İğrenç bir "BİDAT"

İngilizler "Kama Vurmayı" "Avam Şialar" Arasında Başlatarak Yaydı...

  • News Code : 480128
  • Source : Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA24.com
Kama vurmanın tarihi ve tarihte ilk kez ne zaman kama vurulduğu hakkında farklı görüşler vardır.[1] Ancak bu görüşler içinde en çok senede sahip olan görüş kama ve zincir kültürünün Azerbaycan Türkleri tarafından Farslar ve Araplara sıçradığı görüşüdür.[2]Bir diğer görüş ise Hindistan (Pakistan)’dan diğer ülkelere sırayet ettiği görüşüdür. Ancak her iki görüşünde doğru olduğu uzak bir ihtimal değildir. Şöyle ki İslam ülkelerini işgal edip sömürgesi haline getirmek isteyen İngiltere ve öteki batılı ülkeler bu emellerine ulaşmak için kama ve zincir kültürünün hangi toplumlarda daha çabuk yayılacağını hesaplamış ve onlara göre İmam Hüseyin’e olan aşırı bağlılıklarından dolayı Türkler ve Hindistan toplumu seçilmiştir. Bu iki toplumun seçilmesinin bir diğer nedeni ise bu iki toplumun Şia’nın merkezi olan Necef’ten coğrafi olarak uzak olmalarıdır…

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Kama vurmanın tarihi ve tarihte ilk kez ne zaman kama vurulduğu hakkında farklı görüşler vardır.[1] Ancak bu görüşler içinde en çok senede sahip olan görüş kama ve zincir kültürünün Azerbaycan Türkleri tarafından Farslar ve Araplara sıçradığı görüşüdür.[2]Bir diğer görüş ise Hindistan (Pakistan)’dan diğer ülkelere sırayet ettiği görüşüdür. Ancak her iki görüşünde doğru olduğu uzak bir ihtimal değildir. Şöyle ki İslam ülkelerini işgal edip sömürgesi haline getirmek isteyen İngiltere ve öteki batılı ülkeler bu emellerine ulaşmak için kama ve zincir kültürünün hangi toplumlarda daha çabuk yayılacağını hesaplamış ve onlara göre İmam Hüseyin’e olan aşırı bağlılıklarından dolayı Türkler ve Hindistan toplumu seçilmiştir. Bu iki toplumun seçilmesinin bir diğer nedeni ise bu iki toplumun Şia’nın merkezi olan Necef’ten coğrafi olarak uzak olmalarıdır…

Iraklı sosyolog ve araştırmacı İbrahim Haydari “Kerebela Trajedisi” adlı kitabında bu görüşü savunmaktadır. Ona göre 19. Yüzyıldan önce Irak’ta kama vurma kültürü yoktu ve yavaş yavaş bu yüzyılın sonlarında bu ülkede yayılmaya başladı. Dolayısıyla kama vurmak ve… başka ülkelerden Irak’a sıçramıştır.[3] 

Irak Arapları, yirminci yüzyılın başlarına kadar bu tür tören ve merasimlere katılmamaktaydılar. Bu gibi uygulamalar (kama ve zincir vurmak) ilk önce Irak Türkleri (Türkmenler), Sufi fırkaları ve İran’ın batısındaki (Türkiye’nin doğusu) Kürtleri arasında yaygınlık kazandı.[4] İngilizlerin 1919 yılında Irak’ın Necef kentinde yayınladığı rapor da bunu teyit etmektedir. İngilizlerin raporuna göre o yıl (1919) yüz kişilik bir Türk Şia grubu kama vurma eylemi gerçekleştirmiştir.[5] 

Hakeza Seyyid Bahru’l Ulum’un hatıraları da bu görüşü teyit etmektedir:

50 – 60 yıl kadar önce Necef’te idim. Orada yalnızca birkaç Türk (Türkmen) heyet bulunmaktaydı. Onlar matem günlerinde büyük Seyyid Bahru’l Ulum’un evine giderek ondan İmam Hüseyin (aleyhi selam) hakkında acıklı şiirler (mersiyeler) okumak için izin alır ve okurlardı. Onlardan bazıları musibetleri okudukları sırada kendilerinde küçük cerahatler oluştururlardı. Bu tür ameller yavaş yavaş yayılmaya başladı ve Irak başbakanı Yasin Haşimi döneminde kama vurmak yasaklandı ve ondan sonra 1935 yılında doruk noktasına çıktı. Gerçekte zorla yasaklanması ters bir etki yapmış[6] ve o dönemler kama vuran bir heyet iken bu yasaktan sonra üç heyete çıkmıştır.[7] 

Kerbela’nın en uzun ömür sürenlerinden biri olan “Hacı Hamit Razi” (ölümü: 1953) 110 yıl yaşadığı bir ömürle İmam Hüseyin (a.s) için Kerbela ve Necef’te gençlik yıllarında kama ve zincir vurmanın… yaygın olmadığını hatıralarında belirtmiştir.[8] Aynı şekilde Kerbela ve Necef’te yaşayan yaşlı insanlarla yapılan görüşmelerde de kama ve zincir vurma törenlerinin on dokuzuncu yüzyılın ortalarından önce olmadığı yönündedir. Bu tür törenler ilk olarak bazı Kızılbaş Türk ziyaretçiler arasında yayıldı. Onlar İmam Hüseyin’i (aleyhi selam) ziyarete geldikleri zaman kendilerine has kılıçlarla başlarına vurmaktaydılar.[9] 

Tarihi olarak İran’da Safavilerden önce kesinlikle kama vurma diye bir olay yoktu. Buradaki soru şudur acaba Safaviler zamanında mı yoksa Safavilerden sonra mı İran’a girmiştir.[10]

İtalyan gezgin Peter Dlawall, Safeviler dönemindeki Isfahan şehrinde Şiaların matem meclisini şu şekilde beyan etmekte:

“Aşura tören ve merasimleri şu şekilde gerçekleşmektedir: Her kes üzüntülü ve gamlı bir şekilde gözükmekte ve matem elbisesi olan siyalar giymekteler. Kimse saç ve sakallarını kesmiyor ve hamama gitmiyorlar. Hiçbir günah işlemedikleri gibi kendilerini her türlü eğlence ve oyundan da mahrum bırakıyorlar.

Bir grup cadde ve sokaklarda, evlerin önlerinde bedenlerini avret yerlerini (dizle göbek arası) örtecek kadar siyahlara bürünmüşler, ancak bedenlerini baştan ayağa siyah ve berrak bir maddeyle boyamışlar... o şekilde hareket ediyorlar. Bunların yanında da bir grup yine hareket etmekte, bunlarda bedenlerinin tamamını kırmızı bir boyayla boyamışlar. Bunun anlamı Aşura günü Hüseyin’e (a.s) yapılan çirkinlikleri ve haksız yere dökülen kanları sembolize etmek. Hep birlikte Hüseyin (a.s) ve onun musibetleri hakkında hüzünlü ezgiler okumaktalar. Ellerinde iki tane çubuk veya kemik parçası var. Onları birbirlerine vuruyorlar ve ondan hüzünlü bir ses çıkmakta. Buna ilave olarak acılarını ifade eden baş ve bedenlerini belli bir ritimle oynatmaktadırlar.[11] (İtalyan gezginin de belirttiği gibi o dönemler kama ve zincir vurma olayı kesinlikle Şia toplumunda bulunmamaktaydı. Hatta insanların aklına bile böyle bir şey gelmemişti…)

Kaçarlar Döneminde Kama ve Zincir Vurma Kültürü

Kaçarlar döneminde (1794 -1925) kama, kılıç, zincir vurma gibi bidatler yaygınlık kazanmıştır. Elbette Kaçarlardan birkaç yıl önce bu bidatler azda olsa bazı yerlerde görülmüştü, ancak bu denli yaygın değildi.[12] 

Amerika’nın Nasır Şah dönemindeki İran’daki büyükelçisi Benjamin, Sefer namesinde “kama vurma” hakkında şunları yazmakta:  

“1884 yılında Tahran’da ikamat ediyordum. Caddelerde insanlar desteler halinde hareket etmekteydi. Benzeri görülmemiş şiddetli ve tutkulu bir şekilde kendilerini gösteriyorlardı… o sırada ansızın beyazlar giyinmiş ellerinde bıçaklarla bir grup ortaya çıktı. Şiddetli bir tutku ile bıçakları yukarı kaldırıp başlarına vurmaya başladılar. Başlarından kanlar oluk oluk akıyordu. Baştan ayağa kızıl kanlara boyandılar. Gerçekten oldukça üzüntü verici ve etkileyici bir manzaraydı. Ve asla o sahneleri unutmayacağım. Kama vuranlardan bazıları bazen o kadar çok heyecana gelerek ve bazen de şiddetli kan kaybından yerlere yığılıp kalıyorlardı. Hatta eğer anında müdahale edilmezlerse canlarını kaybedebiliyorlardı.”[13]  

Bunu söylemeden geçemeyeceğiz ki o dönemde Fazıl Derbendi diye tanınan Molla Ağa Bin Abid Şirvani’nin kaleme aldığı “İksiri İbadet fi esrari Şehadet” adlı kitabı ile çok büyük etkide bulunmuştur. Fazıl Derbendi adlı bu şahıs sahte ve yalan rivayetlerle ve hurafelerle dolu kitabı ile matemlerde insanları oldukça etkilemiştir.[14] 

Kaçarlar dönemini yazan Abdullah Mustavfi “Fazıl Derbendi” hakkında şunları yazmakta: “Aşura günü kama vurmayı bu molla icat etmiş veya yaygınlaşmasını sağlamıştır. Ayrıca haram olan bu işin sevap olacağını zannetmiştir.”[15] 

Mehdi Bamdad’ta onun hakkında şunları yazmakta:

“O (Fazıl Derbendi), İslam’ın usullerine aykırı olan ve şanından uzak olan başa kama vurma olayını Aşura günü caiz bilmiş ve kendisi de buna amel etmiştir. İşte bu tarihten sonra avam insanlar ona uyarak Aşura günlerinde başlarına kama vurmaya başlamışlardır.”[16]

Bu dönemler Allame Seyyid Muhsin Emin Amuli gibi büyük ulemalar kama ve zincir vurmayı şeriata aykırı ve şeytanın işi olarak anmış ve bu bidatlerle mücadele etmeye başlamışlardır. Kama ve zincir vurma gibi gayri şeri bidatlerin avam halk arasında hızla yayılması ve dindarlığın bir sembolüne dönüşmesiyle halk arasında bir taassup oluşturdu. Dolayısıyla böyle büyük müçtehitlerin bile bu bidatlere karşı çıkması etkili olmamış, tam aksine halkın bu ulemalara karşı çıkmasıyla sonuçlanmıştır![17] Hatta avam halk işi o hadde ulaştırmıştır ki Allame Seyyid Muhsin Emin Amuli’ye iftira atmaya başlanmış ve Allame Seyyid Muhsin Emin’in hadisleri nesih ettiğini ve dinin icra edilmesine karşı çıktığı iftirası atılmıştır.[18]

***

Müstekbirlerin Kama Ve Zincir Vurmanın Yaygınlaştırılmasındaki Rolü

İngiliz Sömürgecilerinin Rolü

On sekizinci yüzyıla kadar doğuda Hint, İran ve Osmanlı olmak üzere üç büyük Müslüman imparatorluk bulunmaktaydı. Bu imparatorluklar ülkelerinde müreffeh ve muktedir hükümetler kurmuşlardı. İspanya, Fransa, Hollanda ve İngiltere Yahudi ve haçlı Hristiyanlar liderliğinde Müslümanların direncini kırma düşüncesine düştüler. İngilizler amaçlarına ulaşmak için bazı çözümler ortaya koydu. Ezcümle direniş ve mukavemetin temel çekirdeğini Hindistan ve İran’daki Şiiler teşkil etmekteydi. İngilizler Hindistan Şiilerinden işe başladılar. Hindistan’dan başlamaları da tesadüfi değildi, bilakis planlı ve düşünülerek alınmış bir karardı. Çünkü Hindistan, Şiaların merkezi ve taklit mercilerin (müçtehitler) yaşadığı Necef’ten çok uzakta yer almaktaydı. (Müçtehitlerden uzak avam halk arasında din adına bir çok bidatler oluşturulması gayet doğal bir durumdu) İngilizler avam Şiaların cehalet, sadelik ve İmam Hüseyin’e (a.s) olan aşklarından kötü bir şekilde yararlandılar. Başa kama ve kılıç vurmayı (sırta zincir vurmayı) icat ederek onlara öğrettiler… maalesef bazı Hint Şiaları bu bidatleri hiç sorgulamadan ve İmam Mehdi’nin (a.s) naipleri olan müçtehitlere ve alimlere danışmadan, onlardan izin almadan uygulamaya başladılar! (onlara göre İmam Hüseyin için her şey yapılır, onun çektiği acıların yanında bizimkisi nedir ki, kanımız, canımız ona feda olsun… gibi sözlerle halkın Ehlibeyte olan aşkından suistifade ettiler.)

İngilizlerin Hindistan’da uygulamaya koydukları bidatleri halk arasında maalesef tutmuş ve daha sonra oradan yavaş yavaş İran ve Irak’a yayılmıştır. Artık Aşura günleri İmam Hüseyin için başlarına kama ile vuranlar sırtlarına zincirle vuranlar görülmeye başlandı!!

Çok uzak olmayan bir geçmişte, İngiltere’nin Tahran ve Bağdat büyükelçilikleri, sokak ve caddelerde çirkin ve nefret uyandırıcı bir şekilde dolaşan bu (kama ve zincir vuran) heyetleri temin etmekte ve korumaktaydı. İngiliz sömürgeci siyasetin amacı, bu çirkin törenlerin yaygınlaşması için çaba sarf etmekti. Çünkü bu ülkelerin sömürgeleştirilmesi için makul delillere ihtiyaç duymaktaydı. İngiliz sömürgeciler yayınlanan neşriyat ve halkın tepkisiyle karşı karşıya kalmaktaydılar. Bu bahane ile bu ülkelere gitmeleri gerektiğini ortaya koymaktaydılar. (Şu anda Amerika’nın Müslüman ülkeleri işgal etmek için kullandığı argümanın tıpa tıp aynısı. İngilizler Müslüman halkın cahil ve geri kaldıklarını, Amerikalılar ise bu ülkelere demokrasi götürmek için girdiklerini söylemektedirler!)

İngiliz sömürgeciler, sömürgeye uğramış Hint ve öteki Müslüman ülkelerdeki halkların vahşi bir şekilde sokaklara çıkarak (başlarına kılıçla, sırtlarına zincirlerle dövmekteler) dolayısıyla halkı cehalet, ilkellik ve vahşilikten kurtarmak için yönetilmeye ve yöneticiye ihtiyaç duymaktadırlar. Bizler giderek onları bu ilkellikten koruyoruz… Netice olarak, Aşura günü matem desteleri sokaklara çıkarak kimisi sırtına zincirlerle vurmakta, kimisi başlarına kılıç ve kamalarla vurarak kanlar akıtmaktaydılar. Bu görüntüler kaydedilerek Avrupa ve İngiltere’de yayınlanmaktaydı. Batılı sömürgeci siyaset adamları bu resimleri, bu ülkeleri sömürmek için kullanmakta ve adına da insanlık adına yapıldığı söylenmekteydi! İnsanları vahşilikten kurtarmak için gerekli insani bir girişim! Bu şekilde halklar gericilik ve vahşilikten kurtarılacak ve medeniyet ve insanlıkla tanışmış olacaktır!!

Nakledildiğine göre Irak başbakanı “Yasin Haşimi” İngiliz sömürgeciliğine son vermek için görüşmeler yapmak üzere Londra’ya gider. İngilizler ona aynen şöyle der: “Bizler, Irak halkına yardım etmek ve onları vahşilik, aptallık ve gericilikten kurtararak onlara mutluluk mezesini tattırmak için oraya geldik! Bunları duyan Yasin Haşimi öfkelenerek toplantıyı terk eder. Ancak İngilizler ondan özür dileyerek ona Irak’ta çekilen belgeli bir film izlemeyi teklif eder. Filimde Necef, Kerbela ve Kazimeyn’de sokaklara dökülen Hüseyni heyetler yer almaktadır. Filmde insanlar başlarına kılıçla, kama ile vurmakta sırtlarına zincirlerle dövmektedir. İngilizler güya şöyle demek istemekteydiler: Medeniyetten nasibini almış aydın ve akıllı insanlar, kendilerine böyle şeyler yapar mı?[19] 

Amerikan Haber Alma Teşkilatı CIA’nın Aşura Kültüründeki Etkisi

Son zamanlarda Amerika’da “Dini Mezhepler arasında tefrika planı” adlı bir kitap yayınlanmış. Bu kitapta eski CİA yetkililerinden Michael Brand ile bir röportaj yer almaktadır. Eski CİA yetkilisi bu röportajında şialar ve Şia mezhebi aleyhinde hazırladıkları planlarını anlatıyor.

“İslam dünyası asırlardan beri batı devletlerinin hâkimiyetinde bulunuyor. Bu asırda bir çok İslam ülkesi bağımsızlıklarını kazanmalarına rağmen bu ülkelerin siyasi ve ekonomik sistemleri ve özellikle toplumlarının kültürleri henüz batılıların kontrolündedir ve batılıları takip etmektedirler.

1979’da gerçekleşen İran İslam İnkılabıyla ABD büyük bir darbe almış oldu. Başlangıçta biz, bu inkılabın İran’ın mezhebi toplumunun doğal isteği olduğunu ve dini liderlerin bu durumdan yararlanmak istediklerini düşünüyor ve Şah gittikten sonra zamanla istediğimiz kimseleri başa getirerek İran üzerindeki siyasetimizi devam ettiririz diye plan yapıyorduk. Ama zaman geçtikçe İran İslam İnkılabıyla ortaya çıkan İslam İnkılabı kültürünün bölge ülkelerine, özellikle Irak, Pakistan, Lübnan ve Kuveyt’te yayılması sonucunda İran İslam İnkılabı hakkında yanlış tahliller yaptığımızı anladık. CIA’nın üst düzey yetkilileriyle bir toplantı yaptık ve o toplantıda İslam ülkelerinde tecrübesi olan İngiliz gizli servisinden yetkililer de vardı. Şu neticeye vardık: İran İslam İnkılabının zafere ulaşmasının sebebi Şah’ın takip etmiş olduğu yanlış siyaset değil, başka etkenler var; birincisi güçlü mezhebi bir liderin olması, ikincisi bu mezhebin şehadet kültürüne sahip olması ki bu şehadet kültürü, 1400 yıl önce İslam Peygamberinin torunu İmam Hüseyin tarafından temeli atılmış ve her yıl Muharrem ayında yapılan matem merasimleriyle bu şehadet kültürü yaşatılıp yaygınlaştırılıyor. Ve Neticede anladık ki, Şia mezhebi diğer İslami mezheplerden daha aktif ve daha sağlam temelleri var.

Bu toplantıda, Şia mezhebi üzerinde daha fazla araştırma yapılmasına ve bu araştırmalar neticesinde plan ve proje hazırlamaya karar verdik. Bu tahkikat için 40 milyon dolar bütçe ayırdık. Bu proje üç merhalede gerçekleşti:

1- Şialar hakkında bilgi ve istatistikleri toplamak

2- Kısa vadeli hedefleri uygulamak; Şia aleyhine tebliğ ve Şia mezhebiyle diğer islami mezhepler arasında tefrika çıkarmak.

3- Uzun vadeli hedefi uygulamak; bu mezhebi yok etmek.

Projenin birinci merhalesine ulaşmak için dünyanın her yerine şu soruların cevabını bulmaları için araştırmacılar gönderdik.

a) Şialar dünyanın hangi bölgesinde yaşıyorlar ve bulundukları bölgelerde ne denli etkililer.

b) Şialar arasındaki ihtilaflar nasıl körüklenebilir.

c) Şia –Sünni arasında nasıl ihtilaf çıkarır ve bu ihtilaflardan nasıl yararlanabiliriz.

Dünya çapında yapılan tahkikatlar, araştırmalar ve tahliller neticesinde çok önemli noktalar elde ettik. Anladık ki Şia mezhebinin gücü, âlimlerin ve taklit mercilerin elinde bulunuyor ve bu mezhebi her zamanda onlar kollayıp koruyorlar. Şia taklit mercileri (müçtehitler) hiç bir zaman gayri İslami ve zalim bir hükümdara itaat etmemişler. (İran’da Ayetullah Şirazi’nın fetvasıyla İngilizlerin siyaseti alt üst oldu. Amerika ile müttefik olan Şah hükümeti Ayetullah Humeyni’nin fetvasıyla yerle bir oldu. Irak’ta Saddam, bütün zulüm ve baskılarına rağmen Necef havzasını kendine boyun eğdiremeyince tek çareyi bu havzaları kapattırmakta gördü. Lübnan’da İmam Musa Sadr hareketi, İngiliz, Fransız ve İsrail askerlerinin Lübnan’dan kaçmalarını sağladı. Hizbullah, İsrail’e büyük darbeler vurarak Güney Lübnan’dan çekilmelerine sebep oldu.)

Bu tahkikatlar bize şunu öğretti ki, Şia mezhebiyle direk savaşamayız ve karşı karşıya gelirsek başarı şansımız çok azdır. Perde arkasından iş yapmamız gerektiğini anladık. İngilizlerin meşhur “ihtilaf çıkar böl ve hükmet” sloganı yerine “ ihtilaf çıkar böl ve yok et” siyasetini uyguladık.

Bu siyaset doğrultusunda büyük hedeflerimize ulaşmak için geniş planlar yaptık. Şia mezhebiyle ihtilafı olan ve Şiaları kâfir ilan edip münasip zamanlarda onlara karşı cihat emri verecek, diğer mezheplere mensup şahıslara destek verdik. Ve aynı zamanda halk arasında itibarları yok olsun diye Şia taklit mercileri ve dini otoritelerin aleyhine geniş alanda tebliğ ve propaganda çalışması başlattık.

Üzerinde hassasiyetle durmamız gereken konulardan biri de, Aşura kültürü ve şehadet kültürüydü. Çünkü Şialar her yıl bu kültürü, toplantı ve matem merasimleriyle yaşatıyor ve canlı tutuyorlardı. Bunun için karar aldık ki, bu merasimleri düzenleyen menfaatçi ve makam peşinde olan hatipler ve meddahlara mali destek sağlayarak onların aracılığıyla bu alandaki Şia akidesini ve şehadet kültürünü zayıflatıp yok edelim. Bu alana hurafeler sokarak Şiaların cahil ve hurafelere inanan Müslümanlar olarak tanıtmak istiyorduk.

Diğer taraftan Şia mercii taklitler aleyhine yazılar hazırlayıp maddiyatçı, çıkarcı hatipler ve yazarlara vererek yayılmasını sağlıyorduk.

Planımız 2010 yılına kadar hedeflerimizin önünde en büyük engel olan Şia merci taklitlerin toplumdaki itibarını azaltıp, Şiaların kendi eliyle ve diğer İslami mezheplerin yardımıyla onları yok etmekti. Ve nihayetinde Şia mezhebine son darbeyi vurup yok edecektik.” Diyen “Michael Brand” hedeflerinin son aşamasında başarılı olamamalarını Şia Mercei Taklitlerinin beklenenin aksine akli selim hareket etmelerine bağlıyor.

ABNA24.COM

.....................................................................................................

İLGİLİ HABERLER

Başa Kama ve Kılıçla Vurmak Şia Mezhebinin Karalanmasına Neden Olmaktadır

Ulema ve Taklit Mercilerin kama ve zincir vurmakla ilgili görüşleri

İmam Hamaney’in açıklamalarında kama vurmanın şeriata aykırılığı

Kama ve Kılıçla Başa Vurmak Caiz midir?

---------------------------------------------

[1] — Muhsin Hisam Mezahiri, “Basında İran’daki yas meclisleri temelinin tarihinde bir gezinti” makalesi, Edyan dergisi, 18. Sayı. 1385.

[2] — Abdullah Mustavfi, Kaçariye tarihinin idari ve sosyal yapısı, c. 1 ve 3.

[3] — İbrahim Haydari, Kerbela Trajedisi, s. 475.

[4] — Kazım Duceyli, Aşura fi necef ve Kerbela, s. 287.

[5] — İshak Nakkaş, Boston Üniversitesi Orta doğu Tarihi Üstadı, Administration Report of The Shamiyya Division, P.269,Great Britain.

[6] —El İnsanu herisun ale ma mene’” (İnsan yasaklanan şeylere meraklı ve istekli olur.” kaidesi gereği, her ne zaman baskı bilimsel bir açıklamadan yoksun ve kültürel alt yapı çalışmaları yapılmadan olursa ters etki yapar.

[7] — Seyyid Bahru’l Ulum’la Hüseyni matem hakkında söyleşi, Nur dergisi, sayı: 74, yıl: 1997.

[8] Doktor Şakir Latif ile söyleşi, 1996, Kerbela Trejedisi.

[9] - Talip Ali Şark, “En Necefu’l Eşref Adatuha ve Talidiha”, s. 220-223.

[10] - Mehdi Mesaili, Kama vurmak sünnet mi, bidat mi?, s. 19

[11] — Muhsin Hisam Mezahiri, “Basında İran’daki yas meclisleri temelinin tarihinde bir gezinti” makalesi, Edyan dergisi, 18. Sayı. 1385.

[12] — Muhsin Hisam Mezahiri, “Basında İran’daki yas meclisleri temelinin tarihinde bir gezinti” makalesi, Edyan dergisi, 18. Sayı. 1385.

[13] — Benjamin S. C. V, İran ve İranlılar, s. 284.

[14] — Fazıl Derbendi, Şehit Ayetullah Murtaza Mutahhari’nin kitabında ismini zikrettiği kişidir. O, hurafe ve sapkınlıkları içeren tüm sözleri bir araya getirerek “Esararı Şehadet” adlı kitabı yazmıştır. Şehit Mutahhari, Hamaset Hüseyni, s. 53- 55.

[15] — Abdullah Mustavfi, Kaçariye tarihinin idari ve sosyal yapısı, c. 1 ve 3.

[16] — Mehdi Bamdad, Şerhi Ricali İran, 12, 13 ve 14. (hicrî) yüzyılları arası, c. 4, s. 138.

[17] — Muhsin Hisam Mezahiri, “Basında İran’daki yas meclisleri temelinin tarihinde bir gezinti” makalesi, Edyan dergisi, 18. Sayı. 1385.

[18] — Allame Seyyid Muhsin Emin Amuli, El Mecalisu’s Seniyye.

[19] — Cumhur-i İslami Gazetesi, 5/3/83.


ramadan
conference-abu-talib
İran İslam Cumhuriyeti Rehberi Ayetullah Uzma Seyyid Ali Hamanei’nin 2018 Hac Mesajı
Şeyh Zakzaki