyin ölümü gerçekleşen hastaların organlarının nakline bağlıdır. Dolayısıyla ölecekleri kesin olan (beyni ölümü gerçekleşmiş) hastaların organlarının diğer hastaların canlarının kurtarılması için kullanılması caiz midir?

Cevap: Soruda belirtildiği şekilde (beyin ölümü gerçekleşmiş bu) hastaların organlarının diğer hastaların tedavisi için kullanılması durumunda onların ölümlerinin hızlanmasına, yahut onların yaşamlarının sona ermesine neden olacaksa caiz değildir. Bu (iki) durum dışında bu işin gerçekleşmesi hastanın önceden izniyle gerçekleşir, yahut muhterem bir canın kurtulması o organa bağlıysa bir sakıncası yoktur.

Soru: Öldükten sonra cesedinin bazı organlarının bir hastaneye veya başka bir şahsa verilmesini vasiyet eden kimsenin böyle bir vasiyeti sahih midir ve uygulanması farz mıdır?

Cevap: Cesetten ayrılması o kişiye saygısızlık sayılmayacak organlar hususunda böyle bir vasiyetin sahih ve geçerli olması uzak bir ihtimal değildir; böyle bir durumda vasiyeti uygulamanın sakıncası yoktur.

Peki, Ayetullah Sistani bu konuda ne diyor?

Soru: Canlı birinin bedenine nakil yapmak için ölen bir Müslüman’ın organlarından birini, mesela gözünü, elini ve benzeri organlarını kesmek caiz midir?

Cevap: Caiz değildir.

Soru: Canlı birinin bedenine nakil yapmak için ölen bir Müslüman’ın organlarından birini, mesela gözünü, elini ve benzeri organlarını keserse hükmü nedir?

Cevap: Diyet ödemesi gerekir. Kesilmiş organı da defnetmek vaciptir.

Soru: Nakil yaptıktan sonra bu organ bedenin canlı bir uzvuna dönüşürse kesmek gerekir mi?

Cevap: Onu kesmek vacip değildir.

Soru: Eğer bir Müslüman’ın kurtarılması, ölen bir Müslüman’ın uzuvlarından birinin kesilmesine bağlı ise ne yapmak gerekir?

Cevap: Onu kesmek caiz olur. Lakin onu kesen diyet ödemelidir.

Modern dönem Şii ulemalarından Ayetullah Mekarim Şirazi ise bu konuda ne diyor?

Soru: Eğer, birisi ölmeden önce ölümünden sonra organlarını, o organa ihtiyacı olan hastalara verilmesi için vasiyette bulunursa, acaba şahsın varisleri bu işe engel olabilirler mi?

Cevap: Varislerin, bu işe engel olmasının hiçbir etkisi yoktur. O organlar, eğer başka hastaların canlarının kurtulması için gerekliyse o organların alınması caizdir ve hatta eğer göz gibi önemli bir organın kurtulması için olsa bile.

Ehlader Araştırma Bölümü 


İlgili Konular

Yorumunuzu Giriniz

E-Posta adresiniz yayımlanmayacaktır. *İle işaretli alanların girilmesi mecburidir.

*

Arba'een
Mourining of Imam Hossein
İran İslam Cumhuriyeti Rehberi Ayetullah Uzma Seyyid Ali Hamanei’nin 2017 Hac Mesajı
پیام امام خامنه ای به مسلمانان جهان به مناسبت حج 2016
Şeyh Zakzaki