İstikbar karşıtlığı; İran İslam Devriminin vazgeçilmez mantığı

  • News Code : 716485
  • Source : welayet
Brief

Hüccetül İslam Ebul Kasım Alizade, İstikbar karşıtlığı, İslam İnkılabı’nın tatil edilmez mantığı olduğunu söyledi. İşte Hüccetül İslam Ebul Kasım Alizade’nin yazısı...

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Nükleer Mutabakatın İslami nizamın mücadeleci ruhunu örselemek için bir ön adım olmasını uman kimselere rağmen, inkılabın tatil olunmaz mantığı, dini öğretilere dayalı bağımsız ve mümince bir yaşamı amaçlayan daimi bir mücadeledir.

İslami Şura Meclisinin milletvekilleri, Salı günü sabahı basına açık oturumda İran İslam Cumhuriyeti devletinin mutabakatın icrasıyla ilgili karşılıklı uygulama planının ayrıntıları tasvip edildi. Milletvekilleri arasında kargaşa ve tartışmaların eşliğinde onaylanan tasarının genel maddeleri ve detayları haftalık raporda yer aldı. Mutabakat metninin içerdiği zaafları ve avantajları, bazı milletvekillerinin itirazıyla karşılaşan metnin İslami Şura Meclisinde tasvip edilme biçimini, özellikle de mutabakat planının genel maddeleri ve cüziyatının tasvip edilirken oturumların müdüriyet ediliş şeklini bir kenara koyacak olursak, bu gün bizim vazifemiz olan ve dini-milli bir talimat olarak unutulmaması gereken meseleler şunlardır:

1- İslam İnkılabı Rehberinin derin bakışıyla “devlet ile milletin gönül ve söylem birlikteliği” olarak adlandırılmış olan bu yılda, meclis, yargı, Cuma namazının tribünleri, medya, üniversiteler, havzalar ve genel olarak ülkenin genel atmosferi bu adlandırmanın hedeflerinin tahakkuk etmesi doğrultusunda olmalıdır.

Düzeltme amacıyla gündeme gelen eleştirilerin yapılış tarzı da toplumu gerecek ve Allah muhafaza  düşmanlık yapacak biçimde olmamalıdır. Bu gün İslami nizamın gaddar ve hilekar düşmana karşı iktidarını pekiştiren en önemli özelliklerden biri, ulusal birliğimizdir, kavimlerin ve siyasi gurupların birlik ve bütünlük içinde olmasıdır.

Bu arada, toplumda ihtilaf tohumları ekecek her konu ve meseleyi –velev ki ulusal çıkarların bir bölümünün tehlikeye girdiğini hissetmiş olalım –daha büyük bir çıkar ve maslahatın nedeniyle, gündeme getirip takip etmekten çekinmemiz gerekir.

Siyaset biliminin uzmanları bir milletin olanaklarını tasnif ederken “ulusal sermayeyi” ülkelerin en stratejik birikimi olarak zikretmişlerdir. Ki bazen bu sermayenin temin edilmesi yolunda milletlerin çıkarlarının büyük bir bölümü harcanır. Eğer İslam İnkılabı Rehberinin açıklamalarına bir göz gezdirecek olursak onun da değişik yerlerde bu meseleye değindiğini ve İslam İnkılabının mahiyetini ilgilendiren bütün meseleleri “ulusal sermaye” olarak ele alıp nizamın kırmızı çizgisi saydığını görebiliriz. Milli birlik ve bütünlük, emperyalizm karşıtlığı, adalet, bağımsızlık, nizamın muktedirliği, “Kahrolsun Amerika” söylemi, ve benzeri konular onun bakışına göre ulusal sermayeler kategorisinde yer alır. Dolaysıyla, söz konusu ulusal sermayelerin temin edilmesi için maddi ve manevi açıdan ne gerekiyorsa yapılmalı ki bu sermayeler korunabilsin.

Halihazırda egemen sistemin izlediği en önemli stratejilerden biri, halkı kutuplara ayırmak ve milletle yönetimi karşı karşıya getirerek toplumla nizamın yetkilileri arasında ikilem yaratmaktır. Düşmanın bu amacına yardımcı olabilecek her mesele, tespit edilmeli ve düşmanı amacına ulaştırabilecek nedenler kökten korutulmalıdır. Mutabakat meselesi de halk arasında, yönetim üç erki ve hakimiyetin diğer merkezleri arasında ihtilaf çıkarmak için yabancıların üzerinde özel hesap yaptığı meselelerden biridir ki ulusal birlik gibi milli sermayelerin zarar görmemesi için tedbir alınarak ustaca aşılması gerekir.

İslami nizamın iktidarı da ezcümle ulusal sermayelerden biri olduğuna göre, ulusal sermayenin bir parçası olarak nükleer teknolojinin sıyaneti hazırlanan plan ve tasarılarda temin edilmesi gerekmez mi, denilerek sorulabilir. Bu sorunun yanıtı da açıktır; biz 12 yıl boyunca milli sermayenin bir parçası olarak  nükleer teknolojinin korunması ve sabitleşmesi için maddi ve manevi olarak yüklü maliyetler ödedik. Bu sermayeyi sabit hale getirip edindikten sonra, aslını korumakla birlikte onun bazı dalları konusunda müzakere masasına oturduk. İslam İnkılabı Rehberinin Ramazan bayramı hutbesindeki açıklamalarında da bu konuya işaret olunduğu gibi nükleer müzakerelerin kazanımlarından biri, küresel güçlerin İran halkının zenginleştirme hakkını ve bu hakkı sabitleştirmeyi kabul edip itiraf etmeleriydi. Dolaysıyla, mutabakatın bütün zaafları ve içerdiği sorunlarla birlikte, İslam İnkılabı Rehberinin deyişle, taleplerimizin alt tabakasını karşılaması, mutabakatın ne iyi ne de kötü olması ve bütün tartışmalara, eleştirilere ve tanımlamalara rağmen ulusal bir karar olarak tasvip edilmesinden hareketle, öyle görünüyor ki İran ve şimdiye kadar İslam Cumhuriyetine karşı hiçbir dayatma ve baskıdan geri kalmayan ülkeler arasında tarihi anlaşmanın icrası için şartlar hükümet için oluşmuş durumda. bu nedenle, İslam İnkılabı Rehberinin daha önce mutabakat sonrası aşama için uyanık olma konusunda gereken uyarıları yaptığı gibi ister muhalif ister muvafık olsun bütün halkın ve yetkililerin mutabakat hikayesini tamamlanmış telakki edip kendilerini mutabakat sonrası döneme ve fırsatları doğru okuyarak maliyetleri en aza düşürüp tehditlere karşı uyanık olmaya göre hazırlamaları gerekir.

2- Verileri içeren bir belge olarak mutabakat, çeşitli değerlendirmelerin ve iyimser ya da kötümser yaklaşımların konusu olabilir. Nitekim 598 kararnamesi de belli veriler içermişti ve doğal olarak bütün taleplerimizi temin etmedi. Bu iki belgenin metni detaylıca incelemelerin konusu yapılabilir ancak detayların ötesinde büyük bir süreç yaşanmaktadır; kararname ve mutabakat sadece bu genel sürecin oldukça önemli bölümleridir. Söz konusu büyük süreci ve gerektirdiklerini göz önünde tutmadan, İslami düzenin büyük dosyalarının müdüriyetinde yaşanan değişimin neden ve niçin meydana geldiğini anlamak mümkün olmayacaktır.

Mutabakatın ve 598 kararnamesinin bir bütün olarak İslami düzenin ve en başındaki Veliyi Fakih tarafından kabul edilmesi, İslam İnkılabının devasa güzergahında atılan ve inkılabın kuruluşunda hedeflenen en temel amaçların gerçekleşmesi için yolu açan bir adım olarak görülmelidir.

İkilem yaratmak isteyenler, mutabakatı İslami düzenin yeniden gözden geçirilmesine doğru atılmış bir adım olarak yorumlama çabası içindeler. Fakat gerçek şu ki mutabakat emperyalizmle mücadelenin sadece bir başka sahasıdır; düşmanların kendi iradelerini İran İslam Cumhuriyetine dayatmasından umudunu kesmeleri sayesinde atılmış olan bir adındır ve bu adımla İran kendi isteklerini karşı tarafa kabul ettirerek bu nefes kesici savaştan izzetli ve başı dik bir şekilde çıkmıştır. Tıpkı 598 kararnamesinden sonra olduğu gibi. Bir sonraki adımların doğru seçilmesi ve iyi bir performansın gösterilmesi halinde, İslam Cumhuriyeti söz konusu anlaşmanın kusurlarını asgari düzeye düşürmesinin yanı sıra emperyalizme karşı daimi mücadelesini yükseltmek için anlaşmanın olumlu sonuçlarından yararlanmayı başaracaktır.

Mutabakatın İslami nizamın mücadeleci ruhunu örselemek için bir önadım olmasını uman kimselere rağmen, inkılabın tatil olunmaz mantığı, dini öğretilere dayalı bağımsız ve mümince bir yaşamı amaçlayan daimi bir mücadeledir. Bu daimi mücadelenin amacı, günümüz dünyasında yerleşik olan maddi uygarlıktan temel olarak farklıdır.

İran, Rusya, Suriye ve Irak arasında terörizme karşı otak işbirliği komitesinin kurulma nedeni ve amaçları

Son iki hafta içinde İran, Rusya, Suriye ve Irak arasında tekfirci terörizme karşı ortak işbirliği komitesinin kurulmasına tanık olmaktayız. Bu ortak işbirliği komitesinin oluşturulması ve Suriye’deki teröristlerin mevzilerine havadan ve karadan operasyonların başlamasının ardından ABD, Avrupa Biriliği, Türkiye, Arabistan ve diğer bazı ülkeler tarafından bu operasyonlara yapılan geniş itirazlara ve muhalefetlere şahit olduk. İran İslam Cumhuriyetinin bu ortak komitede yer almasının hedefleri ve çıkarları konusunda bazı sorular ve iphamlar söz konusudur ki bu konuda kısaca birkaç noktaya değinmek istiyorum:

1- Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde veto hakkına sahip olan ve dünyanın en güçlü ülkelerinden  biri olarak Rusya’nın katılımıyla şekillenen dörtlü komite, İran’ın Suriye’deki danışmanların varlığı için uluslararası meşruiyet sağlayacaktır.

2- İran, Rusya ve Irak devletlerinin kararlı bir şekilde Beşşar Esad yönetimini desteklemesi, halkın oylarına dayalı bu yönetimin meşruiyetini pekiştirecektir. Ayrıca İran’ın geçmişte Beşşar Esad’ın yasal yönetimine verdiği destekler yeniden vurgulanmış olacaktır.

3- İran ve Rusya’nın terörizmle mücadele konusundaki işbirliği, İran’ın Suriye’deki askeri danışmanlarına yeni deneyimler kazandıracaktır ve bu işbirliği, Rusların askeri taktikleri ve yeni teçhizatlarıyla daha fazla aşina olmak gibi kendisiyle birlikte önemli kazanımlar getirecektir.

4- Bu komitenin kurulması, Suriye’nin bölünme projesinin ve bu ülkenin en karabalık ikinci şehri ve en büyük ekonomik merkezi sayılan stratejik Halep şehrinin işgalinin sonu olacaktır. Halep, Nusra cephesi ve Özgür Suriye Ordusunun başkenti haline getirilmek isteniyordu. Silahlı muhaliflerin Halep, Humus ve Hama’da ard arda aldığı yenilgiler, tekfircilerin psikolojisine darbe vurmuş ve Türkiye sınırlarına doğru kaçmalarını sağlamıştır.

5- Çin gibi bazı ülkelerin olumlu karşıladığı bu dörtlü komitenin kurulması, İran İslam Cumhuriyetinin bölgede ve uluslararasındaki aktörlük sahasını daha da genişletecektir. Henüz bu işbirliğinin üzerinden iki hafta geçmediği halde, çeşitli ülkeler İran’la Bahreyn, Yemen, Irak, Orta Asya, Kafkaslar, Sincan, vs. gibi değişik konularda işbirliği yapma teklifinde bulunmuştur. Buda, İran İslam Cumhuriyetinin gücü ve iktidarının arttığını göstermektedir.     

Çev: Mehmet Gönül


Yorumunuzu Giriniz

E-Posta adresiniz yayımlanmayacaktır. *İle işaretli alanların girilmesi mecburidir.

*

cartoon Quds 2018
Şeyh Zakzaki