Suriye selefileri El Kaide’nin hizmetinde

Suriye’deki huzursuzluğun sebebi ne

  • News Code : 280005
  • Source : Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA.İR
Suriye’nin koşulları öteki bölge ülkelerinden bariz bir şekilde farklılıklar arz etmektedir. Suriye’de protestocularla muhalifleri bir birinden ayırmamız gerekmektedir. Dış güçlerin himayesi ve silahlarla Esad hükümetini devirmek isteyenlerle, haklı talepleri olan ve sistemde reform talebinde bulunanlar tamamiyle bir birlerinden ayrıdırlar. Suriye’nin radikal İhvanul Müslimin liderlerinden bazıları Esad ailesinin Alevi olduğunu, Alevilerinde din dairesinin dışında olduğundan Cumhurbaşkanı olamayacaklarını açıkladı...

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Suriye krizinin üzerinden 9 ay geçmekte ve çatışmalar bu ülkede olanca hızıyla devam etmekte. Geçtiğimiz hafta Arap Birliğinin Suriye krizine el atarak Suriye’nin birliğe üyeliğini askıya alması Suriye krizini tam anlamıyla bir uluslar arası boyut kazandırdı. Bu arada ilgi çeken nokta ise Suriye’deki göstericilerin gerçek çehrelerinin aşikar olmaya başlamasıdır. Eğer Suriye’deki olaylara karışanların gerçek çehresi ortaya çıkacak olursa Suriye olayları daha iyi anlaşılacaktır.

Elbette böyle bir konunun gündeme getirilmesi ve protestocularla muhaliflerin bir birinden ayrıştırılmasının anlamı Suriye devletinin göstericilere sert davranmadığı ve aynı şekilde Suriye devletinin tam bir özgürlükler ülkesi olduğu anlamını taşımamaktadır. Hiç şüphesiz Esad ailesinin 40 yılı aşkın bir süredir hükümette bulunması ve gücün babadan oğla geçmesi siyasi gruplar ve halk tarafından 21. Yüzyılda pekte hoş karışlanmamaktadır. Dolayısıyla İran başta olmak üzere direniş hattının tüm dostları Suriye halkının haklı taleplerinin karşılanmasına vurgu yapmış ve Esad’dan protestoculara iyi davranmasını istemiş ve istemektedir.  

Protestocu mu, Çatışmacı Muhalif mi?

Suriye’nin etnik yapısına baktığımızda Suriye halkının % 70- 74 kadarının ehli sünnet Müslümanlarından ve geriye kalanın ise Nusayri / Alevi ve Dürzilerden oluştuğunu görürüz. Hafız Esad’ın darbe yapmasıyla Suriye’de Alevi asıllı bir yönetim iş başına gelmiş oldu. (Hafız Esad, Nusayri mezhebinden olmasına rağmen ülkede tam bir anlamıyla Sünni hakimiyeti bulunmaktadır. Ülke yönetimine göz attığımızda bunu rahat bir şekilde görürüz.) yani aşırı radikal bazı Sünni alimler tarafından Aleviler Müslüman değil, kafirdirler. Dolayısıyla bu tarz düşünce yapısına sahip Sünni radikal gruplar tarafından 1982 yılında Hafız Esad’a karşı bir ayaklanma başlatıldı. Hafız Esad’da bildiğimiz gibi bu ayaklanmayı kanlı bir şekilde bastırdı.

Siyasi özgürlüklerin olmaması Suriye’yi de bölge ülkelerini kasıp kavuran ayaklanmalardan nasipsiz bırakmadı. Selefiler ve İhvanul Müslimin’in de bu ortamdan yararlanarak fırsatı tam anlamıyla lehlerine çevirmenin peşine koyuldu.

Suriye’yi siyasi ve medeni protesto gösterilerinden silahlı mücadele safhasına iten sebebe gelince bunu Suriye’nin selefilerinde aramakta fayda vardır. Selefilerin mezhebi kökleri genellikle Hambeli- Maliki mezhebindendir. Buradaki olayların da çıkış noktası bu dış mihraklardadır.

Bu selefi- Vahabi grupların düşüncelerini İbni Teymiye ve Muhammed bin Abdullah gibiler oluşturmaktadır. Bu düşünce sahibi kişilerden biri olan “Şeyh Salih el-Lehidan” Suriye devleti aleyhine cihat fetvası vererek bu ülke devletinin “habis, zalim, tehlikeli ve mülhit” olduğunu iddia ederek bu ülkenin yıkılmasını istedi. Şeyh Salih Lehidan, Suriye halkının üçte birisinin bu yolda ölmesinin caiz olduğunu iddia ederek oldukça ilginç bir fetva vererek şöyle dedi: “Maliki mezhebi esasına göre üçte ikinin mutluluğu için üçte birinin ölmesinde bir sakınca bulunmamaktadır. Her ne kadar inşallah Suriye’de bu üçte bir ölmez.”

Son aylarda bunun gibi fetva ve sözleri oldukça sık duymaktayız. Bu gruplar Suudi Arabistan vahabileri tarafından desteklenmekte ve Suriye devlet başkanı Beşşar Esad’ı gayri Müslim ve kafir olarak bilmektedirler. Alevileri rafizi olarak nitelendirmekte ve onların öldürülmeleri gerektiğini vurgulamaktadırlar. (kafir olan ABD, İngiltere, Fransa, İsrail… gibi ülkelere değil) 1971 yılında Hafız Esad, darbe yaparak Suriye’de yönetimi ele geçirdiğinde Hafız Esad’ın Alevilerden olduğunu ve Alevilerinde İslam dini dışında olduğundan Cumhurbaşkanı olamayacağını iddia eden İhvanul Müslimin’in aşırı uçları buna delil olarak da Suriye Anayasasının buna müsaade etmediğini savunmuşlardı.

Ortadoğulu uzmanlarının tamamının üzerinde ittifak ettiği Suriye olaylarının sadece bir iç sorun olmadığıdır. Suudi Arabistan ve Katar gibi ülkelerin bu ülkenin içişlerine direk olarak müdahale ettiklerini ve muhalifleri silahlandırdıklarını belirtmektedirler. Bunu batılı ülkelerin bazı analistleri de itiraf etmektedirler. Dolayısıyla Suriye de gösteri yapan protestocularla silahlı muhalifleri birbirinden ayırmamız kaçınılmazdır.

Dış güçler ve çalışma yöntemleri

Suriye’nin fiili yönetimine karşı mücadele eden muhalifleri destekleyen dış güçlerin bölgesel yapılarını sınıflandırmak burada zorunludur. Bu sınıflandırmada iki asıl kutup ve iki düşünce grubuna işaret etmemiz gerekmektedir. Burada iki düşünce grubu bulunmaktadır bunlardan biri direniş cephesi biri de batı yanlısı ve İsrail’le barış isteyen grup. Kuşkusuz Suriye devletini birinci kategorinin içine dahil etmemiz gerekmektedir. Bölgede yaşanan Arap devrimleri ve batı yanlısı yönetimlerin devrilmesi kuşkusuz direniş cephesini güçlendirmiş ve İsrail’i bu hattı yıkmak için daha esaslı önlemler almaya itmiştir.    

Suriye’nin, kapalı siyasi sistemi rakipleri için iyi bir fırsat yaratmıştır. Bu ortamda bölgeyi daha iyi yönetmek için sınır bölgelerinde protesto gösterileri başlatıldı. Hama, Homs ve Dira şehirleri Selefilerin Ürdün, Lübnan ve Irak’tan (Irak’ta bulunan El Kaide terör örgütü Suriye’ye girmek için buraları kullanmaktadır) bu ülkeye girmesi için oldukça münasip yerlerden oluşmaktadır. Böylelikle Arabistan, Katar, Türkiye ve Lübnan’ın bazı grupları ve hatta Kuveyt vahabilerinden buralara rahat bir şekilde yardımlar akmaktadır. Örnek olarak elde olan belge ve dokümanlara göre selefiler tarafından her ay ortalama olarak 500 bin dolar düzenli olarak bölgeye para akışı yapılmaktadır. Yardım eden örgütlerden biri de Kuveyt “İslam Miraslarını Yaşatma Cemiyeti”dir. Bu selefi örgütün Suudi Arabistan istihbaratıyla ilişkileri her kes tarafından bilinmektedir.      

Ortalama her hafta Suriye şehirlerine dağıtılması için kamyon dolu silahların sınırdan içeri girdikten sonra ele geçirildiği haberleri gelmektedir. Bazı kaynakların bildirdiğine göre Suudi Arabistan prensi Bender bin Sultan’ın muhalifleri silahlandırdıkları yönünde. Her ne olursa olsun son aylarda Suudi Arabistan’ın önemli bir rol oynadığıdır. Aynı şekilde 63 yaşındaki Şii düşmanı aşırı radikal vahabi “Şeyh Adnan el Arur” Suriye yönetimini kafir olarak ilan etti.

Aynı şekilde Suudi Arabistan tarafından kurdurulup onun hizmetleri doğrultusunda faaliyetlerde bulunan “El Arabiye” televizyon kanalı Suriye ordusundan firar ederek “Özgür Suriye Ordusu”nu kurup kendisini bu sözde ordunun komutanı ilan eden “Albay Hüseyin Harmuş” için çok büyük bir fırsattı. Katar devletine gelince bu ülke hem diplomasi açısından hem de medya aracılığıyla muhaliflere her açıdan sahip çıkarak Esad karşısında elinden gelen her şeyi yapmıştır. Her halükarda Katar, Suriye’nin Arap Birliği üyeliğinin askıya alınmasında çok önemli bir rol oynamış ve El Cezire televizyon kanalıyla da Suriye de yaşanan olayları abartarak ölü sayısını oldukça fazla göstermektedir.   

Her ne olursa olsun Suriye’nin koşulları öteki bölge ülkelerinden bariz bir şekilde farklılıklar arz etmektedir. Suriye’de protestocularla muhalifleri bir birinden ayırmamız  gerekmektedir. Dış güçlerin himayesi ve silahlarla Esad hükümetini devirmek isteyenler ile, haklı talepleri olan ve sistemde reform talebinde bulunanlar tamamiyle bir birlerinden ayrıdırlar. Bu durumda Suriye’nin geleceğini iyi bir yere götürecek hızlı ve pratik olarak reformlar yapılmalıdır…  

Download FILES


6th conference
8th Conference of Imamia Medics Intrnational