Ülkesine Geri Dönen Suriyeli'nin anlattıkları...

  • News Code : 649120
  • Source : tahahaber
Brief

Suriye’de yaşanan savaş neticesinde zorunlu olarak Türkiye’de bir müddet kalan ve kısa bir süre önce ailesiyle birlikte Suriye’ye Şam’a geri dönen Mehmet Lolaz (Ebu Ahmed) dostun anlatımlarını paylaşmak istiyoruz

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Kendi köyünün bulunduğu Halep’e bağlı Azaz tekfirci çetelerin kontrolü altına girince onların boyunduruğu altında yaşamamak için Türkiye’ye gelen ailesiyle beraber iki yıla yakın burada kalan ve bir vatansever Suriyeli olarak koşullarını yarattığında geçtiğimiz ay ülkesine, başkent Şam’a geri dönen Mehmet Lolaz’la gerçekleştirdiğimiz röportajı okurlarımızın dikkatine sunuyoruz!

Ferhat Aktaş: Merhaba dostum, öncelikle bize kendinden biraz bahsedebilir misin, nerelisin, savaştan önce yaşamını nerede, nasıl idame ediyordun?

Mehmet Lolaz: Merhaba, ben Halep’in kuzeyindeki Azaz’a bağlı bir köyde yaşıyordum. Savaş’tan önce Libya’daydım. 2003 yılında gidip oraya yerleşmiştim. Stfa, Nurol, Delta firmalarında önce saha tercümanlığıyla başlayarak daha sonra satın alma görevlisi, muhasebe şefliği personel müdürlüğü ve en son kendi hesabıma çalışarak orada çalışan Türk ve Avrupa firmalarından iş teklifleri aldım. 2008-2011 yılları içerisinde kendi ekibimi kurup inşaat sektöründe alt yüklenicilik yaptım.

Türkiye’ye gelmeden önce yaşadığın yerde ne gibi olaylar oldu, ne zaman ve hangi nedenlerden dolayı Türkiye’ye geldin?

-Türkiye’ye ilk girişim direkt Libya üzerinden oldu. Libya karışmıştı ve ülke bir hafta içerisinde yaşanmaz bir hale gelmişti. Evim, arabalarım ve ciddi oranda maddi zararım oldu her şeyimi bırakıp kaçtım. 2011 yılının başlarıydı sahte Arap baharı başlamıştı ve herkes olup biteni anlamaya çalışıyordu ama ne olup bittiğini kimse anlamıyordu. Libya’da gösterileri başladıktan 2 gün sonra ülkede yağmalama ve hırsızlık boy göstermişti. 3. Gününe girdiğimizde dükkânlarda alınacak gıda fırınlarda ekmek yoktu, ülke çok fena çökmüştü. Ülkeden çıkamıyorduk herkes kapana kısılmıştı. Sadece Türk vatandaşları rahatlıkla dönebiliyordu. Uçaklar, gemiler her şey sadece Türk vatandaşları için seferber edilmişti. Oradan çıkmamı Türkçe konuşmama borçluyum beni Türk zannedip o kargaşayla beraber uçağa bindirdiler. Bir hafta eski patronumun evinde misafir olarak kaldım. Sonra Suriye’ye döndüm, Halep şehrine köyüme (Halep kuzeyinde 60 km) Azaz’a bağlı bir köy. Libya’dan geri döndüğümde boş kalamazdım, çalışmalıydım, hemen tüm birikimimi ortaya koyarak Ankara’dan da bazı dostlara ulaşarak ortak bir fabrika kurma kararı aldım. Fabrikayı Şeyh Najjar’da kuracaktık, Halep sanayi şehrinde. Ankara’ya staj görmeye gitmiştim işi öğrenmek için. Yedek parça üretimi üzerine bir işti, 2012 yılının başlarında ordaydım, Türkiye’ye geleli 3 ay olmuştu ki Halep karıştı ve ben bir daha geri dönemedim.

Türkiye’de nelerle karşılaştın, özellikle resmi kurumların yaklaşımı nasıldı?

-Resmi kurumlar yardımcı olmuyordu her şey için. Utanç kaynağı mülteci kimliği istiyorlardı ben bunu reddediyordum. Ailemin her türlü ihtiyacını alın terimle karşılıyordum. Barınma, sağlık hizmeti vs. Ama kanıma Türk halkının yaklaşımı dokunuyordu. Solcusu vatan hainisin diyordu, iktidar yanlıları Esad’ı desteklediğim için hem aç karnınızı doyuruyoruz hem küstahlık yapıyorsun diyordu, Alevi’si Sünni olduğum için sürekli şüpheyle yaklaşıyordu, Sünni’si sen nasıl Sünni’sin diyor tehdit mesajları gönderiyordu, Kürdü sen nasıl Kürtsün diye aba altından sopa gösteriyordu. Velhasıl vatanındaki yangından kaçıp komşusuna sığınan Suriyeliyi herkes ezmeye çalışıyordu. Güzel insanlarda vardı tabi ben genel konuştum. Komşularımız ‘Suriyelilerin evlerine gitmeyin sizi keserler’ diyerek bize olan nefretlerini duyurmaya çalışıyorlardı. Herkesin kötü niyeti gözlerinden belliydi, özenle işimize gücümüze bakıyor, sosyal aktiviteleri bir kenara bırakıp iş sonrası evimize kapanıyorduk.

Suriye’ye geri dönmeye ne zaman karar verdin, dönüş sürecinde neler yaşadın?

-Suriye’ye dönmek için hep kararlıydık. Bütün Suriyeliler öyle ama nasıl nereye gidersin, ne yer içersin, hangi evde oturursun, bu savaşta zaten 10-15 kat daha zamlanan ev kirasını nasıl ödersin? Savaşın durulmasını bekleyerek; haberlerle uyanıp, haberlerle uyuyorduk bitse de evimize dönsek diyerek. En sonunda Suriyelilere yönelik saldırgan tavır ve provokasyonlar yaşandı bardağı taşıran son damlaydı. Zaten zillet içinde yaşıyor, aşağılanıyorduk bu da cabası olmuş oldu. Suriye’de iletişim halinde olduğum dostlarım vardı, Suriye Televizyonunda çalışanlar onlar teklif ettiler gel bizimle çalış vs. hemen havaya fırladım sevinçten ağladığımı hatırlıyorum. Tüm işlemleri halledip evimi olduğu gibi İdlip’ten kaçıp gelen bir muhalif guruba verdim hiçbir karşılık almadan, Esad yandaşlarının şebbiha değil de iyi insanlar olduğunu yüzlerine çarpmak istedim. Kesap kapısı güvenli oradan geçebilirsin dedi çok sevdiğim hocam (Hamide) abla çok uğraştı, çabaladı, didindi. Allah ondan da razı olsun. Yayladağı sınır kapısına gelmiştim ve gümrük kapısına yanaştım, elektrikler bile kapalıydı. Kapı ıssız bir harabeyi andırıyordu. İçeriden bir polis memuru yanımıza gelerek ‘geçiş yok’ dedi. Bende, ‘nasıl olur, bizi buraya Milletvekili gönderdi, BM görevlisi Hatice hanımın bilgisi var, eğer ülkeme dönmek istiyorsam beni geçirmek zorundasınız’ dedim. Memur cevap vererek ‘neden Bab Al hava sınır kapısından geçmiyorsun?’dedi. Bende, ‘orası el Nusra teröristlerinin elinde, oradan geçtiğim takdirde kafamı kesmeyecekleri yönünde bir garanti verebilir misin?’ dedim, ‘hayır’ dedi. ‘Şimdi ne yapmalıyım peki?’ dedim, cevap olarak, ‘git Emniyet müdürlüğüne dilekçe ver, Suriye’ye niçin döndüğünü açıkla, oradan İskenderun gümrük müdürlüğüne intikal eder, onaylandıktan sonrada bize fax çekilir, seni ancak öyle geçiririz’ dedi. Geçiş işleminin normal koşullarda 15 gün sürebileceğini, duruma göre onay verilmeme ihtimalinin de bulunduğunu söyledi. Pasaportumuz olduğu ve çıkış açısından hukiki bir problem bulunmadığı halde sorun çıkarıldı. Eşim ve üç küçük çocuğumla kapıda bekletildim. Orada sarf ettiğimiz yoğun çabalar sonucu 4 gün sonra geçmeme izin verdiler.

Ülkene dönüş yaptıktan sonra beklediğin tabloyla mı karşılaştın, nasıl bir Suriye gördün?

-Evet, beklediğimden güçlü buldum Suriye’yi. Herkes asker olmuştu, nereye baksan üniformalı insanlar, bayanlar hatta çocuklar vardı… Her yerde Beşar Esad posterleri, her yerde çalan Esad şarkıları vardı. Artık herkesin rengi belliydi. Eskiden böyle değildi, kimin ne olduğu belli değildi, herkes tarafını belli etmekten korkardı, bu durumun değişmiş olması beni sevindirmişti ilk girdiğimde.

Türk medyasının Suriye konulu haberleri ile orada gözlemlediğin somut koşullar arasında bir çelişki var mı?

-Türkiye’de medyanın AKP yanlısı bir yayın politikası var. AKP’nin sergilediği düşmanca tavırlara göre hareket ediyor. Türk medyasına güvenmiyorum ve buradaki hiç kimse güvenmiyor. Sanırım gazetecileri tutuklamakla ün salmış bir ülkenin medyasından sağlıklı bir haber beklenemez.

Türk hükümeti ve medyasının ısrarla iddia ettiği gibi Suriye’de bir mezhep kavgası mı var?

-Hayır, öyle bir durum söz konusu bile olamaz. Şu anda Şam’da Dummar bölgesinde ikamet ediyorum ve bölge halkı Sünni, Alevi, Dürzü, Kürt ve Türkmenlerden oluşmakta. Suriye’de yıllardır yaratmak istedikleri şey bu değil mi zaten? Mezhepsel bir savaş olsaydı inan bana Suriye değil 4 yıl 4 ay bile dayanamazdı.

IŞİD, El Nusra, İslami Cephe ve ÖSO bunlar senin için neyi ifade ediyor?

-Katiller, gözü dönmüş caniler, hayvani sapık arzuları için kelle kesen, kadınlara çocuklara tecavüz eden kiralık eşkıyalardır.

Savaş sürecinin bir mağduru olarak gözlem ve deneyimlerine göre cevaplandırmanı istiyorum; Suriye neden hedef seçildi?

-Suriye hedef seçildi çünkü Arap milliyetçiliğini hep yaşatmaya çalıştı.

Suriye hedef seçildi çünkü Golan tepelerinden önce Filistin dedi.

Suriye hedef seçildi çünkü Suriye’nin çöküşü demek Arap âleminin çöküşü demektir, Orta Doğu’nun parçalanışı demektir.

Suriye hedef seçildi çünkü bağımsızlığı uşaklığa tercih etti.

Suriye hedef seçildi çünkü onurlu yaşamın ne kadar değerli olduğunu biliyordu.

Bunların yanı sıra ABD, batı devletleri ve bölgedeki uşakların projelerini bozabilecek tek ülkeydi. Orta Doğu da Rusya’nın bel kemiğiydi çünkü 5 denizin kalbiydi ve İran’ın müttefikiydi. Saya saya bitmez neden Suriye’nin hedef seçildiği. Hedef olmasaydı şaşırırdık zaten. Ben ve tüm halkım bunları bir gün yaşayacağımızı biliyorduk çünkü bağımsız olmanın bir bedeli vardı.

Cumhurbaşkanı Beşar Esad’sız Suriye’de çözüm olur mu?

-Esadsız bir Suriye var olamaz, yok olmaya mahkûmdur. Ben onu seviyorum ama şahsına ne ben nede başka bir Suriyeli tapmıyoruz. Tek bildiğimiz asıl hedefin Esad değil Suriye olduğu ve bizi bu yangından kurtarabilecek tek kişinin Beşar Esad olduğu.

Son olarak eklemek istediğin bir şeyler varsa ifade edebilirsin. Sorularımıza cevap verdiğin için teşekkür ederim.

-Suriye bu savaşı er ya da geç bitirecek. Asıl korkum IŞİD’in Türkiye’de hilafete yeltenmesi. Orta Doğu da militan sayılarının 30 bini bulmadığı IŞİD her yerde kıyım yaparak ülkeleri mahvetti. Türkiye gibi bir ülkede hilafet ilan ederse durum çok değişir kısa sürede peşlerine yüz binler takılır. Orada kaldığım yıllar boyunca dikkatimi çeken bir şey vardı; Türk halkı bu canavarlara ilgi duyuyordu, her yerde onları savunan insanlara rastlamak mümkün. Bu durum çok ürkütücü, IŞİD’in sayısının 1 milyonu geçtiğini düşünüyorum da kıyamet gününü andırıyor. Türk halkı IŞİD ve tekfirci terör hakkında bilinçlenmeli, sempati duyulmamalı, insanlar aydınlatılmalı. Aksi takdirde önümüzdeki yıl Suriye ve Irak yerine Türkiye’ye ağlayacağız. Lütfen bu konu üzerinde gayret gösterin hayye, bu çok tehlikeli bir konu. IŞİD Türkiye’de var olmamalı, var olduğu an bittik demektir. Umarım sorularını cevaplandırabildim, bir katkım dokunduysa çok sevinirim. Teşekkürler!

Ferhat Aktaş


Yorumunuzu Giriniz

E-Posta adresiniz yayımlanmayacaktır. *İle işaretli alanların girilmesi mecburidir.

*

conference-abu-talib
Şeyh Zakzaki