Hükümet Suriye’de savaş çıksın diye elinden geleni yaptı

  • News Code : 425109
  • Source : fha
Brief

Tarihçi ve Gazeteci Nuri Akçay'la Suriye üzerine bir röportaj. Önemli konulara dikkat çeken Nuri Akçay, Ak parti dönemindeki Türkiye’nin Suriye meselesinde nasıl bir politika izlediğinden konuşarak, Başabakan Erdoğan, Dışişler Bakanı Davutoğlu ve Başbakan yardımcı Bekir Bozdağ’ın Türkiye’de nasıl siyaset yaptıklarının üzerinde konuştu. Ayrıca Akçay, Türk islamcılarının Suriye meselesindeki yaklaşımalarına da değinerek, Türk islamcılarının Suriye’deki savaşın körüklemesine de taşeronluk yaptığını ve Türkiye’nin Batılı müttefikleri tarafından inanılmaz bir ateşe sürüklendiğini söyledi.

İŞTE TARİHÇİ VE GAZETECİ NURİ AKÇAY İLE YAPTIĞIMIZ RÖPORTAJ:

Suriye’de Esad’a karşı savaşanlar arasında müslüman ve Suriyeli bile olmayanlar da varken, Davutoğlu neden ısrarla Suriye’deki olayları bir mezhep ve ırk savaşı olarak göstermeye çalışıyor? Neden orada tekbirle baş kesen vahabilere ve müslüman olmayan paralı askerlere değinilmiyor? Bu paralı askerler kimden ve ne için maaş aılıyorlar ?

Türt medyası Suriye’de yaşananları Hollywood filimleri gibi veriyor

Sorunuza cevap vermeden önce kısa da olsa birkaç tavsiyede bulunmak istiyorum. Öncelikle bu yazıyı okuyan herkese; George Orwell’ın, “1984” ile “Hayvan Çiftliği” kitaplarını ve ABD-Alman ortak yapımı V For Vendetta filmini izlemelerini şiddetle tavsiye ediyorum. Bu eserleri okuyup izleyenler göreceklerdir ki, iktidarı ellerinde bulunduran güçler gerçekleri çok kolay bir şekilde manipüle edebilmekte ve gerçek diye de bizlere kendi yalanlarını çok rahat bir şekilde pazarlayabilmektedirler. Bugün Suriye’de yaşananlar da tıpkı bu sıra dışı eserlerde anlatılanlar gibidir.

Çin istihbaratının, Suriye'ye karşı psikolojik savaş çerçevesinde Şam yönetiminin düştüğü görüntülerinin, Hollywood stüdyolarında kurulan maketlerde çekildiğini ifşa etmesi, Suriye’de doğru diye anlatılanların aynen bu eserlerde olduğu gibi birer kurmaca ürünü olduğunu gösterdi. Bu eserler de işte tam bu noktada, Suriye’de yaşanan bu ve bunun gibi medya kuşatıcılığını anlamamızı sağlaması açısından son derece önemlidir.

Türk medyası, sahabenin mezarını deşen ve hz Hamza’nın –ra- katili gibi, insanların kalbini çıkarıp ısıran vahşi teröristleri birer mazlum halk kahramanı gibi gösteriyor.. Neden?


Şuan Suriye’de 19 farklı ülkeden getirilerek savaşan yabancı cihadist örgütlerin olduğu herkes tarafından çok iyi bilinmekle beraber, bu teröristlerin vahşilikleri ne yazık ki dünya basını tarafından yeterince gündeme getirilmiyor. Hatta teröristlerin bazıları Arap ve yabancı ülkelerde ömür boyu hapse mahkum olan azılı mahkumlardan oluşmasına rağmen, her seferinde Hizbullah ve İran’ın Suriye’de savaştığına dair iddialar daha yüksek sesle dile getirilip gündemde tutuluyor. Bu iddiaları en fazla dile getiren ülke ise ne yazık ki Türkiye. Medya kuşatıcılığının, beyin yıkama, kamuoyu yönlendirme operasyonlarının en yoğun olarak yaşandığı ülkelerden biri olan Türkiye’de, ne yazık ki Erdoğan hükümeti döneminde birçok basın kuruluşuna el konularak devlet güdümünde bir medya topluluğu oluşturuldu. Bu medya ordusu da doğal olarak Suriye’de yaşananları çarpıtarak, vahşi teröristleri birer mazlum halk kahramanı, Esad-İran ve Hizbullah’ı ise zalim, kan dökücü gruplar olarak gösterdi. Böylelikle Türkiye artık teröristlere verdiği desteği gizleme gereksinimi dahi duymuyor. Çünkü artık teröristlere değil halk kahramanlarına destek veriyor.


Muhalifler Türkiye’yi lojistik üs olarak kullanıyor

Türkiye sorunuzdaki kim destek veriyorun en önemli muhatabıdır. Suriye’de çatışan muhaliflerin Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait kamuflaj elbiseleri ile çektirdikleri fotoğraflara ulaşmak çok kolay. Muhalifler Türkiye’yi lojistik üs olarak kullanırken, Suriye’de çatışan teröristler Türkiye’deki hastanelerde özenle tedavi edilip tekrar Suriye’de çatışmaya gönderiliyor. Türkiye tüm gücüyle Suriye’ye yüklenip Suriye-İran ve Hizbullah cephesinin yıkılması için elinden geleni yapıyor, taşeronluğunu ise ne yazık ki Türkiye’deki İslamcılar yapıyor. Suriye’de yaşananların bu kadrolar tarafından bir mezhep savaşı olarak gösterilmesinin tek sebebi ise, Direniş cephesine karşı yapılacak büyük savaş için kamuoyu oluşturabilmek.

Türkiye’nin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Esad'ın İran ve Hizbullah'ın desteğiyle bir Nusayri-Şii kuşağı oluşturmak istediğini, Suriye'de İran ve Hizbullah'ın fiilen çatışmaların içinde olduğunu söyledi. Bunun hakkında neler söylemek istesiniz?

Ahmet Davutoğlu’na ait o meşhur Stratejik Derinlik kitabından bir pasaj sizlere aktarmak istiyorum. Zira bu pasaj Türk hükümetinin Dışişleri Bakanı olan Davutoğlu’nun içinde bulunduğu psikolojiyi göstermesi açısından önemlidir:

Davutoğlu Osmanlı’nın Şii-Alevi düşmanlığı üzerine kurulu bir İslam dünyası yaratıyor

“Asrın başında Osmanlı tarih mirasından yeni tanımlara dayalı bir ulus devlet olarak ortaya çıkan Türkiye Cumhuriyeti, asrın sonunda bu mirasın jeokültürel ve jeopolitik sorumlulukları ile tekrar yüzleşmek zorunda kalmıştır. Türk dış politikasına önemli yüklerle birlikte yeni ufuklar ve imkanlar kazandıran bu sorumluluklar, önümüzdeki dönemde, Türk stratejik zihniyet ve kimliğinin yeniden şekillenmesindeki en belirleyici unsurlar olarak devreye girecektir.”

Davutoğlu kitabının bu bölümünde açıkça Türkiye’nin yeni bir Osmanlı’ya evrilmesi gerektiğini belirterek, tarihi miraslarının kendilerine bazı sorumluluklar getirdiğini belirterek, Türk dış politikasının da bu sorumluluklar uyarınca değişeceğini ifade ediyor.

Davutoğlu Türk dış politikasındaki yeni şekillenmenin kaynağının Osmanlı tarih mirası olduğunu bizlere söylemiş. Peki bu mirasın en başat unsuru neydi. Eğer Osmanlı tarihini iyi bilirsek bu unsuru da çok rahat bir şekilde anlayabiliriz. Osmanlı’nın Şii-Alevi düşmanlığı üzerine kurulu bir İslam dünyası yaratması, bu geleneği kendine model alan Davutoğlu’nun da öncelikli hedefidir.

Davutoğlu ABD ve İsrail’le birlikte Suriye’de savaş çıkardı

Davutoğlu bu hedefleri nedeniyle Suriye’de savaşmak için ellerinden geleni yapıyor. Hatta öyle ki yeni Osmanlı’nın kurulması için ABD ve İsrail’le işbirliğine giden Türk hükümeti, Suriye’de savaşa girebilmek için kirli oyunlara dahi bulaşmaya başlıyorlar. Son olarak Reyhanlı’da yaşanan patlamalardan hükümetin haberinin olduğu ve herhangi bir önlem alınmadığı, ele geçirilen jandarma gizli belgeleriyle ortaya çıkarıldı. Acaba Türkiye de ABD gibi II. Dünya Savaşı’nda Pearl Harbour’daki baskından haberdar olmasına rağmen savaş bahanesi yaratmak için baskına göz mü yummuştu soruları dahi sorulmaya başlandı.

Türk hükümeti Hizbullah, İran ve Şiilere yönelik düşmanca tavır sergiliyor

Öte yandan Türkiye’nin Şiilere yönelik bu denli düşmanlık beslemesinin altında yatan en önemli sebeplerden biri de Türkiye’nin yeni derin devleti diyebileceğimiz ve ABD’de hayatını sürdüren Fethullah Gülen isimli ABD tarafından yaratılacak yeni İslam’ın önderidir. Dikkat ederseniz Türk hükümetinin Hizbullah, İran ve Şiilere yönelik açık açık düşmanca tavır sergilemesi, Erdoğan’ın ABD seyehati sonrasında gerçekleşti. Erdoğan ABD’de Obama’yı ziyaret ederken, Erdoğan’ın en önemli kurmaylarından biri olan Bülent Arınç da Pensilvanya’ya giderek Fethullah Gülen’i ziyaret etti. ABD dönüşünde ise Türk hükümet yetkilileri açıktan açığa Hizbullah’ı hedef göstererek, Hizbullah’a yönelik ahlak sınırlarını aşan açıklamalarda bulundular. Bunların başında da Bülent Arınç gelmekteydi. Bu açıklamalardan önce Gülen grubuna ait medya kuruluşlarını takip edenler ne demek istediğimi daha iyi anlayacaktır. Zira hükümet üyelerinin İran ve Şiilere yönelik bu çirkin açıklamalarından aylar önce, Gülen grubu; gazete, dergi ve televizyonlarından; İran, Hizbullah ve Şiileri hedef gösteren haber ve programlar yapmaktaydılar.

Türk başbakanında kendini İslam dünyasına yeni lider olarak gösterme hırsıdır.

Ayrıca Türkiye’nin Hizbullah ve İran’a yönelik bu tutumunun altında bazı psikolojik nedenler de yatmaktadır ki bunu gözden kaçırmamalıyız. Bu nedenlerden en önemlisi ise Türk başbakanının kendini bir Osmanlı padişahı olarak görmesi ve kendini İslam dünyasına yeni lider olarak gösterme hatasıdır ve bunun önündeki en büyük engel olarak da İsrail’e karşı aldığı zaferler nedeniyle tüm Müslümanların gönlünde taht kurmuş olan Seyyid Hasan Nasrallah’ı ve İran İslam Cumhuriyeti lideri Seyyid Ali Hamanei’yi görmektedir. Elinde olan medya gücüyle Nasrallah’a iftiralar atarak halkın gözünden düşürmeye ve kendince bir rakibini elemeye çalışmaktadır. Açıkçası ben Nasrallah’tan sonra Türk medyasının İmam Hamanei’yi hedef gösterecek, karalayacak haberler yapılacağını da düşünüyorum.

İsrail’e karşı yıllardır mücadelesiyle müslüman dünyada sempati kazanan Hizbullah’a Türkiye’nin Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Hizbullah'ın Esed'in yanında yer almasını eleştirerek, Adını Hizbullah'ın değiştirmesi lazım, hizbüşşeytan yapması lazım" demesini nasıl okumak lazım?

Aslında Nasrallah’a ve Hizbullah’a yönelik bu çirkin söylemlerin altında yatan nedenlere kısa da olsa yukarıda değindik. Ben burada bu açıklamayı yapanların bazı paradoksal davranışlarına değinmek istiyorum.

Önce Bekir Bozdağ’ın ne dediğine bakalım, şöyle diyor:

“Müslümanları öldürmek için, kendi kardeşini öldürmek için, kardeşlerine ölüm kusanların yanında yer aldığını söyleyenler, kendilerine İslam’dan Kuran’dan güç devşirmesinler. Müslümanları birbirine düşürmek isteyen, birbirine kırdırmak isteyen şeytandandır. Kimse kusura bakmasın. Çok açık, çok net buradan bir kez daha söylüyorum. Adını da Hizbullah’ın değiştirmesi lazım, hizbüşşeytan yapması lazım. Hem adınıza Hizbullah diyeceksiniz hem de tanımadığınız bilmediğiniz masum kadınları, çocukları yaşlıları öldürmek için harp ilan edeceksiniz. Böyle saçmalık olabilir mi? Böyle bir anlayış olabilir mi?”

Türkiye’de Alevi Açılımından sorumlu Bekir Bozdağ’ın söylemesi son derece manidardır

Başbakan yardımcı Bekir Bozdağ bu sözlerini yine Fethullah Gülen’e yakınlığıyla bilinen, Hayrat Vakfı tarafından Ankara’da düzenlenen “6. Risale-i Nur ve İttihad-ı İslam Sempozyumunda sarfediyor. Üstelik bu sözleri daha önce Türkiye’de Alevi Açılımından sorumlu Başbakan Yardımcı Bekir Bozdağ’ın söylemesi son derece manidardır. Çünkü Bekir Bozdağ Türkiye’deki neredeyse bütün Şii cemaat liderleriyle görüşmüş ve bazı Şii dernek başkanlarına plaket vererek ödüllendirmiş ve onları çok iyi tanıyan nadir insanlardan biridir. Türkiye’deki Şii camialarından bu konuyla ilgili herhangi bir tepki gelmeyeceğini çok iyi bilen Bozdağ, çıkıp Hizbullah gibi İslam dünyasının yegane şeref kaynağı olan bir örgütün İslamiliğini sorgulama cesaretinde bulunmuştur.

Bu bir çelişki değil de nedir. Televizyonlarda fuhşun yaygınlaştırılmaya çalışıldığı ve kumar oynatılan bir ülkenin İslam’dan bahsetmesi kime inandırıcı gelecektir. Hergün Filistin’de, Afganistan’da, Irak’da çoluk çocuk demeden katleden ABD ve İsrail’le işbirliği yapan bir ülkenin İslam’dan söz etmeye ne kadar hakkı vardır acaba.

Kamuoyunu ellerindeki medya gücüyle çok rahat bir şekilde yönlendiren bu adamlar; düşünen, sorgulayan insanların varlığından habersizler midir sizce.

Nuri Akçay kimdir?

1986 Türkiye/Diyarbakır doğumluyum. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde Tarih bölümünde Lisans yine aynı üniversite’nin Cumhuriyet Tarihi Anabilim Dalı’ndan Master’ımı tamamladım.

Bazı Gazete ve Ajanslarda iki yıl muhabirlik ve editörlük yaptım. Şu an bir haber sitesinde köşe yazıları yazıyorum./CESİM İLHA

Download FILES


32 course of competition of Holy Quran
Tekfirci Akımlar Konferansı