Türkiye İçin Doğru Olan, Suriye ile Barışmaktır

Türkiye İçin Doğru Olan, Suriye ile Barışmaktır

Türkiye’nin dış politikasının sürdürülemez durumda olduğunun altını çizen Prof. Hasan Ünal’a göre, Türkiye’nin yeni bir Suriye politikasına ihtiyacı var. Ünal, Türkiye’nin dış politikası için doğru olanın doğrudan Suriye ile barışmak olduğuna dikkat çekti.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Suriye Özel Temsilcisi Aleksandr Lavrentyev'in Türkiye'nin Suriye'de kontrol ettikleri bölgelerden geri çekilmesi gerektiğini söylemesi ve Suriye'nin Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Beşar Caferi'nin "Türk askerini çıkaracağız" şeklindeki bir dizi açıklaması, Türkiye'de dış politikanın yeni bir dönemece girmesi gerektiğinin göstergesi.

Suriye'de yaşanan son askeri ve siyasi durumu değerlendiren Atılım Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Görevlisi Prof. Hasan Ünal ile Türkiye'nin karşı karşıya olduğu riskleri konuştuk.

‘ATILAN FÜZELER SURİYE ORDUSUNUN GÜNEYDEKİ SAVAŞMA KABİLİYETİNİ ETKİLEMEMİŞ'

Hasan Ünal, Suriye'ye yapılan saldırıların Suriye ordusunun güneydeki savaşma kabiliyetini etkilemediğini belirtti. Ünal, Suriye'nin bu kadar hızlı ilerlemesinin şaşırtıcı olduğuna değindi:

"Bu yaz Türkiye fiziki olarak o kadar sıcak değil ama gündem olarak baya sıcak. Sadece Suriye gündemi değil, İran ile Amerika ve İsrail arasındaki artan gerginlik, bunların muhtemel sonuçları. Suriye ordusunun alanda ciddi bir üstünlük yakaladığını gözlemleyebiliyorduk. Suriye ordusunun Doğu Guta'dan başlamak üzere güneye Ürdün ve İsrail sınırlarına doğru o bölgelerdeki geniş cepler halindeki cihatçılar denilen silahlı isyancı grupların üzerine gideceğini ve onları etkisiz gale getireceğini bekliyorduk. Bu kadar yakından takip eden biri olmama rağmen bu hızla bu işin gerçekleşeceğini ben de düşünmemiştim. Hatta Amerika, İngiltere ve Fransa'nın bir de Suriye'nin her üstünlüğü ele geçirdiği zaman yaptığı gibi bir kimyasal saldırı tezgâhlayıp ondan sonra Suriye'ye karşı silah kullanmaları, füze fırlatmalarını dikkate alınca biraz daha yavaşlar diye düşünmüştük. Ama hiç de öyle olmadı. Demek ki atılan füzeler hakikaten Suriye hükümetinin dediği gibi hiç etkili olmamış ve Suriye ordusunun güneydeki savaşma kabiliyetini etkilememiş."

‘İDLİB, PATLAMAYA HAZIR BİR BOMBA GİBİ'

Suriye hükümetinin bundan sonraki hedefinin İdlib olduğunu hatırlatan Hasan Ünal, İdlib'in patlamaya hazır bir bomba gibi olduğunu belirtti. Ünal'a göre, ÖSO kuvvetleri güneydeki örneklerde olduğu gibi Suriye hükümetine katılacak:

"Doğu Guta'dan güneye doğru Suriye kuvvetleri bütün bölgeyi temizlemiş durumdalar. Süveyda bölgesinde çok küçük bazı bölgelerin bugün itibarıyla isyancılardan temizlendiği ve Suriye hükümet kuvvetlerinin kontrolüne girdiği anlaşılıyor. Sadece güneyde işleri yapmıyordu Suriye ordusu. Bu arada bazı orta bölgelerdeki stratejik otoyollar, stratejik küçük alanlar üzerinde de çalışıyordu. Oralarda da başarılı olduğunu gördük Suriye hükümet kuvvetlerinin. Şimdi büyük soru şu: Amerikalıların tabiriyle ‘1 milyon dolarlık soru' şu: Suriye ordusu bundan sonra ne yapacak? Suriye hükümetinin açıklamalarına bakıldığında bundan sonraki hedef İdlib. İdlib tam bir barut fıçısı gibi, patlamaya hazır bir bomba gibi bir açıdan bakıldığında. Aşağıdaki cihatçı grupların tasfiye edilmesindeki süratte en önemli etken batı dünyasının onları artık kendi hallerine bırakmış olması oldu. Batı dünyası onlara destek verseydi ne olurdu? Belki birkaç ay daha direnebilirlerdi. Çünkü işin sonuna hızla geliniyordu. Batı dünyası onları tamamen yüzüstü bıraktıktan sonra Suudi Arabistan para gönderiyor diye, bu parayla belki silah alınabiliyor diye daha fazla direnmelerinin bir anlamı olmadığı ortadaydı. Zaten IŞİD'e Suudi Arabistan göndermiyor. Orada Ceyhül İslam, Ceyşul İslam ve diğer gruplar vardı onlara gönderiyordu. Onlar da Rusya ile anlaşarak tahliye edilme yöntemini benimsediler. Şimdi tahliye edilen bütün bu grupların büyük bir kısmının toplandığı İdlib'ten bahsediyoruz. Yaklaşık 2.5 milyon nüfusu olduğu söyleniyor, 2 milyonun üzerinde olduğu kesin. 40 ila 70 bin civarında da savaşçı olduğu anlaşılıyor. Bunların bir kısmı ÖSO tarzı. Benim tahminim Suriye bölgeyi tam kuşatma altına aldığında, şu anda zaten kuşatma altında ama Suriye hükümet kuvvetleri büyük bir yığınak yaptığında ve operasyona tam başlamadan önce ÖSO kuvvetlerinin yine güneydeki örneklerde olduğu gibi Suriye hükümetine katılmalarını bekliyorum. Ama onlar az. Geriye kalan gruplar ise birbirleriyle çatışma halindeler. Hem bir yandan birlikte olalım havası yaratmaya çalışıyorlar hem de bir yandan birbirlerinin liderlerine yönelik suikastlar gerçekleşiyor. Nasıl bir yöntem belirleyecekler, bu ciddi bir soru. Daha önce bu gruplar için şöyle bir seçenek vardı: 2016 yılının eylül, ekim ayında Halep, hükümet kuvvetleri tarafından yeniden ele geçirildiğinde Türkiye'nin de büyük bir çabasıyla, bence maalesef yanlış bir çabaydı, cihatçı denilen gruplar tahliye edilerek başka yerlere götürüldüler. Bunların önemli bir kısmı da İdlib'te. Şimdi güneyden gelenler de orada. İdlib son kaleleri onların. Buradan tahliye edilecekleri bir yer de yok. Dolayısıyla burada ne olacağı ciddi bir soru işareti."

‘ABD, PYD OLMAK ÜZERE DİĞER GRUPLARI SURİYE İLE GÖRÜŞÜN DİYE TEŞVİK EDİYOR'

Türk Silahlı Kuvvetleri için ciddi bir sıkıntının yaklaştığını söyleyen Hasan Ünal, ABD'nin PYD olmak üzere diğer grupları Suriye hükümetiyle görüşmeleri için teşvik ettiğine dikkat çekti. Ünal, PYD Suriye'ye katıldığı zaman, Türkiye'nin İdlib değil doğrudan Türkiye'nin kontrolünde olan Afrin'de ve El Bab'da da tutunamayacağına dikkat çekti:

"Türk Silahlı Kuvvetleri ve Türkiye için ciddi bir sıkıntı geliyor üzerimize doğru. Suriye hükümet kuvvetleri gelip de İdlib'i kuşattığında ne diyeceğiz biz? Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan duyduğumuz, bunu Putin ile görüştüğü, İdlib'e operasyon istemiyoruz dediği ama Rusya'dan da gelen Putin'in konuyla ilgili özel temsilcisi Lavrentyev'in dünkü açıklamasında vardı. O zaman Nusra ile ilgili konuyu kendi aranızda çözün diyor. Nusra ile ilgili konuyu Türkiye nasıl çözecek? Nusra'nın Türkiye hamisi değil, olamaz. Nusra zaten Birleşmiş Milletler tarafından terörist olarak ilan edilmiş bir grup. Suriye'nin şu anda dayılık yapmaya hiç ihtiyacı yok. Dayılık yapmaya kalkışacak son ülke Suriye olmalı. Şu da bir gerçek Suriye açısından; Caferi'nin dediği gibi bu toprakların tamamı Suriye'ye ait, bu toprakların tümünde etkin egemenlik kurmak isteyecek. Özellikle bu PYD'nin öncülüğündeki SDG ve SDM ile de müzakere ediyorlar. O müzakerelerde her ne kadar PYD bir siyasi otonomi isteyerek biz de size katılalım havasındaysalar da Suriye hükümetinin bir otonomi vermeye niyetli olmadığı, sadece belediye başkanlarının parti tarafından atanmak yerine seçilmesiyle düzenlenecek bir mahalli yönetim reformu üzerinde durabileceğini söylediği biliniyor. Oradaki gruplar da başta PYD olmak üzere başka çareleri kalmamış durumda. Amerika Birleşik Devletleri çekilmeye hazırlanıyor. Onları da teşvik ediyor gidin Suriye ile görüşün diye. Böyle bir ortamda onlar da ne elde ederse buna razı olup Suriye'ye katıldığı zaman, bunlar çok hızlı cereyan edebilir, önümüzdeki iki ay sonra bunlar bitmiş olabilir, biz bırakın İdlib'i doğrudan kontrolümüzde olan Afrin'de ve El Bab'da da tutunamayız. Suriye hükümeti gelip kapıyı vurduğunda ‘Çıkın, buralar benim, bu toprakları boşaltın' dediğinde söyleyecek hiçbir lağımız yok. Şu anda mesela Amerika'nın çekilmesinin sebeplerinden bir tanesi de IŞİD temizlendiğine göre Suriye'de bulunma gerekçesi kalmadı. Biz zaten iki ana meşruiyet kaynağından mahrumduk. Ne güvenlik konseyi onayı vardı bizim Suriye'de operasyon yapmamız için ne de Suriye hükümetinin çağrısı vardı. Biz sınırlarımızın ötesinde bir PKK terör örgütünün yuvalanmakta olduğunu söyleyerek, göstererek operasyon yaptık. O da temizlendiğine göre PKK, PYD'de de bir manada Suriye'ye katıldığına göre, ne diyeceğiz o durumda? Dolayısıyla bizim bir an önce bir yeni Suriye politikasına ihtiyacımız var.

 

‘TÜRKİYE, SURİYE HÜKÜMETİYLE BARIŞIRSA PYD'NİN HERHANGİ BİR ŞEY ELDE ETMESİNİ ENGELLEMİŞ OLACAK'

Ünal'a göre Türkiye'nin dış politikası için atacağı en doğru adım Suriye hükümetiyle barış sağlamak. Ünal, Türkiye'nin Suriye ile barışması halinde PYD'nin herhangi bir şey elde etmesini engellemiş olacağını vurguladı:

"İdlib'e operasyon yapılmazsa ne olacak? Ne kadar süre devam edebilir İdlib'teki durum? Hatay için de tehlikeli bir durum. Oradaki o kadar isyancının, o kadar silahlı grubun orada sürekli bulunması bizim açımızdan da doğru değil. Dolayısıyla oranın bir şekilde temizlenmesi lazım. Bence orada bir şey yapılması lazım. Türkiye şöyle bir yöntem belirleyebilir: Doğrusu doğrudan Suriye ile barışmaktır. Türkiye, Suriye ile barışırsa İdlib'te de Silahlı Kuvvetlere tam yetki verirse Türk Silahlı Kuvvetleri ile Suriye Silahlı Kuvvetleri birlikte harekat yapar. Türkiye savaşa girmez İdlib'te. Ama Suriye'nin gelip operasyon yapmasını kolaylaştırıcı tedbirler alır, yığınak yapar. Mesela bu cihatçıların Suriye operasyonu başladığında Türkiye'yi savaşın içine çekmeye yönelik tahriklerde bulunacaklarını, provokasyon yapacaklarını tahmin ediyorum. Suriye hükümeti de biraz kendine güvenini arttırdığı için mesela orada Türkiye'nin bu tür provokasyonların ardından Türkiye'nin kullanacağı dile, alanda gösterdiği tavra o da sert mukabele edebilir. Çünkü onun dayakları yere basıyor artık. Dolayısıyla böyle bir tehlike ile karşı karşıyayız. Doğru olan şey bir an önce Suriye hükümetiyle anlaşıp orada bu tür provokasyonların A; olmasına engel olmak B; olsa bile iki silahlı kuvvetler arasında doğrudan bir irtibat yoluyla bunların ortadan kaldırılmasına yönelik girişimlerde bulunmak. Üçüncüsü Türkiye'ye yönelik belki de en önemlisi büyük bir sığınmacı akını olmasını engellemek. Çünkü bu grupların yapacağı tahriklerden bir tanesi o olacak. Mesela Suriye tarafını kapatacaklar bölgenin ve bütün halkın Türkiye'ye kaçmasına neden olacaklar. Böylece Türkiye ‘Ne oluyoruz?' diyerek bir müdahale edebilir ümidiyle bunları gerçekleştirecekler. Bu yüzden Türkiye'nin bir an önce aklını başına alması lazım. Suriye hükümetiyle barışırsa bir başka kazancı da şu olacak: PYD'nin herhangi bir şey elde etmesini engellemiş olacak. O zaman Suriye hükümeti onlara ‘Yok kardeşim benim savaş öncesi üniter ve laik temelli bir anayasam var. İnsanların etnik ve dini mezhebi kökeninin dikkate almıyor. Vatandaşlık esasında herkes Suriyeli. Dolayısıyla o çerçevede siz de gelin katılın. Bir an önce de silahlarını bırakın' deme şansı artar. Veya konu çok basit beledi tedbirlerle çözülür."

‘ÇİN'İ DENGELEMEYE YÖNELİK BİR GİRİŞİM VAR'

Ünal'a göre, Türkiye'nin Suriye'nin yeniden inşasında pay sahibi olabilmesi Suriye hükümeti ile anlaşmasına bağlı. Ünal, Rusya'nın başını çektiği ve Çin'i dengelemeye yönelik bir girişimin bulunduğunu dile getirdi:

"Diğer türlü şöyle bir senaryo söyleyeyim. Mesela Suriye bunlara belediye düzenlemelerinin ötesine giden siyasi bir otonomi verdi. Sonra PYD'liler de geldiler, İdlib'teki operasyona katıldılar. Şu anda istedikleri o, onu söylüyorlar. İdlib operasyonuna biz de katılalım diyorlar. ‘Vatanımızı düşmanlardan, hainlerden kurtaralım' diyorlar. Şu anda bütün PYD yetkililerinin açıklamaları bu yönde. Ne diyeceğiz biz onlara o zaman? İkincisi içinde PYD de olan Suriye kuvvetleri gelip Afrin'de El Bab'da kapımızı çalıp çıkın buradan dediğinde ne diyeceğiz? Çıkmıyoruz dersek hem Amerika hem Rusya hem de Çin birleşip, zaten batılı ülkeler aynı görüşte olacaktır, aleyhimize güvenlik konseyinde çok rahat karar çıkartabilirler. Güvenlik konseyi kararı da bütün yabancı güçlerin Suriye'den derhal çekilmesi yönünde bir görüş belirler. Dolayısıyla üzerimize gelen birtakım katlamalı riskler var. O yüzden Suriye ile anlaşırsak bu risklerin hepsini ortadan kaldırabileceğimiz gibi bir sonraki aşamada Suriye'nin yeniden yapılandırılmasında da ciddi bir pay almamız mümkün. Çünkü şu anda Rusya'nın başını çektiği ve bence bir miktar da Çin'i dengelemeye yönelik bir girişim var. Rusya çünkü Fransa'ya ve Amerika Birleşik Devletleri'ne diyor ki ‘Ben de para koyayım, siz de koyun ve bu Suriye'nin yeniden yapılandırılması işini biz üstlenelim'. Çünkü daha önce Çin'in açıklamaları vardı. Çin diyordu ki ‘Ben parayı vereyim, yeniden yapılandırma işini üstlenmek istiyorum'. Çünkü Çin'in elinde muazzam rezervler var bu konularda. Büyük paralar var. İnşaat şirketlerine kadar Çin'in oraya yığıldığını düşünebiliyor musunuz? Müthiş bir şey. 10 yıllık bir dönemde 1 trilyon dolara kadar bir para girişinin olacağı ve çok büyük projeler gerçekleştirilmek zorunda olduğu söyleniyor. Durum böyleyken bizim de bunlardan pay almaya konsantre olmamız ve Türkiye'ye gelmiş olan sığınmacıların da bir an önce ülkelerine döndürülmesinin de sağlanmış oluruz. Öbür senaryoda ise karşımızda düşmanca bir devlet, bizimle tam manasıyla çekişme içinde olan ve kendince çok haklı sebeplerle bunu yapan bir devlet, içinde PYD, PYD'nin bir otonom bölgesi, Avrupa'daki bütün PYD seviciler de Suriye'nin yanında yer aldılar ondan sonra. Biz PKK ile Türkiye'nin içinde mücadele ederken Suriye'ye de bir PKK devleti hediye etmiş olacağız. Kendi dış politikamızda bunu bir mantığı yok. O yüzden Türkiye'nin dış politikası zor bir dönemece geldi. Bence sürdürülemez durumda."


İlgili Konular

Yorumunuzu Giriniz

E-Posta adresiniz yayımlanmayacaktır. *İle işaretli alanların girilmesi mecburidir.

*

İran İslam Cumhuriyeti Rehberi Ayetullah Uzma Seyyid Ali Hamanei’nin 2018 Hac Mesajı
Şeyh Zakzaki