Ali Yeral’ın Gadir Konuşmasının Tamamı

  • News Code : 361529
  • Source : taha haber
Dün büyük bir coşkuyla Hatay’da kutlanan Gadir Bayramı’nda konuşan EHDAV Genel Başkanı Ali Yeral’ın bazı kesimlerce duyulmak istenmeyen konuşmasının tamamı.

Hatay’ın her köşesinden katılan ve canlı yayınlarla bizleri dünyanın çeşitli yerlerinden heyecanla izleyen vefakâr - çilekeş Ehl-i Beyt âşıkları, EHDAV’ımızca düzenlemekten büyük onur ve gurur duyduğumuz; 14. U.arası “Hz. Ali - Gadir Hum Bayramı & Kardeşlik” coşkumuza, meşhur adıyla Toplumsal Kucaklaşmamıza hoş geldiniz, şerefler verdiniz efendim!

Sn. Grup Bşk. Vekilim, kıymetli canlar, tüm zorluk ve kıt imkânlara rağmen, Yüce Mevlamın inayeti, ana - babamızın hayır duaları ve siz değerli - duyarlı dava kardeşlerimin de desteğiyle, bölgemizin medar-ı iftiharı EHDAV şemsiyesi altında, 2012’de 14. Gadir coşkusunda hizmetinizde olmanın en derin sevinç ve heyecanı içindeyim. Malumunuz bugün, Mâide Suresinin 3. ayetince; “dinimizin kemale erdiği, nimetimizin tamamlandığı ve din olarak bize İslam’ın seçilip beğenildiği” gündür. Bugün, Hz. Muhammed (s.a.a)’in, Mekke’yle Medine arasındaki Gadir-i Hum denilen yeşil ve sulak bir vadide Veda Haccı dönüşünde 130 bin civarındaki Müslümana, iki büyük ve ağır emanet olan K. Kerimle E. Beytini vasiyet ettiği gündür. Bugün, o mahşeri kalabalıkla kıyamete kadar gelecek insanlara; “ben kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır. Allah’ım, Ali’nin dostuna dost, düşmanına düşman ol, Ona yardım edene yardım et, Onu yalnız bırakanı yalnız bırak ve hakkı daima Ali’yle beraber kıl!” diye haykırdığı gündür. Kısaca bugün, dinimizin tamamlandığı ve Emirulmuminin Efendimize, Nebi tarafından; velâyet, imâmet, vesâyet ve hilafetin verildiği gündür. İşte böyle bir günde, İmam-ı Ali’ye itaat, aşk ve biat tazelemeye hoş geldiniz, şeref verdiniz! En büyük gün olan Gadir Bayramı, bereketini hâlâ yaşadığımız mübarek Kurban Bayramı ile Cumhuriyet Bayramı hepinize kutlu ve mutlu olsun!

Sn. Grup Bşk. Vekilim, değerli E. Beyt dostları, başta Ülkemizle O.doğu olmak üzere, tüm dünyaya örnek sunduğumuz şirin Antakya’mıza, barış ve huzurun başkenti adını boşuna koymadık. Zira Ülkemizin tek Ermeni köyü Samandağ’ında, tek Hıristiyan Bel. Bşk. da Arsuz’dadır. Ama her ne hikmetse son yıllarda, birileri her yerinden tarih ve medeniyet fışkıran “Antakya” adından karnı ağırmış ve alerji kapmış olacak ki, onu “Merkez” gibi aslı - faslı olmayan yerden bitme bir adla değiştirmek istiyor. Millet tarihi kültürünü araştırıp koruma altına alırken, bizde ise binlerce yıllık kadim kent Antakya adı yok edilmek isteniyor! Birileri varsın, çakma Merkezli olsun, ama biz ve bu kentin tamamı doğma - büyüme ve yeri geldiğinde de ölümüne Antekye’liyiz arkadaş!

Geçenlerde biri kimliğine Antakya yerine Merkez yazmalarının sebebini sorup itiraz etmiş. İç İşleri Bak.ndan gelen evlere şenlik resmi cevap aynen şöyle: “Bakanlık olarak arayıp taradık, Hatay’da Antakya diye bir ilçeye rastlayamadık!?” Şimdi buna Allah için güler misin – ağlar mısın?! Yalan demeğe dilim varmıyor da peki, siz düne kadar asırlardır kimliklerle resmi dairelere Antakya yazmakla, hayali bir ilçeden mi bahsediyordunuz? Şaibeli sebeplerle, perde arkasından bir çırpıda tarihi Antakya adını silmek yerine, bu kentin sahiplerine danışmayı ve gerekirse referandum yapmayı, demokrasiyle dürüstlüğün gereği olarak görüyoruz. Öte yandan Hatay B. Şehir Bld. yeni sınırlarının siyasi, ırki ve mezhebi kaygıyla çizildi şaibeleri, şimdiden bizi üzmekte ve endişelendirmektedir.

Sn. Grup Bşk. Vekilim, muhterem misafirler, komşu ve kardeş ülke Suriye’de 2 yıla yaklaşan olaylar, maalesef en fazla bizi ve bölgemizi etkiledi. Dün “Sn. kardeş Esad”, bugün aniden “zalim, kalleş Eset” oldu?! İlimizde masum mülteciler dışında barındırılan çok uluslu El-Kaide militanları, Suriye’deki akrabalarımızı tavuk gibi kesmekle kalmadı, buranın halkını de taciz ve tehdit etmeye başladı. Oysa 38’deki referandumda Hatay Devletini ilga edip Atatürk Türkiye’sine severek ve koşarak “EVET” diyen bu Halkın karşılığı böyle olmamalıydı! Ülkemizce muhalif isyancılara yapılan her türlü destek yetmezmiş gibi, şimdi de tezkereyle Suriye ile resmen savaş atmosferine girdik. Defalarca dedik yine diyelim: “Hıristiyanlar Beyrut’a, Aleviler tabuta!” diye bağıran Emevi güruhun demokrasi ve insan hakları derdi yoktur! Onlara verilen destek, sadece ABD ile İsrail’in işine yarar ve Suriye’yle çıkarılmak istenen savaş, kesinlikle bizim savaşımız değildir. Onun içindir ki, Asi’nin karşı tarafındaki öz akrabalarımızla hiç kimse, hiç bir havadan - sudan ve şaibeli bombalarla bizi savaşa ikna edemez! Birileri birilerinin hatırına; “yurtta harp, cihanda harp” derse, biz de barışçıl Dinimizle M. Kemal’in hatırına ısrarla; “yurtta sulh, cihanda sulh” deriz!.

Zira savaşın gözyaşı, yıkım, kan ve ölüm olduğunu bilmeyen yoktur! Ülkemizin sırayla Suriye, Irak, Lübnan Hizbullah’ı ve İran’la restleşip E. Beyt taraftarı Şii – Alevi dünyasıyla kavgalı olmasını, biz tesadüfî ve hayra alamet görmemekteyiz! Bundan da vahimi, Türk Sünniliğinin, gerçek İslamın hiç uğramadığı Emevi Suudi Vahhabiliğine süratle kaydırılmaya çalışıldığını büyük bir endişe ve ibretle izliyoruz. Suriye’ye tank ve terörle inadına demokrasi götürmeğe çalışan havarilerin, kadınlara kimlik bile vermeyen Arabistan ile demokrasi “D”sinin uğramadığı Katar, Bahreyn, Ürdün ve Türkî devletler niye hiç akıllarına gelmiyor? Bizimkiler daima Suriye’deki Baas rejiminin baskısı ve Alevi mezhep tasallutundan şikâyet ederler. Merak edip araştırdım; Suriye’deki bakanların; üçü Alevi, üçü Hıristiyan ve 26’sı da Sünnidir. Peki, 1/3’ünü Alevilerin oluşturduğu sosyal, laik ve demokratik Ülkemizin; iktidar partisinin 326 m.vekiliyle 25 Bakanının, Ülkenin 24 Müsteşarının, onlarca gen. mdr.ünün, 81 Valisinin, 81 Emn. Mdr.nün ve 362 generalinin acaba kaçı Alevidir?! Bunların birisinin bile Alevi olmaması sizce daimi bir tesadüf müdür, yoksa kronikleşmiş bir Emevi mezhepçi, mutaassıp, ayrımcı hastalığı mıdır?!. Korkarım nazar değecek, sevsinler sizin dünyadaki numunelik adalet ve eşitlik anlayışınızı!..

Bu arada bazen; “YERAL siyasi mesajlar veriyor, o ise dini bir kanaat önderidir!” gibi duyumlar alıyorum. Gerçek şu ki; daima eğriye eğri, doğruya doğru demeyi ilke edinmişler olarak, bizim şu ana kadar klasik manada hiç kimseye; şu parti veya lidere oy ver veya verme dediğimizi hiç kimse söyleyemez! Ama milli birlikle beraberliğimiz ve Alevi - Sünni kardeşliğimiz tehlikedeyse, hiç kimse kusura bakmasın ki, inisiyatif alıp Halkı uyarmak, kardeşliğimizi savunmak, tehlikeli de olsa düşman oyunlarını bozmak bizim hem dini, hem de insani görevimizdir. Yoksa Allah da, tarih de, bu necip millet de bizi asla affetmez! Zira biz hiçbir zaman saray mollası da petro – dolar müftüsü de olmadık, olmayacağız da! Peki, yakın tarihte Maraş’ta bağımsızlık mücadelesiyle Fransızları kovan Sütçü İmam, Irak’ta İngilizlere karşı mukaveme başlatan Allame Şirazi, 20’lerde Suriye’nin bağımsızlığı için Fransızlara karşı mücadele eden Ş. Salih El-Ali, ABD ile kuklasını İran’dan kovan merhum İ. Humeyni, ABD ile işgalcilerin Irak’tan çekilmesini sağlayıp Şii – Sünni çatışmasının önünde duran S. Sistani ve İsrail’e Lübnan’da diz çöktüren Emperyalistlerin kâbusu S. Nasrallah da dini bir kanaat önderi değil midir? Tabi bazı çevreler bu tavizsiz, eğilmez ve onurlu duruşumuzdan dolayı, kendilerince bizi geri plana itmeğe, susturmaya ve hatta ortadan kaldırmaya çalışıyorlar! Ama onlar, bizim şanlı Kerbela’nın öğrencileri ve İ. Hüseyin’in evlatları olduğumuzu demek hala öğrenememişler! Ant olsun ki, ne Ebu Süfyan’ın altınları, ne Muaviye’nin iştahlı sofraları, ne de melun Yezid’in zehirli kılıcı bizi yolumuzdan asla döndüremez!. Biz en yüce makamı Hakkın katında ve bu necip halkın gönlünde olduğunu çok iyi biliyoruz. Çok büyük maddi – manevi bedeller ödesek de, zaten biz kalu beladan beri bu canı Hz. Ali ile âşıklarına kurban adamışız. Şehit edilsek de biz ölmeyiz, zira biz bir ölür, bin diriliriz! Derviş Yunus’un deyişiyle;

Biz sevdik âşık olduk, sevildik maşuk olduk / Her dem yeni doğarız, bizden kim usanası?

Sn. Grup Bşk. Vekilim, kıymetli katılımcılar, ne hikmetse Suriye’deki fitne şiddetlendikçe, biz Alevilere duyulan kin ve nefret daha net ortaya çıkmaktadır. Dikkat ederseniz, son aylarda biz E. Beyt âşıklarını; Alevi, Şii, Kızılbaş, Caferi, Bektaşi, Rafızî, Fellah ve Tahtacı gibi adlarla bölüp parçalamak ve birbirine ötekileştirmek isteyen çirkin bir siyasetle yüz yüzeyiz.

14 asırdır bizi İslam dışı sayan çirkef Emevi zihniyeti, şimdi de bizi Alevilikten bile dışlamaya çalışıyor. Kendilerinin deyimiyle “Nusayri” dedikleri biz Arap Alevileri; Müslüman da, Şii de, Alevi de, E. Beyte de bağlı değilmişiz!? Hani derler ya; “dinime küfreden bari Müslüman olsa!?” Bir defa, işlerine gelmese de bu milletin tamamına yakını kendisini “Nusayri” değil, “Alevi” olarak bilir ve öyle tanıtır. Buradan hem ilgililere hem de tüm dünyaya ilan edelim ki; ne kadar farklı isimlerle bizi bölmeğe çalışırlarsa çalışsınlar, biz Hz. Ali ve E. Beyt aşkıyla yoğrulmuş tek yürek ve tek toplumuz.

Teferruat ve adetlerdeki basit farklar da Sünni mezhepler arasındaki farklardan daha fazla değildir. Hiç kimse de boşuna yorulmasın; Antakyalı Alevi ile Sivaslı Kızılbaşın, Azerbaycanlı Caferi ile Bosnalı Bektaşi’nin, Suriyeli Alevi ile İranlı Şii’nin özde birbirinden hiçbir farkı yoktur!. Hepimiz insanız, Müslümanız, Şiiyiz, Aleviyiz, Caferiyiz, Bektaşiyiz ve Kızılbaşız!.. Hepimiz iriyiz, diriyiz ve biriz! Hepimiz birimiz, birimiz de hepimiz içindir!.. Bitmedi, Sünniler de bizim din kardeşimiz dini, dili, ırkı ve felsefesi ne olursa olsun diğer tüm kesimler de bizim insan kardeşimizdir. İnsanlık düşmanlarıyla inancını E. Beyt ve sevenlerinin kini üzerine inşa etmiş Süfyani zihniyetinden başka, bizim hiç kimseyle sorunumuz olmadı, olmayacak da!.. Ama yazar, gazeteci, siyasetçi, Prof. hatta rektör bile olmuş, fakat adam olamamış bazı kalın kafalılara buradan bir kez daha Aleviliği öğretmek zorundayım! Gerçi biliyorum, 14 asırda Aleviliği öğrenemeyenler, işlerine gelmediğinden yine öğrenmeyeceklerdir. Ama günah bizden gitti, tarihe not düşmek ve ilahi divanda da delil sunmak için arz ediyoruz:

Efendim, biz E. Beyte uymakla onur duyan Aleviler; Kureyşliler gibi canım Peygambere, sihirbaz, deli demedik, diyenlerin de safında asla olmadık! Biz Aleviler; birkaç suikastla, Peygamberi yurdu Mekke’den çıkarıp öldürmek istemedik, isteyenlerin de safında olmadık! Biz Aleviler; Ebu Süfyan gibi Bedir, Uhud ve Hendek savaşlarıyla Nebi ile yüce dinini yok etmek istemedik, isteyenlerin de safında olmadık! Biz Aleviler; Peygamber amcası Hz. Hamza’yı, Uhud savaşında Vahşice öldürmedik, Hindu - Yamyamlar gibi de göğsünü açıp ciğerini çiğnemedik, çiğneyenlerin de safında olmadık! Biz Aleviler; Nebi son günlerinde, ümmetin kıyamete dek sapıtmaması için, vasiyet yazmak üzere kalem - kâğıt istediğinde Necm Suresine rağmen, karşı gelip Onu sayıklamakla itham etmedik, edenlerin de safında olmadık!

Biz Aleviler; vefatında Resulün mübârek naaşını ortada bırakıp, cenaze namazını bile kılmadan siyaset kavgasına girmedik, girenlerin de safında olmadık! Biz Aleviler; dün Gadirde İ. Ali’ye ettiğimiz biatı bugün Sakife’de unutmadık, unutanların da safında olmadık! Biz Aleviler; Ümmetin tek kurtuluşu E. Beyt gemisine binmek yerine, ağaç ve tepelere çıkmadık, çıkanların da safında olmadık! Biz Aleviler; Peygamber şehrinin tek ilim kapısı Hz. Ali’den yüz çevirip dine ve ilme pencere ve çatıdan girmeğe kalkmadık, kalkanların da safında olmadık!

Biz Aleviler; Rasul düşmanları ile evlatlarının katillerine, Hz. deyip onları APS ile toptan Cennet-i Firdvse göndermedik, gönderenlerin de safında olmadık! Biz Aleviler; Nebi tarafından Ummu Ebiha Hz. Fatıma’ya verilen Fedeki elinden almadık, alanların da safında olmadık! Biz Aleviler; 1. halife yapılan kişiye biat edilmedi diye, Peygamberin canının içi Hz. Fatıma’nın evini, Hasan ve Hüseyin’le beraber ateşle yakmağa kalkmadık, kalkanların da safında olmadık! Biz Aleviler; “rızası Allah rızası ile gazabı Allah gazabı” olan Fatıma-ı Betül’ü kapı arkasında sıkıştırarak ve kırbaçlayarak kaburga kemiğini kırıp “Muhsin” adındaki çocuğunu düşürmedik, düşürenlerin de safında olmadık!

Biz Aleviler; şehit düşen Hz. Fatıma’nın, sadece E. Beytin katılımıyla karanlıkta defnedilip mübarek kabrinin gizlenmesini sağlamadık, sağlayanların da safında olmadık! Biz Aleviler; kesin delile rağmen, şahsi ve keyfi kıyasla ezan, namaz, abdest, gusül gibi çoğu dini hükmü değiştirmedik, değiştirenlerin de safında olmadık! Biz Aleviler; “savaşı Allah ve Rasulü ile savaş, barışı da Allah ve Rasulü ile barış” olan Hz. Ali’ye Cemel, Nehrevan ve Sıffin’de kılıç çekerek, yüz binlerce masum müslümanın kanına girmedik, girenlerin de safında olmadık! Biz Aleviler; Emeviler gibi 83 yıl boyunca, “sevgisi iman, düşmanlığı da küfür ve nifak” olan Hz. Ali’ye, Cuma hutbelerinde açıkça lanet okumadık, okuyanların da safında olmadık!

Biz Aleviler; Nebinin İ. Ali’ye özel verdiği ve hiç kimsenin kullanmasının câiz olmadığı; Sıddîk-i Ekber, Fâruk-u Azam, Bediuzzaman, Emirulmuminin ve Zinnureyn, gibi özel lakaplarını alıp başkalarına zorla yakıştırmadık, yakıştıranların da safında olmadık! Biz Aleviler; Resulün öpüp koklamağa doyamadığı, secdedeyken mübârek omuzlarına çıktıklarında, rahatsız olmasınlar diye Onlar inene kadar secdeden başını kaldırmadığı Peygamber çiçeklerinden İ. Hasan’ı, Muaviye gibi zehirleterek ciğerini parçalamadık, Ceddi Peygamberin yanına gömülmesini engelleyip mübârek naaşını da oka tutmadık, tutanların da safında olmadık! Biz Aleviler; melun Yezit gibi İ. Hüseyin’i, ailesi ve yaranıyla Kerbelâ’da, en feci şekilde, susuzca şehit edip Rasul soyunu kurutmak ve Bedir’in öcünü almak istemedik, isteyenlerin de safında olmadık!

Download FILES


6th conference
8th Conference of Imamia Medics Intrnational