Suriye çok kutuplu dünyanın yolunu çiziyor

Suriye çok kutuplu dünyanın yolunu çiziyor

Amerika ne Suriye devletini devirebildi, ne de İsrail'i Hizbullah'tan koruyabildi. Direniş ittifakı ve yükselen gücü karşısında ABD koalisyonu çökerken, Suriye'nin kararlılığı ile herkes sınırlarına geri döndü. Tarihi ve coğrafyasının laneti altında olan Suriye ve Direniş'in karşısında duran herkes yenilgiye uğradığını kabul etmiş görünüyor.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Eğer Kissinger'in “Ortadoğu'da Mısır olmadan savaş, Suriye olmadan barış olmaz” ve “Hafız Esad beni mahvetti” sözlerini hatırlayacak olursak, Amerika ve yandaşlarından oluşan pek çok tarafın Suriye için hazırladığı planları daha net bir şekilde görmüş oluruz.

 
Ne var ki bu planlara karşın, Suriye'nin başlangıçtan beri etrafında olup bitenler hakkında sahip olduğu kesin bir görüş vardı. ABD'nin bölgede terörizm ile suçlandığına dair İran'ın elinde olan yüzlerce belgeyi açıklaması, İran ve Suriye'nin bölgede açık veya gizli, olan bitenden her şeyden haberdar olduklarını Amerika'ya net bir şekilde işaret ediyor. Dolayısıyla Suriye için planlanan amaçları gizlemenin bir yolu yok gibi görünüyor.
 
Bunun yanı sıra Suriye'nin krizin başlangıcında ABD ve İsrail'in gözleri önünde Suriye yönetiminin denediği karadan denize füzeler şöyle dursun, Rusya ve İran bu süreçte ülkenin tamamını kapsayacak silahlar ve füzeler ile Suriye'yi silahlandırdı.
 
80 ülke tarafından Suriye'ye ve yüzyıllar boyunca kararlılığı temsil etmiş olan bu coğrafi bölgeye dayatılan çatışmada, komplocu tarafların kaybedeceği başlangıçtan beri açıktı. Çünkü hiç kimse bölgede kapsamlı bir savaş istemiyordu. Zira bu savaşın sonuçları Amerika ve İsrail'in çıkarları için tam bir felaket olurdu. Bugün ise Suriye Devletinin, Ordusunun ve onlarla birlikte çarpışan Direnişin kararlılığı karşısında tüm grupların geri çekildiği, yadsınamaz bir gerçektir. Bu gruplar şimdi daha fazla kayıp vermeden kaçabilmek için çıkış yolları arıyorlar. Özellikle de Suriye'nin doğusundan (Dera) her türlü silahlı grup temizlenmiş durumda.
 
Bugün en iyi konuma sahip olan Suriye ilerliyor. “Arap baharı akımı” krizinin başlangıcıyla beraber, ABD'li yetkililer tarafından yapılan ve bazılarının dikkatini çekmeyen bir takım açıklamalar vardır. Amerika Başkanı Obama, Arap baharının başlangıcında yaptığı bir açıklamada “El-Cezire kanalı, Arap dünyasının gözüdür” sözlerini kullandı. Bundan yaklaşık 15 gün sonra ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'ın yaptığı bir diğer açıklamada,  “el-Cezire en iyi medya kanalıdır” ifadeleri kullanıldı.
 
Obama ya da Clinton tarafından el-Cezire'ye yönelik övgüler, bu kanalın başlangıçta Libya ve daha sonra Suriye'ye karşı kirli bir medya savaşı yürütmesi üzerine Katar ve Amerika Birleşik Devletleri arasında varılan anlaşmanın görünen kısmıydı. Amerika ile aynı amaç ve hedef doğrultusunda çalışan el-Cezire'nin Amerikan eğiliminin, uzun zamandır kutuplaşma eğilimi olduğu ve aksi gibi görünmesine rağmen tek bir kutup içinde kalmaya çalıştığı söyleniyor.
 
Bu noktada, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ın devrilmesi için Arap ve Türklerin kullanılması girişimi, başta İran ve Rusya olmak üzere bölgedeki diğer tarafların stratejik bakış açısıyla, biraz alay konusu haline gelmiş görünüyor. Obama, iddia ettiği gibi, kendinden önceki ABD Başkanı George W. Bush gibi olmamayı denedi, çünkü onun kutuplaşma teorisi, Irak ve Afganistan'da başarısızlıkla sonuçlandı. Aynı zamanda Lübnan'da İsrail'i karşı koyulmaz bir güç olarak piyasaya sürme girişimleri de 2006 savaşı ile fiyaskoya uğradı. Nitekim İsrail 2006 yılında Suriye tarafından desteklenen Hizbullah'a karşı yenilgiye uğradıktan sonra bölgedeki İsrail'in caydırıcılığı teorisi yerle bir olmuştu.
 
Ardından füzeler, bölgede son derece önemli bir stratejik boyut kazanarak güçler dengesine girdi. Bu stratejik boyut, bugün diğer faktörlerin tamamından daha çok füze gücünden oluşmaktadır. Bu doğrultuda Obama, Bush'un planlarından daha farklı bir plan benimseyerek İranlı bilim adamlarının öldürülmesi operasyonlarını devreye soktu.Bunun yanı sıra, renkli devrimler olarak bilinen hareketlere bir alternatif olarak, sivil toplum örgütleri yardım adı altında maddi ve siyasi olarak desteklendi. AyrıcaAmerika'nın gerçekleştiremediği yıkım için bölgede ülkeleri görevlendirildi. Türkiye, Suudi Arabistan, Ürdün ve Katar bu bağlamda Suriye ve dolaysıyla İran'a karşı açık bir çember içine girdiler. Bu sırada İsrail'e karşı düşman görüntüsüyle bilinen Türkiye, ön cephede yer alarak, Amerika'nın politikalarını hayata geçiren bir unsur haline geldi. Bölgeye karşı açık bir cephede yer alan Türkiye belki de, Amerika Birleşik Devletlerinin ve yıkım planlarının siyasi referansı çerçevesinde bölgesel bir güç olarak gelecekte öncü bir rol oynayabilir. Ahmet Davutoğlu “Stratejik Derinlik” kitabında bu bilgiye yer vermiştir.
 
Bu yönelim, Güvenlik Konseyi'nde Suriye karşıtı ABD - Avrupa kararını veto eden Rusya tarafından defalarca hesap edilmiştir. O dönem İran, Türkiye'ye karşı olan politikasında daha önce görülmemiş askeri bir dil ile cevap verdi. Bu cevap, İran'ın Suriye'yi hiçbir zor anında yalnız bırakmayacağını gösteriyordu.
 
İran'ın ön cepheden savaşa girmesi, istihbarat boşluğundan değil, stratejik kararları neticesinde geldi. İran'ın elindeki hassas belgeler de buna işaret etmektedir. Bu belgelenmiş istihbarat raporları, Esad rejimini düşürme girişimlerinin Suriye'nin bölünmesi sınırında durmayacağını vurguluyor. Raporlara göre, Suriye'nin düşüşünün ardından sürecin şöyle devam etmesi planlanıyordu:
 
İlk önce bölüştürülme ve büyük Belucistan'ın kurulması hedefiyle İran'ın vurulması.
 
İkinci aşamada, Ortadoğu'nun vurulması ve Amerika'nın uzak doğu ülkelerini ele geçirmesi.  
 
Elbette bugün tek kutupluluk, Çin ve Rusya'nın çift vetosu ile arkamızda kaldı. Donald Trump'ın Rusya ve İran'a karşı düşmanca bir adım ile başlattığı ve Çin'in söylediği gibi dünya ekonomisi için daha tehlikeli olan ticari savaşın saldığı korku, olsa olsa aşınmış bir bostan korkuluğudur. Hatta Kuzey Kore'ye karşı kazanmakla övündüğü şey bile, Kim Jong Un'a gerçekte olmayan şartlarına boyun eğdirmektir.
 
Kim Jong Un, Trump'ın oynadığı bir kukla değildir. Onun gibi başarısız bir politikacı da değildir. Aksine, ülkesinin nükleer silahlardan arındırılmasına izin vermeyecek ve kuşkusuz çalışmalarını arttıracak ve etkinleştirecek bir liderdir.
 
Amerika'nın belgelere ve anlaşmalara uydurarak suç ve yalanlarla kurduğu işbirlikleri devam ediyor. Trump'ın Venezüella'yı işgal etmeyi düşünen pervasız askeri çatışmalarla dolu düşünceleri, belki de Güney Amerika'da Amerika'nın politikalarını sona erdirecek bir maceradır. Gel gelelim ki, Trump'ın İran'a ambargo ve Devrim Muhafızlarını ülkenin resmi askeri kuruluşu olmasına rağmen terörizmle suçlama düşüncesi, sonuçları hesap edilmemiş bir maceraya değil, kendi kafasında tek başına kurguladığı boş hayallerinin yankılanmasıdır. Nitekim İran bugün Amerika ve bölgedeki vekillerine acı verici bir saldırı düzenleyebilecek kapasiteye sahiptir. Bu, düşünce NATO tarafından üç yıl önce masaya yatırılmıştır.
 
Öyleyse, Amerika ne Suriye devletini devirebildi, ne de İsrail'i Hizbullah'tan koruyabildi. Direniş ittifakı ve yükselen gücü karşısında ABD koalisyonu çökerken, Suriye'nin kararlılığı ile herkes sınırlarına geri döndü. Tarihi ve coğrafyasının laneti altında olan Suriye ve Direniş'in karşısında duran herkes yenilgiye uğradığını kabul etmiş görünüyor.
 
Kaynak: El-Meyadin
Muhammed Lavati
Çeviri: Merve Soydaş

İlgili Konular

Yorumunuzu Giriniz

E-Posta adresiniz yayımlanmayacaktır. *İle işaretli alanların girilmesi mecburidir.

*

İran İslam Cumhuriyeti Rehberi Ayetullah Uzma Seyyid Ali Hamanei’nin 2018 Hac Mesajı
Şeyh Zakzaki