Mehmet Bedri Gültekin

Rusya ve İran Türkiye için tehdit mi?

 Rusya ve İran Türkiye için tehdit mi?

İran böylece birinci olarak kendi güvenliğini güvenceye aldı. Ama aynı zamanda Türkiye’nin de güvenliğini sağladı.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Türkiye’deki Amerikancılar, Suriye sahasında son bir yıl içinde yaşanan gelişmelerin ardından – PKK’ya verilen 5 000 Tır ve 2 000 uçak dolusu silah, AKP iktidarının “Müttefikiniz kim; Türkiye mi, PKK mı?” çağrılarına her defasında Atlantik ötesinden gelen “PKK-PYD!” cevabı - Atlantik ittifakı içinde kalmayı dış politikamızın tek seçeneğiymiş gibi sunamıyorlar artık!

Uzunca bir süredir değişik bir taktik uygulanıyor. Söylenen şudur: “Evet ABD yanlış yapıyor. Ama Rusya ve İran’a da güvenemeyiz. Bu iki ülke, Bölgemizde Türkiye’nin zararına yayılma peşinde koşmaktadırlar. İran, Şii yayılmacılığı politikası izliyor. Rusya, ABD’den boşalacak yeri doldurma amacında. Türkiye bu ülkelere güvenemez. Doğru politika, bir yandan Türkiye’nin Atlantik sistemi ile arasını bozmadan Rusya ve İran’la ilişkisini sürdürmesi, diğer yandan ise Bölgede, ne ABD’nin ne Rusya’nın ne de İran’ın olduğu bir tabloyu yaratmaktır.”
Bütün bunları söyleyenler “çok bağımsızlıkçıymış” gibi görünüyorlar. “Ne ABD, Ne Rusya, Ne İran; Tam Bağımsız Türkiye!” havasındalar…
Peki bu söylem gerçekte neye hizmet ediyor, ona bakalım:

Rusya ve İran ne yaptı?

Rusya, 2015 sonbaharından itibaren Suriye savaşına fiilen dahil oldu ve ardından savaşın seyri değişti. Suriye Ordusu ülkede kontrol ettiği alanları adım adım genişletti. Bugün Suriye nüfusunun yüzde 85’i, Suriye Ordusu’nun kontrol ettiği alanlarda yaşıyor.
Peki Rusya dahil olmasaydı ne olacaktı? Suriye bugün parçalanmış ve kuzeyde PKK devletçiği kurulmuş, geriye kalan alanlarda ise IŞİD ve El Nursa terör devletleri, komşularımız olarak yerlerini almış olacaklardı.
Ve yedi yıldır Suriye’nin yaşadığı iç savaşı, bugün Türkiye olarak biz yaşıyor olacaktık.
Aynı durumu İran ile ilgili olarak da söyleyebiliriz. İran devleti, sonuçta kendisini hedef alacak olan emperyalizmin terör saldırısını, ülke sınırları dışında karşılama politikasını izledi kararlılıkla. Tıpkı Türkiye’nin 24 Temmuz 2015 tarihinden bu yana yaptığı gibi.
İran’ın desteği, ABD ve İsrail’in terörle yayılma politikasına; Suriye’de, Yemen’de, Lübnan’da ve Katar’da set çekilmesinde önemli bir rol oynadı.
İran böylece birinci olarak kendi güvenliğini güvenceye aldı. Ama aynı zamanda Türkiye’nin de güvenliğini sağladı.
Bu durumda Bölgemizdeki terörün baş sorumlusu ABD ile Rusya ve İran’ı aynı kefeye koyup “Ne ABD, ne Rusya, ne İran!” diyenler, gerçekte ABD’yi gizlemektedirler.

Yayılmacılığın zemini

Rusya ve İran’ı hedef alan söylemler, gerçeklik zeminine dayanmadığı için de yanlıştır.
Bölgede ABD’nin izlediği emperyalist ve hegemonyacı politikayı uygulayabilmek, her şeyden önce söz konusu ülkelerin nesnel konumuyla ilgili bir durumdur.
Böl yönet politikasının ve sömürgeleştirme saldırısının hedefi olan ülkelerin, emperyalistlerle aynı politikaları izleyebilmeleri mümkün değildir.
Çünkü emperyalist ve hegemonyacı değillerdir. Bu ülkelerdeki bazı aklıevveller bu yönde söylemlerde bulunsalar bile böylesine bir politikayı hayata geçirmelerine olanak yoktur.
Böylelerinin durumu, tıpkı bizim ülkemizde birilerinin bir zamanlar Emeviye Camiinde namaz kılmak rüyası görmelerine benzer. Bu tür hayaller peşinde koşanlara, ancak emperyalist planlarda figüran olmak rolü düşer. Kaldı ki bugün ne Rusya’nın ne de İran’ın dış politikası, böylesine hayallerle yürütülmemektedir.

Yanlışlara karşı mücadele

Peki bu ülkelerin bölgemize ilişkin dış politikalarında hiç yanlış yok mudur? Örneğin Rusya’nın PKK-PYD olayına yaklaşımı gibi…
Elbette vardır. Ama gene PYD’nin Soçi’deki zirveye katılması olayında gördüğümüz gibi, Türkiye doğru bir politika izlediğinde Rusya hatalı tutumunda ısrar etmekten vazgeçebilmektedir.
Aynı şekilde son yıllarda Türkiye ile olan ilişkilerinde İran’dan kaynaklanan ciddi bir yanlış olmadı. Tersine Türkiye’den gelen “Pers yayılmacılığı” türünden suçlamalar karşısında, İran tarafı soğukkanlılıkla ve Türkiye’yi kazanmaya çalışan bir tutumda ısrar etti.
Çünkü hem Rusya, hem İran; Türkiye’nin de kendileri gibi emperyalist tehdidin hedefi olduğunu görmekte, Türkiye’nin kendi yanlarında olmasına önem vermektedirler. Onun için Türkiye’den gelen haklı uyarılar bu ülkelerde hemen karşılığını bulmaktadır.
Rusya ve İran’a yaptığımız her çağrıya olumlu karşılık alıyoruz ama, yıllardır ABD’ye yaptığımız hiçbir çağrı dikkate alınmıyor. Neden?
Çünkü Rusya ve İran bugün Türkiye ile dost; ABD ise düşman konumlarda da onun için…

Doğru politika

Tespit edilmesi gereken gerçek şudur:
Türkiye, 24 Temmuz 2015’ten bu yana izlediği politikayla Rusya ve İran’la olan ilişkilerini adım adım düzeltti. Irak’la ilişkiler kurdu. Suriye ile de fiili bir işbirliği zeminini yarattı.
Bu durum Türkiye’nin elini güçlendirdi. ABD’nin Kudüs bozgunu bu sayede mümkün oldu. Fırat kalkanı Operasyonu ve şimdi de Zeytin Dalı Harekâtı bu sayede gerçekleşti.
Bütün bu gelişmelerin sonucunda Türkiye, bölgede “oyun kurucu” ülke statüsüne yükseldi.
Şimdi Rusya ve İran’ı, ABD ile birlikte hedefe konacak ülkeler haline getirmek isteyenler, gerçekte Türkiye’nin son iki yılda bölgede elde ettiği bu avantajlı durumu kaybetmesini isteyenlerdir.
Bu öneri sahipleri gerçekte, son üç yıldır bölgede mevzi üzerine mevzi kaybeden ABD’ye nefes aldırmak peşinde olanlardır.
Ve aslında bu politika önerisinin gerçek sahibinin ABD olduğunu görmek için de “uzman” olmak gerekmiyor.

Mehmet Bedri Gültekin


İlgili Konular

Yorumunuzu Giriniz

E-Posta adresiniz yayımlanmayacaktır. *İle işaretli alanların girilmesi mecburidir.

*

Arba'een
Mourining of Imam Hossein
İran İslam Cumhuriyeti Rehberi Ayetullah Uzma Seyyid Ali Hamanei’nin 2018 Hac Mesajı
Şeyh Zakzaki