Seyr-i Süluk ve Aşkın Mertebeleri

  • News Code : 348413
  • Source : tahahaber
RAHMAN VE RAHIM OLAN ALLAH ADIYLA Elhamdu lillahi Rabbi’l-Alemin, Ves-salatu vesselamu ala Resulillahi Hatemen-nebiyyin. Ve ala alihit-tayyibine’t-tahirin . Ve lanetullahi ala e’daihim ecmein, minel-ane ila kıyami yevmi’d-din. Hamd alemlerin Rabbi Allah’a mahsustur. Salat ve selam iki cihan serveri, pegamberler peygamberi, dininin tebliğcisi, sırrının koruyucusu Mevlamiz Ebu’l-Kasım Muhammed (saa) ve O’nun her çeşit hata ve günahtan temiz kılınan Ehl-i Beyt’inin üzerine olsun.

SEYR-Ü SÜLUK NEDİR?Ey aziz can! Ey Muhammed Ve Al-i Muhammed Şiası! Yürüme, gezme, seyretme, yola girme, yol tutma, mümin kulun Allah’a ulaşmayla sonuçlanan manevî yolculuğunu belirten irfani bir terimdir.Aynı anlamda sefer ve seyahat kelimeleri de kullanılır. Muhammed ve Al-i Muhammed’in yoluna girerek seyr-ü süluke başlayan mümin, irfan dilinde; “salik”, “ehl-i süluk”, “sair”, “saih”, “seyyar” ve “müsafır” gibi isimlerle anılır.Ey aziz can! Ey Muhammed Ve Al-i Muhammed Şiası! Seyr-ü süluk, kişinin kendi başına yapabileceği bir iş değildir. Bir mürşide bağlanılması gerekir. O mürşidin Rabbani alim ve arif olası şarttır. Bu bağlanma seyr-ü sülukün vazgeçilmez şartıdır. Salik, süluku boyunca dünyevî ilgi ve ilişiklerden kesilerek nefsini arındırır, kötü huylardan kurtularak ahlâkını güzelleştirir; böylece Allah’a ulaşma (vusul) yeteneği kazanır.Rabbani alim ve arif mürşitler, iki farklı seyir üzerinde dururlar. Bunlar “seyr-i nüzulî” ve “seyr-i urucî” isimleriyle anılır.Ey aziz can! Ey Muhammed ve Al-i Muhammed Şiası! Seyr-i nüzuli (iniş seyri); mutlak varlığın, mukayyed varlığın var olması, zuhuru için yaptığı seyirdir. Başka bir deyişle Ahadiyet (Teklik) mertebesindeki Allah’ın, mümkün çokluklar (kesret) mertebesine; vacib’in imkan mertebesine; küll’ün cüz’e nüzulü, inişidir. Bu seyre “seyr-i inbisatî” veya “seyr-i zuhuri” da denir. Varlıklar dünyası ve insan bu seyrin bir sonucudur. Seyr-i urucî (yükselme seyri), mukayyed varlığın mutlak varlık’ta yok olmak için yaptığı seyirdir. Diğer bir ifadeyle cüz’ün küll’e, mümkün varlığın mutlak’a, insanın Allah’a seyridir. “Seyr-i şuurî” de denilen bu seyr, Rabbani ariflerin Allaha ulaşmayı amaçlanan manevi seyri, bu yolculuğu meydana getirir.Salikin yapacağı manevi yolculuğun dört mertebesi vardır.Birinci mertebeye “seyr-i ilallah” (Allah’a yolculuk) denir. Bu mertebenin özü, nefs menzilinden kalkıp gerçek varlığa (Allah’a) doğru yürümektir. Bu yolculuk, şoklukta (kesret) birlik (vahdet) kavrandığı zaman sona erer.Ey aziz can! Ey Muhammed Ve Al-i Muhammed Şiası! Seyr-i ilallah, kalbi mümkün varlıkların bilgisinden boşaltarak Vacibül-Vücud’un (zorunlu varlık) bilgisi ile doldurmakla sonuçlanır. Bu yolculuğun sonunda salik Allah’ta yok olur, “fenafillah” derecesine yükselir.Manevi yolculuğun ikinci mertebesine “seyr-i fillah” (Allah’ta yolculuk) denir. Bu seyr sırasında salik Allah’ın nitelikleriyle (sıfatlarıyla) donanır; Allah’ın isimleriyle gerçeklik kazanır. Buna karşılık bütün beşerî nitelikleri yok olur. Evrenin üzerindeki perde kalkar, ilm-i ledün denilen gizlilikler bilgisi, hakikatler bilgisi salike açılır. Salik bu seyrin sonunda “bekabillah” denilen Allah’ta var olma durumuna ulaşır.Seyr-i sülukün üçüncü mertebesi, “seyr-i ma-Allah” (Allah ile yolculuk) adını alır. Bu seyir sırasında ikilik ortadan kalkar; salik ilahi teklik makamı olan Ahadiyet’e ulaşır. Bu makam Rabbani alim ve arifler tarafından “Kâbe kavseyni ev edna” (İki yay kadar, ya da daha az) en-Necm, 53/9) makamı olarak da anılır.Manevî yolculuğun dördüncü mertebesini “seyr-i anillah” (Allah’tan yolculuk) oluşturur. Bir anlamda Allah’a yükselen salikin dönüş yolculuğunu dile getiren bu seyr, birlikten çokluğa (vahdetten kesrete) geri geliştir. Diğer bir deyişle talipleri aydınlatmak, irşad etmek, onlara yol göstermek için Allah’tan halka dönüştür. Bu yolculukla ulaşılan makama “beka ba’de’l-fena” (yokluktan sonra varolma), “sahv ba’del-mahv” (yokluktan sonra kendine gelme) ve “fark ba’del-cem” (birlikten sonra ayrılık) gibi adlar da verilir.Ey aziz can! Ey Muhammed Ve Al-i Muhammed Şiası! Dört manevî yolculuktan ilk ikisi saliki velayet (velilik, Allah dostluğu) makamına ulaştırır. Son iki yolculuk ise salikin mürşidlik yetkisini kazanması için zorunludur.Manevi yolculuğun başarı ile tamamlanabilmesi için, mürşid kadar diğer bazı yardımcı öğeler de gereklidir. Bunlar aşk, ihsan ve ihlastır. Allah aşkı olmadan çekilecek bütün zahmetler boşa gider. İhlas ve ihsan ise imanın gereklerindendir. İhlasın en alt derecesi Allah’tan başka tapılacak bir varlık olmadığını (la mabude illallah); en üst derecesi ise Allah’tan başka bir varlığın bulunmadığını (la mevcude illallah) kavramaktır. İhsan ise, salikin bütün bağlarını keserek Allah’a yönelmesini belirtir. Seyr ü süluk; ancak bu üç öğenin tam olarak gerçekleştirilmesi ile tamamlanabilir. Sülukün bilgi ile sırf bilmekle bir ilgisi yoktur, Süluk; yaşayarak, tadarak, haller aracılığı ile Allah’a ulaşmaktır.Ey aziz can! Ey Muhammed Ve Al-i Muhammed Şiası! Rabbani alim ve arif olan mürşitlere göre seyr-ü sülukün iki temel yöntemi vardır. Birinci yöntem, tarik-i ruhani denilen ruhun arındırılması; ikinci yöntem ise tarik-i nefsani denilen nefsi eğitme yöntemidir. Bu yöntemlerin tümü Kuran ve sünnet desturu iledir.Kuran ve sünnet olmadan, erkanı olmadan hak yola ulaşılamaz.Ruhu arındırma yönteminin temelini sıkı bir ibadet, riyazet ve mücahede ile kalbi arındırarak, iyi ahlâkla ahlâklanarak Allah’a ulaşma çabası oluşturur. Bu yöntem daha çok tarik-i ahyar (hayırlılar yolu) ya da tarik-i ebrar (iyiler yolu) olarak anılır.Tarik-i şuttar (aşk ve cezbe yolu) ve tarik-i sairin (süluk edenler yolu) da denilen nefsi eğitme yöntemi, nefsin çeşitli mertebeleri üzerine kuruludur ve yedi aşaması vardır.Nefs, birinci aşamada “emmare” (kötülüğü buyuran) makamındadır. Bu nedenle salik sürekli nefsine karşı mücahede etmek zorundadir. Rabbani Mürşid bu aşamada salike “la ilahe illallah” zikrini verir. Emmare aşamasındaki salikin seyri “seyr-i ilallah” (Allah’a yolculuk); hali “havf ü reca” (korku ve umut); alemi şehadettir (görülen alem). Salik mücahede yoluyla nefs-i emmarenin (kötülüğü emreden nef’s) isteklerinden uzaklaşır, ahlâkını güzelleştirirse; Rabbani mürşidi onu seyrin ikinci aşamasına geçirir. Salik bu aşamada tevhidi Allah’dan başka tapılacak yoktur (la mabude illallah) biçiminde anlar.Sülukün ikinci aşamasında nefs, “levvame” (kınayıcı) durumuna gelir. Salik bu aşamada işlediği günahlardan pişmanlık duyar; vicdan azabı çekmeye, kendisini kınamaya başlar. Bu aşamada salikin zikri “Allah”; seyri, seyr-i lillah; hali, kabz ve bast (sıkıntı ve rahatlık); alemi, berzahtır (ara alem). Salik, bu aşamada tevhidi Allah’tan başka maksud yoktur (la maksude illallah) biçiminde anlar.İkinci aşamayı geçen “salikin nefsi mülhime” (iyiliği ilham eden) niteliği kazanır.Bu nedenle üçüncü aşama mülhime makamı, mertebesi adını alır. Bu mertebede Rabbani mürşid salike “Hu” zikrini verir. Mülhime mertebesinde salikin hali heybet (korku ve çekinme); seyri, seyr-i alellah; alemi melekuttur (yücelik, ululuk alemi). Salik bu aşamada zikirden tat almaya başlar, kalbinden Allah dışındaki tüm varlıkları çıkarır ve Allah’ın rızasına yönelir; kalbinde aşk ateşi yanmaya başlar, ahiret mükafatları gözünde değerini yitirir. İlk iki aşamada salikin bilgisi ilme’l-yakin derecesinde iken, bu aşamada aynel-yakin derecesine yükselir. Salik, bu aşamada tevhidi Allah’tan başka sevilecek yoktur (la mahbube illallah) biçiminde anlar”.Dördüncü aşama “mutmainne” aşamasıdır.

Salikin nefsi bu aşamada mutmainne (tatmin bulmuş) niteliği kazanır. Rabbani Mürşid salike “Hak” zikrini verir. Bu mertebede salikin seyri, seyr-i ma-Allah; hali, sekr ve sahv (kendinden geçme ve kendinde olma); alemi, ceberuttur (güçler alemi). Kimi keşif ve kerametlere ulaştığı bu aşamada salik tevhidi, tevhidin son ve mükemmel biçimi olan Allah’tan başka varlık yoktur (la mevcude illallah) biçiminde anlar.Beşinci aşama “râziye” aşamasıdır.

Salikin nefsi bu aşamada raziye (razı olmuş) niteliği kazanır. Rabbani Mürşid salike “Hay” zikrini verir. Beşeri nitelikleri yok olan salik Allah ile var olma (bekabillah) hali için yetenek kazanır. Salikin bu aşamadaki makamı, raziye; hali hayret; alemi, lahut (ruhlar alemi); seyri, seyr-i fillahtır. Salik, tevhidi, Allah’tan başka varlık, maksut ve sevilen yoktur (la mevcude ve la maksude ve la mahbube illallah) biçiminde kavrar.Salik beşinci aşamanın sonlarına doğru ilahi tecellilere tanık olarak altıncı aşamaya geçer.

Bu aşamaya “marziye” mertebesi denir. Salik’in nefsi bu aşamada marziye (razı olunmuş) niteliği kazanır. Salikin makamı, marziye; zikri, “Kayyum”; hali “temkin” (yerleşme); seyri, seyr-i anillah alemi, şehadettir (görülen dünya). İlahi bir çekimle (cezbe), bilgisi aynel-yakinden hakkel-yakin derecesine yükseltilir.Ey aziz can! Ey Muhammed Ve Al-i Muhammed Şiası! Bilgisi hakkel-yakin derecesine yükselen salik son aşamaya geçer. Bu aşama “kâmile” mertebesidir. Salikin nefsi “kâmil” (olgun) duruma gelir. Salikin bu aşamadaki zikri “Kahhar”; seyri, seyr-i billah; hali, beka (Allah’ta varolma); alemi, kesrette vahdet (çoklukta birlik) ve vahdette kesrettir (birlikte çokluk). Bu aşamada salik tüm olgunlukları kendinde toplamış, artık riyazet ve mücahedeye ihtiyacı kalmamıştır. Bütün istekleri Allah tarafından karşılanır; ama o Allah’ın rızasından başka bir şey istemez. (Bu sözden maksat, salik Allah’ı tanıdığından marifetullah elde etmiştir. Bütün istekleri Allah tarafından karşılanır; ama o Allah’ın rızasından başka bir şey istemez. Çünkü salik insan-ı kamil makamına ulaşmış ve mukarrebunlardan yazılmıştır. Böylelikle ilahi marifetullah nurlarıyla donatılmıştır…

Seyyid Muhammed Baha Safavi

Download FILES


ramadan
Tekfirci Akımlar Konferansı