Gerçek Şii’nin yeri cennettir; öyleyse niçin bazı Şiiler cehenneme gidecek?

  • News Code : 795352
  • Source : Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA24.COM
Brief

Ayetullah Mezahiri şunları söyledi: Cehennem ehlinden bazıları diyecek ki: Biz namaz ehliydik, başkalarına yardım ediyorduk ve günaha batmış değildik; ama ahireti unutmuş idik ve ansızın ölüm geldi…

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA - Taklit mercilerinden Ayetullah Mezahiri’nin, ahlak derslerinin birinde “Nefsi tanımak; insanın varlık âlemiyle irtibatı” konusunda yaptığı sohbetinin metnini aşağıda sunuyoruz.

بسم الله الرّحمن الرّحیمالحمدلله ربّ العالمین و الصلاة و السّلام علی خیر خلقه أشرف بریته ابوالقاسم محمّد صلی الله علیه و علی آله الطیّبین الطاهرین و عَلی جمیع الانبیاء وَ المُرسَلین سیّما بقیة الله فی الأرضین و لَعنة الله عَلی اعدائهم أجمعین.

Konumuz nefsi tanımak idi. İnsan kendisini tanımalıdır. Rivayette buyuruyor ki: “Kim kendini tanırsa Allah’ı tanır.”[i]

Bu önemli konu hakkında büyükler çok sohbet etmişlerdir. Biz bu konuyu 22 başlık altında kısaca ele aldık ve konuyla ilgili önemli bahislere değindik. Bugünkü konumuz 22. bölümdür; yani insanın başkalarıyla irtibatı.

İnsanın bir irtibatı, ruhuyladır, bir irtibatı kendi cismi ile ve bir irtibatı da Allah iledir ki bunlara kısaca değinmiştik. İki üç oturumda hakkında bahsettiğim ve eksik kalan irtibat, insanın melekler ile olan irtibatıdır. İlk bahiste dedim ki insan öyle bir yere ulaşabilir ki bu dünyada melekleri görebilir ve melekler onunla dertleşebilir ve ona yardım vadesinde bulunabilirler.

«إِنَّ الَّذینَ قالُوا رَبُّنَا اللَّهُ ثُمَّ اسْتَقامُوا تَتَنَزَّلُ عَلَيْهِمُ الْمَلائِكَةُ أَلاَّ تَخافُوا وَ لا تَحْزَنُوا وَ أَبْشِرُوا بِالْجَنَّةِ الَّتی‏ كُنْتُمْ تُوعَدُونَ ، نَحْنُ أَوْلِیاؤُكُمْ فِی الْحَیاةِ الدُّنْیا وَ فِی الْآخِرَةِ وَ لَكُمْ فیها ما تَشْتَهی‏ أَنْفُسُكُمْ وَ لَكُمْ فیها ما تَدَّعُونَ»[ii]

Hiç şüphesiz “Rabbimiz Allah’tır” deyip de ardından istikamet edenlere, onların üzerlerine melekler inerler ve derler ki: “Korkmayın, üzülüp kedere kapılmayın ve size hep vâdedilen cennetle mutlu olun. Biz dünya yaşamında da ahirette de sizin dostlarınızız. Orada sizin için canlarınızın çektiği her şey vardır; yine orada sizin için istediğiniz her şey vardır.”

Kim gerçek manada Allah derse ve müşahede makamına ulaşırsa, melekler üzerlerine inerler ve onlara itminan vererek derler ki: Geçmişteki şeyler hakkında üzülmeyin, gelecekten de korkmayın. Biz sizin yardımcınızız, hem bu dünyada ve hem ahirette. Elbette bu konu bizim sohbetimizin konusu değildir; zira müşahede konusu fiilen bizim konumuz değildir. Bizimle alakalı olan Şia ve meleklerdir. Aklınızdaysa ölüm anında melekler konusunu işlemiştik; bir konu kabir gecesi ve diğer bir konu da berzah alemi idi ki inşallah sizin gibileri Emirülmüminin’in (a.s) bayrağı altına götürürler.

Bizim bugünkü konumuz ahiret âlemidir. Bu konu Şia için, özellikle gerçek Şia için değerli bir konudur. Yani aşk haddinde velayeti olmalıdır, velayet şiarına da sahip olmalıdır ve velayette de tabi olmalıdır. Eğer böyle olursa tam bir Şia olur; Ehlibeyt’in tarif ettiği Şialardan ki demişlerdir ki bizim Şialarımız; tüm vaciplere, müstehaplara, günahtan sakınmaya önem veren ve bize tabi olanlardır. Yani velayete inançla birlikte, velayet şiarına ilaveten buna da sahip olmalıdır.

Kıyamet olduğunda Emirülmüminin sahip olduğu vücut genişliği ile mahşere musallattır. Velayet muhabbetinin mührünü Şia’nın alnına vurur. Belli ki acayip bir nuraniyet oluşur; rivayetlerin tabiriyle ay gibi parıldar. Melekler, onu Kevser havuzunun başına Hazreti Zehra’nın (s.a) huzuruna kadar götürmekle görevlidirler. Cennet nesini esiyor; zira Kur’an buyuruyor ki kıyamet gününde cehennem kendini gösterir, cennet de kendini gösterir. Eğer cehennem kendini gösterirse cehennemin dumanı cehennemlikleri eziyet eder. Cennetin ortaya çıkışı ise cennetliklere lezzet verir. Ama bundan daha önemlisi, hakikati Hazreti Zehra olan Kevser suyundan Emirülmüminin’in eliyle veya İmamların birinin eliyle ona verirler. O zaman tam bir kâmil insan olur. Eğer yaşlı ise genç olur. Eğer çirkin ise güzel olur, hasta ise sağlık bulur ve sonunda kâmil bir insan halinde cennetlik olur. Hamd bayrağı denilen Emirülmüminin’in bayrağı altında Kevser havuzunun yanı başında mahşeri izler. Kur’an buyurur ki mahşer elli bin yıldır: “Süresi elli bin yıldır.”

«كانَ مِقْدارُهُ خَمْسینَ أَلْفَ سَنَةٍ»[iii]  

Ama bu müddet, İmam Sadık’ın (a.s) buyruğuna göre, o kadar kısalacak ve o kadar lezzet verici olacak ki elli bin yıl bir anmış gibi gelecek. İmam Sadık (a.s) size vaatte bulunarak demiştir ki elli bin yıl bir lahza olacak. O zaman hesap ve kitap da olmayacak. Mahşer bitecek ve Kur’an’ın deyimiyle Ehlibeyt (a.s) önde ve bunlar arkada, melekler onları karşılar ve cennete kadar onlara eşlik ederler. Cennetin de mertebeleri vardır ve herkes bu dünyadaki amelleri sayesinde cennetin üst mertebelerine ulaşacaklardır. Kur’an’ın tabiriyle bazıları öyle bir makama ulaşacaktır ki Ehlibeytle haşr olacaktır:

«فَادْخُلی‏ فی‏ عِبادی ، وَ ادْخُلی‏ جَنَّتی‏»[iv]

Melekler bunlarla sohbet ederler ve onlarla münis olurlar. Melekler bunlara müjde virirler ve Kur’an buyurur ki müjdeleri acayiptir. Şöyle buyuruyor:

«كُلُوا وَ اشْرَبُوا هَنیئاً بِما أَسْلَفْتُمْ فِی الْأَيَّامِ الْخالِيَةِ»[v]

“Geçmiş günlerde (ahiretiniz için) önden gönderdiğiniz şeylere karşılık afiyetle yiyin, için!”

Bu cennet nimetlerinden lezzet alın; yiyin, için. Cennette ne isterseniz var, istemediğiniz yoktur. Melekler derler ki: “Geçmiş günlerde (ahiretiniz için) önden gönderdiğiniz şeylere karşılık afiyetle yiyin, için!” bunlar dünyada kendinizin hazırladığı şeylerdir. Kur’an’dan anlaşılan meleklerin bu müjdelerinin manası şudur ki biz dünyada cenneti inşa ediyoruz, bizim amelimiz cennet oluyor: “…altlarından ırmaklar akan cennetler…”[vi]

Kur’an buyuruyor ki: “Geçmiş günlerde (ahiretiniz için) önden gönderdiğiniz şeylere karşılık afiyetle yiyin, için!” Yani bu cennet nimetlerini kendiniz gönderdiniz. Sizin iyi amellerininz sizin cennetinizdir. Herkes, özellikle gençler çok dikkat etmelidirler; kendinizi ucuza satmayın! Dikkat edin dünyalara değen bu nimetleri kaybetmeyin. Bu dünya her halükarda geçicidir, ama geçici olmayan ahiret âlemidir. Kur’an buyuruyor ki bunlara ilave olarak melekler onlarla sohbet eder: “Geçmiş günlerde (ahiretiniz için) önden gönderdiğiniz şeylere karşılık afiyetle yiyin, için!” Bazen de Allah, onlarla sohbet eder: “Rabbin tarafında onlara selam söylenir.”

[vii]«سَلامٌ قَوْلاً مِنْ رَبٍّ رَحیمٍ»

Rahman ve rahim Allah onlara selam söyler ve onlarla sohbet eder. Bu gözle Allah’ı göremezler, ama kalp gözüyle ona bakarlar. Allah’ın selamını kalp kulağıyla duyarlar ve lezzet alırlar; zira lezzetlerinden biri şudur: O gün bir takım yüzler mutluluktan taravetli ve güzeldir. Yalnızca Rablerine bakarlar.”

«وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ ناضِرَةٌ ، إِلى‏ رَبِّها ناظِرَةٌ»[viii]

Cennette bazı kimseler vardır ki pek mutlu ve sevinçlidirler. Aldıkları lezzetlerden birisi, Allah’a bakmalarıdır. Ama Allah cisim değildir, O’na nasıl bakacaklar? Bu yüzden manası şudur ki Allah’ı tüm vücutlarıyla idrak ederler. Kalp ehli namaz kıldıklarında kalp huzurları vardır. Allah-u ekber dedikleri andan itibaren Allah ile sohbet ve aşk başlar. Fatiha ve sure okuduklarında Allah onlarla sohbet eder. Fatiha ve sure Allah’ın kelamıdır. Namazın geri kalan bölümlerinde de Allah ile konuşurlar; zira duadır, Kur’an kadar önemli olmasa bile ondan daha az değildir. Melekler tüm bu olanları müşahede ederler. Bu iyi insanları durumu, meleklerin onları takibi ki mutlaka Allah’ın bu kuluna karşı itaatkardırlar. Elbette cennette her şey bu Şia’ya karşı itaatkardır. Bir kadın hakkında acayip bir olay nakledilmektedir. Koyunların yakınında bir kurt gördüler, koyunlar otluyordu, ama kurdun onlara saldırma izni yoktu. Ona sordular: Kurtlar ile koyunların arasını nasıl yaptın? Dedi ki: Allah ile kendi aramı yaptığımda. İnsan kendisi ile Allah’ın arasını yaparsa o zaman şu olur:

Adam öyle bir makama ulaşır ki Allah’tan başkasını bilmez

Bak insanın makamı ne kadar da yücedir

İyi insanlar böyledir; melekler onları gözetirler, onları Kevser havuzunun yanına kadar götürürler, toplu bir halde saygıyla cennete götürürler. Allah, Allahlık yaptığı müddetçe bu melekler Allah’ın bu kulunu gözetirler. Ben Allah’ın kuluyum diyebilene ne mutlu! Ama Allah’ın kulu olmazsa; yani halis Şialardan olmazsa! Mesela itikat bakımından velayete aşıktır, buna ilaveten şiar bakımından da Ehlibeyt’in şiarına sahiptir. “Eşhedu enne aliyyen veliyullah” onun şiarıdır; ama amel bakımından kusurlu olursa, Allah korusun namaz kılmaz, zekatını vermez, Allah ve kullarıyla irtibatı olmazsa, avam buna “Siccil Şia’sı” derler. Hüviyetinde Şia yazılıdır. Elhamdülillah bizler velayete aşığız ve şiarımız velayettir. Bu konuda babalarımıza ve ecdadımıza teşekkür etmeliyiz. Şiilik bu şekliyle bize ulaşıncaya kadar çok kanlar verilmiştir. Ehlibeyt (a.s) ve misal olarak İmam Hüseyin (a.s) bu yolda can e kanlarını vermişse onların sadık ashabı da bu yolda büyük zahmetler çekmiş ve canlarını feda etmişlerdir. Büyük acılar içinde birçok şehit vermişlerdir. Şimdi bizler bu Şiiliğin kadrini bilmez ve mesela heva ve hevesimize uyarsak, şeytana uyarsak kıyamet günü sorunluyuz demektir. O dediğim velayet mührü bunların alınlarına vurulmaz. O zaman kördürler ve Kur’an cehennem dumanının altında kalacaklarını söyler:

«وَ أَصْحابُ الشِّمالِ ما أَصْحابُ الشِّمالِ ، فی‏ سَمُومٍ وَ حَمیمٍ ، وَ ظِلٍّ مِنْ يَحْمُومٍ ، لا بارِدٍ وَ لا كَریمٍ ، إِنَّهُمْ كانُوا قَبْلَ ذلِكَ مُتْرَفینَ ، وَ كانُوا يُصِرُّونَ عَلَى الْحِنْثِ الْعَظیمِ»[ix]

“Sol taraf ashabı, kimdir sol taraf ashabı? (Ne bedbaht kimselerdir!) Yakıcı rüzgârın ve kaynar suyun içinde… Simsiyah dumandan bir gölgede… Ne serindir, ne de faydalı. Çünkü onlar bundan önce refah ve servet içinde gurura kapılmıştılar. Büyük günah (ilahi ahdi çiğneme) bağlamında sürekli ısrar ediyorlardı.”

Sol taraftakiler oldukça alçak ve bedbaht bir durumdadırlar, cehennemin dumanının altındadırlar; zira bunlar heva ve heveslerinin ardı sıra gittiler. Bunlar ahirete hazırlanacaklarına, süse, israfa yöneldiler. Günah işliyor ve onda ısrar ediyorlardı. Eğer bunlar nu dünya da tövbe ederlerse ve kabir gecesi İmam Hüseyin (a.s) bunlara yardım ederse veya berzah âleminde Emirülmüminin yardımcıları olursa tövbeleri kabul edilir ve günahları bağışlanır. Ama eğer bunu yapmazlarsa işleri zordur ve velayet mührü alınlarına vurulmaz. Bunlar endişelidirler, kaybolmuş insanlar gibi hiç kimseleri yoktur. Birinin Ali’si yoksa hiçbir şeyi yoktur. Herkes Ali’yi dünyada ve ahirette yar ve yaverleri yapmak için çalışmalıdır. Emirülmüminin bu dünyada elinizden tutmalı ve size yardım etmelidir. Ehlibeyt’e tevessül çok işler yapar. Bu yapılan yas merasimleri halis olur ve alimlerin fetvalarına mutabık olursa çok sevabı vardır. Ama eğer eli boş giderseniz iş çok zorlaşır. Cehennem ateşinin ve dumanının altında kalmak zorunda kalacaklardır. Onlardan dakik sorgular yapılacaktır ve sonunda cehenneme gideceklerdir. Yani Ehlibeyt’e uymayan, heva ve hevesine uyanlar… Cehenneme gittiklerinde ise feryatları yükselecektir.

Burada Ali ve Ehlibeyt’e sahip olmayanlar cehennemde onları hatırlamayacaktır. Rivayetlere göre bunlardan sorulacaktır: Sizler nesiniz, hangi millettensiniz? Peygamberlerinin ismini unutmuşlardır; azabın ağırlığından… Bu dünyada Peygamber, Ali ve Kur’an’ı unuttular; ahirette de cehennem azabının içinde hangi ümmetten olduklarını, velayete sahip olup olmadıklarını unutacaklar. Cehennemlikler veya melekler onlara sorduklarında Şia olduklarını hatırlayacaklar. Şaşkınlıkla diyeceklerdir ki sizler Şia olduğunuz halde cehennemde misiniz? Kur’an şöyle naklediyor: “Onlar cennetler içinde birbirlerine sorarlar; Suçlular/günahkârlar hakkında… “Sizi Sekar’a/cehenneme sokan şey nedir?”[x] Cehennemlikler bazılarını cehenneme götürürler ve onlardan sizler kimsiniz diye sorarlar. Şia dediklerinde onlar şaşırırlar. Şia ve cehennem! Olacak şey değil! Şia’nın yeri, Kevser havuzunun yanı başıdır, Ehlibeyt’in yanıdır, cennettir; siz niçin cehenneme götürülüyorsunuz? Kur’an onlardan bir grubun, “bizler namaz ehli değildik,” dediklerini naklediyor. Namaz kılsaydık bile ona önem vermezdik, cemaat namazı kılmazdık.

Diğer bir grup diyor ki: “Biz namaz kılardık, ama miskinlere yardım etmezdik.” Yardım edebilirdik, ama etmedik. Fakir vardı, biz onun ihtiyacını giderebilirdik, ama onun yerine israf ettik, heva ve hevesin peşi sıra gittik. Bazen görüyoruz ki mali durumu çok iyidir; evladı için yaptığı düğünde milyarlar harcamaktadır, ama sıra fakir akrabalarına geldiğinde hiç ilgilenmez. Kur’an bunu kabul etmiyor. Cehenneme götürüldüğünde ona soruyoe ki niye cehenneme geldin? O zaman diyor ki: “Biz miskinleri doyurmazdık.”[xi]

Diğer bir grup da der ki: “Hep batıla dalıp gidenlerle birlikte dalardık,” Bu grup diyor ki biz namaz kılardık, fakirlere yardım ederdik, ama batıl şeylerle uğraşırdık; günah üzerine günah.

Diğer bir grup da der ki biz namaz kılardık, fakirlere yardım ederdik, batıl şeylere dalmazdık, ama ahireti unutmuş idik ve ansızın ölüm geliverdi.

Ey kendisini gaylet kaplayan ve dünyaya kapılan ve ey ahireti unutan, ölüm ansızın gelir. Kabir uzun arzularla doludur. Cehennem tamamıyla arzudur. Ama en acı verici an, meleklerin, tadın dediği andır: “Bu, sizin önceden ellerinizle yapıp gönderdiklerinizden ötürüdür.”[xii]

Bunları Allah yaratmadı, sizin kötü amelleriniz cehennem ateşi olmuştur. Cennet melekleri cennetliklere derler ki: “Geçmiş günlerde (ahiretiniz için) önden gönderdiğiniz şeylere karşılık afiyetle yiyin, için!” ve cehennemliklere, “Bu, sizin önceden ellerinizle yapıp gönderdiklerinizden ötürüdür,” derler.

Cennet varsa kindin icat etmişsindir ve cehennem varsa yine kendin icat etmişsindir. Allah kuruşlu değildir. Niçin Allah bizi yandırıyor, demeyin. Hakikatte kendimiz kendimizi yandırıyoruz. Öyleyse yaptığımız iyi ameller cenneti ve kötü ameller ise cehennemi icat ediyor ve biz bu bakımdan amellerimize çok dikkat etmeliyiz.

Kaynaklar

[i] Misbahu’s-Şeria, s.13; Biharu’l-Envar, c.2, s.32; Mefatihu’l-Gayb, c.1, s.91.

[ii] Fussiler Suresi: 30-31.

[iii] Mearic Suresi:4.

[iv] Ferc Suresi. 29-30.

[v] Hakka Suresi: 24.

[vi] Bakara Suresi: 25

[vii] Yasin Suresi: 58.

[viii] Kıyamet Suresi: 22-23.

[ix] Vakıa Suresi: 41-46.

[x] Müddessir Suresi: 40-42.

[xi] Müddessir Suresi: 44.

[xii] Enfal suresi: 51.

ABNA24.COM


İlgili Konular

Yorumunuzu Giriniz

E-Posta adresiniz yayımlanmayacaktır. *İle işaretli alanların girilmesi mecburidir.

*

buyuk-yarisma
پیام امام خامنه ای به مسلمانان جهان به مناسبت حج 2016
Şeyh Zakzaki