Nureddin Şirin İle Röportaj

  • News Code : 240331
  • Source : haberdem
Gazeteci Yazar Nurettin ŞİRİN, Haberdem sitesine Türkiye gündemi ve merhum Milli Görüş lideri Necmeddin Erbakan Hocayı anlattı.

Ehl-i Beyt Haber Ajansı ABNA-

-Öncelikle bize zaman ayırdığınız için sizlere teşekkür ediyoruz.

- Ben teşekkür ediyorum. Allah razı olsun.

-Sizi Türkiye; şehadet, istiklal ve tevhid dergilerinden, selam gazetesi haber müdürlüğünden tanıdı. Sincan’da düzenlenen Kudüs Gecesinde ve akabinde 8 yıl hapis cezasına çarpıtıldınız. Kudüs için kürsülerde konuşan ya da yazan olmadınız, sokaklarda yürüyen, slogan atan ve elini taşın altına koyan bir karakter olarak tanıdık sizi. Bize Kudüs’ü anlatır mısınız?

-Öncelikle HaberDem sitesine çalışmalarında başarılar diliyorum. Yayın ekibine özellikle İslam ümmetinin kritik dönemlerde geçtiği dolayısıyla İslam ümmetinin geçtiği bu kritik dönemlerde başarılı ve etkili yayınlar diliyorum.

Kudüs üç boyutlu bir simgedir bizim için:

Birincisi; Kudüs bir coğrafyanın bir beldenin bir bölgenin adı ve bu belde Allah (Tebareke ve Teâlâ) tarafından mukaddes ve mübarek kılınmıştır. Bu Kuran’ı Kerim’de İsra Süresinin 1. Ayeti kerimesinde belirtilmekte. Kuran’ı Kerim’de ki İsra süresinin 1. Ayetinde Hz. Resullullah’ın isra’sını ve miraç’ını belirtir.

İsra bir gece vakti Hz. Resulullah’ın Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya götürülmesi, Miraç ise; Mescid-i Aksa’dan Sıtre-i Mutahhaya âlemlerin Rabbi olan Allah’ın katına yükseltilmesi. Burada; Kudüs’le birlikte Hz. Resulullah’ın Miraç’ını İsra’sını ve aynı şekilde Mescid-i Aksa olarak Müslümanların ilk Kıblesini hatırlarız.

İkinci olarak; Kudüs deyince İslam ümmetinin yeniden diriliş, özgürlük ve kurtuluş mücadelesinde ve İslam ümmetinin birlik, beraberlik ve vahdet cephesinin oluşmasında Kudüs bir eksendir. Yani ister Filipinli Müslüman olsun, ister Endonezyalı Müslüman olsun, ister Anadolu’da bir Müslüman, ister Kahire’de bir Müslüman olsun, sadece Filistinliler olarak değil. Her bir Müslüman Kudüs etrafında kenetlendiğinde, Kudüs davası etrafında birleştiğinde aynı zamanda ümmeti vahide yani tek bir ümmet ve dünya İslam birliğinin idealinin de Müslüman halklar nezlinde birlik cephesinin oluşmasının zemindir Kudüs. Yani Kudüs bir vahdet zeminidir. Kudüs bir direniş zeminidir. Kudüs ümmetin buluşma ve kucaklaşma zeminidir. Kudüs ümmetin bilekleriyle yüreklerini birleştirme zeminidir.

Üçüncü olarak; yine Resulü Ekremin miracından hareket edecek olursak miracın hikmetleri şüphesiz çoktur. Âlimlerimiz, müfessirlerimiz Mirac’ı İsra süresinin 1. Ayetinin tefsirinde kapsamlı bir şekilde beyan etmişlerdir. Ancak bir noktayı ben burada eklemek isterim ki Kudüs’ün anlaşılması açısından; Hz. Resulü Ekrem Kudüs’ten Allah’a yükseldi, Mescidi Haramdan Mescidi Aksa’ya götürüldü oradan Allah’a yükseldi. Bu yükselişi âlimler farklı görüşlerde bulunarak beyanda bulunmuşlardır. Ancak bedenen yükseldiği konusunda âlimlerimiz fikir birliğine varmışlardır.

Şimdi bu yükseliş Hz. Muhammed’in Allah ile olan yani Resulullah’a has kılınmış özel bağını da temsil eder. Çünkü öyle bir yükseliş ki; Meleklerin dahi girmediği bir alan olan Sıtre-i Muntaha Allah ile bir buluşma söz konusudur. Kuşkusuz ki bu bize bir mekân izafe etmeyi gerektirmez yani Allah mekândan münezzehtir. Allah için muayyen bir bölge muayyen bir alan Allah’ın varlığıyla sınırlı değildir. Allah her türlü mekândan münezzehtir.

Burada düşünmemizi gerektiren bir nokta vardır. Resullah Kudüs’ten yükseldi Allah’a doğru. Aynı şekilde şunu düşünmemiz mümkündür ki Resulullah’ın ümmeti özellikle İslam dünyasının darmadağın edilmesinden, işgal edilmesinden, viran edilmesinden, ulusal sınırlarla parçalara bölünmesinden, emperyalistlerin desteklediği güçler tarafından gasp edilmesinden, kukla rejimlerin kurulmasından, Müslümanların mukaddesatlarının, onurlarının, ırzlarının ve namuslarının çiğnenmesinden, İslam ümmetinin kaynaklarının sömürülmesinden, talan edilmesinden, yağmalanmasından sonra İslam ümmetinin ölümcül bir darbe alıp, ama bu darbeden sonra tekrar dirilmesi, ayağa kalması Kudüs’le birlikte olacaktır. Nasıl ki Resulullah Kudüs’ten Allah’a yükseldi bu ümmette Kudüs’le birlikte yükselecektir, yükselişi Kudüs’le birlikte olacaktır.

İşte bu noktada diyebiliriz ki; Kudüs aynı zamanda ümmetin yükselişini, ümmetin şahlanışını, ümmetin ayağa kalmasının, ümmetin Allah’a, ilahi değerlere, ilahi nizama, ilahi egemenliğe, ilahi sancağa ulaşmasının da bir zeminidir.

Bu üç boyutu birleştirecek olursak; Kudüs bir coğrafyanın, bir davanın, bir kimliğin, bir yükselişin, bir vahdetin ve ümmetin kurtuluş mücadelesinde ana kapının merkezidir.

-MTTB ve akıncılar kökenli olduğunuzu biliyoruz. O dönemde aktif çalışmalarda bulundunuz. O dönemden bu döneme bir değerlendirme yapacak olursak; neler değişmeliydi? Ya da neler değişti?

-Şimdi 12 Eylül öncesinde ben ortaokul ikiye gittiğim sıralarda MTTB bilahare Akıncılara, Akıncı liselilerin çalışmalarına mümkün olduğu sürece katılmaya çalışıyordum. MTTB’nin genel merkezine gidiyordum. Ortaöğretim komitesine gidiyordum. Fakat o dönemde bizim için bir eksen, bir çatı, bir üst kimlik vardı. Bu da merhum Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN Hocamızın liderliğinde ki Milli Görüş hareketiydi. Yani akıncılarda olan kardeşlerimiz, MTTB’de olan kardeşlerimiz daha sonra İKO ve değişik isimler altındaki derneklerde olan kardeşlerimizin ekseni buydu. Milli Görüş hareketinin gençliğini ifade ediyordu, gençlik organizasyonlarını ifade ediyordu. Yani o dönemde Milli Selamet Partisi’nin Gençlik kolları vardı. Ancak Partiler yasası gereği gençlik kolları çalışmalarını belli sınırlar içerisinde yapıyordu. Buna nispetle MTTB daha sistemli bir öğrenci hareketiydi. Akıncılar ise kendine has bir mücadele hareketiydi. Ümmetçi bir mücadele hareketiydi. Ama dediğim gibi hepsinin üzerinde, ister MTTB olsun, ister Akıncılar olsun ya da diğer gruplar; hepsi Erbakan Hoca’mızın emrindeki Milli Görüş hareketinin gençlik camiasını ağrılıklı olarak oluşturuyordu.

O dönemde Türkiye ümmet bilincine dayalı, islamın siyasi iktisadi hukuki idari bir nizam olmasından dolayı ve bu hak nizamı yeryüzünün her bir noktasında yeniden hâkim kılma ümmet temelinde yeni bir medeniyet inşa etme mücadelesi o dönemde ciddi anlamada şekilleniyordu. Milli Görüş hareketi işte o dönemde bunun önderliğini yapıyor, mücadelenin kalbini ifade ediyordu.

O dönemde attığımız sloganlar, duvarlara yazdığımız sloganlar, mitinglerde kullandığımız sloganlar doğrudan bu hedefleri en güzel şekilde ifade ediyordu. Mesela;” tek yol İslam”,” çağımız buhranda kurtuluş İslam’da”, “tek önder peygamber” ve “anayasa Kuran’dır şeriat İslam’dır” gibi sloganlar ortak sloganlardı. Bunlarda apaçık bir misyonu ifade ediyordu. Dolayısıyla gençlik dönemleri Elhamdülillah bizler açısından, arkadaşlarımız açısından ve büyükler açısından çok bereketli geçti. Belki bugün Türkiye’de hemen hemen birçok İslami camialar ve dernekler çalışıyor olsalar da, hepsi o dönemde bir noktada birleşiyorlardı. Oda Milli Görüş hareketinin kimliğiydi. Milli Görüş hareketinin ortaya koyduğu ideal ve hedeflerdi. Yani Erbakan hocamızın rahleyi tedrisinde geçmemiş kişi yoktu diyebiliriz. Yani o dönemde aynı davada mücadele ettiklerinden bahsediyorum. Bu noktadan baktığımız zaman günümüzde birçok İslami sivil toplum kuruluşu, vakıf ve dernek kökleri akıncılara, MTTB’ye Milli Görüş eksenine dayanıyordu. Aynı kişilerin şimdi Milli Görüş mensubu olduklarını göremeyiz. Zaman içerisinde ki bir takım değişiklikler, yapılan yeni açılımlar, yeni yaklaşımlar, farklı dernekler, farklı üsluplar, farklı yöntemler ve farklı guruplar oluşturmaya neden oldu. Ama içinde yaşadığımız son 10, 20 yılı bir bütün olarak değerlendirecek olursak; İslami çalışmalar hep kökünü, suyunu, havasını ve gıdasını 12 Eylül öncesindeki Milli Selamet Partisi Liderliğindeki Milli Görüş hareketinde ve bu hareketi oluşturan MTTB’de ve Akıncılardan almıştır.

-Erbakan hoca’dan söz açılmışken Siyonizm’i bizlere tanıtan davası uğruna her şeyi göze alabilen bir liderdi Erbakan. Bu bağlamda Erbakan hoca hakkında neler söylemek istersiniz.

-Erbakan hocamızın şahsiyetini, kimliğini, misyonunu, mücadelesini 5 başlık altında özetleyebiliriz.

Birincisi; Erbakan hoca bir müfsit bir müceddid idi. Bu kavramların fail babında karşılığı ıslah ve tecridtir. Islah ve tecrit birbirini tamamlayan iki kavramdır. Bu kavramların saptırılmış şekli reformdur. Yani; birileri reform ya da reformculuk gibi akımları ıslah ve tecrit kavramlarına dayandırarak meşrulaştırmak isteye bilir. Dolayısıyla reformizim bakış açısı ve yaklaşımları aslında meşruiyetini ıslah ve tecrit kavramından almayacağının altını çizmek istiyorum. Islah ve tecrit kur ani ve nebevi bir kavramdır. Islah eden, ıslah hareketine önderlik eden kişiye muslih denir. Bu kuran deyimidir. Bunun karşıtı müfsittir. Yani muslih olmayan biri yıkandır, bozguncudur ve tahripçidir. Tecrit fiili ise Hz. Resul Ekrem (sav)’in bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmaktadır: “Allah her yüzyılda bir ümmetine bir müceddid gönderir.” Tecrit kelime anlamı yenilemek, müceddid ise; yenileyendir. Bire bir sözlük karşılığı budur. Kavramsal karşılığı ise; dini asli ve doğal yapısına döndürme çabasıdır. Dinin etrafında oluşmuş, dine mal edilmiş, anlayışlara, kültüre, geleneklere, ibadetlere ve inançlara bir şekilde karışmış ulaşmış bidatler ve hurafeler vardır. Bunları arındırmak ve dini resulü Ekrem (sav)’in nazır olduğu üzere Asrısaadette kristalize olduğu şekilde aslına döndürme çabasıdır. Bu çaba akide, fıkıh, tefsir, hadis, irfan ve ahlak gibi sahalarda olduğu gibi sosyal ve siyasal alanlarda da olmaktadır.

Akidede bidat vardır, olabilir. İbadetlerde ve amellerde bidat vardır, olabilir. Ama aynı zamanda zihinlerde Müslümanların düşüncelerinde bidatler hurafeler vardır. Mesela; Müslümanların soğuk savaş döneminde, komünizm ve kapitalizm ayrışması karşısında kapitalizmin yanına itilmesi, Müslümanların sağcılaştırılması en büyük bidatlerdendir. Dolayısıyla müslümanın bu sapmadan arındıran, onu hak istikamete sır ati müstakim üzere, Allah ve resulünün gerçek yolu üzere döndürmeyi, bağımsız ve özgür İslami bir kimlik kazandırmayı hedefleyen, buna çabalayan ve bunu da başaran hareket tecriddir. Bunu gerçekleştirende müceddidtir. Aynı şekilde nasyonalizm, ırkçılık büyük bir bidadtir. Sekülerizm ve laiklik büyük bir bidaddir. Dini Protestanlaştırsak, yalnız ibadet ve inançtan ibaret görmek, dini siyasetten, hukuktan ve devletten ayırmak ayrı görmek büyük bir bidattir.

Bakıyoruz ki, Erbakan hocamız bütün bidatlerle öyle bir mücadele etmiştir ki; bu bidatlerin belini kırmıştır. Dolayısıyla bu yapılan iş (ameliye) bir tecrittir ve bu tecridi gerçekleştiren muslih müceddidtir. Erbakan hocamız asrın müceddidlerindendir. Çünkü o özellikle İslam dünyasının en zorlu dönemlerinde ayağa kalkıp, ümmete bir istikamet kazandırmıştır, damarına kan pompalamıştır. Doğrultmuş ve sahih bir istikamete yöneltmiştir. Bir mücadele azmiyle cihad sorumluluğuyla donatmış kuşatmıştır. Dolayısıyla bu tecrit en büyük tecrittir. Bundan dolayı Erbakan hocamız asrın en büyük müceddidlerindendir.

İkincisi; Erbakan hocamız batı emperyalizminin ürettiği sahte uygarlıklara, şeytanı şeytanı aldatıcı, kandırıcı, yanıltıcı, medeniyet anlayışına, sözde özgürlük ve insan hakları savunuculuğuna karşı bunların bir haçlı ittifakı olduğunu, Hıristiyan kulübü olduğunu ve bunların aslında haçlı seferlerinin bir devamı olarak dünya Müslümanlarına saldırmanın yeni bir yüzü olduğunu bizlere öğreten bir liderdir. Bundan dolayı batı emperyalizmine kanılmaması gerektiğini kültür emperyalizmin oyununa gelinmemesini gerektiğini ısrarla vurgulayan ve Müslümanların yönünü batıya batıcılığa çeviren politikaları tesirsiz hale getiren ve Müslümanları tekrar kendi asli yönlerine çeviren, kuran yönüne resulün yönüne çeviren ve onlara mücadele görevini yerine getirme sorumluluğunu kazandıran bir liderdir Erbakan hoca.

Erbakan hocamız bunları gerçekleştirirken, karşısına bir güç çıkmıştı. Tersinden baktığımızda Erbakan hocamız bu gücü tavsiye etmek için ortaya çıkmıştı. Buda beynelminelsizmdir. Beynelminelsizm, ümmetin içine ektiği ayrılık, şeytani ideolojiler, kurduğu tuzaklar, yaptığı saldırılar, döktüğü kanlar, gerçekleştirdiği işgaller, yıkımlar, kıyımlar, soykırımlar bütün bunlarla Erbakan hoca ümmet adına hesaplaşmanın bir simgesidir. Yani beynelminelsizm ile tarihi ihanetleriyle, günümüz İslam dünyasında varlığı ve tecavüzleriyle küresel bazda ve tarihsel bazda hesaplaşmanın bir simgesidir, bir meşalesidir. Bu minval üzere baktığımızda Erbakan hoca kutsi şerifin ve mescidi aksanın özgürleşmesinde özgürleştirilmesinde ve Siyonizm’e


ramadan
conference-abu-talib
İran İslam Cumhuriyeti Rehberi Ayetullah Uzma Seyyid Ali Hamanei’nin 2018 Hac Mesajı
Şeyh Zakzaki