Gaybet Asrında Fakihin İmam Zaman’dan (A.F) Niyabetinin Delillerinin İncelenmesi

  • News Code : 801533
  • Source : Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA24.COM
Brief

Ulu’l-Emr ayetinin gereği olarak yeryüzü itaati herkese vacip olan bir veliy-yi emr’den boş olmayacaktır. Bu açıdan on ikinci imamın gaybet döneminde fakihten başka bu ilahi makamı üstlenecek daha liyakatli kimse yoktur.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA - Seyyid Ebu’l-Kasım Eşkuri, Seyyid Masum’un oğlu, Şeyh Ensari’nin, Mirza Şirazi’nin ve Mirza Reşti’nin öğrencilerindendi ve üstatlarının vefatından sonra kendisi Necef havzasının namlı üstatlarındandı.
Onun eserlerinden bazıları şunlardır: Şeyh Ensari’nin “Cevahiru’l-Ukul” adlı eserine haşiyesi ki gerçekte üstadı Mirza Habibullah Reşti’nin derslerinin takrirleridir. Lafızlar konusundaki kitaplar, meşkuk elbisesinden bir risale, fıkıhta risaleler ve Bagıyyetu’t-Talib fi Şerhi’l-Mekasib onun diğer telifleridir.
Şeyh Aga Bozorg Tahrani, onu ömrünün sonunda Gilan halkının bir kısmının teklit mercii olan takvalı ve meşhur bir fakih unvanıyla tanıtıyor. Onun takva ve paklığında bu yeterlidir ki ömrünün sonlarına doğru kendisine taklit edenlerden başka bir taklit merciine dönmelerini istedi. O, 1325 h.k yılında vefat etmiştir.
Abna haber ajansı “Basiret ve Veliy-yi Fakih ile Misak Günleri” münasebetiyle bu muttaki âlimin Mekasib Şerhi kitabından alıntı ile onun veliy-yi fakih konusundaki incelemelerinin bir bölümünü değerli okurlarımıza takdim ediyoruz.
Bu konular, Hüccetü’l-İslam ve’l-Müslimin Ali Azizi’nin kalemiyle yazılmış “Muhakkik Eşkuri’nin Görüşüne göre Veliy-yi Fakih” unvanlı makalenin bir özetidir.
Muhakkik Eşkuri’nin görüşüne göre gaybet asrında fakihin İmam Zaman’dan (a.f) niyabetinin delillerinin incelenmesi
1. Kitap
Yazarın fakihin mutlak velayeti için sunduğu ilk delil, Nisa suresinin 59. Ayetidir:
 "اطيعوا الله و اطيعوا الرسول و أولى الامر منكم"
Yazar bu ayeti açıklayarak şunları yazıyor: Ayetin zaman genellemesinin gereği olarak yeryüzü hiçbir zaman itaati herkese vacip olan bir veliy-yi emr’den boş kalmayacaktır. Bu açıdan on ikinci imamın gaybet döneminde fakihten başka bu ilahi makamı üstlenecek daha liyakatli kimse yoktur.
Eğer biri şöyle işkâl ederse: Gaybet zamanında gerçi Hazreti Sahip Zaman (a.f) gaybet perdesindedir ve zahir değildir; fakat onun varlığı ile bu yüce ilahi makama ondan başkası yaraşmaz. Cevabı şudur: Her zamanda olması gereken ve itaati herkese vacip olan veliy-yi emr’den maksat, halkın geçim, mead ve siyaset işlerinde kendisine müracaat edebilecekleri bir kimsedir. Bu bakımdan gaybet zamanında ulu’l-emr tüm şartlara sahip fakihten başkası değildir.
Sonuç olarak gaybet döneminde fakihe itaatin vacip olduğuna dair ulu’l-emr ayetine müracaat ediyoruz. Eğer her asırda ulu’l-emr’den maksadın geçim ve mead konusunda kendisine müracaat edilmesi caiz olan kimse olduğunu kabul ederseniz bu durumda fakihe itaatin vacip oluşu sabit olacaktır.
İstidlalin birinci önermesi: Fakihler veliy-yi emr’dirler.
İstidlalin ikinci önermesi: Ayete müracaat ile ulu’l-emre itaatin vacip olduğunu anlıyoruz.
Sonuç: Gaybet döneminde fakihe itaat vaciptir.
2. Sünnet
Şeyh Saduk, Fazl b. Şazan’dan rivayet etmiştir ki İmam Rıza (a.s) insanların imama olan ihtiyaçlarının nedenlerini açıklarken şöyle buyurdu:
«و منها: انا لا نجد فرقة من الفرق و لا ملّة من الملل عاشوا الاّ بقيّم و رئيس؛ لما لا بدّ لهم منه فى أمر الدين و الدني، فلم يجز فى حكمة الحكيم أن يتر الخلق بما يعلم أنه لا بدّ لهم منه و لا قوام لهم الا به»
“İnsanların imama olan ihtiyaçlarının delillerinden biri şudur ki hiçbir grubun ve milletin bir yönetici ve reis olmadan yaşamlarını sündürdüğüne şahit olmuyoruz; çünkü dünya ve din işlerinde ona ihtiyaçları vardır.  Öyleyse hakim birinin hikmetinden uzaktır ki kulların ihtiyacı olan ve kıyam ve devamlarının esası olan bir şeyi düşünmemiş olsun.
Gerçi alimlerden bazıları bu rivayeti zikretmekle birlikte onun manasından istifade ile sadece “masum imamdan itaatin vacip oluşunu” ispat etmekle yetinmişlerdir, ama Muhakkik Eşkuri’ye göre bu rivayet, masum imama itaatin vacip oluşunu ispatlayan delile istinatla fakihin itaatinin vacip oluşunu da ispat ediyor ve bu, yazarın ispat etmeğe çalıştığı şeydir. Zira eğer imamdan insanların gaybet dönemindeki ihtiyaçlarından sorulsaydı ve imam sussaydı, caiz olmazdı; çünkü halkın müptela olduğu bir soruya cevap vermemek imamın makamından uzaktır. Ama eğer cevap olarak halkın imama ihtiyaçlarının olmadığını söylerse, fesada ve anarşiye sebep olmasına ilaveten, imamın kulların kıyam ve devamı imamın vücuduna bağlıdır, sözüyle çelişecektir. Ama eğer ihtiyaçları vardır derse, işte bu ispat etmeye çalıştığımız şeydir.
Aynı şekilde yazar bir takım rivayetler naklederek bazılarının bu rivayetlere istinatla fakihlerin masum imamların halefi olduğunu ispatladığını naklediyor. Misal olarak;
“Alimler peygamberlerin varisleridirler; peygamberler dinar dirhem miras bırakmazlar, ama hadislerinden hadisleri miras bırakırlar…”
“İşlerin mecraları ilahi alimlerin elindedir; onlar Allah’ın helal ve haramının eminlerdirler.”
“…onu üzerinize hakim kıldım.”
“Onlar benim sizin üzerinize hüccetimdir ve ben Allah’ın hüccetiyim.”
Muhakkik Eşkuri bu rivayetlerin tahlilinde şöyle yazıyor: Niyabtin umumunu ispat etmek için bu rivayetlere istinat etmek doğru ve caizdir. Zira eğer bir peygamber veya onun halefi, yolculuğa çıktığında derse ki falan şahıs “benim halifemdir” veya “benim eminim”, “benim gibidir”, “benim hüccetimdir”, “karşılaştığınız hadiselerde sizin merciinizdir”, “sizin işlerinin ve ahkâmınızın mecrası onun elindedir” ve “halkın mesulüdür” ki bunlar tayin delillerinin ve diğer bazı rivayetlerin mefhumudur, tüm bu kelimeler ve tabirler, onun, peygamberin veya onun vasisinin riyasetle ilgili tüm ihtiyarlarına sahip olduğuna delalet ediyor. Yine onun risaletine dair devredilebilen tüm yetkileri kapsamaktadır. Aynı şekilde hakimler ve sultanlar yolculuğa çıktığında kendileri için geniş yetkilere sahip halef tayin ederler ve hiç kimse bu açık şeyde tereddüt etmez.
Bu Şii düşünüre göre, riyaset ve velayet açısından, akli ve şeri olarak, imam için sabit olan tüm yetkiler, risalet ve tebliğ gibi makamlar, fakih içinde sabittir. Sonuç olarak riyaset ile alakası olmayan yetkiler, ibadet, itaat, imamın ismeti ve harikulade işeler yapmak gibi şeyler ki ne aklen ve ne de şeri olarak riyasetin tesir ve yetkilerinden değildir, gerçekte riyasetin şeri tesir ve yetkileridir, veliy-yi fakihin yetki alanı dışındadırlar. Bu tesirlerin hariç bırakılmasının gereği olarak, iki türlü iş dışarıda bırakılacaktır:
Birinci olarak, maslahatı imamın kendisiyle alakalı işlerde imama itaatin vacip oluşu; ama memur olan şahsın veya halkın genelinin maslahatına olan şeyler fakih için de sabittir; zira bu gibi işler imamın riyasetiyle alakalı işlerdir ve halkın salahı ve fesadı hakkında karar alabilir.
İkinci olarak, kullukla alakalı işlerin riyaset makamıyla hiçbir ilişkisi yoktur ve kim onları üstlenirse üstlensin hiçbir fesada neden olmaz.
3. Akıl
Toplumda birçok işin gerçekleşmesi gerekir ve toplumun varlığı ve devamı onlara bağlıdır. İşte bu işler hâkim ve reis olmazsa bir düzene girmez. Nitekim geçen hadiste İmam Rıza (a.s) bu konuya değinmişti.
Muhakkik Eşkuri’nin üstadı Şeyh Ensari masum imama itaatin vacip oluşu noktasında akli delile istinat ediyor ve sonuca akli müstakiller ve gayri müstakiller yoluyla ispat etmeye çalışıyor. Talebesi de üstadını teyit ederek istidlali açıklamaya çalışıyor ve adil fakihin niyabetini bu yolla ispat ediyor.

ABNA24.COM

Seyyid Ebu’l-Kasım Eşkuri, Seyyid Masum’un oğlu, Şeyh Ensari’nin, Mirza Şirazi’nin ve Mirza Reşti’nin öğrencilerindendi ve üstatlarının vefatından sonra kendisi Necef havzasının namlı üstatlarındandı.
Onun eserlerinden bazıları şunlardır: Şeyh Ensari’nin “Cevahiru’l-Ukul” adlı eserine haşiyesi ki gerçekte üstadı Mirza Habibullah Reşti’nin derslerinin takrirleridir. Lafızlar konusundaki kitaplar, meşkuk elbisesinden bir risale, fıkıhta risaleler ve Bagıyyetu’t-Talib fi Şerhi’l-Mekasib onun diğer telifleridir.
Şeyh Aga Bozorg Tahrani, onu ömrünün sonunda Gilan halkının bir kısmının teklit mercii olan takvalı ve meşhur bir fakih unvanıyla tanıtıyor. Onun takva ve paklığında bu yeterlidir ki ömrünün sonlarına doğru kendisine taklit edenlerden başka bir taklit merciine dönmelerini istedi. O, 1325 h.k yılında vefat etmiştir.
Abna haber ajansı “Basiret ve Veliy-yi Fakih ile Misak Günleri” münasebetiyle bu muttaki âlimin Mekasib Şerhi kitabından alıntı ile onun veliy-yi fakih konusundaki incelemelerinin bir bölümünü değerli okurlarımıza takdim ediyoruz.
Bu konular, Hüccetü’l-İslam ve’l-Müslimin Ali Azizi’nin kalemiyle yazılmış “Muhakkik Eşkuri’nin Görüşüne göre Veliy-yi Fakih” unvanlı makalenin bir özetidir.
Muhakkik Eşkuri’nin görüşüne göre gaybet asrında fakihin İmam Zaman’dan (a.f) niyabetinin delillerinin incelenmesi
1. Kitap
Yazarın fakihin mutlak velayeti için sunduğu ilk delil, Nisa suresinin 59. Ayetidir:
 "اطيعوا الله و اطيعوا الرسول و أولى الامر منكم"
Yazar bu ayeti açıklayarak şunları yazıyor: Ayetin zaman genellemesinin gereği olarak yeryüzü hiçbir zaman itaati herkese vacip olan bir veliy-yi emr’den boş kalmayacaktır. Bu açıdan on ikinci imamın gaybet döneminde fakihten başka bu ilahi makamı üstlenecek daha liyakatli kimse yoktur.
Eğer biri şöyle işkâl ederse: Gaybet zamanında gerçi Hazreti Sahip Zaman (a.f) gaybet perdesindedir ve zahir değildir; fakat onun varlığı ile bu yüce ilahi makama ondan başkası yaraşmaz. Cevabı şudur: Her zamanda olması gereken ve itaati herkese vacip olan veliy-yi emr’den maksat, halkın geçim, mead ve siyaset işlerinde kendisine müracaat edebilecekleri bir kimsedir. Bu bakımdan gaybet zamanında ulu’l-emr tüm şartlara sahip fakihten başkası değildir.
Sonuç olarak gaybet döneminde fakihe itaatin vacip olduğuna dair ulu’l-emr ayetine müracaat ediyoruz. Eğer her asırda ulu’l-emr’den maksadın geçim ve mead konusunda kendisine müracaat edilmesi caiz olan kimse olduğunu kabul ederseniz bu durumda fakihe itaatin vacip oluşu sabit olacaktır.
İstidlalin birinci önermesi: Fakihler veliy-yi emr’dirler.
İstidlalin ikinci önermesi: Ayete müracaat ile ulu’l-emre itaatin vacip olduğunu anlıyoruz.
Sonuç: Gaybet döneminde fakihe itaat vaciptir.
2. Sünnet
Şeyh Saduk, Fazl b. Şazan’dan rivayet etmiştir ki İmam Rıza (a.s) insanların imama olan ihtiyaçlarının nedenlerini açıklarken şöyle buyurdu:
«و منها: انا لا نجد فرقة من الفرق و لا ملّة من الملل عاشوا الاّ بقيّم و رئيس؛ لما لا بدّ لهم منه فى أمر الدين و الدني، فلم يجز فى حكمة الحكيم أن يتر الخلق بما يعلم أنه لا بدّ لهم منه و لا قوام لهم الا به»
“İnsanların imama olan ihtiyaçlarının delillerinden biri şudur ki hiçbir grubun ve milletin bir yönetici ve reis olmadan yaşamlarını sündürdüğüne şahit olmuyoruz; çünkü dünya ve din işlerinde ona ihtiyaçları vardır.  Öyleyse hakim birinin hikmetinden uzaktır ki kulların ihtiyacı olan ve kıyam ve devamlarının esası olan bir şeyi düşünmemiş olsun.
Gerçi alimlerden bazıları bu rivayeti zikretmekle birlikte onun manasından istifade ile sadece “masum imamdan itaatin vacip oluşunu” ispat etmekle yetinmişlerdir, ama Muhakkik Eşkuri’ye göre bu rivayet, masum imama itaatin vacip oluşunu ispatlayan delile istinatla fakihin itaatinin vacip oluşunu da ispat ediyor ve bu, yazarın ispat etmeğe çalıştığı şeydir. Zira eğer imamdan insanların gaybet dönemindeki ihtiyaçlarından sorulsaydı ve imam sussaydı, caiz olmazdı; çünkü halkın müptela olduğu bir soruya cevap vermemek imamın makamından uzaktır. Ama eğer cevap olarak halkın imama ihtiyaçlarının olmadığını söylerse, fesada ve anarşiye sebep olmasına ilaveten, imamın kulların kıyam ve devamı imamın vücuduna bağlıdır, sözüyle çelişecektir. Ama eğer ihtiyaçları vardır derse, işte bu ispat etmeye çalıştığımız şeydir.
Aynı şekilde yazar bir takım rivayetler naklederek bazılarının bu rivayetlere istinatla fakihlerin masum imamların halefi olduğunu ispatladığını naklediyor. Misal olarak;
“Alimler peygamberlerin varisleridirler; peygamberler dinar dirhem miras bırakmazlar, ama hadislerinden hadisleri miras bırakırlar…”
“İşlerin mecraları ilahi alimlerin elindedir; onlar Allah’ın helal ve haramının eminlerdirler.”
“…onu üzerinize hakim kıldım.”
“Onlar benim sizin üzerinize hüccetimdir ve ben Allah’ın hüccetiyim.”
Muhakkik Eşkuri bu rivayetlerin tahlilinde şöyle yazıyor: Niyabtin umumunu ispat etmek için bu rivayetlere istinat etmek doğru ve caizdir. Zira eğer bir peygamber veya onun halefi, yolculuğa çıktığında derse ki falan şahıs “benim halifemdir” veya “benim eminim”, “benim gibidir”, “benim hüccetimdir”, “karşılaştığınız hadiselerde sizin merciinizdir”, “sizin işlerinin ve ahkâmınızın mecrası onun elindedir” ve “halkın mesulüdür” ki bunlar tayin delillerinin ve diğer bazı rivayetlerin mefhumudur, tüm bu kelimeler ve tabirler, onun, peygamberin veya onun vasisinin riyasetle ilgili tüm ihtiyarlarına sahip olduğuna delalet ediyor. Yine onun risaletine dair devredilebilen tüm yetkileri kapsamaktadır. Aynı şekilde hakimler ve sultanlar yolculuğa çıktığında kendileri için geniş yetkilere sahip halef tayin ederler ve hiç kimse bu açık şeyde tereddüt etmez.
Bu Şii düşünüre göre, riyaset ve velayet açısından, akli ve şeri olarak, imam için sabit olan tüm yetkiler, risalet ve tebliğ gibi makamlar, fakih içinde sabittir. Sonuç olarak riyaset ile alakası olmayan yetkiler, ibadet, itaat, imamın ismeti ve harikulade işeler yapmak gibi şeyler ki ne aklen ve ne de şeri olarak riyasetin tesir ve yetkilerinden değildir, gerçekte riyasetin şeri tesir ve yetkileridir, veliy-yi fakihin yetki alanı dışındadırlar. Bu tesirlerin hariç bırakılmasının gereği olarak, iki türlü iş dışarıda bırakılacaktır:
Birinci olarak, maslahatı imamın kendisiyle alakalı işlerde imama itaatin vacip oluşu; ama memur olan şahsın veya halkın genelinin maslahatına olan şeyler fakih için de sabittir; zira bu gibi işler imamın riyasetiyle alakalı işlerdir ve halkın salahı ve fesadı hakkında karar alabilir.
İkinci olarak, kullukla alakalı işlerin riyaset makamıyla hiçbir ilişkisi yoktur ve kim onları üstlenirse üstlensin hiçbir fesada neden olmaz.
3. Akıl
Toplumda birçok işin gerçekleşmesi gerekir ve toplumun varlığı ve devamı onlara bağlıdır. İşte bu işler hâkim ve reis olmazsa bir düzene girmez. Nitekim geçen hadiste İmam Rıza (a.s) bu konuya değinmişti.
Muhakkik Eşkuri’nin üstadı Şeyh Ensari masum imama itaatin vacip oluşu noktasında akli delile istinat ediyor ve sonuca akli müstakiller ve gayri müstakiller yoluyla ispat etmeye çalışıyor. Talebesi de üstadını teyit ederek istidlali açıklamaya çalışıyor ve adil fakihin niyabetini bu yolla ispat ediyor.


İlgili Konular

Yorumunuzu Giriniz

E-Posta adresiniz yayımlanmayacaktır. *İle işaretli alanların girilmesi mecburidir.

*

buyuk-yarisma
پیام امام خامنه ای به مسلمانان جهان به مناسبت حج 2016
Şeyh Zakzaki