Avrupa Arap Alevileri: "Alevileri yok etmeden Suriye teslim alınmaz"

  • News Code : 711942
  • Source : tahahaber
Brief

Avrupa Arap Alevileri Komitesi sözcüsü sayın Nidal Hawari, “Tüm alanlarda ve ülkelerde örgütlenin. Dünyada tek bir Alevi’yi sahipsiz bırakmayacağız.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Avrupa Arap Alevileri Komitesi sözcüsü sayın Nidal Hawari, Ferhat Aktaş’a konuştu. Ferhat Aktaş, Hawari ile Avrupa'da sürdürdükleri faaliyetleri ve Arap Alevilerin Suriye vatan savunmasına yaklaşımını konu alan bir söyleşi gerçekleştirdi.

Ferhat Aktaş: Merhaba, kendinizi kısaca tanıtır mısınız?

Nidal Hawari: Hatay Samadağ’a bağlı bir köyde doğdum. Yüksek öğrenimimi Suriye Şam Üniversitesinde tamamladım. Politik çalışmalarımdan dolayı yaşadığım baskılar sonucu, Almanya’ya politik ilticada bulundum. Almanya’da 3 yıl İnsan Hakları Komitesinde çalışma yürüttüm. Son olarak Arap Alevi Komitesinde politik çalışmalar ve örgütlenme alanında görev aldım.

- Avrupa Arap Alevi Komitesi hangi tarihte kuruldu, komite ile neyi amaçlıyorsunuz ve pratikte ne gibi çalışmalara imza attınız?

N.H: Komitemiz seyit Yusuf Günaşan önderliğinde ASKD derneklerinin bir üst örgütlenmesi olarak fahri düzeyde 2000’den beri faaliyet yürütüyor. Almanya Sosyal Dayanışma ve Kültür Dernekleri (ASKD) Almanya’da yaşayan Arap Alevileri’ne, halkımıza inançsal, sosyal ve kültürel açıdan hizmet etmek için birçok şehirde kurulmuş demokratik kitle örgütleridir. Komitemiz bu oluşumun daha aktif ve kolektif koordinasyonu için oluşturuldu. Almanya’nın dışında da faaliyet yürütmek için komite Fransa, Hollanda, İsviçre gibi ülkelerde kişi ve kurumlarla ilişki geliştirerek ortak amaçlar için hızlı bir örgütlenme ve alt yapı çalışması yürütmektedir.

Almanya, Frankfurt’ta (Eylül 2012) Suriye’ye karşı yürütülen barbar savaşı kınamak ve Suriye halkı ve önderliğiyle dayanışma amaçlı miting düzenledi. 1500 Arap Alevi’si, Avrupa’da ilk kez kendi amaçları ve davaları için yürüdü. Bu bizim için çok anlamlıydı. Daha sonra birçok Almanya metropollerinde bu tür yürüyüşler devam etti. Suudi Arabistan’ın direktifleriyle yürüyüşlerimiz selefiler tarafından hep sabote edilmeye çalışıldı. İlk deneyimlerimiz dışında Suriye’ye yardım kampanyaları düzenledik. Konteynırlar dolusu gıda, sağlık ve ihtiyaç malzemeleri gönderildi. Yetim kalan çocuklar için maddi destek gönderildi ve bu yardımlar devam ediyor.

- Avrupa ülkelerinde Arap Alevilerin sayısal ortalaması ne kadar ve ağırlıkla hangi ülkelerde yaşıyorlar?

N.H: İskandinav ülkeleri dahil Avrupa’nın genelinde dağılmış bir nüfusumuz var. Ne yazık ki elimizde resmi istatistikler olmadığı için kesin rakam veremiyoruz. Almanya’da yaklaşık 80 bin civarında Arap Alevisi yaşıyor. İkinci sırada buna yakın oranla Fransa gelir. Birde işgal sonrası(1937-38) Fransa’ya Marsilya bölgesinde yerleşenler var. Diğer Avrupa ülkelerindeki nüfus iş imkânları çerçevesinde farklı oranlarla mevcut. Almanya’daki rakam kesin bir bilgidir.

- Avrupa ülkelerinde yaşayan Arap Alevileri olarak sizinle ortak inanç dairesinin parçası olan Anadolu Alevileriyle ilişkileriniz nasıl, onların kurumsal yapılarıyla temas halinde misiniz?

N.H: Bizler, kendi aramızda kardeşlik temelinde örgütleniyoruz. Aramızda yaş, makam farkı gözetilmeksizin herkes eşit sayılıyor. Kararlarımız tartışıldıktan sonra ortak karara bağlanıyor. Bireye bağlı klasik kanaat önderliğini aşıyoruz. Konuya vakıf bir kardeşimizin vasfı ne olursa olsun rahatlıkla kendisine verilen görev çerçevesinde bizi temsil edebiliyor. Anadolu Alevilerine gelince aramızdaki nüans farklılıklarına rağmen kendilerini kardeşlerimiz olarak değerlendiriyoruz. Bizlere örgütlü bulundukları alanlarda tüm kapıları açtılar. Şimdilik ayda bir Yol TV’ de kendimizi tanıtma olanağı sağladılar. Savaşın 2. ve 4. yılında gelişmeleri yerinde görmek, kamuoyunda yaratılan manipülasyonlara karşı alternatif haber oluşturmak için Suriye’deki politik ve inanç gruplarıyla röportajlar yapmak için dayanışma içinde ortak çalışmalar yürüttük. Çok olumlu sonuçlar aldık.

- Arap Alevilerinin anavatanı Suriye 5 yıldır küresel ölçekli yıkıcı bir savaşın içinde ve savaşı tırmandıranların başında Fransa ve İngiltere gibi emperyal devletler geliyor. Avrupa Birliği ülkelerinin daha krizin ilk yıllarında ‘Suriye’nin dostları’ adı altında saldırgan kamp içinde yer almaları neticesinde krizi derinleştirerek Suriye yönetimine yönelik düşmanca tutum sergilemesinin başlıca nedenleri nedir?

N.H: Aldıkları negatif tutumun arka planı Siyonizm ve USA markası taşıyordu. Arap Baharı adını verdikleri gelişmelerle algı ötesi değişiklikler çok kısa bir sürede gerçekleştiriliyordu. Avrupa ülkeleri Ortadoğu’nun yeni şekillenmesinde kendilerini ilgilendiren enerji kaynakları ve yollarının tespit edilmesinde söz sahibi olmak istediler. Bu hızlı değişimin Suriye direniş duvarına toslayacağına kanaat getiremediler. Özellikle ekonomik sorun yaşayan Fransa bu kirli savaşta çok utanç verici bir şekilde yer aldı. Sosyalistlerin varlığı da bu utancı daha da derinleştirdi. İngiltere’yi anlatmaya gerek yok. Nerde halk düşmanı bir saldırı varsa, perde arkasında mutlaka katkısı olur.

- Suriye sorununu tartışılırken, saha ve bölge realitesine yabancı çevreler (özellikle bir kısım sol-reformist güçler) meseleyi statik kavramlara sıkıştırarak, iki emperyalist kutup arası savaş olarak görüyor ve üçüncü yol türünden soyutlamalarla esasa ilişkin duyarlılık geliştirmekten kaçınıyor. Kimi sol ve liberal çevrelerin bölge siyasasına dönük ilgisizliği, çarpık bakış açısı ve yabancılığı ortada. Bu noktada anti-emperyalist duruş sergilemeyen solun açmazları hakkında neler söylemek istersiniz, konu bağlamında anlaşılır olması açısından size göre Suriye neden hedef seçildi

N.H: Ortadoğu Haritası’nın, 1916 Sykes Picotte sonrası masa başında parçalanmasında iki unsur çok önemli! Bunlar: İsrail ve Türkiye’dir. Siyonizm’in babası T.Herzl ‘’biz barbarlar(doğu) ve batı arasında duvar görevi oluşturacağız’’ diyordu. K. Atatürk’te doğuya karşı kalın çizgiler çizdi. İsrail militarist anlamda doğuya karşı sürekli tehdit ve kaos oluştururken, Türkiye’de batının güvenlik bekçisi haline sokuldu. Bu konumu bugüne kadar değişmedi. Ortadoğu’nun kültürünü ve halklarını kapsayan Türkiye batı eksenli kültür peşinde koşarken komşularına ve kendisine yabancılaştı.

Sol kesimde bu ablukanın içinde mevzilendi. Komşularına yabancı, Ortadoğu kültürüne, coğrafyasına yabancı, söylem dışında batıcıda olamayan bir durumları var. Somali’den, Suriye’deki gelişimlere tepki koyan ve savaşta fiilen yer alan fanatiklere karşın Türkiye solu savaşın 4. yılında daha sorunu netleştirememişti. Yanlı medyanın söylemlerini çoğu zaman aynı ağızla yeniliyorlardı. Savaş, sivillere karşı en vahşi bir tarzda yürütülüyordu. Emperyalist kampın tümü her türlü askeri ve beşeri desteği sağlarken meseleyi bireye, öndere bağlamak korkunç bir algı yetersizliği taşıyordu. Sovyet dönemi algısıyla bugünü yorumlamaya çalışıyorlardı. Suriye’nin birçok köyü destansı direnişler gösterirken onlar sadece salt bir ulusun mücadelesini gördüler ve öne çıkartılar. Tabiî ki entelektüel ve örgüt bazında saygın tavırlar sergileyen sol kesim vardı zaten bunları biliyorsunuz; bunlara saygı duymak lazım.

Üçüncü yol konusunda, Suriye’de üçüncü yol diye bir şey yok. Tüm Suriye halklarının birleştiği direniş çizgisi var. Birde ABD ve Siyonizm’in cihatçıları var. Suriye neden hedef seçildi meselesine gelince, Suriye kurulduğundan beri İsrail’le savaş halinde direniş manzumesinin en ön saflarda yer alan bir ülke. Tüm Arap-İsrail savaşlarında cephede pratikte yer aldı. Suriye’nin neden hedef seçildiğine asıl sebep oluştururken; aslen iki aşamalı, iki ülkeyi hedef alan planları vardı: Suriye ve İran! Suriye’ye etnik ve mezhepsel bileşkeleri açısında daha rahat müdahale şansları vardı. Sonrası zaten İran, Lübnan, Kafkaslar vb. devam edecekti.

- El Nusra, IŞİD, Ahrar Şam, ÖSO vb. sahadaki tekfirci-paramiliter örgütleri değerlendirdiğinizde, bu toplamı ‘Suriye muhalefeti’ olarak görüyor musunuz, 80 ülkeden devşirilen militanlarla sahaya ağırlığını koyan silahlı örgütlerin ‘devrim ve cihat’ lafızlı söylemleri hakkında ne düşüyorsunuz?

N.H: Tüm bunların tabanı tırnak içinde ılıman Müslüman Kardeşler örgütüdür. Zevahiri ve Bin Ladin ilk eğitimlerini Müslüman kardeşlerden aldılar. Ülkemizdeki AKP’de Müslüman Kardeşler örgütünün bir kopyasıdır. Bu ılıman hava her an El Kaide’ye dönüşebilir bir yapıya sahip. Mısır’da, Ürdün’de, Libya’da, Yemen’de, Suriye’de vb. Müslüman Kardeşler bir çırpıda yukarda bahsettiğiniz örgütlere dönüştü. El Kaide’nin yani onun Suriye kolu El Nusra’nın vahşet ve barbarlığa eşit devrimini artık herkes biliyor.

-Türkiye devletinin Suriye yönetimi ve halkına karşı sürdürülen savaşın en ateşli destekçisi olması, sınır hattını silahlı örgütlerin kullanımına açması ve güncelde ‘tampon bölge’ planlarıyla ilgili özetle neden-sonuç ilişkisi bağlamında neler söylemek istersiniz? 

N.H: Türkiye hala Libya’nın rüyasını yaşıyor. Güvenlikli bölgeler ve o bölgelerden savaşın idaresi ve nihai zafer. Bu bir rüya olarak kalacaktır. Savaşın % 80’ni Türkiye üzerinden yürütüldü. Yaratılan tüm sivil katliamlarda Türkiye’nin suç ortaklığı var. Türkiye, Suriye’nin ve tüm onurlu insanların vicdanında bu konuda mahkûm edilmiştir.

Arap Alevilerin yoğun olarak yaşadığı Hatay’ın Lazkiye, İdlip ve bağlantılı şekilde Halep’in kuzeyine açılan sınır bölgelerine komşu olması nedeniyle –TTTT- kısaltmasıyla tanımladığım, Transit Tekfirci Terör Trafiğinin odak noktası olduğu biliniyor. Hatay’da halkın bu konuda kaygı ve tedirginliği her vesileyle dile getiriliyor. Ancak bahsettiğimiz odak nokta işlevi ‘operasyon odaları ve eğit-donat projeleriyle’ devam ediyor. Onlarca yıl geriden başlayarak bugüne uzanan bir dizi dönemsel gelişmeye baktığımızda operasyonel yönelimlerini genelde buradan doğru sürdürdü diyebilir miyiz?

N.H: Türkiye 1982 Hama olaylarında aynı görevi üstlenmişti. 1950’li yıllarda ABD’nin Suriye’yi yok etme planında yine rol üstlendi. Reyhanlı’da Müslüman Kardeşlere askeri kamplar açtı. Baba (Hafız) Esad döneminde Kürt Hareketinin desteklenmesi birazda bundan kaynaklıydı. Türkiye komşularına dost olsun diye kurulmadı. İlk dönemlerinde Fransa ve İngiltere’nin şimdide NATO’nun ve ABD’ nin üssü konumunda. Ne yazık ki halkın bir iradesi ya da inisiyatifi yok. Doğuya, Batının gözüyle bakıyor.

-İsimleri farklı, rolleri benzer silahlı örgütlerin ‘Aleviler mezara’ çığırtkanlığı ve onlarca kez yaşanan katliam pratikleri hakkında kısaca düşüncelerinizi paylaşmanızı istesem bu hususta neler söylemek istersiniz. Uyruklarına bakıldığında Çeçen, Özbek, Türk, Uygur, Gürcü, kuzey Afrikalı, Avrupalı, Haliçli vb. Hepsini aynı potada eriten Alevi halk düşmanlığının temel sebebi nedir?

N.H: Suriye savaşında Aleviler hedefin merkezine alındı. Emperyalistler açısından Alevilerin inancı bir tehdit oluşturmuyor. Alevilerin anti-siyonist ve teslim olmayan iradeleri sorun teşkil ediyor. Bu savaşı yürütenler biliyorlar ki Alevileri yok etmeden Suriye teslim alınmaz. Dikkat ederseniz gerek Türkiye gerek batılı ülkeler ve basını hep Beşar Esad ve Nusayriliği beraber kullandı. Tekfirciler ‘Nusayri Rejimi’ diye saldırdılar. Bildiğiniz gibi sivil kurbanlar sadece Aleviler değildi, halkın tümü yok ediliyordu. Aleviler yok olmadan Suriye’nin düşmeyeceği tespiti doğruydu. Direnmekten ve kazanmaktan başka çareleri yoktu Alevilerin. Bu tarihte var olma mücadelesiydi. Savaşı kendileri istemediler kendilerine dayatılan ve dünyanın en büyük güçlerinin ve teknolojisin kullanıldığı bir savaştı. Direnişte bu ölçekte iradi ve fedakardı. Kayıplar çok büyük, acılarda öyle, telafisi mümkün olmayan trajediler yaşandı.

-Avrupa ülkelerinin güncelde tartıştığı ve bir takım sert önlemler almaya çalıştığı Suriyeli sığınmacılar sorunu AB’nin kendi eseridir diyebilir miyiz, Avrupa kamuoyu bu sorun bağlamında bir sorgulama içinde mi yoksa klasik Suriye ve Beşar Esad karşıtlığı üzerinden mi mevcut sorun yorumlanıyor?

N.H: Daha önce belirttiğim gibi Libya’da denenen uygulanıyordu. İçerde katliamlar düzenlendi. Terör estirerek halk korkutuldu. Türkiye ve batı ülkeleri pembe vaatler vererek milyonların Suriye’den göç etmeleri sağladı. Kamplar Askeri bölge statüsüne alında. Hatırlarsanız Hollywood oyuncusu Angelina Jolie’i Antakya’ya göndererek propaganda yapıldı. Gelenler planlı bir şekilde kullanıldı. Erkeklerin bir kısmı tekfırcilerin askeri kadroları olarak kullanıldı. Kadınlar çocuk yaştakiler dahil Türkiye ve Ürdün’de 200 ile 2000 dolar karşılığından zengin monarşik Araplara ve bölge insanlarına satıldı. Suriye’de son sahnelere yaklaşıldığını artık görüyorlar. Mültecilerle ne Türkiye ne de Ürdün ilgilenecek ahlaki değerlere sahip değil. Birçoğuna sahte pasaport düzenleyip -ki içlerinde tekfircilerde var- Avrupa’ya saldılar. AB tabii ki birinci dereceden sorumludur. Avrupa Medyası IŞİD ve Esad’ı sorumlu tutuyor. Çok güçlü bir medya deformasyonu var. Avrupa kamuoyu ince ayrımı yapacak kadar özgür haber alma şansına sahip değil

-Kişisel görüşünüzü merak ettiğim için soruyorum. Sizin için Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ve Hizbullah Genel Sekteri Seyyid Hasan Nasrallah neyi ifade ediyor?

N.H: Ortadoğu’da Dr. Beşar Esad ve Seyyid Hasan Nasrallah posterleri üzerinde şu yazılı; Al Vaad Al Saadek (vaat edileni yerine getirenler) sözlerine sadık olanlar, şeklinde yorumlanabilir. Benim açımdan bu iki insan onur, umut ve gelecek ifade ediyor. Hasan Nasrallah bir direniş örgütünün lideri olarak İsrail’i dize getirdi; bölgenin makûs kaderini değiştirdi. Dr. Beşar bir direniş devletinin lideri olarak bölgede ve dünyada yeni ufukların, dengelerin oluşmasına neden oldu. Ben kişi olarak şahısların kutsanmasına karşıyım. Bu iki önder yürütülen mücadelenin birer sembolleri ama yüz binlerce şehidin ve dost güçlerin emekleri unutulmamalı.

- Suriye sorununun çözümü doğrultusunda kısa vadede önemli adımlar atılabileceğini düşünüyor musunuz? Öncesinde İran’ın yoğun diplomatik temasları ve ardından Rusya’nın son günlerde dikkat çeken askeri-diplomatik ve politik yoğunlaşması dengelerde görünür bir değişim yaratır mı?

N.H: Bugünlerde savaşın sonlarına doğru gidiyoruz. Nihai zafer için alt yapı hazırlanıyor. Rusya son noktayı koymaya hazırlanırken sonucun ABD’nin yenilgisi olarak gözükmemesi için bir anlamıyla rencide olmasın diye ayarlar yapılıyor. Dengeler değişti. İsrail ve Türkiye bu savaşta en fazla kaybeden ikili olacak. Türkiye’nin Azebaycan’dan, Mısır’a kadar tüm kapıları kapalı. Önümüzdeki bir iki ay içerisinde Suriye ve Irak’ta kapsamlı bir operasyon gözükebilir. Mültecilerde sonucu belli olan bu sürecin bir parçasıydı.

- Sayın Nidal Bey toparlarsak son olarak Arap Alevilerine çağrı-mesaj anlamında neler söylemek istersiniz?

N.H: Tarihin en büyük zaferlerinden birine imza atıyoruz. Ödenen bedeller çok ağır oldu. Kimi aileler tamamen yok oldu. Kimilerinde sadece çocuk ya da çocuklar, kimilerinde de anne ve babalar yalnız kaldı. Yüzbinler toprağa verildi. Zaferi kazandık ama kutlamayacak kadar acı ve trajedi var. Yoksul bir avuç halkın zalim dünyaya karşı destansı bir zaferidir bu. Komitemizin nihai hedefi ta Latin Amerika’ya kadar dağılmış dünyadaki tüm Arap Alevilerini sahiplenecek Diasporanın oluşmasıdır. Bu konuda tüm dost ve kardeşlerimize bu konuda destek olmaları konusunda çağrı yapıyorum. Tüm alanlarda ve ülkelerde örgütlenin. Dünyada tek bir Alevi’yi sahipsiz bırakmayacağız. Bizlere kendimizi ifade olanağı sağladığınız için sizlere, Arap Alevileri komitesi adına teşekkür ediyorum.


Yorumunuzu Giriniz

E-Posta adresiniz yayımlanmayacaktır. *İle işaretli alanların girilmesi mecburidir.

*

İran İslam Cumhuriyeti Rehberi Ayetullah Uzma Seyyid Ali Hamanei’nin 2018 Hac Mesajı
Şeyh Zakzaki