Hüseyin Vodinalı

Siyonist Kardeşler, Hitler'in çizmelerini paylaştı

  • News Code : 893589
  • Source : Aydınlık
Brief

Hitler “Nasyonel Sosyalizm” yalanıyla geldi, Trump “Nasyonel Emperyalizm”...

Her ikisi de bildiğiniz faşist.

Hitler’in yancısı İtalyan faşisti Mussolini'ydi.

Trump’ın yancısı İsrail faşisti Netanyahu.

Ancak bence erken kaybettiler.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Hitler “Nasyonel Sosyalizm” yalanıyla geldi, Trump “Nasyonel Emperyalizm”...

Her ikisi de bildiğiniz faşist.

Hitler’in yancısı İtalyan faşisti Mussolini'ydi.

Trump’ın yancısı İsrail faşisti Netanyahu.

Ancak bence erken kaybettiler.

Hâlâ tek kutuplu dünyada yaşadığı sanrısı içindeki Trump’ın fiyaskolarına bir tanesi daha eklendi.

ABD Elçiliğini Kudüs’e taşımak yani.

Amerika dünyayı yalnız başına yöneteyim derken yalnızlaşıyor.

Atası Bush anti balistik füze anlaşmasından çekilmişti.

Trump az zamanda çok çekilme yaptı.

Paris İklim Anlaşması'ndan, Trans Pasifik Ortaklığı'ndan ve son olarak 5+1 İran nükleer anlaşmasından çekildi.

Siyonist damadı ve sonradan yahudi olma kızı bahanesiyle bir önemli sözleşmeden daha çekildi.

BM’nin Ortadoğu’daki kırılgan ateşkesin temel direği olan Kudüs’ün statüsünün değiştirilmemesi kararını da sabote etmiş oldu.

İsrail’i yöneten faşist Likud da bu haydut devletin 70. yıldönümünü en az 52 Filistinliyi katlederek, Gazze’ye hava saldırısı düzenleyerek “kutladı”.

İSRAİL’İN SURİYE SALDIRISINI ALKIŞLAYANLAR

Trump tarihin en kötü ABD Başkanı olarak imparatorluğun çöküşünü hızlandırma katalizörü rolünü sürdürüyor.

Yolsuzluk batağındaki Netanyahu da savaş tetikçiliğine soyundu.

Hedef İran.

Ama sadece o değil.

Suriye, Lübnan, Türkiye, Irak,Yemen de hedef.

Rusya ve Çin de ikincil hedefler.

Temel çelişki ise şurada yatıyor:

Yıllardır “Katil Esed” sloganını kullananlar, ABD veya İsrail vurduğunda alkışlayanlar, şimdi Filistinlilere destek için sokaklara dökülüyor.

Bu çelişki, sadece Batı kampında bekçilik ve sıcak para ekonomisi ile açıklanamaz.

Çünkü Türkiye, 70 yıldır NATO ülkesi ve bunun 54 yılında “vaziyeti idare” etmesini bildi.

Mesele daha derinlerde yatıyor.

1928 Mısır’da Müslüman Kardeşler’in (MK) kuruluşundan beri.

MK kurucusu Hasan El Benna’ya göre, “cihad” için öldürülmesi gereken “kafirler” sadece Hristiyan ve Yahudiler değildi.

Kendilerinden olmayan diğer müslümanlar da bal gibi katledilebilirdi.

Sufiler, Aleviler, Şiiler ve diğerleri gibi...

El Benna’nın MK’daki müttefiki Kudüs Müftüsü Emin El Hüseyni, 2. Dünya Savaşı’nda Hitler’in emrine girmişti.

İngiliz kontrolü altındaki Mısır’dan Almanya’nın himayesini aradılar.

Himmler ile ikisi Berlin’de SS Hançer birliklerini kurdular.

Hedefleri Yahudi ve Sovyet askerlerlerini öldürmekti.

Bosna’dan Hançer birliklerine katılanlardan biri de MK müridi Aliya İzzetbegoviç idi.

1950’lerde MK’yı Hitler’den CIA devraldı.

Usame Bin Ladin, bir MK üyesiyken CIA ile birlikte Afganistan’a tayin oldu.

Orada El Kaide’yi Suudi İstihbarat Şefi Faysal El Türki ile birlikte kurdu.

1993’te Newyork’taki ikiz kulelere ilk bombalı saldırıyı düzenleyen kör imam Şeyh Ömer Abdurrahman da MK üyesiydi.

Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat suikastinde rol almıştı.

2003 sonrası ABD işgali altındaki Irak’ta da faaliyet gösterdiler.

(Bir Soğuk Savaş/Yeşil Kuşak CIA projesi olan FETÖ ise daha çok Sünni İslam ile Türk milliyetçiliği kisvesi altında MK benzeri bir halifelik kurma vaadiyle iş gören bir gruptu. Mısır kökenli MK ile pek çok konuda işbirliği içindeydi.)

OBAMA’NIN PSD-11’İ VE MÜSLÜMAN KARDEŞLER

2010’da ise Obama imzasıyla, Ağustos ayında “Başkanlık Çalışma Talimatı 11” (Presidential Study Directive 11-kısa adı PSD 11) başlığı altında bir grup oluşturuldu.

Bu tarih, Arap Baharı denen kaosun ilk kez Tunus’ta başladığı zamandan 6 ay önceydi.

Freedom House, NED ve Soros Vakıfları’nın da içinde bulunduğu pek çok STK’nın oluşturduğu PSD-11, Washington’daki tüm hükümet ajanslarına Ortadoğu’da “değişime” hazır olun talimatı veriyordu.

PSD-11’in en önemli unsuru ise Müslüman Kardeşler’di.

PSD-11’in yönetimi ise NSC yani ulusal güvenlik konseyi üyeleri, Dennis Ross, Samantha Power, Gayle Smith, Ben Rhodes ve Michael Mc Faul’dan oluşuyordu.

Samantha Power, daha sonra Obama döneminin BM temsilcisi olacak, 2014 Ukrayna darbesinin ardından Rusya’yı şeytanlaştırma kampanyasında ve Libya’ya saldırı konusunda Obama’yı ikna kabiliyetiyle öne çıkacaktı.

Dennis Ross, Filistinliler tarafından, “İsrail’den daha İsrail yanlısı” olarak tanımlanan bir isimdi. Amerikan İsrail Halkla İlişkiler Komitesi AIPAC kurucularındandı. PSD-11’e katıldığında Obama’nın özel danışmanı ve Ulusal Güvenlik Konseyi’nde Ortadoğu-İran-Pakistan-Güney Asya’dan sorumlu yöneticiydi.

Gayle Smith ise Arap Baharı’ndaki örgütlere para aktarılmasından sorumluydu. 2015’te CIA kuruluşu USAID Başkanı oldu. Michael Mc Faul, kendisini “Anti diktatör operasyonları, devrimler ve demokrasi” uzmanı olarak tanıtıyordu. Obama döneminde Rusya’ya büyükelçi yapıldığında Putin karşıtı gösterilerin düzenlenmesinde rol aldı.

PSD-11’in en kritik isimlerinden biri Ben Rhodes idi. Çünkü Müslüman Kardeşler’in Arap Baharı projesine katılmasını o sağlamıştı. Obama’nın Mısır lideri Mübarek’ten vaz geçmesinde de rol oynamıştı. Daha sonra Samantha Powers, Hillary Clinton ve diğerleriyle birlikte Muammer Kaddafi’nin silahla devrilmesi için yönetimi ikna eden ekipte yer almıştı.

Bu, aslında Bush ve ekibinin başlattığı Büyük Ortadoğu Projesi’nin devamından başka bir şey değildi.

El Kaide, Nusra ve IŞİD’in anası MK’yı ılımlı İslam diye yutturmuşlardı.

İkinci Dünya Savaşı’nda Almanya’nın emrinde yahudi düşmanlığı yapan MK, 2010 itibarıyla İsrail çıkarları için sahadaydı.

2011’den itibaren de Mısır ve Suriye’de terör ve iç savaş faaliyeti sürdürdüler.

Ancak başarılı olamadılar.

Mısır’da bir halk hareketi ve darbeyle gittiler.

Önce İran ve Lübnan Hizbullah’ının, ardından 2015’te Rusya’nın sahaya inmesiyle, Türkiye’nin de tavır değişikliğiyle, Suriye’de yenildiler.

İşte bugün Trump’ın tek taraflı dayatmaları, İsrail’in çekinmeden yaptığı bombardıman ve katliamlar, artık savaşın vekaletlerle değil, doğrudan yürütülme aşamasına gelindiğini gösteriyor.

Kuşkusuz bu, yalnız ve yenilgiye uğramış Atlantik güçlerinin yaralı ayı misali tehlikeli bir girişimi.

Ancak başarılı olma şansı yok gibi.

Bu arada, PSD-11 dokümanları halen yüksek düzeyde gizlilik sınıflamasıyla ABD’de kamuoyundan saklanıyor.

Diyeceğim o ki, bugün artık kendine Müslüman diyen (veya demeyen) herkesin görevi, Türkiye, Suriye, İran ve Lübnan, kısacası tüm bölgede, mezhep farklılıklarına bakmadan, tarikat barikat işlerine girmeden, İsrail-ABD saldırganlığına karşı çıkmaktır.

O kadar...

Kaynak: “The Lost Hegemon, Whom the Gods Would Destroy” (Kayıp Hegemon-Tanrıların Yok Edesi) F. William Engdahl-2016 / Bölüm: Obama's PSD-11 and the Muslim Brotherhood (Obama’nın PSD-11’i ve Müslüman Kardeşler)


İlgili Konular

Yorumunuzu Giriniz

E-Posta adresiniz yayımlanmayacaktır. *İle işaretli alanların girilmesi mecburidir.

*

İran İslam Cumhuriyeti Rehberi Ayetullah Uzma Seyyid Ali Hamanei’nin 2017 Hac Mesajı
پیام امام خامنه ای به مسلمانان جهان به مناسبت حج 2016
Şeyh Zakzaki