Akaras: Suudi Arabistan IŞİD’in devletleşmiş halidir (röportaj)

  • News Code : 729107
  • Source : 7sabah
Brief

İsrail ve ABD’nin de rıza gösterdiği Suud’un tutumu, Sünni-Şii ayrıştırmasına hizmet ediyor. Olayın en önemli ayrıntısı ise, Vahhabi Suud hanedanlığı Sünni olmamasına rağmen, Sünni bir blok oluşturmaya çalışması. Zira Vahhabi inancına göre Sünniler kâfir… Bütün bunları EHLADER genel sekreteri Kadir Akaras ile konuştuk.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- İsrail ve ABD’nin de rıza gösterdiği Suud’un tutumu, Sünni-Şii ayrıştırmasına hizmet ediyor. Olayın en önemli ayrıntısı ise, Vahhabi Suud hanedanlığı Sünni olmamasına rağmen, Sünni bir blok oluşturmaya çalışması. Zira Vahhabi inancına göre Sünniler kâfir… Bütün bunları EHLADER genel sekreteri Kadir Akaras ile konuştuk.
Geçtiğimiz hafta sonunda dünya gündeminin en önemli olayı olarak tarihe geçen Şeyh Nemr’in idamı, Türkiyeli Müslümanların vicdanında da derin yaralar açtı. Suudi Arabistan tarafından gerçekleştirilen bu cinayetle birlikte, İslam dünyasında da yeni fayların açılmasına neden oldu. Suudi Arabistan’ın Arap dünyasında kaybettiği prestiji ve ülkede giderek derinleşen ekonomik sıkıntıları bölgesel bir gerilim üzerinden örtmeye çalışıyor. İsrail ve ABD’nin de rıza gösterdiği Suud’un tutumu, Sünni-Şii ayrıştırmasına hizmet ediyor. Olayın en önemli ayrıntısı ise, Vahhabi Suud hanedanlığı Sünni olmamasına rağmen, Sünni bir blok oluşturmaya çalışması. Zira Vahhabi inancına göre Sünniler kâfir… Bütün bunları EHLADER genel sekreteri Kadir Akaras ile konuştuk.

 
Suriye ve Irak’ta ve Yemen’de yenilgi üstüne yenilgi yaşayan Suudi Arabistan, İslam dünyasını telafi olamayacak büyük bir kaosa doğru sürükleyerek imajını yenilemeye çalışıyor. Özelikle Müslümanlar arasında mezhep çatışmasını körükleyen Suud hanedanlığı, ülkenin ve İslam dünyasının en önemli isimlerinden biri olan Şeyh Nemr’i idam etti.
 
Suudi Arabistan’ın bu çıkışını Şii dünyasını kışkırtma amaçlı olduğunu belirten uzmanlar, bu olayın üzerinden İran’ı bölgesel bir komplonun içine çekmek olduğuna dikkat çekiyorlar.
 
Şeyh Nemr’in idamıyla birlikte Suudi Arabistan’ın terör örgütlerine verdiği desteği de gündeme getirmiş oldu. Mısır’daki darbeyi finanse eden Suud rejimi, Libya, Suriye, Irak, Yemen ve Nijerya’da kitlesel katliamları gerçekleştiren örgütlerini destekliyor.
 
Bütün bu gelişmelerin yaşandığı bir dönemde, “Teröre karşı İslam ittifakı” başlığıyla 34 ülkeyi bir araya getirerek yeni bir tartışmayı da başlatmış oldu. İttifaklı ülkelerin arasında Irak, Suriye, Yemen ve İran’ın olmaması, “Sünni blok” olarak yorumlandı.
 
Peki, bütün bu konuların konuşulduğu bir süreçte “perdenin arakasında neler oluyor?” sorusu gündeme gelmiş oluyor.
               
Kamuoyunun merak ettiği bu gelişmeleri EHLADER genel sekreteri Sayın Kadir Akaras’a sorduk:
 
BİSMİLLAHİRAHMANİRAHİM
 
Öncelikle bu ittifak kurulmadan önce, İslam coğrafyasını saran terör samanlığını değerlendirmek lazım. Afganistan’da başlayan özellikle EL KAİDE terör örgütüyle birlikte İslam dünyasında bir terörize olma, bir radikalize olma süreci başladı. Daha sonra bu İŞİD (DAEŞ) denilen küresel bir terörizme dönüşmüş oldu. Bu terör örgütlerinin kurulmasında ve bu kadar güçlenmesinde hangi ülkelerin katkısı var, buna en çok bakılması lazım. Bunun arkasında Amerika’nın, İsrail’in ve Batılı güçlerin olduğunu, Özellikle bölgemizden de Arabistan’ın bu işin başında olduğu çok açık bir şekilde görebiliyoruz. Herkes bunu görüyor ve biliyor. Bu örgütlerin silah temini nereye yapılıyor, nasıl yapılıyor, hangi ülkeler üzerinden geçiyor, bunların finansı nasıl yapılıyor, hangi ülkelerde bunlar örgütleniyor, eğitimlerini alıyor ve Amerika’nın istemediği ve İsrail’in istemediği ülkeler bu terör olayından ciddi bir zarar görüyor. Bunları değerlendirdikten sonra sözde “Teröre karşı İslam ittifakı” denilen 34 ülkenin bir araya geldiği ülkelere baktığımız zaman aslında bunun sebebi hikmeti anlaşılmış oluyor. Yani bu ülkeler uluslararası kamuoyunda ciddi bir şekilde teröre destekle suçlanıyor. Bu ittifak tamamen zahiri bir şekilde günü kurtarmaya yönelik, sözde teröre karşı bir imaj oluşturmaktır. Ama bunun asıl perde arkasında yatan küresel emperyalizme karşı olan İslami güçlerin (HİZBULLAH, HAMAS) gibi ve El Kaide’ye karşı, IŞİD e karşı mücadele eden Suriye gibi, Irak gibi ülkeleri terörist ilan ederek, onlara karşı yapılacak bir savaştır. Bunun örneğini Nijerya’da gördük. Nijerya’da ki sözde bu terörle mücadele ittifakının içindedir. Fakat kendi vatandaşlarına karşı ve özelikle sadece barış isteyen ve hiçbir şekilde silaha başvurmayan İslami hareketin hem üyelerine, hem de lider kadrosunu feci bir şekilde şehit ederek, yaralı bir şekilde liderlerini tutuklayarak kendisi terör estiriyor ve bunun adına da terörle mücadele diyor. Aynı şekilde Arabistan’ın kendisi bütün terör örgütlerini destekleyen ama barış kardeşlik, İslam ümmetinin birliği İsrail’e, küresel emperyalizme karsı bir hareket başlatan Şeyh Nemr’i idam ederek bu ittifakın neye karşı olduğunu açık bir şekilde ortaya koymuş oluyor. Bugün bütün dünyanın korkulu rüyası haline gelen terör örgütü IŞİD’in devletleşmiş hali Suudi rejimidir.
 
Gerek Nijerya’daki katliam gerekse Şeyh Nemr’in idamı ne anlama geliyor? Burada İran’a bir mesaj var mı? İran’ı bu kurulan yapıya karşı harekete geçirmek, tahrik veya o anlama gelecek bir mesaj olarak değerlendirilebilir mi?
 
Şimdi İran’a karşı bir mesaj var mı? Tabi ki var. Şöyle var: Küresel emperyalizme karşı şu anda direniş cephesinin lideri İran’dır. Bunu Dünya biliyor. Batıda, Doğuda ve her tarafta İslam ümmetinin izzetini, onurunu korumaya çalışan İran İslam İnkılabı ve ona gönül vermiş insanların oluşturduğu küresel emperyalizme karşı direnişin sembolü olan milletlerin öncülüğünü İran yaptığına göre bütün bu olaylarda hem direniş cephesinde olan herkese hem de İran’a muhakkak bir mesaj vardır. Küresel emperyalizmin, Amerika’nın, İsrail’in şu an bölgemizde direk savaş vermek yerine, kendisine gönül veren Müslümanlarla – Müslümanları çatıştırmak gibi hedefinin olduğunu uzun zamandır biliyoruz, görüyoruz ve bu olayda onun bir parçasıdır.
 
Suudi Arabistan öncülüğünde oluşturulan ve 34 ülkenin yer aldığı “islami ittifak”ına karşı, İran’ın öncülük edeceği bir cephe oluşturmaya yönelik bir “kışkırtma” eylemi olarak konuşuluyor. Ancak bu yapıya öncülük eden ülke Vahhabi. Sünniler kurulan bu tuzağa düşer mi?
 
Şimdi Ehlibeyt mensubu, Şia-Sünni anlamında bir mezhep çatışmasına dönüştürme gibi bir düşünce öteden beri var. Yani Vahhabizme dayalı Suud rejimi kurulduğu günden beri bir ideolojiyi takip ediyor ve burada Müslümanların arasında bir fitne oluşturmaya çalışıyor. Bu fitne şu anda en fazla pirim yapacağı “ŞİA-SÜNNİ” kavgasıdır. Bu güne kadar hem duyarlı Sünniler, hem duyarlı Şialar buna prim vermedi.  Bundan sonra da böyle bir mezhep kavgası olacağı da düşünülemez. Ancak burada dediğim gibi bir direniş cephesi var. Direniş cephesinin içerisinde Sünnilerde var, Şiilerde var. Birde emperyalizme gönül vermiş, onlara uşaklık yapan bir cephe var. Bunun da Liderliğini Suudi Arabistan üstlenmiş durumda. Dolaysıyla mücadele Sünni – Şii arasında oluşturulmuş olsa da böyle değil. Asıl mücadele ve savaş hak batıl arasında Emperyalizme ve onlara hizmet eden anlayışa karşı olan güçler tarafından veriliyor. Yani Suud’un hayata geçirmek istediği Sünni-Şii çatışması planı tutmayacaktır. Burada en büyük yenilgiyi yine İslam’ın başına bela olmuş Vahhabizm tadacaktır.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan Sudi Arabistan’daydı. Çok fazlasıyla ilgi gördü. Oradan döndükten sonra bazı açıklamaları oldu. Bu açıklamanın arasında dikkat çeken bir ifadesi oldu. “Ne Şii ne Sünni, biz İslam’ı önceliyoruz” dedi. Ancak bu ifadeyle birlikte İran’ın “Şiicilik” yaptığını söyledi. Bunla birlikte çok önemli bir ifade daha kullandı: “ İsrail’in bize ihtiyacı vardır. Bizimde İsrail’ e ihtiyacımız vardır.” Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın cümleler arasında kullandığı bu iki ayrıntıyı nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Şimdi Türkiye olarak Türkiye Siyasetini genel anlamda değerlendirmek durumundayız.  Türkiye bir NATO üyesidir. NATO üyesi olması hasebiyle NATO’nun önüne koyduğu kurala oymak zorundadır. NATO’nun patronu da Amerika’dır. Amerika’nın isteği dışında farklı düşünmesi ve hareket etmesi mümkün değildir. Cumhurbaşkanının gönlünde gerçekten İslami bir hassasiyet var mı yok mu, bunu biz bilemeyiz. Bunu en iyi yargılayacak olan Allah’tır. Ama bu kadarı kesindir ki Türkiye’de hangi iktidar olursa olsun, ister sağcı olsun, ister solcu olsun, ister İslamcı, ister başka bir düşünceye sahip olanlar iktidar olsun, NATO’ya üye oldukları sürece İsrail’e muhtaçtırlar, İsrail de bunlara muhtaçtır, Amerika’ya muhtaçtırlar. Amerika da böyle oyunların olmasını istemiştir. Dolayısıyla Türkiye’de Tayyip Erdoğan veya başka birisi olsun, NATO üyesi olduğu sürece patron Amerika’nın dediği, istediği, direktifleri dışına çıkması mümkün delidir. Bunu geçmişten günümüze kadar bütün iktidarlar göstermiştir. Bu iktidarın da bunun dışında bir seçeneği yoktur. Tek seçeneği onurlu bir duruş gösterip önce NATO’dan ayrılması, NATO’dan ayrıldıktan sonra belki aykırı bir duruşu sergileyebilir. Bu duruşu sergilerken bir süre İran gibi, başka ülkeler gibi zorluk çekebilir. Ama onurlu bir ülke olur. Bölgesinde etkili bir ülke olur. Müslümanların kalbinde, gönlünde önemli bir yer tutar. Bizim de temennimiz bu yöndedir.

7SABAH/ÖZEL
Röportaj: Hacer Korkmaz


Yorumunuzu Giriniz

E-Posta adresiniz yayımlanmayacaktır. *İle işaretli alanların girilmesi mecburidir.

*

ramadan
conference-abu-talib
İran İslam Cumhuriyeti Rehberi Ayetullah Uzma Seyyid Ali Hamanei’nin 2018 Hac Mesajı
Şeyh Zakzaki