İran Bakış Açısıyla Kürtler ve Kürdistan

  • News Code : 313123
  • Source : Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA.İR
Kürtler Ortadoğu'da yaşayan Ari ırkına mensup bir topluluktur. Kürtler* de küfe, Bağdat ve diğer İslam merkezlerine yakın yerlerde ikamet ettikleri için İranlılar gibi hemen İslam dinini kabul etmiş siyasi, askeri, kültürel ve ilmi alanlarda birçok başarılı çalışmalarda bulunmuşlardır .Örneğin, H. 6. asırda Kürtlerde diğer Müslüman topluluklarla birlikte Selahaddin Eyyubi komutasında; Kudüs'ün Haçlıların elinden alınmasında büyük bir rol oynamışlardır.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- 9. asırda Kürdistan bölgesi Osmanlı ve Safevi sultanları arasında paylaşılmış ve ikiye bölünmüştü. Her iki bölgede yaşayan Kürtler tarih boyunca zulüm ve baskı rejimlerine karşı çıkmış, asla zulme razı olmamışlardır. Safeviler zamanından Kaçkar hükümeti zamanına kadar Erdelan hanedanı Kürdistan'ı yönetmekteydi. Erdelan hanedanı halk kıyamlarını şiddetle bastırıyor ve Osmanlıların İran'a saldırmasına engel oluyordu. Meşrutiyet zamanında da Kürdistan devlet aleyhtarı kimselerin üssü konumundaydı. Kürtler bu dönemde bu devlet aleyhtarı kimselerle birlikti Muhammed Ali Şah'ın kardeşi Salar-uda-Devle komutasında merkezi meşrutiyet hükümetine karşı savaşıyorlardı. Daha sonra da Kürtler İsmail Ağa Simko rehberliğinde Rus ve Osmanlı İmparatorluğunun himayesinde Rıza Han'ın hükümeti zamanına kadar merkezi hükümetle savaş halindeydi.         

Emperyalizmin Ortadoğu'ya girişinden önce Kürtler, münzevi bir kabile hayatı yaşıyorlardı. 1. Dünya savaşında Ruslar bölgeyi işgal ettiler. Ama Kürt halkı bu işgale karşı kahramanca direndi. 1. Dünya savaşından sonra müttefikler Ortadoğu'daki işgal edilmiş toprakları paylaştırmak için bir araya toplandılar ve önceden Osmanlı'ya bağlı olan 22 Arap ülkesini kendi aralarında paylaştılar. Müttefikler bu arada bağımsız ve müstakil bir Kürd devletinin kurulmasını planladılarsa da bu plan hiç bir zaman gerçekleşmedi. O tarihten itibaren İngilizler İslam ümmetini parçalamak için Kürdistan’da hızla milliyetçilik fikirlerini yaymaya başladılar; Milliyetçilik bizlere Haçlılar'ın bir armağanıdır. Milliyetçilik İngilizlerin' "parçala yönet"; siyasetinin bir parçasıydı. Nitekim Osmanlı'yı yıkan bir neden de bu milliyetçilik akımıydı.

19. asra kadar Ortadoğu'da milliyet ve ırk diye bir mesele söz konusu değildi. Tüm kavimler bir arada kardeşçe yaşıyordu. Emperyalistler eskiden beri bağımsız bir Kürdistan devletinin kurulmasını istiyordu. Nitekim İngilizler 1926 yılında Irak Kürdistanı'nı işgal etmeden önce bu bölgenin bağımsız bir şekilde idare edilmesini istemekteydi. Ama burayı işgal ettikten sonra zavallı Kürd halkını şiddetle katletti ve İngiliz hava kuvvetleri Kürt halkını acımasızca bombardımana tuttu.

İki Dünya savaşı boyunca da Kürtler arasında birkaç milliyetçi hareket başlatıldıysa da Rıza Han tarafından bastırıldı; Rıza Han 1941 yılında çökünce Irak'ta faaliyet gösteren Hiva (Ümid) Partisinin kolları bir araya toplandı ve Komala adlı milliyetçi bir parti kurdular. 2. Dünya savaşında Kızıl ordu Kürdistan'ı işgal etti. Rusya Azerbaycan Cumhurbaşkanı Bakırof, Kürdistan'ın feodalleri ile aşiret başkanlarını bir araya topladı. Bunlar arasında milliyetçi düşünceleri olan ve bölgede büyük bir nüfuza sahib olan Kadı Muhammed de vardı. Kürtler eğer Kızıl orduya yardım edecek olursa Ruslar da buna karşılık bağımsız bir Kürdistan'ın kurulması için onlara yardım edecekti. Ruslar “Kürdistan'a özgürlük” sloganıyla Demokrat Parti'nin kurulmasını istediler. Bu şahıslarda söz konusu toplantıdan döndükten sonra Komala Partisinin de yardımıyla denilenleri yerine getirmeye başladılar.

1943 yılında partinin rehberi Kadı Muhammed, Mehabad’da (İran Kuzey Kürdistan’ın merkezi) Cumhurbaşkanı seçildi. Bu olay Kızıl ordunun himayesinde ve Stalin hükümeti zamanında gerçekleşti. Bundan önce de meşhur komünist Pişeveri'nin rehberliğinde Tudeh Partisi kurulmuş ve bağımsız bir Azerbaycan ortaya çıkarılmıştı. Dolayısıyla bu iki bağımsız cumhuriyet arasında dostça ve yakın bir ilişki vardı.

Ama bu cumhuriyet bir yıldan fazla ayakta duramadı. Zira Ruslar Kıvam'ud-Devle" hükümetinden Kuzey Petrol imtiyazını alınca buna karşılık ordularını geri çekmeyi kabul ettiler. Ruslar geri çekilince de Kürdistan Cumhuriyeti yıkıldı. Kadı Muhammed ise yakalanarak idam edildi.

Musaddık zamanında Demokrat Partisi, Tudeh Partisinin batı kolu olarak yeniden bir mücadele başlattı. Ama ihtilal sonrası yeniden bastırıldı ve 1959 yılına kadar tümüyle bu parti dağıtıldı. Bu yüzden 1959 yılından sonra Kürtlerin mücadelesi Irak topraklarına kaydı. Molla Mustafa Barzani'nin Şah ve Amerika ile uzlaşmasına kadar da Kürtler mücadelesini bu topraklarda sürdürdüler.

Molla Mustafa 1965 yılında Şah ve Amerika ile uzlaşınca İsmail Şerifzade ve Molla Avare gibi bazı solcu aydınlar İran'a gelerek, silahlı mücadele için bir komite oluşturdular. Ama bir yılı aşkın bir süre sonra bu hareket de bastırıldı ve hareketin öncüleri çatışma esnasında öldürüldü.

İslam devrimiyle birlikte Müslüman Kürt halkı da diğer Müslümanlarla birlikte hareket etmiş ve böylece adeta kendi asil İslami kimliğini elde etmiş oldu. Senendec âlimlerinden olan Safderi'nin Şah güçlerince yakalanmasının ardından halk genel bir direnişe geçerek İslami bir tavır sergilemişlerdi.

Ama ne yazık ki kendini Kürtlerin rehberi sanan Müftizade İslam devriminden az önce Şahlık anayasasından söz ediyordu. Bu yüzden Kürtler Müftizade ve taraftarlarının önderliğinde liberal bir tutum içine girmişlerdi. Mehabad'da ise daha çok solcu akımlar faaliyet gösteriyordu. Komala Partisi İzzeddin Hüseyni gibi SAVAK ajanı ve piyon ilerici gösterirken Ayetullah Mutahhari, Talagani, Beheşti ve Hameneî gibi şahsiyetleri ise gerici olarak tanıtıyordu. Elbette ki Senendec'de de Müslüman ve inkılapçı kimseler yok değildi. Ama daha çok Müflizade gibi milliyetçi veya solcu akımlar hakim durumdaydı.

Velhasıl Kürtler tarih boyunca hep İslam'dan uzak hain aydınlar tarafından emperyalistlere peşkeş çekilmiştir. Bizdeki PKK ye diğer sol hareketleri de bunun bir örneğidir. Dolayısıyla da İran'daki Müslüman Kürtler nasıl İslam devrimi sayesinde gerçek kimliğine kavuşmuş ve emperyalist oyunlara son vermişse bizim Müslüman Kürtler için de aynı şey söz konusudur. Kürt sorunu sadece İslam sayesinde çözümlenebilir. Zira emperyalist oyunları bozan ve her türlü ayırım ve zulme karşı olan yegane din İslam'dır. Ne PKK ve ne de diğer hain örgütler Müslüman Kürt halkının temsilcisi olamaz. Kürtler Müslümandır ve dolayısıyla da sadece İslam'ı kabul ederler. "İçgüveysiden hallice" sarıldıkları bir takım çözümler ise içinde bulundukları zor şartların ve çaresizliğin neticesidir. Kürt halkı için İslam'dan başka çözüm peşinde olanlar Midyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olanlardır. Dolayısıyla Kürt sorunu da sadece İslam ve devrimci Müslümanlarca çözümlenebilir. Zavallı halkı katleden PKK ve buna neden olan laik güçlerin Kürt halkına verebilecekleri hiçbir şey yoktur.

İran devriminden hemen sonra Mehabad'daki Komala örgüt elemanları halkın kucağına dönen askeri birlikleri basarak tüm silahlarına el koydular. Birkaç gün sonra Senendec de (İran’ın Kürdistan bölgesi) aynı olaya şahit oldu. Bu olaylar üzerine merhum Ayetullah Talagani başkanlığında bir heyet Kürdistan'a giderek oradaki olayları geçici bir süre için durdurdular. Ama geçici hükümet tarafından Kürdistan'a vali olarak atanan Yunusi adında bir komünist orada solcuların gelişmesini ve İslamcı güçlerin sindirilmesini sağladı. Bu esnada Nakade faciası meydana geldi. Yıllarca bu şehirde kardeş olarak yaşamış olan Kürtler ve Türkler milliyetçilik havasıyla birbirine saldırdılar. Çok geçmeden bu olay Merivan'da da ortaya çıktı. İnkılabçı Müslümanlar acımasızca katledildi. Ne acıdır ki liberal zihniyete sahib olan geçici hükümet (Beni Sadr hümüti) de bütün bu cinayetlere seyirci kalıyordu.

İslam ümmetinin yetimleri olan zavallı Kürtler saray mollası İzzettin, saltanat yanlısı Palizban ve Üveysi, feodal zihniyetti sufi şeyh Osman-i Nakşibendi, bölgenin haini Salarcaf, Maocu Komala, Rus yanlısı Fedailer vb. onlarca dirayetsiz kişi ve grupların oyununa gelmişlerdi. Özellikle de rejimin SAVAK veya Evkaf teşkilatına bağlı olan Kürdistan mollaları halkın İslam'dan tümüyle soğumasına neden olmuştu. Ama İslam devrimi sayesinde gerçek İslam'la tanışan Kürtler, hemen aziz İslam dinine dört elle sarılarak hain ve emperyalizmin uşağı kimselere karşı koydular. İmam'ın emriyle savaştılar, şehit verdiler ve Kürdistan'ı şeytanların sultasından kurtararak Allah'ın dinini hakim kıldılar. O günden sonra Kürdistan insana kulluktan Allah'a kulluğun izzet ve şerefine erdi. Yıllardır, kendilerini kandıran ikiyüzlülerden tilki sıfatlı rehberlerden kurtulmuş oldular.

Münafıklar Pave şehrini kuşatma altına alınca Dr. şehit Çamran (İranlı bu büyük şahsiyet, aslen Kürt’tür) İmam'ın emri üzerine Pave, şehrini münafıkların eline düşmekten kurtardı ve fatih İslam askerleri Senendec şehrine girdi. Daha sonra da Sakız ve Mehabad münafıkların elinden, kurtarıldı, Yavaş yavaş bölge münafıkların elinden kurtarılmaya başladığı bir zamanda aniden geçici hükümet Devrim düşmanları ile görüşme masasına oturdu. İmam bu görüşmelere karşıydı. Zira bu münafıkların hiç birisi Kürd halkının temsilcisi olamazdı. Ama ne yazık ki geçici hükümetin bu, yumuşak siyasetinden istifade eden soyu tükenmeye yüz tutmuş münafıklar yeniden hortladı ve bölgede çalışmaya başladılar. 1980 yılında görüşmeler fiyaskoyla sonuçlanınca burada palazlanan münafıklar yüzlerce Müslümancı acımasızca katlettiler. Sadece Senendec bölgesinde 13 suçsuz Müslümanı acımasızca katlettiler. Ama casusluk yuvası ele geçirilip geçici hükümet de aradan çekilince yeni inkılapçı Recai hükümeti münafıklara karşı kesin bir tavır koydu. Önce Kamyaran; sonra da Senendec münafıkların sultasından kurtarıldı. Böylece münafıkların elinde olan son şehir "Bukan", da kurtarıldı ve bölgede İslam bayrağı Dalgalandırıldı. Bu acı yenilgiden sonra tüm münafık gruplar dağıtıldı. Demokrat Parti üyeleri bölündü. Kasımlu kanadı Saddam güçleriyle flört etmeye başladı. Komala ise büyük bir acziyet içine düştü. Dağıtılan terör örgütleri bu tarihten itibaren İslami şahsiyetleri terör etmeye, devlete ait malları çalmaya, bölgedeki öğretmen ve alimleri katletmeye başladı. Halk böylece bu münafıkların gerçek yüzünü gördü ve onlardan nefret etmeye başladı.             

Münafıkların silinmeye yüz tuttuğu bir ortamda Müftizade yeniden ortaya çıktı. Şah zamanında rejimle flört eden Müftizade bu defa Kürdistan'ın rehberi olduğumu iddia ediyordu. Taif’te düzenlenen konferans esasınca mezhep kavgasını başlatan Müftizade ‘’merkezi Sünnet-Şuraşı"nı kurarak kendi aklınca Ehl-i sünnet’i Şia'nın hakimiyetinden kurtarmaya çalıştı. İmam bu haince: komployu ifşa edince Müftüzadeye’ de ağır bir darbe indirilmiş oldu. İran-Irak savaşında ise bütün İslam Devrim düşmanları Saddam Hüseyin’in yanında yer alarak Kürdistan halkına karşı kalplerinde taşıdıkları düşmanlık ve hıyanetleri açığa vurdular.

İran İslam savaşçıları Şafak-10 harekatıyla Kürdistan'ın tümünü ve Halepçe şehrini İslam düşmanlarının elinden kurtardı. İslam savaşçılarını tekbirlerle karşılayan Halepçe halkı yıllardır özlemini duyduğu sevgilisine kavuşmuş gibiydi. Buralardan binlerce kayıp vererek kaçmak zorunda kalan Saddam güçleri Halepçe halkının bu sevincini ve İslami duygularını görünce hemen dişlerini gösterdi ve onlardan intikam almaya kalktı. Sonunda 1987 sonlarında kadın-çocuk demeden 5.OOO'den fazla Kürd; halkını feci bir şekilde kimyasal silahlarla katletti. Saddam bu cinayetiyle Hitler'in yüzünü aklamıştır. İhsan haklandın savunucuları olduğunu iddia edenler-bu cinayet karşısında da sessiz kaldılar.

Zavallı Kürd halkı tarih boyunca hep "Zulme, aldatıcılığa, fakirliğe, ikiyüzlülüğe ve soykırıma maruz kalmıştır. 12 Eylül'de zavallı Kürd halkına yapılan zulümler insanlık tarihinde Hitler'in esir kamplarını akla getiren en acı olaylar olmasına rağmen toplumda koparılan fırtınalar arasında unutulup gitti. PKK bu zulümlere karşı bayrak açtıysa da aslında Kürt halkına en büyük zulmü yapmış, binlerce suçsuz Kürd halkını acımasızca katletmiştir. Bölgedeki Müslümanlara tahammül edememiş yüzlerce Müslüman’ı en feci işkencelerle katletmişti. Dolayısıyla ne ırkçı zihniyete sahip laikler ve ne de PKK; Kürd halkının acılarını, yaralarını saramaz. Kürt halkı bütün olumsuzluklara rağmen Müslümandır ve İslâm da ki başka bir ideolojiyle ikna olacak değildir. Kürd halkının dostu olduklarını iddia edenler ne yazık ki bu gerçeği görememiş ve halkın kaderiyle oynamıştır; Biryandan PKK bir yandan da devlet zulmune maruz kalan Müslüman kürt halkı, bu iki zinciri koparıp atamadıkça da asla gerçek özgürlük ve hürriyetin tadını alamayacaktır. Milliyetçilik Haçlıların İslam ümmetinin içine: saldığı 'bulaşıcı ve öldürücü bir hastalıktır. Bu hastalığın yegane ilacı İslam’dır.

Asr-ı sâadette de bu İslâmi anlayış ve kardeşlik sayesinde Su-heyb-i Rumî, Selman-i Farisi ve Bilal-i Habeşi bir arada yaşamış, hiç bir kavmi diğer kavimlerden üstünlüğü söz konusu edilmemiştir. "Sen hangi kavimdensin?" diye sorulan ırkçılık kokan bir soruya Selman-i Farisi'nin "Ben İslam'ın oğluyum." diye cevap vermesi ve Peygamber (s.a.a)'in de bunu onaylaması bütün insanlık için kardeşlik ve eşitlik reçetesi konumundadır. Bunun dışında yollar arayanlar laik diktatörlük yerine PKK diktatörlüğüne davetiye çıkarırlar ki Kürt halkı için yine aynı zulüm devam eder.

* Konu çok önemli olduğundan dolayı “Kürdistan” adında ayrı bir başlıkta getirdik.

ABNA.İR

Download FILES


6th conference
8th Conference of Imamia Medics Intrnational