İmam Cafer Sadık (a.s)

  • News Code : 632571
  • Source : Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA
Brief

Hz. Resulü Kibriya Efendimizin (s.a.a) vefatından sonra halifeler döneminde her ne zaman fıkhi bir mesele halife veya sahabelere zor gelirse İmam Ali’ye (a.s) müracaat edilir o da meseleyi çözerdi. Hz. Ali (a.s) şehit olduktan sonra, düşmanlar ortamı onun oğulları ve Şialara karşı zorlaştırmış ve onlar ile halk arasında fasıla oluşturmuşlardı. Öte yandan dinini dünyasına satanlar da zamanın hâkimlerini razı etmek veya kendi menfaatleri için hadis uydurmaya koyulmuşlardı. Öyle ki artık doğru hadisle uydurma hadisler fakihlere zor gelmeye başlamıştı.

İmam Sadık diye ünlenen Cafer b. Muhammed b. Ali b. Hüseyin (Medine, h. 83, Medine, h. 148), Şiaların altıncı imamıdır. 65 yılında şehit oldu ve babası İmam Muhammed Bakır (a.s) ve dedeleri İmam Seccad (a.s) ve İmam Hasan’ın (a.s) yanında Cennetü’l Baki mezarlığında defnedildi. Annesi Kasım b. Muhammed b. Ebu Bekir’in kızı Ümmü Ferve’dir. İmameti 34 yıl sürmüştür.[1] Künyesi Ebu Abdullah’tır ve Caferiye mezhebi ona nispet verilmektedir.[2]

İmam Cafer Sadık’tan (a.s) fıkıh ve kelam alanında çeşitli konularda geniş ve çeşitli hadisler nakledilmiştir. Bundan dolayı Şia mezhebini Caferi mezhebi olarak adlandırmışlardır. Hz. İmam’ın (a.s) imametinin ilk yıllarında meydana gelen siyasi boşluk insanların özgürce İmam Cafer Sadık’a yönelmelerine neden olmuş ve fıkhi ve kelami sorularını ondan öğrenmişlerdir.[3]

Ehli Sünnet ulemalarından İbn Hacer Heysemi şöyle demektedir: insanlar onun ilmini o kadar çok nakletmişlerdir ki şöhreti şehrin her yerine ulaşmıştır. Yahya b. Said, İbn Cerih, Süfyan B. Uyeyne, Süfyani Servi, Ebu Hanife, Şube b. El-Hüccac ve Eyyüp Sahtiyani gibi büyük imamlar ondan rivayet nakletmişlerdir.

Ehlibeyt İmamlarından hiç birisinin İmam Cafer Sadık (a.s) kadar öğrencisi olmamış ve İmamlardan nakledilen rivayetler ondan nakledilen rivayetlerin sayısına ulaşmamıştır. Hadis ashabı ondan rivayet nakleden ravilerin sayısını 4000 olarak belirtmişlerdir.  

Şehadeti Mensur Devaneki tarafından tedarik edilen zehir sonucu olmuştur.[4]

Nesep, Künye ve Lakapları

Cafer b. Muhammed b. Ali b. Hüseyin b. Ali b. Ebu Talib (aleyhimu’s selam), Şiaların altıncı imamı ve Müminlerin Emiri’nin soyundan gelen beşinci imamdır. Künyesi Ebu Abdullah, en ünlü lakabı ise “Sadık”tır. Öteki lakapları ise şunlardan ibarettir: Sabır, Tahir ve Fazıl. Ancak Şia bile olmayan kendi asrındaki fakih ve muhaddisler, onun hadisteki doğruluğundan ve rivayetleri nakletmesindeki sadakatinden dolayı onu övdüklerinden “Sadık” lakabı ile şöhret bulmuştur.[5]

Annesinin adı Fatıma veya Garibe, künyesi ise Ümmü Ferve’dir.[6] Ümmü Ferve, Kasım b. Muhammed b. Ebu Bekir’in kızıdır.[7]

Dünyaya Gelişi ve Vefatı

İmam Cafer Sadık (a.s), hicretin 83’üncü yılında Medine’de dünyaya geldi ve h. 148. Yılında 65 yaşında iken orada vefat etti. Babası İmam Muhammed Bakır (a.s), dedesi İmam Seccad (a.s) ve büyük amcası İmam Hasan’ın (a.s) yanında Cennetü’l Baki mezarlığında defnedildi.[8]

Dünyaya geliş tarihini 17 Rebiülevvel ve şehadetini 25 Şevval olarak belirtmişlerdir. Şehadet günü için Recep ayı veya Şevval ayının ortasını da nakletmişlerdir.

Bazı tarihçi ve tezkire yazarları dünyaya gelişini hicretin 80’ninci yılında,[9] İbn Kuteybe ise vefatını 146. Yılında olduğunu belirtmiştir.[10]

Ömrünün 12 yılını dedesi (İmam Seccad), 19 yılını ise babası (İmam Muhammed Bakır) ile geçirmiştir. İmamet süresi 34 yıl sürmüştür.[11]

Şehadeti

Fusulu’l Muhimme ve Misbahu Kef’emi[12] kitapları ve başka kitaplarda da zikredildiği gibi İmam Sadık zehirlenerek şehit edilmiştir. İbn Şehri Aşub’un, Menakib kitabında yazdığına göre Ebu Cafer Mensur onu zehirlemiştir,[13] zira Mensur’un ona karşı olan kini ve halkı ona karşı kışkırtma korkusu onu rahat bırakmıyordu. Mensur’un biyografisini bilen herkes, Mensur’un hilafete ulaşmak için çaba sarf edenlere hiç acımadığını ve hatta Abbasi hükümetinin kurulmasında oldukça büyük çabalar sarf eden Ebu Müslim Horasani’ye bile acımadan katlettiğini bilirler.[14]

Eş ve Çocukları

Eşleri: Kendisine üç çocuk dünyaya getiren, Hüseyin b. Ali b. Hüseyin’in kızı Fatıma. Kendisine üç çocuk doğuran bir cariye ve öteki çocuklarını dünyaya getiren diğer kadınlar.[15]

Çocukları: Şeyh Müfid, İmam Cafer Sadık’ın 10 çocuğunun olduğunu belirtmiştir:[16]

* İsmail, Abdullah, Ümmü Ferve; anneleri Hüseyin b. Ali b. Hüseyin’in kızı Fatıma’dır.

* Musa (İmam Kazım aleyhi selam), İshak, Muhammed. Anneleri Ümmü Veled’dir.

* Abbas, Ali, Esma ve Fatıma. Farklı annelerden dünyaya gelmişlerdir.

 Tabersi yazmaktadır:  Musa, İshak, Fatıma ve Muhammed bir anneden dünyaya gelmişlerdir. Annelerinin adı ise Hamide Burburiye’dir.[17]

İsmail, İmam Cafer Sadık’ın en büyük oğlu idi ve İmam ona oldukça ilgi göstermekteydi. Hatta bir grup Şia, onun İmam Cafer Sadık’tan sonraki imam olduğunu tasavvur etmekteydiler, ancak kendisi daha İmam Sadık (a.s) hayatta iken vefat etmiş ve Baki mezarlığına defnedilmiştir. Rivayet edildiğine göre İmam Cafer Sadık (a.s) onun naaşının kaldırılması sırasında abasını üzerine almadan ve ayak yalın bir şekilde cenazenin önünden giderek, yol üzerinde defnedilmeden önce birkaç kere cenazenin yere konularak kefeninin açılmasını emretmiş ve çevredekilere ona bakmalarını ve bu şekilde İmamdan sonra onun imam olacağını tasavvur edenlerin onun öldüğüne yakin etmelerini istemiştir.[18]

İmamet

İmam Cafer Sadık’ın (a.s), Hişam b. Abdülmelik, Velid b. Yezid b. Abdülmelik, Nakıs lakaplı Yezid b. Velid b. Abdülmelik, İbrahim b. Velid ve Mervan Hammar’ın hükümeti dönemine denk gelen imameti 34 yıl sürmüştür.[19] Daha sonra Pirahen Sahan siyah bayraklarla Horasan’dan Ebu Müslim’le birlikte kıyam etmiş ve Saffah lakaplı Ebu’l Abbas Abdullah b. Muhammed b. Ali b. Abdullah b. Abbas, 4 yıl 8 ay hükümet etmiştir. Sonra kardeşi Mensur lakaplı Ebu Cafer, 21 yıl 11 ay hükümet etmiştir. İmam Cafer Sadık (a.s) Mensur’un hükümeti ele geçirmesinden 10 yıl sonra şehit olmuştur.[20]

İmamet Delilleri

Hişam b. Salim, Ebu’s Sabah Kenani, Cabir b. Yezid Cu’fi, Abdu’l’ala Mevla Al-i Sam gibi çeşitli kişiler İmam Muhammed Bakır’dan (a.s) oğlu “Cafer”in imametini ortaya koyan hadisler nakletmişlerdir.[21]

Şeyh Müfid şöyle yazmaktadır: İmam Muhammed Bakır’ın (a.s) oğlu Cafer’in imametini anlatan vasiyetinin yanı sıra, İmam Cafer’in ilim, züht ve ameldeki üstünlüklerinin tüm kardeşlerine, amcaoğullarına ve öteki insanlara açık olması onun imametine bir delildir.[22]

İlmi Hareket ve Kıyam

Hz. Resulü Kibriya Efendimizin (s.a.a) vefatından sonra halifeler döneminde her ne zaman fıkhi bir mesele halife veya sahabelere zor gelirse İmam Ali’ye (a.s) müracaat edilir o da meseleyi çözerdi. Hz. Ali (a.s) şehit olduktan sonra, düşmanlar ortamı onun oğulları ve Şialara karşı zorlaştırmış ve onlar ile halk arasında fasıla oluşturmuşlardı. Öte yandan dinini dünyasına satanlar da zamanın hâkimlerini razı etmek veya kendi menfaatleri için hadis uydurmaya koyulmuşlardı. Öyle ki artık doğru hadisle uydurma hadisler fakihlere zor gelmeye başlamıştı. Söylenebilir ki hicretin 40. Yılından neredeyse birinci asrın sonuna kadar az bir sahabe ve tabiin dışında doğru ve sahih fıkıhtan –Al-i Muhammed’in Fıkhı- kimse yararlanamamıştı. İmam Muhammed Bakır (a.s) döneminde az bir rahatlama yaşanmış ve 114-148 (İmam Cafer Sadık’ın imamet dönemi) yıllarında Al-i Muhammed fıkhı yayılmaya veya başka bir ifadeyle, Caferi Fıkhın talim ve tedris günleri başlamıştı. Bu yıllarda Medine bile farklı bir çehreye bürünmüştü.[23]

İmam Cafer Sadık’ın (a.s) dönemi, Mervani hükümetin önce zayıflamasına ve ardından yıkılmasına tesadüf etmektedir. Öyle ki bu durum siyasi özgürlükleri beraberinde getirmiş, köşe ve bucaklarda dini kıyamlar ve yöneticilere karşı ayaklanmalar görülmeye başlanmış bu da çeşitli dallarda ilmi bahislerin özgürlük ortamına neden olmuştur.[24]

İmam Cafer Sadık’tan (a.s) çeşitli fıkhi ve kelami konularda nakledilen hadisler çok geniş ve çeşitlidir. Bundan dolayı Şia mezhebine Caferi mezhebi de denmektedir. İkinci yüzyılın ilk yarısında meydana gelen siyasi boşluk insanların özgürce İmam Cafer Sadık’a yönelmelerini sağlamış ve fıkhi ve kelami sorularını ondan öğrenmelerine neden olmuştur.[25]

İbn Hacer, İmam Cafer Sadık (a.s) hakkında şöyle yazmıştır: insanlar onun ilmini o kadar çok nakletmişlerdir ki şöhreti şehrin her yerine ulaşmıştır. Yahya b. Said, İbn Cerih, Süfyan B. Uyeyne, Süfyani Servi, Ebu Hanife, Şube b. El-Hüccac ve Eyyüp Sahtiyani gibi büyük imamlar ondan rivayet nakletmişlerdir.[26]

Âlimler, Hz. Muhammed’in Ehlibeytinden İmam Cafer Sadık’tan naklettikleri kadar hiç kimseden hadis nakletmemiş ve hiç birisinin onun kadar öğrencisi olmamıştır. Ayrıca ondan nakledilen rivayet kadar hiçbir Masumdan rivayet nakledilmemiştir. Hadis ashabı, ondan hadis nakledenlerin sayısını 4000 olarak açıklamışlardır.[27]

Fıkıh

Zehebi’nin Ebu Hanife’den naklettiğine göre Ebu Hanife şöyle demiştir: Cafer b. Muhammed’den, yani İmam Sadık’tan daha fakih birisini görmedim.[28]

Ehli sünnetin dört büyük mezheplerinden birinin imamı olan Malik b. Enes şöyle demiştir: fazilet, ilim ve takvada ondan daha üstün birisini görmedim.[29]

Zübeyr Bekâr şöyle yazmaktadır: Ebu Hanife’nin İmam Cafer Sadık’la çeşitli mülakatları olmuştur. Bu mülakatlardan birinde İmam Ebu Hanife’ye şöyle demiştir: Allah’tan kork ve dinde kıyas etme, kıyas eden ilk kişi şeytandır. Allah şeytana şöyle buyurmuştur: Âdem’e secde et. Şeytan: Beni ateşten onu topraktan yarattın, demiştir. (A’raf, 21) sona İmam, Ebu Hanife’ye şöyle sormuştur: İnsanı öldürmek mi yoksa zina mı daha önemlidir?

Ebu Hanife: İnsan öldürmek!

İmam: Öyleyse neden insan öldürmek iki şahitle sabit olmakta, ancak zina dört şahitle? Kıyasla ne yapmaktasın? Allah katında namaz mı daha üstündür yoksa oruç mu?

Ebu Hanife: Namaz

İmam: Öyleyse neden adet gören kadın orucun kazasını tutmakta, ancak namazın kazasını tutmamaktadır?... Allah’ın kulu! Allah’tan kork ve kıyas etme.[30]

Mütekellimlerin Eğitimi

Kuleyni, kendi senediyle Yunus b. Yakup’dan şöyle rivayet etmektedir: Ebu Abdullah’ın (Cafer Sadık aleyhi selâm) yanında bulunduğum bir sırada yanına Şamlı bir adam geldi ve dedi ki: Ben, kelâm, fıkıh ve feraiz ilimlerini bilen bir kimseyim. Senin arkadaşlarınla tartışmak için geldim.

Ebu Abdullah (a.s) dedi ki: Acaba senin kelâmın, Resûlullah'ın sözlerine mi dayanıyor? Yoksa kendine ait düşüncelerden mi kaynaklanıyor?  

Adam dedi ki: Hem Resûlullah’ın sözlerinden hem de benim kendi düşüncelerimden kaynaklanıyor.

Ebu Abdullah (a.s) dedi ki: “Öyleyse sen, Resûlullah'ın ortağısın.”

- Adam: "Hayır" dedi.

İmam dedi ki: “Yoksa Allah'tan vahiy mi aldın? O mu sana haber verdi?”

-Adam: "Hayır." dedi.

- “O zaman Resûlullah'a olduğu gibi sana da itaat etmek farz olmalı, dedi.

Adam: "Hayır" dedi.

Bunun üzerine Ebu Abdullah bana dönerek şöyle dedi: “Ey Yunus b. Yakub! Bu adam, konuşmadan önce kendi çelişkisini ortaya koydu.” Ardından şöyle dedi:

“Ey Yunus! Eğer sen, kelâm ilmini iyi biliyorsan onunla tartış.”   

Yunus der ki: "İçimden şöyle dedim:

-Vay başıma gelenler!

İmam'a şu karşılığı verdim: Sana kurban olayım! Senin, kelâm ilmiyle uğraşmayı nehyettiğini ve: “Bu kabul edilir. Şu kabul edilmez. Bu bir sonuca varır. Şu bir sonuca varmaz. Bunu anlayabiliriz. Şunu anlayamayız.” diyerek kelâmla uğraşanlara-“Yazıklar olsun!”- dediğini duymuştum.

Ebu Abdullah (a.s) buyurdu ki: “benim dediklerimi terk edip kendi istediklerine uyanlara yazıklar olsun” demiştim.

Sonra bana şöyle dedi: “Dışarı çık. Gördüğün bütün kelâmcıları içeri çağır.”

Bunun üzerine Humran b. A'yen' -iyi kelâm bilirdi- yine kelâmdan iyi anlayan Ahvel'i, kelâm ilminde iyi bir yeri olan Hişam b. Sâlim'i ve benim nazarımda kelâm ilmini en iyi bilen biri olan Kays b. Masir'i içeri çağırdım. Bunlardan Kays b. Masir, Ali b. Hüseyin’den (a.s) kelâm derslerini almıştı. Derken Hişam b. Hakem çıkageldi. Sakalları henüz çıkıyordu. İçimizde yaşça ondan büyük olmayan kimse yoktu. Ebu Abdullah (Cafer Sadık aleyhi selâm) ona yer açtı ve şöyle dedi:

“Bu, kalbiyle, diliyle ve eliyle, biz Ehlibeyte yardım eden bir kimsedir.”

Sonra şöyle buyurdu: “Ey Humran! Adamla kelâm tartışmasına gir.”

Humran, adamla tartıştı ve ona üstünlük sağladı.

Sonra şöyle dedi: “Ey Tâki, onunla kelâm tartışmasına gir.”

Ahvel de adamla tartıştı ve ona üstünlük sağladı.

Sonra şöyle dedi: “Ey Hişam b. Salim! Onunla kelâmi konularda tartış.

Sonra Ebu Abdullah, Kays el-Masir'e: “Onunla kelâmi tartışmalara gir.” dedi.

Kays onunla tartıştı.

İmam, Şamlı adama: “Şu delikanlıyla tartış.” dedi.           

İmam, Hişam b. Hakem'i kastediyordu.

Adam: "Evet." dedi.

Adam Hişam'a dedi ki: "Ey delikanlı, bana bu adamın imamlığı hakkında soru sor." dedi.

Hişam, adamın bu sözlerinden dolayı öfkelendi ve öfkesinden titremeye başladı. Şamlıya şöyle dedi: Ey adam! Acaba senin Rabbin mi kulları hakkında daha çok hayır diler, yoksa kulların kendileri mi kendileri hakkında daha çok hayır dilerler?

Adam: Bilâkis, benim Rabbim daha çok kulları hakkında hayır diler.

Hişam dedi ki: Peki, kullarına yönelik hayır dileyişi açısından ne yapmıştır?

Adam dedi ki: Onlar için bir hüccet ve delil ortaya koymuştur ki, dağılmasınlar veya ihtilafa düşmesinler. Onları birleştirip kaynaştırsın, onları sevgiyle kucaklasın ve Rablerinin koyduğu farzları onlara haber versin.

Hişam: "Bu hüccet kimdir?" diye sordu.

Adam: Resûlullah, dedi.

Hişam: "Peki, Resûlullah'dan sonra kimdir?" diye sordu.

Adam: "Resûlullah'tan sonra hüccet, kitap ve sünnettir."

Hişam dedi ki: "Bu gün aramızdaki ihtilâfları ortadan kaldırma hususunda kitap ve sünnetin bize bir yararı oluyor mu?" diye sordu.

Şamlı adam: "Evet." dedi.           

Hişam şöyle dedi: Öyleyse ben ve sen, niçin ihtilaf ediyoruz ve sen ne diye ta Şam'dan buralara kadar bizim seninle ihtilafa düşmemizden dolayı kalkıp geldin? Bu soru karşısında Şamlı adam sustu.

Ebu Abdullah (a.s) Şamlı adama: "Niçin konuşmuyorsun?" diye sordu

Şamlı adam şöyle dedi: "Eğer ihtilaf etmiyoruz desem, yalan söylemiş olurum. Kitap ve sünnet aramızdaki ihtilafları kaldırıyor" desem, bu sefer bâtıl bir iddiada bulunmuş olurum. Çünkü kitap ve sünnet farklı şekillerde yorumlanabilecek mahiyettedirler. Eğer, ihtilaf ediyoruz ve her birimizin savunduğu haktır desem, o zaman kitap ve sünnetin bize bir yararı olmamış olur. Fakat bu kanıt benim lehime ve onun aleyhinedir."

Ebu Abdullah dedi ki: “Sor, o zaman onun ilimle dolu olduğunu anlarsın.”

Şamlı adam şöyle dedi: Ey adam! Kullar hakkında kim daha çok hayır diler, onların Rableri mi, yoksa kendileri mi?          

Hişam dedi ki: Kulların Rableri, onların kendilerinden daha çok onlar hakkında hayır dilemektedir.

Bunun üzerine Şamlı adam şöyle dedi:

Peki, Rableri, onları birleştiren, eğri taraflarını doğrultan ve hak olan ile bâtıl olanı birbirinden ayırarak onlara anlatan birini tayin etmiş midir?

Hişam dedi ki: Resûlullah zamanını mı, yoksa şimdiki zamanı mı soruyorsun?

Şamlı: Resûlullah zamanında, Resûlullah'ın kendisiydi. Bu gün kimdir?

Hişam dedi ki: Bu gün, şurada oturup da onu görmek için kafilelerin yola çıktığı ve bize göklerin ve yerin haberlerini veren şu adamdır. O, bu yetkiyi miras olarak babasından, o dedesinden devralmıştır.

Şamlı dedi ki: Bunu nasıl bilebilirim?

Hişam dedi ki: Aklına geleni ona sor.

Şamlı dedi ki: Bütün bahanelerimin önünü kestin. Artık ona sormam gerekiyor

Ebu Abdullah (aleyhisselâm) dedi ki: “Ey Şamlı! Sana yolculuğunun nasıl geçtiğini ve hangi yolu izlediğini haber vereyim mi? Şöyle şöyle değil miydi?”

Şamlı döndü ve: "Doğru söyledin, ben şimdi Allah'a teslim oldum." “şimdi Allah'tan başka ilâh olmadığına, Muhammed'in Allah'ın Resulü olduğuna ve senin de vasilerden bir vasi olduğuna tanıklık ediyorum.”[31]

Bu münazaranın benzerleri İmamla karşıtları arasında çok defalar gerçekleşmiş ve her defasında İmamın imamet makamını bu ilimler ortaya koymuştur.[32]

İmam ve Döneminde Gerçekleşen Kıyamlar

Zeyd b. Ali’nin Kıyamı

İmam Cafer Sadık (a.s) Zeyd b. Ali b. Hüseyin (a.s) hakkında şöyle buyurmuştur: O, Al-i Muhammed âlimlerinden biriydi, Allah için gazaplanmış, düşmanla savaşmış ve sonunda öldürülmüştür.[33] Bazı rivayetlerin içeriğinden anlaşıldığı kadarıyla Zeyd’in kıyamı İmam Cafer Sadık (a.s) tarafından teyit edilmiştir. Şeyh Saduk, Uyun-u Ahbari er-Rıza kitabında şöyle nakletmiştir: Zeyd b. Musa b. Cafer (a.s) Basra’da ayaklanıp Abbas oğullarının evini ateşe verdiğinde, Me’mun İmam Rıza’ya şöyle dedi: Eğer kardeşin Zeyd böyle bir iş yapmışsa, ondan önce de Zeyd b. Ali huruç etmiş ve öldürülmüştür. Eğer senin hatırın olmasaydı, onu öldürürdüm, çünkü büyük bir iş yaptı.

İmam şöyle buyurdu: Kardeşim Zeyd’i, Zeyd b. Ali’yle (a.s) karşılaştırma! O, Al-i Muhammed’in âlimlerindendi. Allah için gazaplanmış, düşmanla savaşmış ve sonunda öldürülmüştür. Babam Musa b. Cafer, babası Cafer b. Muhammed’den (İmam Cafer Sadık) şöyle duymuştur:

Allah, amcam Zeyd’i bağışlasın! O, insanları “Al-i Muhammed’in rızasına” çağırıyordu ve eğer zafer kazansaydı vadesine vefa gösterecekti. Kıyam etmeden önce benimle istişare etti. Ona dedim ki: Amca! Eğer razı olursan öldürüleceksin ve Kufe’de darağacına asılacaksın, kendin biliyorsun.[34]

Abdullah b. Seyabe’nin naklettiği başka bir rivayette ise şöyle geçmiştir: Bizler yedi kişiydik. Medine’ye gittik ve İmam Sadık’ın (a.s) yanına uğradık. Bize: Amcam Zeyd’den ne haber? Diye sordu.

Dedik ki: Ayaklandı veya ayaklanmak üzeredir.

Dedi ki: Eğer bir haber alırsanız bana haber verin.

Birkaç gün geçti, Besam Sayrefi’den bir mektup ulaştı. Mektupta şöyle yazmaktaydı: Zeyd, Safer ayında Çarşamba günü huruç etti ve Cuma günü öldürüldü. Biz, İmam Cafer Sadık’ın (a.s) yanına gittik ve mektubu ona verdik. Onu okudu ve ağladı. Sonra şöyle buyurdu:

İnna lillah ve inna ileyhi raciun. Amcamı Allah’ın hesabına bırakıyoruz. Bizim dünya ve ahiret adamımızdı. Allah’a andolsun ki amcam, Resulullah, Ali, hasan ve Hüseyin’in yanında şehit olanlar gibi dünyadan şehit olarak ayrılmıştır.[35]

Hz. Mehdi’nin (a.s) zuhurundan önce kılıçla huruç babında nakledilen bir rivayette şöyle geçmiştir: Zeyd’in huruç ettiğini söylemeyin. (Onun hurucunu örnek olarak almayın) Zeyd, âlim ve doğru bir adamdı. O, sizleri kendisine çağırmadı, bilakis “Al-i Muhammed’in rızasına” çağırdı. Eğer zafer kazansaydı, vade ettiği şeye vefa edecekti.[36]

Başka Kıyamlar

Kıyamların bir çoğu İmam Sadık (a.s) tarafından teyit edilmemekte ve insanların yardım etme vadesini kabul etmemekteydi. İmam, Al-i Muhammed’in fıkhı ve Ehlibeytin ilimlerinin yayılmasını daha öncelikli bilmekteydi. Zira Haşimoğullarını kıyama davet edip yardım edeceklerini vaat edenlerin tamamı veya çoğu, zamanın hükümetlerine tahammül edememekte ya da kendileri hükümeti ele geçirmek istemekteydiler. Yoksa amaçları bidatleri ortadan kaldırmak ve Allah’ın dinini ihya etmek değildi.[37]

Abbasilerin davetleri İran’ın doğusunda yayılmaya başladığında yöre insanları ve orada yaşayan Kahtani Araplar birbirleriyle ittifak kurup, Mervanilere karşı muhalefetliklerini netleştirdiklerinde Mevan’ın koltuğa oturttuğu hakim’le cidal etmeye kalktılar. Ebu Müsim Nasır Seyyar, Horasan hâkimini kaçırttı ve Şib’in oğlu Kahtiye’yi, onun tarafından Horasan’a yönelik Mervan b. Muhammed’in ordusunu yenmesi için gönderdi. Fırat nehri yanında gerçekleşen savaşta, Kahtiye öldürüldü ve ordu onun oğlu Hasan’a biat etti. Kahtiye ölmeden önce ordusuna şöyle dedi: Kufe’ye girdiğinizde Ebu Selme Hilal’in yanına gidin ve ona itaat edin.

Hasan ordusuyla birlikte hicretin 130. yılında Muharrem ayında, Kufe’ye girdi. O günlerde Abbasilerin dayısı İbrahim el-İmam hapiste hayatını kaybetmişti. O, ölmeden önce takipçilerine Küfe’ye gitmelerini ve Ebu’l Abbas Seffah’a itaat etmelerini istemişti.

Ebu’l Abbas, Hicretin 132. Yılında Safer ayında kendi hanedanı ile birlikte Küfe’ye gitti. Ebu Selme onlara Velid b. Sa’d’ın evinde yer verdi. Yazdıklarına göre onların oraya geldiğini halktan 40 gün sakladı.[38]Her ne zaman ona İmam kimdir? Diye sorduklarında, acele etmeyin, derdi. O, yöneticiliği Ebu Talip oğullarına vermek istiyordu.[39]

Yakubi’nin yazdığına göre, Ebu Selme, Ebu’l Abbas Seffah’ı gizlice Kufe’de sakladı. Bu süre zarfında Cafer b. Muhammed’e (İmam Sadık) bir mektup yazdı ve istediğiniz şeyde ben yokum cevabını aldı. Aynı şekilde Ebu Selme, Abdullah b. Hasan’a bir mektup gönderdi. O da ben yaşlanmış birisiyim, oğlum Muhammed bu işe benden daha uygundur. Kendi adamlarına haber göndererek oğlum Muhammed’e biat edin diye çağrıda bulunarak, Ebu Selme’den böyle bir mektup aldığını açıklar.

Cafer b. Muhammed (a.s) ona şöyle buyurdu: Ey Şeyh! Oğlunun kanını dökme; ben onun Ehcaru’z Zeyt’te (Medine dışında ve sonunda Muhammed’in öldürüldüğü yerdir) öldürüleceğinden korkuyorum.[40]

Yazdıklarına göre Ebu Selme’nin mektubunu İmam Sadık’a gönderen kişi İmamdan cevap istediğinde, İmam mektubu ateşe tutarak yaktı ve sonra şöyle buyurdu: Bu mektubun cevabıdır.

Neden İmam Sadık (a.s) Ebu Selme’nin davetine cevap vermemiş ve mektubunu yakmıştır? Çünkü Ebu Selme’nin daveti siyasi idi. İmam Sadık’ı (a.s) itaati vacip bir imam olarak bilmiyordu, eğer böyle olsaydı, Abdullah b. Hasan’a başka bir mektup yazıp ondan ordunun komutanlığını üstlenmesini istememesi gerekirdi.

Başka bir olay ise, Kuleyni kendi senediyle Sedir Sayrafi’den yazdığına göre, Ebu Abdullah’ın yanına geldim ve şöyle dedim: Allah’tan reva mıdır kıyam etmiyorsun?

İmam: Neden?

- Çünkü dostların, Şiaların ve yaranların çok fazladır. Allah’a ant olsun ki eğer Ali’nin (a.s) seninki kadar Şia ve yaranı olsaydı, onun hakkını alamazlardı.

İmam: Sedir! Onların sayısı ne kadardır?

- Yüz bin.

İmam: Yüz bin?

Evet, belki de iki yüz bin.

İmam: İki yüz bin mi?

Evet, dünyanın yarısı

Ebu Abdullah sessizce kaldı. Yola koyulduk ve bir keçi sürüsünün yanından geçtik.

Dedi ki: Ey Sedir! Allah’a ant olsun ki eğer bu keçilerin sayısı kadar Şia’m olsaydı, benim kıyam etmemem reva olurdu.

Sonra aşağı geldik ve namaz kıldık. Namaz sonrası keçileri saydığımda sayılarının on yedi olduğunu gördüm.[41]

Seçilmiş Konuşmalarından

* Adamın birisi, İmamdan kendisine dünya ve ahiretin iyi bir şekilde ulaşması için kısa bir şey öğretmesini istedi. İmam şöyle buyurdu: Yalan konuşma.[42]

* Allah’ın faizi neden haram kıldığını sorduklarında? İmam şöyle buyurdu: İnsanlar birbirini bağıştan mahrum bırakmasınlar diye.[43]

* Fakihler, Peygamberlerin eminleridir, eğer fakihlerin güç sahiplerinin yanına gittiklerini görürseniz onları itham edin (doğru bilmeyiniz)[44]

Ashabı

İmam Cafer Sadık’ın (a.s) öğrenci sayısını dört bine kadar yazmışlardır. Bundan maksat bir süre boyunca İmam’dan ilim öğrendikleridir, yoksa her gün imamın mahzarına gelip ondan ders aldıkları değildir. Keşfu’l Gumme yazarı şöyle yazmaktadır: Yahya b. Said Ensari, Eyyüp Sahtiyani, Aban b. Tağlib, Ebu Amr b. A’la ve Yezid b. Abdullah gibi bazı tabiin ondan hadis nakletmişlerdir. Malik b. Enes, Şube b. El-Huccac, Süfyan Sevri, İbn Cerih, Abdullah b. Ömer, Ruh b. Kasım, Süfyan b. Uyayne, Selman b. Bilal, İsmail b. Cafer, Hatem b. İsmail, Abdulaziz b. Muhtar, Veheb b. Halit ve İbrahim Tahman gibi imamlarda ondan hadis nakletmiştir.[45] Cabir b. Hayyan Kufi’yi de İmam Cafer Sadık’ın (a.s) öğrencilerinden saymışlardır.[46]

Ehli Sünnet Büyüklerinin Onun Hakkındaki Sözleri

İbn Hacer Askalani, onu şöyle tavsif etmektedir: El-Haşimi, el-Alevi, Ebu Abdullah el-Medeni es-Sadık.[47] Yine dediğine göre İbn Hayyan şöyle yazmıştır: Fıkıh, ilim ve fazilette Ehlibeytin seyyidi idi.[48]

Ehli sünnet âlimlerinden İbn Hacer Heytemi, şöyle demektedir:  insanlar onun ilmini o kadar çok nakletmişlerdir ki şöhreti şehrin her yerine ulaşmıştır. Yahya b. Said, İbn Cerih, Süfyan B. Uyeyne, Süfyani Servi, Ebu Hanife, Şube b. El-Hüccac ve Eyyüp Sahtiyani gibi büyük imamlar ondan rivayet nakletmişlerdir.[49]

ABNA.İR

wikishia.net 

-----------------------

[1] - El-Mufid, h. ş. 1380, s. 526-527.

[2] - Şehidi, 1384, s. 4.

[3] - Şehidi, 1384, s. 61.

[4] - Menakib, c. 4, s. 280; Şehidi, 1384, s. 85’den naklen.

[5] - Şehidi, 1384, s. 3.

[6] - Şehidi, 1384, s. 5.

[7] - El-Mufid, h. ş. 1380, s. 526-527.

[8] - El-Mufid, h. ş. 1380, s. 526-527.

[9] - Keşfu’l Gumme, c. 2, s. 155; Şehidi, 1384, s. 4’den naklen.

[10] - El-Mearif, s. 215; Şehidi, 1384, s. 85’den naklen.

[11] - El-Tabersi, k. 1417, s. 514.

[12] - Meclisi, Bihar, c. 47, s. 1-2; Şehidi, 1384, s. 85’den naklen.

[13] - Menakib, c. 4, s. 280; Şehidi, 1384, s. 85’den naklen.

[14] - Şehidi, 1384, s. 85-86.

[15] - El-Mufid, h. ş. 1380, s. 553.

[16] - El-Mufid, h. ş. 1380, s. 553.

[17] - El-Tabersi, k. 1417, c. 1, s. 546.

[18] - El-Mufid, h. ş. 1380, s. 553-554.

[19] - El-Mufid, h. ş. 1380, s. 527.

[20] - El-Tabersi, k. 1417, c. 1, s. 514.

[21] - Bkz. El- Müfid, h. ş. 1380, s. 526-527.

[22] - El-Mufid, h. ş. 1380, s. 527-528.

[23] - Şehidi, 1384, s. 60.

[24] - Şehidi, 1384, s. 47.

[25] - Şehidi, 1384, s. 61.

[26] - Ahmed b. Hacer Heytemi, 1385, s. 201.

[27] - Keşfu’l Gumme, c. 2, s. 166; Şehidi, 1384, s. 61’den naklen.

[28] - Tezkiretu’l Hafız, c. 1, s. 166; Şehidi, 1384, s. 61’den naklen.

[29] - Şehidi, 1384, s. 60-61.

[30] - El-Ahbaru’l Muvafakiyat, s. 76-77; Hilyetü’l Evliya, c. 3, s. 197; Şehidi, 1384, s. 62’den naklen.

[31] - Usul-u Kâfi, c. 1, s. 171-173; Menakib, c. 2, s. 243-244; Keşfu’l Gumme, c. 2, s. 173-175, İ’lamu’l Vera, s. 280-283; Şehidi, 1384, s. 55-57’den naklen.

[32] - Şehidi, 1384, s. 57.

[33] - Uyun-u Ahbari er-Rıza, s. 15; Şehidi, 1384, s. 26’dan naklen.

[34] - Uyun-u Ahbari er-Rıza, c. 1, s. 194-195; Şehidi, 1384, s. 37’den naklen.

[35] - Uyun-u Ahbari er-Rıza, c. 1, s. 197; Şehidi, 1384, s. 38’den naklen.

[36] - Ravzatu’l Kâfi, s. 264; Vesailu’ş Şia, c. 11, s. 36; Şehidi, 1384, s. 38’den naklen.

[37] - Şehidi, 1384, s. 34.

[38] - El-Kamil, c. 5, s. 409; Şehidi, 1384, s. 34-35’den naklen.

[39] - Şehidi, 1384, s. 35.

[40] - Tarih-i Yakubi, c. 3, s. 86;  Şehidi, 1384, s. 35’den naklen.

[41] - Usul-u Kâfi, c. 2, s. 242-243; Şehidi, 1384, s. 34-37’den naklen.

[42] - Şehidi, Seyyid Cafer, 1384, s. 102.

[43] - Şehidi, 1384, s. 103.

[44] - Uyun-u Ahbari er-Rıza, c. 3, s. 175; Şehidi, 1384, s. 103’den naklen. 

[45] - Hilyetü’l Evliya, c. 3, s. 196; Şehidi, 1384, s. 106’den naklen.

[46] - Keşfu’l Gumme, c. 2, s. 186, Hilyetü’l Evliya, c. 3, s. 198-199; Şehidi, 1384, s. 65’den naklen.

[47] - Şehidi, 1384, s. 65.

[48] - Tehzibu’t Tehzib, İbn Hacer Askalani, Haydar Abad, Metbaatu’n Nizamiyye, h. k. 1325, s. 2, s. 103;  Şehidi, 1384, s. 4’den naklen.

[49] - Ahmed b. Hacer Heytemi, 1385, s. 201.

KAYNAKLAR

* Şehidi, Seyyid Cafer, Zendegi İmam Sadık Cafer b. Muhammed (a.s), Tahran, Defteri Neşri Ferhengi İslami, 1384.

* İbn Hacer Askalani, Tehzibu’t Tehzib, c. 2, Haydar Abad, Metbaatu’n Nizamiyye, h. k. 1325.

* Ahmed b. Hacer Heytemi, es-Savaiku’l Muhrike, Mektebetu’l Kahire, h. k. 1385.

* Saduk, Uyun-u Ahbari- er-Rıza, tercüme, Ali Ekber Gaffari, c. 2, Tahran, Neşri Saduk, 1373.

* Saduk, Men la Yahduruhu’l Fakih, c. 4, Kum, Müessese en-Neşru’l İslami, 1404.

* et-Tabersi, el-Fazl b. El-Hasan, İ’lamu’l Vera Bi-İ’lamu’l Huda, tahkik: Müessese Alulbayt li-İhya’t Turas, Kum, c. 1, h. k. 1417.

* el-Mufid, el-İrşad, tercüme ve şerhi Farsi: Muhammed Bakır Saidi, tashih: Muhammed Bakır Behbudi, intişarat İslamiyye, h. ş. 1380.


Yorumunuzu Giriniz

E-Posta adresiniz yayımlanmayacaktır. *İle işaretli alanların girilmesi mecburidir.

*

İran İslam Cumhuriyeti Rehberi Ayetullah Uzma Seyyid Ali Hamanei’nin 2018 Hac Mesajı
Şeyh Zakzaki