Al-ı Suud’u trajik bir son bekliyor

  • News Code : 681977
  • Source : welayet
Brief

Uluslararası konular analisti Hadi Muhammedi, Tasnim’le yaptığı röportajda, Yemen halkına karşı Amerikan-Siyonist nitelikli savaşın boyutlarını ele aldı.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Uluslararası analist Hadi Muhammedi, Arabistan’ın Yemen milletinin aleyhine açtığı yeni savaşın, caydırıcılık ve direniş eksenine karşı düşmanca projelerin icara edilmesi amacıyla başlatılmış olan Amerikan-Siyonist nitelikli ve dayatılan bir savaş olduğunu belirtti.

Suudi Arabistan, Yemen’deki bütün plan ve politikaları başarısız olmasının ardından askeri seçeneğe yöneldi ve Yemen’in değişik bölgelerine hava saldırıları düzenledi. Ekonomik olarak Arabistan’ın yardımlarına muhtaç olan bazı ülkeler,Yemen’e düzenlenen açık saldırılarda Arabistan’la eşlik ettiler.

Bahreyn, Katar, BAE, Fas, Sudan, Ürdün ve Mısır, Yemen’e karşı başlatılan savaşta Arabistan’a katılan ülkeler arasında yer aldılar. Öte yandan Pakistan da bu savaşa iştirak temek için hazır olduğunu ilam ederken Türkiye de “Kararlılık Fırtınası” diye adlandırılan askeri operasyona iştirak etme konusunu inceleme halinde olduklarını açıkladı.

Arabistan’ın Yemen’e yaptığı saldırıda şu ana kadar aralarında çok sayıda kadın ve çoğunda bulunduğu yüzlerce Yemen vatandaşı şehit oldu ya da yaralandı.

Tasnim Haber Ajansı, Arabistan’ın Yemen’de başlattığı ağır maliyetli ve tehlikeli senaryonun nedenleri, hedefleri ve sonucu hususunda uluslararası konular analisti Hadi Muhammedi ile bir röportaj yaptı. İşte o röportajın detayları:

Arabistan, Yemen’e karşı başlattığı savaşla hangi hedefleri takip ediyor?

Al-i Suud rejiminin Yemen milleti aleyhine başlatmış olduğu Amerikan-Siyonist patentli dayatmacı savaşın incelenebilir olan değişik boyutları vardır.  Bu savaşın temel niteliğini de teşkil eden bir boyutu, bölgesel direniş akımının yıpranmasını, İsrail ve ABD tarafından planlanan ve yönetilen yapay krizler ve meydan okumalarla meşgul olmasını hedefleyen Amerikan-Siyonist ortak politikalarıdır. Bu nedenle, Şii-Sünni savaşı, Amerika ve Siyonist rejim tarafından ve Al-i Suud’un vehhabi rejimi aracılığıyla Yemen milleti aleyhine başlatılmış olan bu savaşın en açık şeklidir. Söz konusu savaşın diğer bir boyutu, bölgedeki gerici Arap rejimlerinin güvenliğiyle ilgilidir.

Arap dikta rejimlerinin güvenlik sistemi büyük bir kırılma eşiğinde

Aslında, onlarca yıldır şekillenip bu gerici ve diktatör rejimleri meydana getirmiş olan güvenlik sistemi, büyük kırılmaların eşiğine gelmiş durumda. Yemen, Irak ve Suriye görmüş olduğumuz gelişmeler, evvela Vehhabilik, el-Kaide ve İŞİD projesinin teşhir olunması ve bu tür gurupların bölgedeki gerici Arap yöneticileri ve istihbarat servislerinin elinde sadece basit bir piyon olduklarını görünür hale gelmesine neden oldu. Saniyen bu proje sonuçsuz kalmıştır, öngörüldüğü şekilde Suriye, Lübnan, Yemen ve Irak’ta sonuç verebilecek ve Arap dikta rejimlerinin güvenliğini beraberinde getirebilecek  bir araç olarak oda bir sonuca varmadı.

Dolaysıyla, Yemen’de şahit odlumuz gelişmeler, bu ülkeyi bölme eşiğine götüren önceki adımların devamında atılan yeni bir adımdır. Bu savaş, aslında Arap dikta rejimlerinin bölge düzeyinde güvenliğini sağlamak için çaresizlikten ötürü meydana gelen bir girişimdir. Gerçek anlamı şudur; Arabistan kendini güvenliğini sağlamak için yabancı bir ülkeye saldırması gerekir, böyle bir kabiliyet söz konusu rejimde bulunmadığından ve geçmiş yıllarda elde ettiği olanaklar ve büyük silahlar –ki Batılı silah fabrikalarının yararlanmasına neden olmuştur – bu gün bu rejimlerin güvenliğinin sağlanmasında gerekli işlevi yerine getirmediğinde dolayı,  Al-i Suud rejimi ortak Arap güçleri ya da ordusu adı altında yeni bir askeri oluşumun arkasında saklanarak kendini güvenliğini onun üzerinden sağlama almaya çalışmaktadır.

Al-ı Suud, Arabistan’ın çökmesini önlemek için çabalıyor

Dolaysıyla Yemen’e yapılan saldırıyla ilgili bu boyutta şunu görmekteyiz; eğer Arabistan Yemen’e saldırmasa bu ülkenin güneyindeki İsmaililerin ve Zeydilerin yaşadığı üç vilayeti elden vereceğine inanıyordu. Bu üç vilayet, aslında  Al-i Suud tarafından siyasi bir hile ile Yemen’in egemenliğinden çıkartılıp işgal edilmişti. Güvenlik, ekonomik ve jeopolitik açısından önemli bölgeler olan bu üç vilayet Yemen’e geri dönecekti ve buda, Arabistan rejiminin bölünmeyle karşı karşıya gelmesi demekti.  Aslında Suudi Arabistan’ın içindeki güvenlik ve siyasi mozaik büyük kırılmalarla maluldür; Şiiler, Zeydiler, Vehhabiler haricindeki İslami fırkalar hatta önemli ölçüde Batının modern düşüncesinden etkilenmiş olan Vehhabi siyasi akımlar, merkezi hükümetten ayrılma eşiğine geldikleri için Al-i Suud rejimi bu kılmanın ve çözülmenin önüne geçmek amacıyla evvela bir Arap ortak gücünün arkasına sığınmaya ve saniyen söz konusu bölünme ve ayrışmanın önünü almaya çalışmıştır.

Öne çıkan soru şudur; Al-ı Suud, bu girişimler aracılığıyla diktatörlük rejimini ve bölgesel müttefikinin güvenliğini sağlayabilir mi? Veya Yemen’de Libya, Mısır hatta Irak ve Suriye projesini tekrarlayarak hedeflerine ulaşabilir mi? Yoksa bu projede Irak, Suriye ve Lübnan’daki Suudi hanedanı için trajik bir şekilde son bulup onları meyus mi edecek? Bu günlerde Batılı stratejistler tarafından gündeme gelen soru şudur: ABD’nin eski dışişleri bakanı Henry Kissinger’in Fars Körfezindeki petrol kuyularının işgali ile ilgili planı, hızla hayata mı geçirilmesi gerekiyor? Bu soru şundan dolayı gündeme gelmektedir ki Batılılar ve Batılı stratejistler, gerici Arap yöneticilerin bu bölgenin güvenliğini sağlamaya kadir değiller diye kaygılıdırlar. Batı ekonomisi için petrol yaşam kaynağı olduğu için, bu bölgeleri askeri olarak işgal etmekten başka çareleri yoktur. Batı, böyle tehlikeli bir riski göze alabilir mi veya böyle bir girişim yeni bir dünya savaşının anlamına mı gelecektir? Yoksa Batı böyle büyük bir riski göze alacak güçte değildir ve bu tür ekonomik ve insani maliyetlere katlanmaya hazır olmayacaktır?

Arap Birliğinin Şermu’ş-Şeyh’teki oturumda Arabistan’ın Yemen’e yaptığı saldırıları himaye etmesini ve bu kurumun Siyonist rejim tarafından Gazze şeridi ve Filistin halkına yapılan saldırılar karşısında aldığı yüz kızartıcı tutumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

 Şermu’ş-Şeyh’te düzenlenen Arap Birliği toplantısı, öylesine komik ve trajikti ki fazla önemsemek gerekir. Dikkate alınması gereken şu ki Arap Birliği, Siyonist rejimin saldırılarına karşı durması gerekirken bu gün Siyonist rejimin ve Batının çıkarlarını korumaya yarayan bir araç haline gelmiştir. Arabistan, petrol dolarlarını Nebil el-Arabi gibi kimliksiz kişilere ve Şermu’ş-Şeyh oturumunda bulunan diğer şahsiyetlere dağıtarak aslında Al-i Suud rejimi için bir tür umut ve itminan oluşturmak istemiştir.

Abdülfettah Sisi’nin Arabistan kralına kusursuz hizmeti

Bu oturuma katılanların çoğu daha fazla Al-ı Suud yönetiminin maaşlı elamanlarına benziyordu. Arap liderlerin Şermu’ş-Şeyh’teki oturumuyla ilgili olarak öne çıkan diğer bir konu, Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah Sisi’nin davranış biçimi ve Al-i Suud’a yaptığı kusursuz hizmetti; öyle ki Arabistan kralı Selman bin Abdülaziz, Nebil el-Arabi’nin konuşması sırasında hızla salonu terk etti ve Arap Zirvesinin dönem başka olan Abdülfettah Sisi aceleyle ve oldukça özel bir davranışla salonu terk edip Suudi kralının yanında yer alarak bu tür oturumların maliyetini karşılayan Kral Selman’a kusursuz hizmetkarlığını gösterdi ve sadece Suud Kralının rızayetini kazanmak için bölgesel bir teşkilatın bütün protokol ve nezaket kullarını çiğnedi. Hatta Suud kralı da söz konusu protokolleri, temayül ve siyasi usulleri hiçe sayarak Arap Birliği Genel Sekreteri ve Suudi Arabistan devletinin bir elamanı sayılan Nebil el-Arabi’nin konuşmasına hiçbir saygı göstermedi.

Arap Birliği, Al-ı Suud için siyasi bir araca dönüştü

Aslında bir bütün olarak bu davranışlar, Arap Birliğinin Suudi krallığı için bir dükkana ve politik bir araca dönüştüğünü ve ilk mahiyetini teşkil eden Siyonist rejimle mücadele etme hedefinden 180 derece uzaklaştığını göstermektedir. Aslında son yıllarda yaşanan gelişmelerde, Siyonist rejimin Lübnan ve Gazze’ye açtığı savaşlarda, Arap Birliğinin ve oturumlarına katılan kimselerin genellikle Siyonist ve Batılı rejimlerin memurları haline geldikleri ve Siyonistlere karşı Arap ülkelerinin güveliğini korumak adına hiçbir eğilim ve niyetlerinin olmadığı bir gerçek olarak görülmektedir. Bir sürü soru öne çıkmaktadır; bir Arap ülkesinin başına İŞİD ya da el-Kaide gibi bir terör örgütü musallat olduğunda neden Arap Birliği hiçbir duruş göstermez? Siyonist rejim Lübnan ya da Gazze’ye saldığı zaman neden Arap Birliği veya Suudi Arabistan “Kararlılık Fırtınası” gibi operasyonlara yönelmezler?

Arabistan’ın Yemen’deki macerasının serencamı nasıl olacak?

Bu askeri macera, ‘Al-i Suud’u ve diğer dikta rejimlerini kurtarabilir mi kurtaramaz mı’ sorusunu yanıtlamak için Arabistan’ın geçen senelerde Yemen’de Husilere ve Ensarullah’a karşı girdiği savaşlara işaret etmek yeterlidir ta ki Suudi Arabistan’ın askeri teşkilatlarına harcadığı onca maliyetlere ve silah depolarında biriktirdiği onca silaha rağmen etkili hiçbir girişimde bulunamadığını görürmüş olalım. Kaç sene önce Husiler kilometrelerce Suudi Arabistan topraklarında ilerlediler ve Suudi hanedanın o günkü veliahdinin oğlunun savunma bakanı olarak komutanlığını üslendiği karakol Husilerin eline geçti, keza çok sayıda zırhlı araç ele geçirmişlerdi ve Suudi hanedanı bu çok sayıda zırhlı aracı geri almak için belirli bir meblağ ödemek zorunda kaldı.

Al-ı Suud’u trajik bir son bekliyor

Açıktır ki Husilerin Yemen’de kaç yüz yıllık mücadele ve yönetim geçmişine dayanan eski bir tarihleri vardır. Al-i Suud gibi çürümüş rejimler Katar, BAE, Bahreyn ve İngiltere’nin resmi ve açık kuklası olan Ürdün gibi bölgedeki diktatörleri yanına alarak Yemen halkını asla teslim olmaya ve uzlaşmaya mecbur edemezler. Kesin olan bir  şey varsa oda şudur ki söz konusu rejimlerin askeri araçları sadece halkı katliamdan geçirip Yemen’i viran edebilir ancak. Fakat askeri alanda askeri değeri olan şey gerçekleşmeyecektir ve bu konuda alan ve insiyatif, meydanda oluşturdukları ittifakla birlikte Husilerin dışında bütün ulusal güçleri de içine alan Ensarullah ve Yemenli güçlerde olacaktır.         

Çev: Mehmet Gönül


Yorumunuzu Giriniz

E-Posta adresiniz yayımlanmayacaktır. *İle işaretli alanların girilmesi mecburidir.

*

ramadan
conference-abu-talib
İran İslam Cumhuriyeti Rehberi Ayetullah Uzma Seyyid Ali Hamanei’nin 2018 Hac Mesajı
Şeyh Zakzaki