O yasa İsrail'in yatırımları için mi çıkarılıyor

  • News Code : 736210
  • Source : odatv
Brief

O zaman biz bu “reformu” niye yapıyoruz diye sorarsanız, olası tek bir yanıtın olduğu kanısındayım: İsrail’in gelip, esnek istihdamın sağladığı imkanlarla ucuz ve örgütsüz işçi çalıştırması...

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA - Etrafın kan gölüne döndüğü bir ortamda ekonomiye ilişkin bir şeyler yazmak gerçekten güç. Ancak ekonominin, siyasi güç yarışlarının, savaşların belirleyici unsuru olduğunu da unutmamak gerekiyor. Bu ilişkinin, dünyanın geneli ama özellikle ülkemiz açısından özellikle son dönemde çok daha güçlü olduğunu söylemeliyiz.

2007’de ABD’de patlayan, aşırı finansallaşmaya dayalı neo-liberal ekonomik politikaların iflası olarak niteleyebileceğimiz kriz, basılan onca paraya, halkın cebinden finans kuruluşlarına aktarılan trilyonlarla ifade edilebilecek kaynağa rağmen, adeta bir çığ gibi ülkeleri, sıradan insanları ezerek, yok ederek, zenginliklerini slip sürerek halen devam ediyor. Atlatılacağının şüpheli olduğu artık dünyanın önde gelen piyasacı taifesi tarafından dahi kabul görür olmuş durumda. Gerek dünyanın genelinde, gerekse bizim ülkemizde toplumsal umutsuzluk, ikinci dünya savaşından bu yana hiç olmadığı kadar artmış durumda. Umudunu kaybetmiş bir toplumun her türlü maceraya açık hale geldiği ise tarihin bize öğrettiği en temel gerçeklerden biri. Dolayısıyla ekonomi konuşurken, siyaseti, Ankara’daki, Diyarbakır’daki patlamaları, hemen Güneydoğu sınırımızda yaşanan insanlık dramlarını da konuşmuş oluyoruz aslında.

Geçen hafta içerisinde gerçekleştirilen TÜSİAD 46. Genel Kurul Toplantısında da, dolaylı da olsa bu konular gündeme geldi. Daha 8-10 yıl öncesine kadar, tüm devlet erkanını toplayan, yapılan yüksek perdeden konuşmalarla, siyasete yön/ayar verilen, neo-liberal politikaların adeta dikte ettirildiği TÜSİAD Genel Kurullarıyla kıyaslandığında, nispeten düşük profilli bir katılımla gerçekleşen toplantıya, ülkenin gerek ekonomik gerekse siyaseteniçinde bulunduğu durum ve geleceğine ilişkinolumsuz tespit ve hayali umutlar damga vurdu.

Genel Kurul’da TÜSİAD adına yapılan konuşmalarda, ülkenin siyaseten ve ekonomik olarak bu günlere gelmesindeki büyük pay ve sorumluluklarıyla ilgili olarak, beklendiği gibi herhangi bir özeleştiri yapma gereği duyulmadı. Benzer durum Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in konuşması için de geçerliydi. Ekonomik olarak yaşanan tüm sorunların suçunu yaklaşık 10 yıldır süren ekonomik krize yükleyip, krizi yaratan neo-liberal iktisadi ve idari politikaların ve bu politikaları tavizsiz uygulayan hükümetin hiçbir sorumluluğu yokmuş gibi davranmayı tercih eden konuşmacıların çözüm önerisi, krizi yaratan neo-liberal politikaların daha da derinleştirilerek sürdürülmesi oldu.

İŞSİZLİĞİ AYNI SEVİYEDE TUTABİLMEK İÇİN BİLE EN AZ YÜZDE 5 BÜYÜME ŞART

Anlayacağınız, sorumlusu olmayan bir sorun söz konusu. Neyse konumuz bu değil. Bu yazıda üzerinde duracağımız konu, TÜSİAD Başkanı Cansen Başaran-Symes’ın borç bağımlılığı ve işsizlik arasındaki ilişkiyi çok net bir biçimde ortaya koyan sözleri.Türkiye, sanayileşmesini tamamlamamış bir ülke olarak mevcut işsizlik rakamlarını en azından sabit tutabilmek için en az yüzde 5 büyümeyi yakalamak durumundadır. Bu büyümenin gerektirdiği iç tasarruf veya dış tasarrufu bulabilmek hiç de kolay değil. İçeride yatırımlar artmıyor, enerji fiyatlarındaki düşüşe rağmen cari işlemler açığımız halen riskli bir noktada”.(1)

Başaran-Symes, her ne kadar gerçeğin dili yerine neo-liberalizmin aldatıcı dilini kullanarak yani “borç” yerine “iç ve dış tasarruf” diyerek, gerçeği olduğundan farklı göstermeye çalışsa da, yazılarımızda uzun süredir ifade etmeye çalıştığımız borç bağımlılığının, ülke ekonomisi ve sıradan insanların yaşamları üzerindeki yıkıcı sonuçlarını çok net bir şekilde ifade etmiş.

Başaran-Symes’e göre, mevcut işsizlik rakamlarını bırakın azaltabilmek, aynı sevide tutabilmek için dahi, ekonominin yıllık yüzde 5 büyümesi gerekiyor. Bu oranın, geçtiğimiz günlerde Mehmet Şimşek tarafından açıklanan Orta Vadeli Programın (2016-1018) büyüme öngörüleriyle, 2016 yılına ait yüzde 4,5 öngörüsü dışında tutarlı olduğu görülüyor.

TÜSİAD Başkanının da söylediği gibi, bunu başarabilmek için ise daha fazla iç ve dış tasarrufa yani borca ihtiyacımız var ve yine söylediği gibi bunu bulabilmek artık hiç de kolay değil. Zoru başarmak yani daha fazla borçlanabilmek için yapılması gereken şey ise ekonomik ve siyasi olarak “reformları” sürdürmek.

Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in düşünceleri de benzer. Şimşek’e göre, Türkiye reform yapmadan işsizliği yüzde 10'ların altına kalıcı olarak zor çeker”. Her ikisi de, mevcut şartların değişmeden devam etmesi durumunda, yüzde 5 büyüme için gerekli kaynağın/borcun sağlanamayacağı görüşünde. Şartları değiştirmek için ise “reform “yapmak gerekiyor. Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in reform derken kastettiği şey, Meclis'e sevk edilmiş olan “esnek istihdamı” öngören yasa tasarısı.

YASANIN AMACI ÇALIŞANLARIN ÖRGÜTLENMESİNİ KALICI OLARAK ENGELLEMEK

Çalışan kesim temsilcileri ise bu düzenlemelerin reform olduğu kanısında değil. Onlara göre yasanın amacı, çalışanların örgütlenmesini kalıcı olarak engellemek, çalışanları işverenin kölesi haline getirmek.

Aman canım, yeter ki iş bulabileyim gerisinin bir önemi yok, örgütlerin durumu da zaten ortada diye düşünmekte mümkün ki, böyle düşünülmesi uzun zamandır özellikle teşvik ediliyor. Bu durumda, esnek istihdam düzenlemesinin yasalaştığını duyunca, bugüne kadar gelmeyen istihdam artırıcı doğrudan yatırımın, işte beklediğimiz buydu diyerek ülkemizde yatırım yapmak için sıraya girip girmeyeceğine bakmak gerekiyor.

Dünya çapında tüketimin, negatif faize rağmen kredilerin düştüğü, onca basılan paraya karşın ekonomilerin yeni baştan durgunluğa girme riskinin yaygın olarak konuşulduğubir ortamda, bunun çok da olası olduğu kanısında değiliz. Bunlar dünyanın genel halinden kaynaklanan nedenler. Bir de bizim kendi özelimiz var. Etrafımızda devam eden ve her an bizi de içine alması mümkün savaşı/çatışmaları saymazsak özelimiz, dünyanın en kırılgan ekonomilerinden biri olarak kabul ediliyor olmamız.

Tüm bunlara karşın, hadi gelmeye karar verdi diyelim. Bu durumda da parayı getirecek kuruluş, fon, spekülatörne derseniz deyin, öncelikle, tamamen dış kaynağa bağımlı bir ekonominin yeni işler yaratabilmesi için alacağı borçları ödeyebileceğine ikna olması gerekiyor. Bunun yolu ise, size borç verecek kişi ya da kurumları aldığınız parayla yapacağınız yatırımın, size faiz yükü dahil daha fazlasını kazandıracağına ikna etmenizden geçiyor. Bu ise birden çok parametreyle doğrudan ilişkili ama en önemlisi, yapacağınız yatırımın sağlayacağı katma değerle ilişkili. Alacağınız borcun faiz yükünden daha fazla kazandıracak bir yatırımın yaratıcılık ve yüksek teknolojiyi içermesi gerekiyor ki bunu, esnek istihdamın sağlayacağı ucuz emekle başarmak, aşağıda verdiğimiz örnekten de anlaşılacağı gibi maalesef pek de mümkün görünmüyor.

BU REFORM İSRAİL İÇİN Mİ YAPILIYOR

Ulusal Tarım isimli internet sitesinin haberine göre, İsrail’den geçen yıl 899 kilo sebze tohumu ithal edip, bu sebze tohumları için İsrail’e toplam 10 milyon 891 bin dolar ödeyen Türkiye, aynı dönemde İsrail’e yaklaşık 11 milyon kilo sebze satarak, 10 milyon 315 milyon dolar para kazanmış. Diğer bir deyişle, 11 milyon kilo sebze, 899 kilo tohumun bedelini karşılayamamış.(2)

O zaman biz bu “reformu” niye yapıyoruz diye sorarsanız, olası tek bir yanıtın olduğu kanısındayım. O da İsrail’in gelip, esnek istihdamın sağladığı imkanlarla ucuz ve örgütsüz işçi olarak bizim insanlarımızı çalıştırarak bu tohumları Türkiye’de üretmesi ki, bu ortamda onun bile gerçekleşeceği şüpheli.


İlgili Konular

Yorumunuzu Giriniz

E-Posta adresiniz yayımlanmayacaktır. *İle işaretli alanların girilmesi mecburidir.

*

Mourining of Imam Hossein
İran İslam Cumhuriyeti Rehberi Ayetullah Uzma Seyyid Ali Hamanei’nin 2017 Hac Mesajı
پیام امام خامنه ای به مسلمانان جهان به مناسبت حج 2016
Şeyh Zakzaki