Şikaki'nin halefi konuştu

  • News Code : 176684
  • Source : DB
İslami Cihad'ın lideri Şallah Türkiye'nin vizyonundan, Hamas'la ilişkilerine kadar herşeyi anlattı.

1980'li yıllarda Dr. Fethi Şikaki tarafından kurulan İslami Cihad Hareketi Filistin'de İsrail işgaline karşı mücadele eden en önemli gruplardan biri olarak biliniyor. Fikri yapısı ve siyaset tarzı olarak Filistin'deki diğer direniş örgütlerinden farklı bir görüntü çizen İslami Cihad'ın liderliğini bugün Dr. Ramazan Şallah yürütüyor. Filistinli bir akademisyen olan Dr. Şallah, uzun yıllar İngiltere ve Amerika gibi Batı ülkelerinde hem eğitim görmüş, hem de hocalık yapmış entellektüel bir şahsiyet. Amerikan yönetimi geçen hafta Dr. Şallah'ı FBI'nın en çok arananlar listesine tekrar koyduğunu açıklamıştı. Daha önce de İsrail Yönetimi tarafından bir çok kez ölümle tehdit edilen Dr. Şallah, başta kendi hakkında bilinmeyen birçok bilgi olmak üzere, merak edilenleri ve örgütün politikalarını ilk kez Dünya Bülteni ile paylaştı.

İşte ABD'nin en çok arananlar listesinde bulunan İslami Cihad Lideri'nin sorularımıza verdiği cevaplar…

-İslami Cihad Hareketi'nin Lideri Dr. Ramazan Şallah'ı daha yakından tanımak istiyoruz. Bundan dolayı röportaja sizinle ilgili bir soruyla başlayacağım. Filistinli gençlerin çoğu direnişçi olmak isterken siz akademisyen olmayı tercih ettiniz. Niçin?

Sıradan bir Filistinli ailenin çocuğu olarak Gazze'de dünyaya geldim. Babam pek fazla siyasi yönü olmayan; fakat son derece dindar bir insandı. Ben de çocukluğumdan itibaren mescidleri çok seviyordum. İlk defa ilkokul 4. sınıfta mahallemizin mescidinde ezan okuduğumu hatırlıyorum. Çocukluğumdan itibaren derslerim hep iyi oldu ve okuduğum okulları hep birincilikle bitirdim. Kitaplara karşı olan yoğun ilgim çocukluk yıllarımdan itibaren başladı. Lise yıllarımda daha çok Peygamber Efendimiz'in hayatı ve sahabelerle ilgili kitaplar okurdum. Üniversite eğitimimi Gazze İslam Üniversitesi'nde tamamladım. 1986 yılında üniversiteyi bitirdim ve iktisat alanında doktora yapmak için İngiltere'ye gittim. 1989 yılında İngiltere'de doktoram sona erdi. Doktora konum iktisattı. Doktoramı tamamladıktan sonra bir yıl İngiltere'de kalıp çeşitli konularda ilmi araştırmalar yaptım. İngiltere'den Amerika'ya geçtim ve Güney Florida Üniversitesi'nde uluslararası iktisat üzerine dersler vermeye başladım. Güney Florida Üniversitesi'nde hocalığım beş yıl sürdü. 1995 yılında Amerika'dan ayrıldım ve Fethi el Şikaki'nin isteği üzerine Şam'a geldim.

ÜNİVERSİTE HOCALIĞINDAN ÖRGÜT LİDERLİĞİNE

-Uzun zaman Amerika'da kalmanıza rağmen İslami Cihad Hareketi ile olan bağınız ortaya çıkmadı. Bunu nasıl başardınız?

Amerikalılar beni tanıyorlardı. Bundan dolayı İslami Cihad'ın başına geçtiğimde bir hayli şaşırdılar. Hatta o zamanki Amerikan basınında "Teröristlerin başı Amerika üniversitelerinde hocaydı" şeklinde haberler çıktı. Florida Üniversitesi'nde dersler verirken İslami Cihad'ın yönetimindeydim. Sürekli olarak İran'a, Sudan'a, Şam'a, Lübnan'a yolculuklar yapıyordum. Üniversite yönetimi ilmi toplantılar için bu yolculukları gerçekleştirdiğimi zannediyordu; fakat bu yolculukları Şikaki'nin isteği üzerine yapıyordum ve bu yolculuklarda İslami Cihad adına görüşmeler gerçekleştiriyordum. Gizliliğe çok dikkat ediyorduk. İslami Cihad ile olan ilişkilerimi sadece Şura Meclisi'ndeki arkadaşlar biliyordu. Dr. Fethi Şikaki şehit olmadan dört ay önce beni Şam'a çağırdı. Ben de üniversitedeki görevimden ayrılıp Şam'da İslami Cihad'ın çalışmalarına katılmaya başladım. Filistin'e geri dönüp örgüt içindeki görevlerimi Gazze'de sürdürmek istiyordum. Filistin'e doğru yola çıkmak için Dr. Şikaki'ye her haber verişimde bana biraz daha beklememi söylüyordu. Bu şekilde tam dört ay Şam'da bekledim. Ben Filistin'e dönmek için hazırlık yaparken Dr. Şikaki, Mossad Ajanları tarafından Malta'da şehit edildi. Bunun üzerine İslami Cihad'ın şura heyeti benim hareketin başına geçmeme karar verdi.

-İslami Cihad Hareketi'nin kurucusu olan Dr. Fethi Şikaki'yi en yakından tanıyanlardan biri de sizsiniz. Dr. Şikaki ile ilk defa nasıl tanıştınız?

Dr. Fethi Şikaki ile ilk defa Kahire'de tanıştık. Bir arkadaşım bana "Gazzeli bir hemşerini tanıyorum, istersen seni onunla tanıştırayım" dedi. Arkadaşımın bu teklifini kabul ettim ve Dr. Şikaki ile tanışmaya gittim. Kendisiyle biraz sohbet ettim ve bana hangi kitapları okuduğumu sordu. Halid Muhammed Halid'in "Rasülüllah'ın Hayatında 10 Gün" isimli bir kitabını okumuştum ve çok etkilenmiştim. Bu kitabı söyleyince Dr. Şikaki Halid Muhammed Halid'in "Rasülüllah'ın Etrafındaki Adamlar" isimli kitabını okuyup okumadığımı sordu. Şikaki'ye bu kitabı okumadığımı söyledim ve bunun üzerine bana "Rasülüllah'ın Etrafındaki Adamlar" isimli kitabı hediye etti. Böylece Dr. Şikaki ile aramızdaki kitap alışverişi başlamış oldu. Her kitap okuyuşumda bana yenisini veriyordu. İlk başlarda sahabelerin hayatları ile ilgili kitaplar veriyordu. Daha sonra da siyasi kitaplar vermeye başladı. Seyyid Kutup'un "Yoldaki İşaretler" isimli kitabından ve tefsirinden çok etkilenmiştim. O yıllar Seyyid Kutup'un eserleri zihin dünyamda zelzele etkisi yapıyordu ve siyasi düşüncelerimi şekillendiriyordu.

İSLAM DÜNYASI'NIN MÜTEFEKKİRİ YOK

-Bu konuyu biraz daha açmak istiyorum. Fikir dünyanızı etkileyen isimlerden daha ayrıntılı bir şekilde bahseder misiniz?

Yaşantı ve İslami kültür olarak Şeyh Muhammed Şaravi'den ve Muhammed Gazali'den çok etkilendim. Bu iki davetçinin eserleri dini yaşantımın şekillenmesinde etkili oldu. Siyasi olarak ise Malik bin Nebi, Seyyid Kutup, Raşid el Gannuşi, Hasan Turabi gibi fikir adamlarının düşünce dünyama büyük etkileri oldu. Gençlik yıllarımda Muhammed Bakır Sadr'ın kitaplarını da ilgiyle okuyordum. İslam dünyası bugün mütefekkirlere, düşünce adamlarına ihtiyaç duyuyor. Bugün İslam dünyasında fıkıhçılar, hadisçiler, hatipler, hukukçular var; fakat mütefekkir yok. Şeyh Yusuf el Karadavi İslam dünyasının en önemli isimlerinden biridir; fakat kendisi bir düşünce adamı değil; bir fıkıhçıdır. İslam dünyasının düşünce alanında sorunu olduğunu, düşünce alanındaki sorunun da siyasi ve toplumsal hayatı olumsuz bir şekilde etkilediğini düşünüyorum. İngiltere'de doktora yaptığım yıllar Türkiye'den Said Nursi'nin kitaplarını okumuştum ve çok beğenmiştim. Said Nursi derin bir düşünce adamı. Ayrıca düşüncelerini çok güçlü bir şekilde anlatıyor. İngiltere'de Said Nursi'nin talebeleriyle de tanışmıştım. Fakat talebelerinin Said Nursi'yi iyi bir şekilde anlayamadıklarını fark ettim. Daha sonraki yıllar Fethullah Gülen'in de bazı kitaplarını okuma imkânı buldum. Fakat Fethullah Gülen'de Said Nursi'deki derinliği göremedim.

FİLİSTİN DİRENİŞİ İSLAMCILAŞTI

-Dr. Fethi Şikaki Filistin Davası açısından önemli bir figür. Şikaki'nin bu önemi sizce neden kaynaklanıyor?

İslami Cihad Örgütü'nün varlığı ve İsrail işgaline karşı verdiği mücadele Dr. Şikaki'nin etkisinin dünyadan ayrıldıktan sonra da sürdüğünün en önemli delilidir. Bizler Şikaki'nin öğrencileri olarak İslami hareket adına bir çok şeyi ondan öğrendik. Dr. Şikaki'nin fikirleri ve şehadeti Filistin'de cihad ve direniş fikrini daha da güçlendirdi ve Filistin'deki direnişin İslami hareketin şemsiyesi altına girmesini sağladı. 1980'li yıllarda Filistin'deki direniş sol ve milliyetçi grupların kontrolü altındaydı. Aynı yıllar Filistin'deki İslami hareket daha çok gençlerin terbiye edilmesi ve toplumun ıslah edilmesi için çalışmalar yürütüyordu. Dr. Şikaki ısrarla Filistin direnişinin İslami bir direniş projesine dönüşmesi gerektiğini dile getirdi. Dr. Şikaki ayrıca Filistin'de İsrail işgaline karşı cihad edilmesinin farz olduğunu ve İslami hareketin cihad ve direniş sahasına inmesini savundu. Bu çabalar sonunda meyve verdi ve önce İslami Cihad, daha sonra da Hamas direniş sahasına indi. Bugüne kadar da kol kola, aynı safta İsrail işgaline karşı mücadelemizi sürdürüyoruz. Bugün Filistin'deki direniş projesi hem düşünce, hem de pratik olarak cihad projesine dönüşmüştür. Bu ateşi tutuşturanların başında da Dr. Şikaki gelmektedir.

MÜSLÜMANLAR ERDOĞA'LA GURUR DUYUYOR

-Gazze Savaşı ile birlikte Türk Hükümeti ile İsrail Hükümeti arasındaki ilişkiler gergin bir hal almaya başladı. Hatta son haftalarda yaşanan "Elçi Krizi" ile birlikte ilişkiler bir ara kopma noktasına kadar geldi. Türkiye'nin Filistin konusundaki siyasi duruşunu ve Türkiye ile İsrail arasında yaşanan gerginliği nasıl görüyorsunuz?

Türkiye Halkı'nın Filistin davasına verdiği desteğin en üst düzeylere çıkması bizi aslında hiç şaşırtmadı. Filistin yıllarca Türklerin dedelerinin himayesi altında olan hilafet sayesinde özgür bir şekilde var olmuş, hilafetin yıkılmasıyla da özgürlüğünü kaybetmiştir. Kudüs sadece Gazzelilere, Ceninlilere, Filistin Halkı'na emanet değildir. Kudüs Peygamberimizden İslam Ümmeti'ne emanettir. Bizler bu Ümmetin evlatları olarak bu emanete sahip çıkmalıyız. Türkler Filistin'i, Kudüs'ü akıllarından hiç çıkarmadılar. Türkiyeli Müslümanlarla Filistin arasında hem dini, hem de tarihi çok güçlü bir bağ var. Bu dini ve tarihi bağ Türkiye Halkı'nın Filistin'e, Kudüs'e yönelmesini sağlıyor. Türk Hükümeti'nin Filistin konusunda gösterdiği kararlı tavır da bütün Müslümanların övündüğü, gurur duyduğu bir tavırdır.

Başbakan Recep Tayip Erdoğan İsrail'e karşı gösterdiği tepkilerle sadece kendi halkının değil; bütün Müslümanların duygularının tercümanı oluyor ve bütün Müslümanlar Erdoğan'la gurur duyuyor. İsrail ancak bu dilden anlar. Türkiye Hükümeti'nin Filistin konusundaki duyarlılığının sürmesini temenni ediyoruz.

-Türk Hükümeti ile İsrail arasındaki ilişkilerin tamamen kesilmesini mi istiyorsunuz, yoksa kimilerinin dediği gibi Türk Hükümeti Arap devletleri ile İsrail arasındaki arabuluculuk rolünü sürdürmeli midir?

Türkiye'nin İsrail ile olan ilişkilerinin nasıl olacağına Türkiye Halkı ve Türk Hükümeti karar verecektir. Fakat unutmamalıyız ki İsrail İslam Coğrafyası'nın kalbine saplanmış kanlı bir bıçaktır. Bu kanlı bıçak İslam Ümmeti'nin kalbi olan Kudüs'ten çıkarılmadıkça Müslümanlar rahat yüzü görmeyecekler. Türkiye ile İsrail arasında uzun yıllardır süren çeşitli ilişkiler ve antlaşmalar var. Bu ilişkilere rağmen Türk Hükümeti'nin İsrail'e karşı gösterdiği siyasi duruş diğer İslam ülkelerinin, özellikle de Arap Yöneticilerin kendilerine örnek almaları gereken siyasi bir duruştur.

-Arap medyasında son zamanlarda sık sık Ak Parti için Yeni Osmanlılar ifadesini kullanılıyor. Siz bu kavramsallaştırmayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Ayrıca Ortadoğu Halkları gerçekten Osmanlı Hilafetini'nin geri dönmesini istiyorlar mı?

Osmanlı Hilafeti bir İslam Hilafetidir. Bundan dolayı her Müslüman gibi biz de Osmanlı Hilafetine saygı duyuyoruz ve Osmanlı Hilafeti'ni hataları ve sevaplarıyla bu ümmetin tarihi olarak görüyoruz. Bugün İslam Ümmeti yaşadığı olumsuzluklardan dolayı tarihini ve hilafeti özlemektedir. Müslümanların maslahatlarına sahip çıkan, özellikle de Filistin'i korumaya yönelik her siyasi tavır bölge insanına Osmanlı Hilafetini hatırlatıyor. Burada önemli olan misyon ve roldür. İsmin hiçbir önemi yok. Türkiye devlet olarak bölgede Osmanlı misyonunu üstlenebilirse Müslümanlar bundan büyük bir memnuniyet duyacaklardır. Biz Osmanlı Hilafeti'nden İslam'a, Müslümanlara, Filistin'e sahip çıkmayı; Siyonistler karşısında Sultan Abdülhamid gibi durmayı anlıyoruz. Bundan dolayı hepimiz aslında Osmanlıyız. Osmanlı olmak sadece Adalet ve Kalkınma Partisi'ne veya Türklere has bir kimlik değildir. Osmanlı olmak bu şiarlara sahip çıkmaktır.

- Arap basınında dönem dönem Hamas'la olan ilişkilerinizde sorunlar olduğu yönünde haberler çıkıyor? Bu haberler doğru mu?

İslami Cihad ile Hamas arasındaki bağlar son derece güçlüdür. Hamas'la akide, ideoloji, proje, strateji ve hedefler noktasında ittifak halindeyiz. Aynı safta Siyonist işgale karşı mücadele ediyoruz. Aramızdaki ihtilaflar ictihad farklılıklarından dolayı oluşan ihtilaflardır. İslami Cihad olarak başta kardeşimiz Halid Meşal olmak üzere Hamas'daki bütün kardeşlerimizi seviyoruz ve onlara saygı gösteriyoruz.

İSLAMİ CİHAD NİÇİN FARKLI?

-İslami Cihad Hareketi'nin Filistin'deki diğer direniş gruplarından farkı nedir?

Biz her şeyden önce İslami bir hareketiz ve kendimizi İslamcı olarak görüyoruz. İdeoloji olarak İslam'ın siyasi projesine inanıyoruz ve bu yönümüzle Filistin'deki milliyetçi, laik veya marksist gruplardan ayrılıyoruz. İslami Cihad düşünce olarak evrensel bir yapıya sahiptir. İhvan'ın veya Hizbüttahrir'in fikri olarak etkilendiği isimler belli isimlerdir ve daha çok onların kitaplarından faydalanırlar. Fakat biz düşünce olarak daha evrensel olduğumuzu düşünüyoruz ve İslam Ümmet'inin yetiştirdiği değerli bütün fikir adamlarından faydalanmaya çalışıyoruz. İslami Cihad Hareketi'nin içinde Selefi düşünceyi, İhvan'ın düşüncesini veya Sufi düşünceye sahip olan insanlar olabilir. İslami Cihad düşünce olarak o kadar geniş bir yapıya sahiptir ki bu görüşlerin hepsini içinde barındırabilir. İslam Akidesi'ne ters olmayan bütün düşüncelerden faydalanmamız gerektiğini düşünüyoruz. İslami Cihad'ın bir başka yönü de tekfir fikrine karşı olmasıdır. Fıkıh ve akide olarak Ehli Sünnet çizgisine tabi olsak da Ehli Sünnet'in dışındaki mezhepleri taklit eden Müslümanları tekfir etmeyiz ve tekfir edenlere de karşı çıkarız. İsrail'e karşı olan ve Filistin'in özgürleşmesi için çaba gösteren bütün kıble ehliyle bir araya gelmek, onlarla aynı safta Siyonist işgale karşı mücadele etmek istiyoruz.

- Filistinli direniş gruplarının seçimlere girmesine şiddetle niçin karşı çıkıyorsunuz?

İslami Cihad olarak Oslo Antlaşması'na karşıyız ve Oslo Antlaşması'nın gölgesi altında oluşturulan bütün siyasi yapıların gayri meşru olduğunu düşünüyoruz. Filistin Özerk Yönetimi de Oslo Antlaşması'nın gölgesi altında kurulduğu için gayri meşru bir yapıdır. Filistin bugün yabancı bir gücün işgali altındadır ve işgalin gölgesi altında seçimlere girilmesini siyasi değerlerimiz açısından doğru bulmuyoruz. Bu yönümüzle devrimci bir tarza ve siyasete sahibiz. Dün bizden işgalin gölgesi altında seçimlere girmemizi isteyenler; bugün de ambargo altında seçimlere girmemizi istiyorlar. Biz ancak Filistin tamamen özgür olduktan sonra seçimlere girebiliriz. Fakat vatanımız özgür olana kadar tercihimiz direnişten ve cihaddan yana olacaktır. Arap Yönetimleri kendi ülkelerinde demokrasiyi uygulamadıkları halde bizi seçimlere girmeye zorluyorlar. Soruyorum size, bu bir çelişki değil midir?

HAMAS FATURA ÖDÜYOR

-Bazıları Hamas'ın siyasete girdikten sonra direnişi terk ettiğini iddia ediyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Hamas'ın direnişi bıraktığını düşünmüyorum ve bu suçlamayı doğru bulmuyorum. Fakat Hamas seçimlere girmenin faturasını ödüyor. Bu faturada ağır bir fatura. Biz seçimlere girmemeleri konusunda Hamas'daki kardeşlerimizi uyardık; fakat onlar seçimlere girme yönünde bir ictihadda bulundular. Fakat Hamas proje olarak asla direniş ve cihad projesini terk etmedi. Hamas dün olduğu gibi bugün de İslami bir direniş hareketidir.

-Hamas Hükümeti Gazze'deki silahlı grupları içişleri bakanlığının bünyesinde toplamak için çalışma yapıyor. Bu girişime nasıl bakıyorsunuz?

Hamas Gazze'de bağımsızlık ilan edip Filistinli gruplara bir "Direniş Hükümeti" kurulması yönünde çağrı yaparsa silahlı güçlerimizin "Direniş Hükümeti"nin bünyesinde görev almasına sıcak bakabiliriz. Fakat Oslo Antlaşması'na bağlı olarak kurulan FilistinYönetimi'nin bir parçası olarak Gazze'deki yönetimini sürdürmeye devam ederse, işgalin gölgesi altında kurulan bir hükümette görev almayı asla kabul etmeyiz.

-Filistinli gruplar arasındaki ayrılıkların giderilebileceğine inanıyor musunuz? Eğer inanıyorsanız, bu ayrılıkların hangi yöntemle sona erdirileceğini düşünüyorsunuz?

Filistin grupları ve halkımızı birleştirecek tek proje direniş projesidir. Siyasete veya seçimlere önem vermek Filistinlileri bölecektir. Biz Filistinli grupları direnişe çağırıyoruz. Türkiye Halkından da direniş projesini desteklemelerini talep ediyoruz.


ramadan
conference-abu-talib
İran İslam Cumhuriyeti Rehberi Ayetullah Uzma Seyyid Ali Hamanei’nin 2018 Hac Mesajı
Şeyh Zakzaki