Veliyyi Fakihe Dair En Sade Akli Delil Nedir?

  • News Code : 802389
  • Source : Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA24.COM
Brief

İslam’ın itikadi sistemine göre hakimiyet Allah’ındır. Diğer yandan Allah insanların toplumsal işlerinde doğrudan müdahale etmiyor ve hakimiyete peygamberlere ve imamlara bırakmıştır. Allah tarafından tayin edilmiş masum imamın toplumun işleri üzerine hakimiyeti olmadığı durumlarda ne yapılmalıdır? Böyle bir durumda hükümeti kendi haline bırakalım denilebilir mi? Elbette böyle bir söz kabul edilemez.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA - Ayetullah Misbah Yezdi, sorular ve cevaplar isimli kitabında velayeti fakih hakkında sorulan bir soruya şöyle sade bir cevap vermiştir:
Akli bir ilkeye göre velayeti fakih konusunu şöyle açıklayabiliriz: Eğer bir iş akiller için makbul ve istenilen bir şey ise, ama bazı delillerden ötürü onun gerçekleşmesi zor veya imkansız olursa o işi tamamen terk etmezler. Aksine o işin bir mertebe aşağısını yaparlar; diğer bir tabirle daha mühim olan şeyi terk ederler ve mühim olanı yaparlar. Akiller mühim işlerde de bu derecelendirmeyi uygularlar. Aslında işlerin derecelendirilmesinden maksat şudur ki bazı şartlar altında birinci derecedeki iş zor veya imkansız olursa, ikinci derecedeki iş onun yerini alır. Bu akli kaideyi “tedrici iniş” diye adlandırıyoruz ki bunu İslam da kabul etmiştir. Fıkıhta bu kaidenin uygulandığı birçok yer vardır. Açıklama için burada iki misale işaret ediyoruz:
1. Faraza birisi namaz kılmak istiyor. İdeal olan namazın ayakta kılınmasıdır; ama eğer birisi hastalıktan dolayı ayakta namaz kılmaya gücü yetmiyorsa namazı terk mi etmelidir? Tüm fakihler diyorlar ki: kılabildiği kadar namazı ayakta kılsın ve gücü yetmediği yerlerde oturarak kılsın. Bir sonraki mertebede eğer namazı ayakta kılamıyorsa verilen hüküm oturarak namaz kılmasıdır. Eğer oturarak da kılamıyorsa uzanarak kılmalıdır.
2. Birisi bir şeyi bir özel bir yönde kullanılması için vakfederse, mesela sahip olduğu bir bağın gelirlerini masum imamın hareminin mumlarının alınması için vakfederse ve bugün mum kullanılmıyorsa, bu bağın gelirleri ne yapılmalıdır? Acaba ilk masraf yeri mümkün olmadığı için bu vakıf malını kendi haline mi terk edelim? Elbette ki böyle yapılamaz. Bu yüzden onu en yakın masraf yerinde harcamalıyız; mesela o bağın gelirlerini elektrik masrafları için kullanmalıyız; zira elektrik muma en yakın masraf yeridir. Bunu tedrici iniş diye adlandırıyoruz. Fıkhi terimde “daha mühim ve sonraki daha mühim” diye de adlandırılmaktadır.
Adil fakih masum imama en yakın ferttir:
İslam’ın itikadi sistemine göre hakimiyet Allah’ındır. Diğer yandan Allah insanların toplumsal işlerinde doğrudan müdahale etmiyor ve hakimiyete peygamberlere ve imamlara bırakmıştır. Allah tarafından tayin edilmiş masum imamın toplumun işleri üzerine hakimiyeti olmadığı durumlarda ne yapılmalıdır? Böyle bir durumda hükümeti kendi haline bırakalım denilebilir mi? Elbette böyle bir söz kabul edilemez; zira ilgili ilimlerde her toplum için hükümetin zarureti ispat edilmiştir. İşte burada “tedrici iniş” kaidesine istinat ederek velayeti fakihi zaruri biliyoruz. Tüm şartlara haiz olan fakih, masum imamın yerindedir ve ondan sonraki mertebede yer almaktadır. Elbette masum imam ile fakih arasındaki fasıla çok fazladır; ama insanlara hükümet konusunda ona en yakın ve en çok benzeyen ferttir. Sonuç olarak, yüce Allah hakimiyetin ilk mertebesindedir, ondan sonra Allah Resulü ve sonra masum imamlar gelir. Acaba bundan sonra dördüncü bir mertebe var mıdır?
Denilmelidir ki: Şiilerin görüşüne göre masum imamın gaybet döneminde veliyyi fakih hakimiyetin dördüncü mertebesinde yer almaktadır; tüm şartlara haiz fakih masum imama en yakın ferttir. Çünkü İslam hakiminin, İslam kanun ve kaidelerini bilme, toplumsal maslahatları bilme, emanetçi olmanın ve kamu yararını korumanın garantisi olan ahlaki salahiyet gibi bir takım vasıflara sahip olması gerekir. Masum imamda bu şartların tümü mevcuttur; zira masum imam, ismetinden dolayı şeriat kanununa muhalif hiçbir şeyi yapmaz ve sahip olduğu gaybi ilminden dolayı şeriat kanunlarına ve kamu yararına tam olarak agahtır. Tüm şartlara haiz fakih de bu şartların hepsine bir alt mertebede sahip olmalıdır ki hakimiyeti meşruiyet kazansın. Yani içtihat melekesine sahip olmalıdır ki İslam hükümlerini özellikle siyasi ve toplumsal alanlarda diğerlerinden daha iyi bilebilsin. Yine takva ve adalet melekesine sahip olmalıdır ki kamu yararını ve toplumun maslahatlarını kendi şahsi veya grup menfaatlerine tercih etmesin. Aynı şekilde siyasi, toplumsal ve uluslararası maslahatları bilmelidir ki şeytanlar onu aldatamasın ve adalet yolundan ayıramasınlar.

ABNA24.COM

Ayetullah Misbah Yezdi, sorular ve cevaplar isimli kitabında velayeti fakih hakkında sorulan bir soruya şöyle sade bir cevap vermiştir:
Akli bir ilkeye göre velayeti fakih konusunu şöyle açıklayabiliriz: Eğer bir iş akiller için makbul ve istenilen bir şey ise, ama bazı delillerden ötürü onun gerçekleşmesi zor veya imkansız olursa o işi tamamen terk etmezler. Aksine o işin bir mertebe aşağısını yaparlar; diğer bir tabirle daha mühim olan şeyi terk ederler ve mühim olanı yaparlar. Akiller mühim işlerde de bu derecelendirmeyi uygularlar. Aslında işlerin derecelendirilmesinden maksat şudur ki bazı şartlar altında birinci derecedeki iş zor veya imkansız olursa, ikinci derecedeki iş onun yerini alır. Bu akli kaideyi “tedrici iniş” diye adlandırıyoruz ki bunu İslam da kabul etmiştir. Fıkıhta bu kaidenin uygulandığı birçok yer vardır. Açıklama için burada iki misale işaret ediyoruz:
1. Faraza birisi namaz kılmak istiyor. İdeal olan namazın ayakta kılınmasıdır; ama eğer birisi hastalıktan dolayı ayakta namaz kılmaya gücü yetmiyorsa namazı terk mi etmelidir? Tüm fakihler diyorlar ki: kılabildiği kadar namazı ayakta kılsın ve gücü yetmediği yerlerde oturarak kılsın. Bir sonraki mertebede eğer namazı ayakta kılamıyorsa verilen hüküm oturarak namaz kılmasıdır. Eğer oturarak da kılamıyorsa uzanarak kılmalıdır.
2. Birisi bir şeyi bir özel bir yönde kullanılması için vakfederse, mesela sahip olduğu bir bağın gelirlerini masum imamın hareminin mumlarının alınması için vakfederse ve bugün mum kullanılmıyorsa, bu bağın gelirleri ne yapılmalıdır? Acaba ilk masraf yeri mümkün olmadığı için bu vakıf malını kendi haline mi terk edelim? Elbette ki böyle yapılamaz. Bu yüzden onu en yakın masraf yerinde harcamalıyız; mesela o bağın gelirlerini elektrik masrafları için kullanmalıyız; zira elektrik muma en yakın masraf yeridir. Bunu tedrici iniş diye adlandırıyoruz. Fıkhi terimde “daha mühim ve sonraki daha mühim” diye de adlandırılmaktadır.
Adil fakih masum imama en yakın ferttir:
İslam’ın itikadi sistemine göre hakimiyet Allah’ındır. Diğer yandan Allah insanların toplumsal işlerinde doğrudan müdahale etmiyor ve hakimiyete peygamberlere ve imamlara bırakmıştır. Allah tarafından tayin edilmiş masum imamın toplumun işleri üzerine hakimiyeti olmadığı durumlarda ne yapılmalıdır? Böyle bir durumda hükümeti kendi haline bırakalım denilebilir mi? Elbette böyle bir söz kabul edilemez; zira ilgili ilimlerde her toplum için hükümetin zarureti ispat edilmiştir. İşte burada “tedrici iniş” kaidesine istinat ederek velayeti fakihi zaruri biliyoruz. Tüm şartlara haiz olan fakih, masum imamın yerindedir ve ondan sonraki mertebede yer almaktadır. Elbette masum imam ile fakih arasındaki fasıla çok fazladır; ama insanlara hükümet konusunda ona en yakın ve en çok benzeyen ferttir. Sonuç olarak, yüce Allah hakimiyetin ilk mertebesindedir, ondan sonra Allah Resulü ve sonra masum imamlar gelir. Acaba bundan sonra dördüncü bir mertebe var mıdır?
Denilmelidir ki: Şiilerin görüşüne göre masum imamın gaybet döneminde veliyyi fakih hakimiyetin dördüncü mertebesinde yer almaktadır; tüm şartlara haiz fakih masum imama en yakın ferttir. Çünkü İslam hakiminin, İslam kanun ve kaidelerini bilme, toplumsal maslahatları bilme, emanetçi olmanın ve kamu yararını korumanın garantisi olan ahlaki salahiyet gibi bir takım vasıflara sahip olması gerekir. Masum imamda bu şartların tümü mevcuttur; zira masum imam, ismetinden dolayı şeriat kanununa muhalif hiçbir şeyi yapmaz ve sahip olduğu gaybi ilminden dolayı şeriat kanunlarına ve kamu yararına tam olarak agahtır. Tüm şartlara haiz fakih de bu şartların hepsine bir alt mertebede sahip olmalıdır ki hakimiyeti meşruiyet kazansın. Yani içtihat melekesine sahip olmalıdır ki İslam hükümlerini özellikle siyasi ve toplumsal alanlarda diğerlerinden daha iyi bilebilsin. Yine takva ve adalet melekesine sahip olmalıdır ki kamu yararını ve toplumun maslahatlarını kendi şahsi veya grup menfaatlerine tercih etmesin. Aynı şekilde siyasi, toplumsal ve uluslararası maslahatları bilmelidir ki şeytanlar onu aldatamasın ve adalet yolundan ayıramasınlar.


İlgili Konular

Yorumunuzu Giriniz

E-Posta adresiniz yayımlanmayacaktır. *İle işaretli alanların girilmesi mecburidir.

*

Mourining of Imam Hossein
İran İslam Cumhuriyeti Rehberi Ayetullah Uzma Seyyid Ali Hamanei’nin 2017 Hac Mesajı
پیام امام خامنه ای به مسلمانان جهان به مناسبت حج 2016
Şeyh Zakzaki