Ehlibeyt Alimleri Derneği'nden Basın Açıklaması

  • News Code : 651216
  • Source : ehlader
Brief

Bugün IŞİD ve benzeri şeytani güçlerin kendilerini Sünni diye tanıtmaları ne kadar gerçeklikten uzaksa bu şeytan çarpmış ve karanlık güçlerin himayesinde olan birkaç kişi de asla Şia olarak telakki edilemez, kendilerine Şia demiş olsalar bile. Zira Şialığın temel prensibi bir taklit merciine bağlı olmak ve onlara saygı duymayı gerektirir.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Allah'ın Adıyla

İnsanoğlunun var olduğu her yerde farklı düşünceler, siyasi akımlar ve ihtilaflar var olmuştur. Madem insan düşünmek ve akıl etmekle diğer yaratılanlardan farklı kılınmıştır, öyleyse düşüncelerin ve farklı kültür havzalarının da oluşması kaçınılmazdır.

Diğer taraftan insan, sosyal bir varlık olması hasebiyle bir arada yaşamak zorundadır. Durum böyle olunca fikri ihtilaflar ve siyasi / kültürel oluşumlarda insan hayatında başköşedeki yerini almış oluyor.

Ne var ki akıl ve vicdan sahibi insanlar sulh, barış ve kardeşlik içinde yaşabilmek için evrensel insani ve ilahi hakları esas alarak adalet ve itidal yolunu seçmiş, farklı düşünce ve davranışlarını özele taşıyarak yaşamıştır.

Ancak psikolojik sorunları olan, vicdan olgusunu yitirmiş ve akıl etme kuvvesinden yoksun (sefih) insanlar, farklılıkları ötekileştirme, tekfir etme ve katletme sebebi sayarak tarihin her diliminde az da olsa var olmuştur ve günümüze kadar da varlıklarını sürdürmüşlerdir.

Bu akıl ve vicdan yoksunu insan görünümlü iblisler her din ve mezhep mensuplar içerisinde göze çarpabilir. Zira bir kısım insanlar, şeytan çarpması ile dengelerini kaybetmiştir.

"Şeytan çarpmış kimselerin cinnet hali gibi bir hale geliverirler" 2/275

Şeytan çarpmasıyla akli dengelerini kaybedenler şeytanın telkiniyle kendilerini Allah'a yakın ve toplumun ıslahçıları gibi görürler.

"Onlara 'Yeryüzünde fesat çıkarmayın' denildiği zaman: 'Biz sadece ıslah ediciyiz.' dediler." 2/11

Böyle bir sapkınlık ve kibre düşenler (haşa) kendilerini Allah'ın yerine koyarak, kendileri gibi olmayanları tekfir etmek suretiyle ötekileştirmeye kalkarlar. Bu durum zalim iktidarlarında işine geldiği için tarih boyunca bazı iktidar ve karanlık güçler bu şeytan çarpmış dengesiz insanları kendi amelleri ve siyasetleri doğrultusunda kullanmışlardır.

Dinler ve mezhepler tarihinden bu tür olaylara örnekler verecek olursak ciltler dolusu kitaplar yazılması gerekecektir. Haricilerin Muaviye iktidarı tarafından kullanılıp imam Ali'ye karşı ayaklanmaları sadece bir örnektir. Günümüz şartlarından örnekleri ise herkes biliyor ve görüyor.

Müslümanların çoğunluğunu oluşturan ve genelde iktidar nimetinden de yararlanan Ehlisünnet'in itidalli çoğunluğu her zaman birlikte yaşama ve barış kültürünü korumuştur.

Alevi'si, Sünni'si, Şii'si hatta gayri Müslim'in bile asayiş içinde yaşadığı coğrafya işte bu itidal sahibi Müslümanların coğrafyasıdır. Vahabi/Selefi akımı tekfirci tutumlarından dolayı Ehlisünnet içinde tutunamadığı gibi en ciddi ilmi reddiyelerde yine Ehlisünnet'in itidalli âlimleri tarafından yanılmıştır.

Böylece tekfircilik İslam dünyasında taban bulamamış ve hep fitneci marjinal gruplar olarak kalmıştır. Bu cihetledir ki, bu marjinal gruplar hep sömürgecilerin ve karanlık güçlerin maşası olmuştur.

Bununla birlikte Peygamberimizin (s.a.a) Ehlibeyt hazinesini günümüze taşıyan, felsefi ve ilmi açıdan Muhammedi İslam'ın hamaset ve rahmet yüzünü dünyaya tanıtan Şia toplumu içerisinde de tarih boyunca şeytan çarpmış insanlar var olmuştur. ne var ki Şia alimlerinin bunlarla mücadelesi sonucu hiçbir zaman toplumsal varlık gösterememişlerdir. Ancak şeytanın sözlerini aktarmak yoluyla fitne çıkarmaktan da asla geri kalmamışlardır.

Bugün IŞİD ve benzeri şeytani güçlerin kendilerini Sünni diye tanıtmaları ne kadar gerçeklikten uzaksa bu şeytan çarpmış ve karanlık güçlerin himayesinde olan birkaç kişi de asla Şia olarak telakki edilemez, kendilerine Şia demiş olsalar bile. Zira Şialığın temel prensibi bir taklit merciine bağlı olmak ve onlara saygı duymayı gerektirir.

Kendini bilmez, cehaleti beyanıyla ayan olan ilim havzalarından ihraç edilmiş, psikolojik sorunlarından dolayı cinci ve kâhinlerle iş tutmuş, akıl ve vicdan yoksunu bu insanların Şia olması asla kabul edilemez.

Bu insanlar, Şialığın temel prensibiyle alaya ederken kendilerini Şia olarak tanıtmaları olsa olsa perde arkasındaki efendilerinin fitne çıkarma amaçlarına hizmet olur.

Bunlar, Salihlere "Kıtmir" olmayı eleştirirken aslında kendilerinin sokak köpekleri olduklarına bir itiraftır.

Türkiye Ehlibeyt Âlimleri Derneği olarak şeytan çarpmış dengesiz ve zavallı bu üç beş kişinin değerlerimize hakaretlerini şiddetle kınıyor ve lanetliyoruz.

Ayrıca Şia toplumu bu fitneci unsurları tarih boyunca kendi içinde barındırmadığı gibi inanıyoruz ki bugünde feraset, basiret ve itidal sahibi Şia Camiası bu zavallı yaratıkları içinde barındırmayacak onlara en güzel cevabı verecektir.

Bir diğer tavsiye ve temennimiz itidal sahibi Ehlisünnet kardeşlerimizedir.

Bilsinler ki Şia toplumu taklit mercilerinin izinde yürüyerek tekfirciliği, ötekileştirmeyi ve fitne çıkarmayı asla tasvip etmeyerek kardeşliği ve barış içinde yaşamayı esas almıştır.

Ümmetin vahdet ve bütünlüğü temel prensibimizdir. Ehlibeyt mensupları ve Şia Camiası, fitnecilerden fersahlarca uzaktır. Biz onlardan beriyiz ve onlar da Şialıktan uzaktır.

Allah, tüm İslam alemini zalim ve fitnecilerden korusun


Yorumunuzu Giriniz

E-Posta adresiniz yayımlanmayacaktır. *İle işaretli alanların girilmesi mecburidir.

*

Mourining of Imam Hossein
İran İslam Cumhuriyeti Rehberi Ayetullah Uzma Seyyid Ali Hamanei’nin 2018 Hac Mesajı
Şeyh Zakzaki