Nusayriler kapılarını Aktüel’e açtı

Arap Alevileri kendilerini anlatıyor

  • News Code : 239701
  • Source : aktüel
Müslümanlar ama reenkarnasyona “tartışılmaz gerçek” diyorlar, Aleviler ama beş vakit namaz kılıp 30 gün oruç tutuyorlar. Bütün peygamberlerin bayramlarını kutluyor, Kur’an’ı anadillerinden okuyorlar. Aktüel, kendilerine “sır cemaati Nusayriler” denmesini istemeyen Arap Alevileri için Antakya’daydı.

Ehl-i Beyt Haber Ajansı ABNA- “Müslümanlık İbrahim zamanından beri var, Hz. Muhammed zamanında başlayan, bugünkü Müslümanlıktır. İster camide, bahçemde, evimde, ister kilisede ibadet ederim, Allah için olduktan sonra ibadet her yerde olur. Aleviler hacca gitmez diye bizi eleştiriyorlar, oysa Hz. Ali’nin Kâbe’nin içinde doğduğunu kimse bilmiyor. Hz. Muhammed ‘ben ilmin şehriysem Ali kapısıdır’ demiştir, buna riayet etmeyenler kapının dışında kalmıştır.

Reenkarnasyon inancı sadece Antakya’da var deniyor oysa dünyada birçok kültürde var. İnsanın doktor olabilmek için bile yıllarca eğitim görmesi gerekir, en yüksek makam cennetlik olmak için bir ömür yetmez! İnsan-ı Kâmil olmak için birkaç kere dünyaya gelmek lazım. Bunu kabul etmeyenin aklı yoktur. Hem insanların fakir veya sakat doğması Allah’ın adaletine terstir!”

Bu çarpıcı ifadeler Arap Alevileri’nin saygın cemaat önderlerinden 72 yaşındaki Şıh, yani şeyh Nasreddin Eskiocak’a ait. Türkiye’nin egemen din algısıyla, yani Sünni ve Hanefi bir insanın din anlayışıyla örtüşmeyecek, Anadolu Alevileri’nden de farklı bir cemaatin bakış açısını özetliyor.

Onları “Nusayri” olarak tanıyoruz, ancak diğer Şıh’lar gibi Eskiocak da bu adlandırmayı kabul etmiyor, çünkü “Nusayri kelimesi aşağılamayı içeriyor, bizi dinsizlik ile suçlayanlar ve dışlayanlar bu kelimeyi kullandı

Biz Ali’nin izinden giden, anadili Arapça olan “Arap Alevileriyiz.” Onlar hakkında yıllardır “dışarıdan” araştırmalar yapılı yor, kısa süre önce de antropolog Hüseyin Türk’ün “Nusayrilik” çalışması Kaknüs tarafından yayımlandı. Türkiye’de Hatay, Adana ve Mersin’de iki milyona yakın, dünyada Suriye, Irak, İran, Ürdün, Afganistan ve Filistin’de 4 milyona yakın Arap Alevisi yaşıyor. Ancak yıllardır haklarındaki “din dışı”, “sapkın” gibi yalan yanlış iddialardan muzdaripler. Aktüel onları kitaplardan değil, kendi ağızlarından dinlemek için Antakya’daydı.

“Hakkıyla Şıh olmak”

Arap Alevileri hem Sünnilikten, hem de Anadolu Aleviliği ve Şiilikten farklı. Hatay’da yaşayan Arap Alevilerinin genç Şıhlarından biri Tahsin Yılmaz, bunu bizzat İlahiyat Fakültesi’nde eğitim görerek yaşamış: “Tarihi yazanlar, tarihi yapanlara sadık kalmamış. Birçok olay tam olarak aydınlatılmamış. Kur’an’ı Kerim’de Ehl-i Beyt’in insanüstü varlıklar olduğu zikredilirken, İlahiyat’ta bu hiç anılmıyor.

Her Müslüman her gün her namazda Hz. Muhammed’e ve ailesine salavat getiriyor, yani Ehl-i beyt’i anıyor ama Ehl-i Beyt’in kim olduğunu bilmiyor.” Yılmaz’a göre şimdiki Kuran tefsirinde Hz. Ali’nin önderliği gösterilmiyor.

Bu hakikati konuştuklarında Aleviler için “batıl konuştu” deniyor. Diğer Alevilerle kendileri arasında ortak noktaların ise Hz. Ali sevgisi, onun hoşgörüsünü bilmek ve kültürünü iyi tanımak olduğunu belirtiyor.

Arap Alevileri arasında modernite ile birlikte Şıhların azalmış olmasına dair şikâyetlere ise katılmıyor: “Toplumun önderlerinin az olup da iyi yönlendirmesi, fazla olup kötü yönlendirmesinden iyidir. Toplumumuz da herkesi Şıh olarak kabul etmiyor, bilinçlendi.” Şıhlık babadan oğula geçiyor, yani bir Şıh’ın her oğlu teoride Şıh olabiliyor ama uygulamada en önemli şeyler “bilgi, dürüstlük ve doğru kaynaktır, insanları doğru yönlendirmektir.” Yılmaz bir Şıh olarak hem Arap Alevi toplumunun dini kültürünü kuşaktan kuşağa taşıyor hem de dini törenlerde, adaklarda, cenazelerde görev yapıyor.

Arap Alevilerinde dini eğitim aile içinde alınıyor. Görüştüğümüz bir başka genç Şıh, Samandağ’da eczacı olan Zülfikar Çiftçi 1997’de kurulan Alevi Değerleri Derneği’nin başkanı olarak artık bu eğitimi dernek bünyesinde de verdiklerini söylüyor. Hatta geçen yıl bu büyük sorun olmuş: “Dernekte Kuran okutuyoruz ve Aleviliğin ahlaksal boyutunu öğretiyoruz. Geçen yıl yaz tatilinde çocuklarımıza Kuran öğretmemiz suç sayıldı, beraat ettik ama çok üzüldük.”

“Sır cemaati”

Bu cemaatin geleneksel bilgilerinin taşınmasında önemli bir başka kurum “amcalık”, ki cemaatin “sır cemaati” olarak betimlenmesinin sebebini oluşturuyor. Annesi ve babası Arap Alevisi olan her genç erkek, 14- 15 yaşına geldiğinde kendisine bir amca seçiyor, onun yanında yaşayarak aldığı eğitimde cemaate dair “sır”rı öğrendiği iddia ediliyor. Çiftçi, bu geleneğin oluşum sürecine dikkat çekiyor: “Biz Hz. Muhammed’den beri, Emeviler, Abbasiler, Selçuklular ve Osmanlılar zamanında hep baskı gördük.

Sünnilerin camisi veya Hıristiyanların kilisesi gibi bir kurumumuz yok. İnancımızı sürdürmek için amcalık kurumu oluşturduk. Genç bir erkeğin dini bilgileri, geleneği toplumun içinden seçtiği ehil bir kişiden öğrenmesidir amcalık.” Amcalık geleneği hâlâ devam ediyor, ancak Çiftçi eğitimde söz konusu olanın spekülasyona sebep olan “sır” değil, Arap Alevi geleneği olduğunun altını çiziyor.

Arap Alevi geleneğine göre bu eğitime kadınlar tabi tutulmuyor, bu durumun kadına güvenmemekten mi olduğunu sorduğumuzda Çiftçi itiraz ediyor: “Bizde kadın kesinlikle ikinci sınıf vatandaş değil, hayatın içerisinde. Onları birey olarak görürürüz.” Cemaatin kadınları Sünni Müslümanların aksine örtünmüyor: “İslamiyet geldiğinde Arap toplumu cahildi, ahlak, kural yoktu. Kadına salt içgüdülerle bakıldığı için kadının namusunu korumaktı amaç. Bugün hangi noktadayız? Sizin başörtülü ve örtüsüz oturmanız arasında fark kalmamıştır.”

Kuran ve Ehl-i Beyt

Arap Aleviliği Sünni İslam’la sadece başörtüsü değil, daha birçok konuda farklılaşıyor. Örneğin onlar Kur’an’da “biz gönderilmiş peygamberler arasında hiçbir fark gözetmeyiz” denmesine inanıyor:

“İslam âleminin Hz. İbrahim’in oğlunu kurban etme olayını kutlamasına benzer bizim yaklaşımımız. Adem, Nuh, Musa, Davud, İsa döneminde olmuş önemli günlerin yıldönümlerini kutlamaya devam ederiz. Mesela Hz. İsa’nın doğum gününü kutlarız. 29 Ekim’i, yazın bitişi ve kışın başlangıcı Teşrin bayramı olarak kutlarız. Eskiden nevruzu 30 Mart’ta yumurta bayramı olarak kutlardık. Herkes en güzel kıyafetlerini giyip kumsala iner, yumurta tokuştururdu, halay çekerdi, sohbet ederdi gün boyu. 12 Eylül’de yasaklandı ve artık unutturdular.”

Arap Alevilerinin en büyük bayramları “Gadirhum” ise Sıffeyn Savaşı’nda Hz. Ali ile Muaviye arasında yaşanan temel ayrışmaya dayanıyor: “Hz. Muhammed peygamberlik vazifesi bitince 100 bin insanla hac vazifesini yerine getirir, sonra bir yol ayrımına gelirler.

Orada Gadir adında küçük bir göl varmış. Orada Hz. Muhammed’e vahiy iner, sana bildirileni yerine getir, yoksa vazifesini yerine getirmeyeceksin, der ayette. Muhammed 100 bini aşkın kişiye Veda Hutbesini okur. ‘Ben sizin yanınızda benden sonra tutunmanız gereken iki öğe bırakıyorum, biri Kuran, diğeri Ehl-i Beyt’tir. Benden sonraki halife Ali’dir’ der. Ömer, Ebubekir gibi sahabeler Ali’yi tebrik eder. Ancak hakları ellerinden alınır.”

Bu ayrışmada Hz. Ali’nin tarafını tutan Şiilerden farklarını ise Çiftçi şöyle açıklıyor: “Şiiler Hz. Muhammed ve ailesinin bizim gibi beşer olduğuna inanır. Bizim için ise onlar nurani varlıklardır, dünyaya sadece insanları doğru yola iletmek için insansı görüntüler içinde zuhur ettiler. Bizce Kur’an’daki ayetlerin bir görünen, bir de görünmeyen, içsel, batıni anlamı vardır.

Mesela Kur’an’da iki denizin birleştiği ama sularının birbirine karışmadığı yer alır. Bizce sadece tuz yoğunluğu farklı iki denizin karışmaması değildir orada anlatılan, insanın yaradılışına ait bir sır verir. Cafer-i Sadık ‘iki denizin birleştiği yer aslında insandır’ der. İnsanlarda akıl ve içgüdü bir aradadır. İnsan aklıyla hareket edip içgüdüsünü eğitebilirse Allah’ın istediği maneviyata kavuşur.

Tersini yaparsa hayvanlar âleminin yaşantısına saplanır. Daha derin bir açıklamaya göre iki deniz Hz. Ali ve Hz. Fatma’dır, aralarındaki ayraç, denizlerin birleştiği yer Hz. Muhammed’dir. O denizlerin içinden mercanlar ve lüleler çıkar, der ayette. Bunu Hz. Ali ve Fatma’ya işaret olarak görürüz, mercan ve lüle Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’dir. Bilginin deryaları Ali ve Fatma, içlerinden Hasan ve Hüseyin çıkmıştır, insanlığa yol göstermişlerdir.”

KUTSAL HIZIR ZİYARETLERİ

Kur’an’da Kehf Suresi’nde anlatılan Hz. Hızır ve Hz. Musa’nın hikâyesi Arap Alevileri için ayrı bir öneme sahip, çünkü inançlarına göre ikisinin buluştuğu yer Samandağ’daki Hızır ziyareti. Buraya ve Arap Alevileri için kutsal mekânlara genelde türbe dense de, doğrusu “ziyaret”. Bu mekânlar ibadet merkezinden ziyade, bayram kutlanan, adak adanan, dua edilen ve kurban kesilen yerler. En kutsal iki ziyaretten ilki nüfusun yüzde 90’ını Arap Alevilerinin oluşturduğu Hatay’ın Samandağ ilçesinde, ikincisi ise Hatay’ın bir semti Harbiye’de

Harbiye’deki Hızır Ziyareti inanca göre Hz. Hızır’ın surede anlatılan yıkık duvarı ördüğü yer. Kendisi de bir Arap Alevisi olan Şule Can master tezinde bu mekânları şöyle anlatıyor: “Hepsi istisnasız temiz ve bakımlıdır. Ayrıca kurban kesim bölümleri, pişirme yeri ve gereçleri ile hastaların kalmaları için oda da vardır. Ziyaretin içine herkes abdestli, bayanlar da başörtülü girerler. Ziyaretlere özgü çeşitli kurallar olmasına karşın özellikle uygulanması gereken ritüeller yoktur. Genel uygulama ziyareti tavaf ederek dualar okunmasıdır. Ziyaretlerdeki en önemli uygulamalardan biri bir tür tütsü olan “buhur” yakılmasıdır. İsteyen herkes ziyaretlere girebilir, dilekleri için ziyareti tavaf eder ve gerçekleşirse kurban keser, etini ziyarete gelenlere dağıtırlar.”

Tekfirci Akımlar Konferansı