Ailede Cinsiyete Dair Eşitsizlik

  • News Code : 682807
  • Source : Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA24.COM
Brief

Cinsiyete dair eşitsizlik (sex inepuality) yaşam şekilleri ve özellikle sahip oldukları hukuk, fırsatlar, ödüller ve ayrıcalıklar gibi etkenlerin iki cinsin toplumsal konumlarındaki farklılıkları üzerindeki etkisine işaret eder. Aile ve toplumda gizli ve açık cinsiyete dair eşitsizlik konusu, son onlu yıllarda pek çok sosyologun dikkatini kendisine yönlendirdiği konulardan birisi olup bu alanda en önemli rolü Feminist edebiyatının ifa ettiğinde şüphe yoktur. Sonuç itibariyle pek çok araştırmacı, toplumsallık yöntemlerinde eşitsizlik, öğretim, çalışma, siyaset, iş bölümü, spor, turistlik geziler, cinsel ilişkiler ve benzeri konularda cinsel eşitsizliğin çeşitli boyutlarını araştırmıştır. Özellikle bu tür araştırmaların getirileri cinsiyet unvanıyla sosyoloji konularının genişlemesi sağlanmıştır (Gender).

Cinsiyete dair eşitsizlik (sex inepuality)  yaşam şekilleri ve özellikle sahip oldukları hukuk, fırsatlar, ödüller ve ayrıcalıklar gibi etkenlerin iki cinsin toplumsal konumlarındaki farklılıkları üzerindeki etkisine işaret eder. Aile ve toplumda gizli ve açık cinsiyete dair eşitsizlik konusu, son onlu yıllarda pek çok sosyologun dikkatini kendisine yönlendirdiği konulardan birisi olup bu alanda en önemli rolü Feminist edebiyatının ifa ettiğinde şüphe yoktur. Sonuç itibariyle pek çok araştırmacı, toplumsallık yöntemlerinde eşitsizlik, öğretim, çalışma, siyaset, iş bölümü, spor, turistlik geziler, cinsel ilişkiler ve benzeri konularda cinsel eşitsizliğin çeşitli boyutlarını araştırmıştır. Özellikle bu tür araştırmaların getirileri cinsiyet unvanıyla sosyoloji konularının genişlemesi sağlanmıştır (Gender). Zorunlu olarak cinsiyete dair temel ayrıcalıklar ve eşitsizlikler merkezi veya menşei unvanında aile pek çok Feminist ve diğer bilim adamlarının dikkatini çekmiştir. Bu bölümde ailesel yaşamda cinsiyete dair eşitsizlik konularını temel alacağız ki bu konular şunlardan ibarettir: Cinsiyet rollerinin toplumsallığı, ev işlerinin taksim edilmesi ve aile ortamında cinsi kudret ve huşunet dağılımı. Bunlarla birlikte doğal cinsiyet farklılığı hakkında kısa bir girişle bu bölüme başlayacağız.

  1. Doğal Cinsiyet Farlılıkları

Doğal cinsiyet farklılıkları hangisidir? Bu soru geçtiğimiz asırda Biyoloji, Psikoloji ve Davranış Bilimi alanlarında pek çok araştırmaların eksenini oluşturmuştur. Bu araştırmaların hedefi “Çok eskilerden bu yana iddia edilen kadın ve erkek cinsinin farklılıkları tecrübî emarelerle teyit edilir mi, edilmez mi? Veya genel olarak iki cinsin anatomik farklılıklarından başka tabiattan kaynaklanan başka farklılıklar var mıdır, yok mudur? konularını ortaya koymak içindir. Cinsi eşitsizlik konularında, bu konunun tesirini dikkate alarak bu alanda kısa bir açıklama yapacağız.

1-1. Uzmanlar Açısından Cinsi Farklılıklar

Birkaç bölümden oluşan cinsi farklılıklar arasında biyolojik ve anatomik farklılıklar üzerindeki ihtilaflar azdır. Araştırmacılar bu tür farklılıkların eğitsel ve toplumsal süreç üzerindeki etkileşim ihtimalindeki bazı şüphelerin söz konusu edildiğini görmezlikten gelerek (Jaggar, 1994: 84) genelde bu kısımda yer alan farklılıkları doğal cinsi farklılıklar unvanında kabul ederler. Konunun başında bu kısımda yer alan farklılıkları dörde ayırarak ele alacağız.

  1. Beden hücreleri 23 çift kromozum veya 46 çift kromozomdur. Sadece cinsi hücreler yani sperm ve döllenmemiş hücreler bundan istisna edilmiştir. Bu hücrelerin her iki türünden birisi yalnızca 23 kromozomdur şu farkla ki, büyük türden yirmi üçüncü kromozom spermi (X) veya küçük türden (Y) olabilir, ancak yirmi üçüncü kromozum spermi sürekli büyük (X) türdendir. Cinsel birleşme esnasında ilk yumurtalığa düşen sperm büyük türden (X) olup döllenmiş yumurta büyük türden bir çift kromozoma sahip olacak ve çocuk da genetik açısından kız olacaktır. Ancak yumurtalığın (Y) türünden döllenmesi durumunda yirmi üçüncü çift kromozom (XY) türünden olacak ve çocuk genetik açısından erkek olacaktır. Dolayısıyla insanın cinsi döllenme anında belirlenir ve cinsiyetin belirlenmesindeki ilk etken erkeğin cinsi hücrelerinden “Spermatozoon” dur.
  2. Hormonlar yönüyle erkek ve kadın, yani bedenin kimyevi salgı üretmesinde de birbirlerinden farklıdırlar. İnsanın cinsi yaşam üzerinde doğrudan etkiye sahip olan cinsel hormon türü kadının yumurtalığı ve erkeğin testis’inde üretilir. Söz konusu bu hormonsal salgılar ister erkek isterse kadında hem erkeklik ve hem de kadınlık hormonlarını üretir, ancak erkekte, erkeksel hormonlar, kadınlık hormonlarından ve kadın da kadınlık hormonları, erkeksel hormonlardan daha fazladır.
  3. Erkek ve kadın birincil ve ikincil cinsiyet özellikleri açısından birbirinden farklıdır. Birincil cinsi özelliklerden dışsal ve içsel gibi iki bölümden oluşan cinsi organlar kastedilir ve bunların işlevi kadın ve erkekte tamamen farklıdır. İkincil cinsi özelliklerden ise erkeklerde yüz tüyleri ve sesin kalınlığı ve kadınlarda göğüsün gelişmesi ve kalçanın yaygınlığı gibi buluğ zamanındaki özellikler kastedilir. Elbette bu özelliklerin kendini göstermesi tam olarak hormonların kontrolü altındadır (McConnell and Philipchalk, 1992: 213-214).
  4. Ortalama olarak erkek cenini anne rahminde kız cenininden daha hızlı gelişim gösterir. Erkek bebek, kız bebekten daha ağır ve daha uzundur. İki aydan sonra erkek bebeklerin kalori ihtiyacı, kız bebeklerden daha fazladır. Kızlardaki yağ oranı, erkeklere oranla daha çoktur. Erkek çocukların bebeklik zamanındaki kas yapıları, kız çocuklarına nispetle daha güçlüdür. Erkek çocukların buluğdan sonra da kas gelişimi kendini gösterirken kız çocuklarında böyle bir gelişim gözlenmez. 11-15 yaşları dışında diğer yaş kesitlerinde erkek çocuklarının boy ve ağırlıkları kız çocuklarına nispeten daha uzun ve daha ağırdır. Kızların kemik oluşumları ve diş şekillenmesi erkeklerden daha çabuk gerçekleşir. Kız çocukları erkek çocuklarından daha çabuk otururlar, emeklerler, yürürler ve buluğa ererler, ancak kız çocuklarının gelişim sürecinin durması, erkekler çocuklarından daha erkendir. Erkek çocukların bedeninin oksijene duyduğu ihtiyaç daha fazladır ve genel olarak kadınların metabolizma miktarı erkeklerden daha azdır. Kadınların beyin ağırlıkları da erkeklerden daha azdır (Kelayin Berg, 1368, c. 1: 314-315; Genci, 1370: 199-203).

Anatomik farklılıklar bir tarafa, bu konudaki en önemli tartışma psikolojik tanımada kendini gösterir. Duyusal ve algısallıktaki yeti farkları ve özellikle zekâdan faydalanma ortalaması, konuşma sanatı farklılıkları, duygu ve muhabbet farklılıkları, alaka ve meyletme farklılıkları ve saldırganlık eğilimleri gibi bir takım meseleler hakkında geçtiğimiz son yıllarda sayısız araştırmalar yapılmıştır.

Araştırmacılar tarafından pek çok çalışmaların ortaya konulması, özellikle Feminist düşüncesi taraftarlarının örnek alınmaksızın yaptıkları dakik araştırmaları ve aynı şekilde başkalarının araştırmalarının kontrol edilmesine karşın, günümüzde genel anlamda kadın ve erkek arasındaki duyu ve sevgiye yönelik bir takım farkların kabul edildiği anlaşılmaktadır. 1974 yılında Eleanor Maccoby[1]ve Carol Jacklin[2]kadın ve erkeğin farklılıkları hakkında 1500’den fazla yapılan araştırmaları yeniden gözden geçirerek cinsi farklılıkları gösteren yalnızca klişeleşmiş dört konunun sürekli tecrübî incelemelerin dayanağı olduğu sonucuna ulaşmışlardır. Söz konusu klişeleşmiş dört konu şunlardan ibarettir:

1. Kadın cinsindeki konuşma yetisi erkek cinsinden daha fazladır.
2. İşitsel kabiliyetlerle alakalı imtihanlarda erkeklerin kapladığı alan, kadınlardan daha fazladır.
3. Buluğ yaşına girilmesi zamanında matematiksel istidlalleri içeren imtihanlarda erkek çocuklar kız çocuklarına oranla daha öndedir ve erkek çocukların bu ayrıcalığı süreklilik arz eder.
4. Erkekler hem fiziksel ve hem de sözsel açıdan kadınlardan daha kavgacıdırlar ve bu farklılık iki yaşında kendin gösterir.
Ne var ki bazı araştırmacılar yeni araştırma yöntemleri esasınca ve geçmişte yapılan araştırmaları yeniden ele alarak yukarıda zikri geçen klişeleşmiş farklılıklara birkaç farklılık daha eklemişlerdir:
5. Erkek çocukların bebeklik dönemlerindeki fiziksel faaliyetleri kız çocuklara nispetle daha çoktur.
6. Korku ve yüzsüzlük kızlarda fazladır ve çok az tehlikeli işlere girişirler.
7. Erkek çocuklar buluğ çağında ve yaşam boyunca baskı ve hastalıklara karşı kız çocuklarından daha müsaittir.
8. Kız çocukları yaklaşık 4-5 yaşlarından itibaren ve olgun yaş dönemindeki kadılar da bir sonraki dönemlerde bebeklere karşı ilgi ve alaka gösterirler, ancak erkek çocuklarda bu tür davranışlar çok az görülür.
9. Kızlar çocukluk dönemlerinde aile, öğretmen ve güç gösterisinde bulunan diğer kimselere karşı erkek çocuklarına nispetle daha çok itaat ederler (Shaffer, 1993:491-492).

Elbette şu noktanın unutulmaması gerekir ki yapılan araştırmalar her bir kadın ve erkeğin cinsiyet farklık özelliklerini değil, yalnızca genel olarak erkek gruplarıyla kadın grupları arasındaki farklılıkları ispat etmektedir. Dolayısıyla yapılan anketlerin ortaya koyduğu farklılıklar esasına göre her bir erkek ve kadının davranışı öngörülemez.

Bunlar bir tarafa, bu farklıların kaynağı konusundaki tartışmalar ciddi tartışmalar olup henüz doğal etkenlerin bu farklılıkların ortay çıkmasında rolünün olup olmadığı hakkında uzmanların birleştiği ortak bir görüş göze çarpmamaktadır. Bir taraftan bu tür farklılıkların açıklanmasında erkeklerin kadınlara oranla daha akresif ve sultacı olmalarının erkeklerin erkeksel hormonlarından kaynaklanması gibi biyolojik etkenlere dayanan pek çok araştırmacıyı görmekteyiz (Baron and Byrne, 1997: 186). Diğer taraftan da bir şahsın hormon düzeyinin tecrübelere bağlı olabileceğini ve cinsi farklılıkları kadın ve erkeğin farklı tecrübelerden kaynaklanması gerektiğini söyleyen kimselerin birinci görüşe muhalefet ettiklerini müşahede etmekteyiz. Sonuç itibariyle bazı araştırmalar testosteron düzeyinin erkek maymunlarda rakibine karşı galebe ettiği zaman çoğaldığını, ancak rakibine yenildikten sonra ise azaldığını ortaya koymaktadır. Dolayısıyla tıpkı ihtimal verdiğimiz gibi erkeklik cinsiyetinin hormon düzeyi, onun saldırgan olmasının illeti ve saldırganlığında hormon düzeyinin sonucu olabilir ki bu konuda kesin görüş ortaya koymak son derece zordur (Shaffer, 1993: 505).

1-2. İslam Açısından Cinsi Farklılıklar

İslami metinlerde cinsiyete dair psikolojik farklılıkların ihtiyaç ve cinsi eğilim gibi en önemlilerine işaret edebileceğimiz farklılıkların fıtri boyutuna işaret edildiğini görmekteyiz. Erkeğin cinsi meylinin niceliksel üstünlüğü, kadının cinsi meylinin niteliksel üstünlüğü, çoğu kadınlarda cinsiyete dair istikamet ve erkek ve kadında cinsi tahrik etkileşiminin farklılıkları, İslami rivayetlerden istifade edilebilecek noktalardır. (Vesailü’ş Şia; c. 14: 40-42: c.15: 452; Biharu’l Envar; c. 3: 62)

İslam açısından kadın ve erkeğin cinsi meylinin biyolojik etkenlerden kaynaklandığında hiç şüphe yoktur. Hatta bazı rivayetler, insan yaratılışının başında Âdem ve Havva konusunda da bu farka işaret edilmiştir. Rivayette şöyle gelmiştir:

Allah Teala Âdem’i çamurdan yarattıktan sonra Adem için Havva’yı da yarattı… Sonra Âdem Allah Teâlâ’ya şöyle arz etti: Ey Rabbim! Birlikteliği ve kendisine bakmakla bana muhabbet bahşeden bu güzel yaratık kimdir? Allah Teâlâ şöyle buyurdu: Ey Âdem! Bu benim cariyem Havva’dır. Seni sevip seninle konuşması için senin yanında olmasını ister misin? Âdem arz etti: Evet, ey Rabbim… Sonra Allah Teâlâ şöyle buyurdu: O halde onu benden iste, zira o benim cariyemdir ve eş unvanında şehvetini söndürmen için faydalıdır. Allah Teâlâ şehvetin çoğunluğunu onun varlığında kararlaştırmıştır… (Vesailü’ş Şia; c. 14: 2)

Elbette insanın akıcı ve sevgiden etkilenme kimliğinin boyutları dikkate alındığında, hadiseleri nasıl öğrendiği ve cinsi meyillerinin kendini gösterdiği etkenlerin tesiri inkâr edilemez ve bundan dolayı insanın cinsi davranışlarında çeşitliliğine şahit oluyoruz, ancak bunun cinsi meyillerin biyolojik belirlenmesiyle hiçbir çelişkisi yoktur.[3]

Bu konu bir tarafa İslami metinlerde erkeklik ve dişilik arasında diğer psikolojik farklılıklara işaret edilmiştir ki dini metinlerin müphem olması hasebiyle bu farklılıkların kaynağı konusunda İslam’a göre kesin bir söz söylenemez. Örneğin her ne kadar İslam’a göre akletme ve duygusallıklar ölçüsü açısından erkek ve kadın arasında bir ayırım yoktur (Veailü’ş Şia; c. 14: 11; Biharu’l Envar; c. 32: 73 ve 106; c. 103: 228). Ancak İslam’ın bu farklılıkların biyolojik kaynağına inandığını rahatlıkla iddia edemeyiz, zira İslam’ın ideal toplumun gerçekleşmesi için vücuda getirdiği ve geçmişteki bazı konuları öylece yerinde bıraktığı toplumsal ve özel cinsiyet düzenlemelerinin bu türdeki cinsi farklılıkları doğurduğuna inandığının söylenmesi tamamen imkân dâhilindedir. Diğer taraftan ortaya konulan bu iddiaya dayanarak İslam’ın bu alanlarda biyolojik etkenlerin hiçbir rolünün olmadığına kail olduğunu da söyleyemeyiz, zira diğer bir ihtimale göre İslami istenirlik taşıyan toplumsal ve cinsiyete dair düzenlemeler yapılırken, bu türdeki fıtri cinsel farklılıklar dikkate alınarak planlanmış olabilir.

Hiç şüphesiz psikolojik cinsi farklılıklara ve biyolojik belirginlin varlığına inanılması cinsiyete dair eşitsizlik konusunda araştırmacının bakış açısında son dere etkili olacaktır.

2. Cinsiyete Dair Rollerin Sosyalleşmesi[4]

Cinsiyete dair rollerin sosyalleşmesi bir süreç olup bu süreç içerisinde her iki cins için kararlaştırılmış belirgin bir kültürde özel davranışsal modelleri bir nesilden diğer bir nesle intikal ettirilir. Sosyologlar, günümüz toplumlarında aile, okul, akran gruplar ve toplumsal iletişim araçları gibi en önemlilerinden olan sosyalleşme etkenleri unvanında birkaç etkeni söz konusu etmişlerdir. Ne var ki zamansal öncelik ve ailesel ilişkilerin kendine has özellikleri sebebiyle, ailesel ilişkilerin diğer ilişkilere nispetle değeri birkaç kat daha artmaktadır. Her halükarda erkek çocukları ve kız çocuklarının özellikle ev ortamındaki sosyalleşme model farklılıklarının, psikolojik ve davranışsallığı da kapsamak üzere cinsiyete dair farklılıkların gelişip kendini ortaya koymasında temel rol oynadığında görüş sahipleri arasında fikir birliği gözlemlenmektedir. Ne var ki söz konusu sürecin açıklanması ve toplumsal etkenlerle biyolojik etkenlerin kıyaslanmasıyla kabul edilebilecek ölçülerin etki bırakması açısından farklı görüşlerle karşılaşıyoruz ki bu görüşler birkaç bakış açısının yansıtıcısıdır. Burada cinsi kimlik gelişimi ve cinsiyete dair rollerin sosyalleşmesi alanında söz konusu edilen görüşlerin en önemlilerinin özetini sunacak ve bu görüşlerin bazı eleştirisel noktalarını ele alacağız.

2-1. Psikanaliz Kuramları

a) Sigmund Freud Kuramı

Sigmund Freud[5]kız ve erkek çocukların doğuştan cismi farklılıklara sahip olmakla birlikte cinsi kimlikten yoksun olduklarına ve her ferdin farklı nispetlerle iki cins özelliklerinden birisini miras aldıklarına inanır. Aynı zamanda çocuklar cinsi farklılıkları erkeklik aletinin olup olmadığı gerçeğine göre öğrenirler ve onların cinsi kimliği bu temel üzerine şekillenir. Oidipus kompleksi merhalesinde yani dört yaşından beş yaşına kadar anne, erkek çocuğun aşk merkezidir ve erkek çocuk cinsi temayüllerini hayal kurmak ve apaçık davranışlarıyla annesine gösterir. Diğer taraftan annesinin sevgileri karşısında babasını rakip ve nefret edilen bir şahıs unvanında tanımlar, zira babasının annesiyle özel ilişkisinin olup bu ilişkiye kendisini ortak etmeyeceğini anlar. Bu durumda erkek çocuk kendinin babasının tehditleri karşında yer aldığını görür; çocuğa göre baba onun tenasül uzvu üzerine yoğunlaşmıştır ve erkeklik aletini keseceğini düşünmektedir, yani onu hadım edecektir ki bu iş çocukta hadımlık ıstırabıyla sonuçlanır. Hadım olma korkusu, çocuk annesine karşı cinsi hislerini bastıracak kadar güçlü bir duygudur. Çocuk bu yaptığıyla ve babasının en iyi olduğunu kabullenmekle kendisini babasıyla ötüştürür ve bu örtüşmeyi daha iyileştirmek için babasının davranış kalıplarını, düşüncesini ve itaat ölçülerini ona benzetmeye çalışır. Kız çocuğu da başlangıçta erkek çocuk gibi annesine aşk besler, zira onu beslenme, muhabbet ve güvenliğin asli kaynağı bilir, ancak Oidipus kompleksi merhalesinde yani dört yaşından beş yaşına kadar, erkeklerin erkeklik aletinin olduğu ve kızların olmadığını anladığı zaman baba onun için cinsi aşk hedefi olur. Erkekte hadımlık ıstırabının karşı noktasındaki kızda erkeklik aleti tüylerinin gelişmesiyle küçük kızın gözünde annenin değeri düşer, zira annesinin de erkeklik aletinden yoksun olduğunu ve bu aleti temin etmeye güç yetiremediğini görür. Ancak sonuçta kız kendini annesiyle örtüştürür ve bu esnada kadınlık cinsiyetini kazanır (Sultez ve Şultez, 1379: 72-75).

Dolayısıyla çocukların her iki cinsi, kendi cinsleri olan baba ve anneyle uyuşturup örtüştürme sürecinde çocuklar değerler düzeni ve davranış modellerini kabul ederek ebeveynin rolünü oynamaya çalışırlar ve böylelikle cinsiyete dair içsel rol süreci şekillenir.

Freud kuramına çeşitli eleştiriler getirilmiştir ve burada konu edilen eleştirilerin en önemlilerine işaret edeceğiz:

  1. 1. Freud’un, cinsi kimliği tenasül aletinin fark edilmesiyle haddinden fazla ilişkilendirildiği anlaşılmaktadır. Hâlbuki çocukların pek çoğunun ilkokuldan önce kız ve erkek organları hakkında kesinlikle bilgileri yoktur.
    2. Freud’un, babayı disipline olmanın temel etkeni bildiği anlaşılmaktadır, hâlbuki çoğu kültürde düzenleyicilik ve disipline edicilikteki rolünü anne ifa eder. Doğal olarak böylesi alanlarda baba yerine kendisini annesiyle örtüştüren erkek çocuklarına tanık olmaktayız. Buna izafeten araştırmalar, Freud’un işaret ettiği cezalandıran ve tehdit eden baba dışında, erkek çocukların daha ziyade babalarıyla samimi olup onlarla kendilerini özdeşleştirdiğini göstermektedir.
    3. Freud’a göre cinsiyetin öğrenimi ve fark edilmesi Oidipus kompleksi merhalesine ve yaklaşık dört beş yaşlarına odaklanır, ancak sonraki yazarların çoğu çocukluğun başlarından daha önceki dönemlerde öğrenmenin önemine tekit etmiştir.
    4. Freud zamanında gerekli ilmi bilgilerin olmaması sebebiyleFreud, cinsi farklılıkların ortaya çıkmasında biyolojik etkenleri dikkate almamıştır (Shaffer, 1993: 508 and Kusek, 1987: 127).

Nansi Çudrof, Freud’un görüşünü dengeleme yönünde çaba gösteren bir psikanalisttir. Kadınlık özelliklerinin menfi yönünü, özellikle erkeklik aletinin olmayışı ve sonuçta kadının ahlaki zaafı ve kaynağı olduğuna tekit eden Freud’un aksine Nansi Çudrof, geleneksel kadın özelliklerinin olumlu yönlerini ve erkeklerde sevme kabiliyeti ve eğitme zaafı üzerinde durdu. Nansi Çudrof’un görüşüne göre erkek ve kız çocuklarında ilk sosyalleşme, anne aracılığıyla gerçekleşir ve çocukların her iki cinsi de kendilerini annelerinin şahsiyetiyle örtüştürürler, ancak daha sonra erkek çocuk, kendisini babasıyla uyumlu hale getirip erkeklik rolünü oynamak zorunda kalır. Sosyalleşme sürecinde anneler erkek çocuklarını kendilerinden ayrılmaya teşvik ederler ve baba veya babanın yerini tutan birisine dayanmaları için çocuklarının erkeklik kimliğini kazanıp geliştirmelerine yardım ederler. Ne var ki babanın evden uzak oluşu ve çocuk bakımıyla meşgul olmayışı, çocuğun babanın şahsıyla, özellikleriyle ve hakiki bir fert unvanında davranışsal özellikleriyle uyuşacağı yerde, konumsal uyum sağlama suretinde elde edilen unsurların bütünü unvanında babanın erkeksel rolünü ifa etmesine sebep olur. Erkek çocuğun anneden ayrılma sürecinin zorluğu, çocuğun kadınlık boyutlarını bastırır ve kadınlığa daha az önem verilmesi gerektiğini öğretir. Ancak kız çocuklarının annenin şahsıyla kendilerini örtüştürmesi onlara kadınlık kimliği ve bu kimliğe bağlı rollerin tamamlanmasında yardım ederek annenin varlığı kız çocuklarının kadınlık şahsiyet süreçlerini güvence altına alabilir.

Erkeklere nispetle kızların daha zayıf derecede bireyselliğe ulaşmayı tecrübe etmeleri, sosyalliğin bu iki modelinin önemli getirilerindendir. Bu sebeple kızlar kendi sınırlarını etkileşim kabul edecek şekilde genişletir ki bu da kadınlarda erkeklere nispetle hor ve hakirliğin yeniden ortaya çıkması için psikolojik ön kabulleri hazırlar. Sonuçta ailede cinsiyete dair iş bölümü zikredilen iki model yoluyla doğrudan yeniden üretilir ve buda erkeğin enerjisinin çoğunu ev haricinde iş dünyasında harcaması sonucunu doğurur; baba, babalık yapmaktan kaçınır ve kadın enerjisini çocuk bakımı ve yetiştirilmesi için sarf eder (Chodorow, 1997: 195 and Ortner, 1998: 37-38).

Çudrof’un kuramı da etki yaratmasına rağmen eleştirmenlerin dikkate değer ölçüde eleştirilerinden uzak kalmamıştır. Her şeyden önce Çodrof’un doksanlı yıllarında kendi görüşünde kullandığı ilkelerin menfi ve müspet noktalarına işaret etmemiz gerekir. Çudrof daha ziyada babasıyla kendini örtüştürmeye çalışan erkek çocukların, babanın evde olmayışı sebebiyle yalnızca kültürel klişeler üzerinde babalık rolüne dayanan kimselerden daha çok etkilendiğini iddia etmektedir. Ne var ki Çudrof’un kendisinin de dayandığı yeni çalışmalar, çocukların geleneksel cinsi kimliklerinin icat edilmesinde babaların rolünün annelerin rolünden daha çok olduğunu ortaya koymaktadır. Buna rağmen Çudrof kadınlık, erkeklik ve cinsiyet için birkaç yönlü tanımlama sunmakta ve kendilerinin ilk terbiyesine nispetle fertlerin olası tepkilerini iki genel modelle özetleyeceği yerde modellerin çokluğu teşhisini vermektedir.

Çudrof’u eleştiren bazı eleştirmenler, evden uzak olan babayla alakalı bilgilerin çeliştiğini söylemişlerdir örneğin, babanın evden uzak olduğu bir evde annelerine ek olarak teyzeleri ve büyük anneleriyle yaşayan çocuklar, yalnızca anneleriyle yaşayan çocukların yaşamından daha iyi bir yaşama sahiptirler. Bunun için evden uzak olan babanın yerine asli sorun unvanında muhtemelen annenin yükünün ağırlığına tekit edilmesi gerekir. Aynı şekilde babanın, çocukların terbiye edilmesi rolü konusunda düzenli çok az araştırma yapılmış ve yapılan bu araştırmalar da konu edilmeye değmeyecek sanı ve tahminlerden ibarettir (Gardiner, 1998: 261-263).

Oidipus kompleksi merhalesine ve bu merhale öncesi konusunda genelci iddialar ve bu dönemlerin özel zaman ve mekâna (yeni dönem ve batı toplumu) has oluşundan gaflet edilmesi ve aynı şekilde beyaz tenli, orta tabaka insanları ve kapitalist toplumlardaki çekirdek aile modelinin diğer ailelerin tamamına örnek gösterilmesi de bu kurama yapılan başka eleştiriler arasındadır (Tong, 1997: 157 ve 175).

2-2. Biyolojik-Sosyolojik Kuram

Yeni araştırmacılar arasında bu kuramın açıklanıp genişletilmesinde John Money[6] ve Anke Ehrhardt[7] hepsinden daha fazla çaba sarf etmiştir. Bu kuram gereğince bir taraftan diğer fertlerin ilk biyolojik gelişimi çocukları etsisi altına alır ve sosyolojik güçlerin etkisinin başlangıcı olan bu biyolojik gelişim, çocuğu cinsiyete dair rollerin kabul edilmesine doğru sürükler. John Money ve Anke Ehrhardt ceninlik evrelerinde üç temel biyolojik olaya işaret ederler:

  1. 1. Döllenme anında ve hamileliğin başlarında “X” veya “Y” kromozomun taşınması ki Y kromozomunun var olması suretinde ceninlik yumurtalarını icat eder ve böyle olmaması durumunda yumurtalıklar şekillenir;
    2. Yumurtalıkların aracılığıyla Testesteron hormonunun salgılanması;
    3. Üç aydan dört aya kadar hamilelik döneminde Testesteron hormonunun olması durumunda ceninde erkekli aleti ve yumurtasının gelişmesini sağlar ve söz konusu bu hormonun olmaması durumunda, kadınlık organlarının ortaya çıkmasıyla sonuçlanır.

Doğumun hemen ardından bebek valideyn ve diğer fertler tarafından çeşitli tepkisellikleri algılar. John Money ve Anke Ehrhardt’a göre sosyallik etkileri biyolojik eğilimleri düzenleyecek kadar veya değiştirecek kadar önemlidir örneğin, cinsiyet anlamında yanlış yetiştirilen çocuklar on sekiz ay öncesine kadar kolaylıkla yeni bir cinsiyet kimliğini kabul edebilirler, ne var ki üç yaşından sonra bu alanda pek çok sorunlarla karşı karşıya kalırlar. Bu kuramın asli meselesi biyolojik unsurların etkisini ve bu etkilerin cinsiyete dair gelişim ölçüsünü ortaya koymaktır. Genetik davranışlara dair yapılan araştırmaların bazıları genetik farklılıkların göreceli etkilerini ortay koymuştur. Aynı şekilde iki cinsiyete sahip kızların üzerinde yapılan deneyler, erkeklik cinsi hormonlarının etkisini göstermektedir. Bu kızların anneleri, hamilelik döneminde bedende Testeron yani erkeklik hormonları üreten ilaçlar kullanmışlardı ve bu ilaçlar kız çocuklarının dünyaya gelmesinden sonra onların erkek gibi görünmesine sebep olmuştu. John Money ve Anke Ehrhardt ameliyatla dış görünüşleri değişen ve kız olarak yetişen bu kızların bazılarını kendi yaşlarındaki kızlarla karşılaştırmışlar ve söz konusu bu kızların düşünsellik ve davranış bakımından erkeklere benzediği sonucuna ulaşmışlardır.

Her hâlükarda bazen ortaya çıkan sonuçlarda şüphe edilmesi sebebiyle bu konuda kesinlik içeren ortak bir görüş yoktur. Aynı şekilde bu kuramda çocukların kendi cinsi kimliklerini derk edebilecekleri dakik toplumsal süreçler belirlenmemiştir. (Shaffer, 1993: 502-506)

2-3. Öğrenme Kuramı

Toplum psikologlarının bir kısmı tarafından söz konusu edilen ve özellikle Albert Bandura[8]aracılığıyla genişletilen toplumsal öğrenme kuramı esasına göre çocuk, cinsiyete dair rollerde olduğu gibi toplumsal davranışları iki temel yoldan öğrenir. Bunlardan birincisi doğrudan öğrenme yoludur; başka bir ifadeyle bu yol çocuğun, güçlendirici etkenlerden yararlanarak şartlandırılması yöntemidir. Bu yöntemde çocuk ödüllendirilerek ya da cezalandırılarak cinsiyete dair davranışlara nispetle şartlandırılır ve bu doğrultudaki davranışları öğrenir. İkincisi Sigmund Freud’un söz konusu ettiği çocuğun kendini özdeşleştirmesi kuramınca taklit etme sürecidir. Bu yöntemde cinsiyete dair davranışlar valideyn ve diğer sosyallik etkenleri aracılığıyla ( ailenin büyük fertleri, öğretmenler, aynı yaş grupları ve toplumsal iletişim araçları) model oluşturulur ve çocuk bu modellere taklit ederek onlara tabi olur. (Dusek, 1987: 128-130) Şartlandırma ve model oluşturma süreci, cinsiyete dair davranışın kazanılmasında üç temel merhaleyi takip eder. Birinci merhalede çocuk anne ve baba arasında onlarla aynı cinste olup ödül ve cezalandırma kaynağı unvanıyla onlarla kaynaşır. İkinci merhalede çocuk bir sonraki girişimleri için ödül ve cezaların bütününü kendisinde genişletme kaynağı yapar veya kendisiyle aynı cinsteki valideynle özdeşleştirir. En sonunda üçüncü merhale, çocuğun münasip cinsiyet davranışlarıyla birlikte uygun cinsiyet kimliğini genelleştirme süreciyle sonuçlanacaktır. (Albreht et al, 1987: 165)

Anlaşıldığı kadarıyla bu kuramın kimlik ve cinsiyetin oluşmasında yaşam etkenlerinin tesirini görmezlikten geldiği bir tarafa ortaya koyduğu hipotezlerin bazıları tartışma konusudur. Bu kuram esasınca cinsi davranışın olumlu modeline dayanarak erkek ve kız çocuklarının ödül ve cezalandırılması hakikatine tanıklık etmek zorundayız. Örneğin anne-baba ve öğretmenler erkek çocuklarını saldırganlık göstermeleri sebebiyle ödüllendirirken kız çocuklarını da aynı sebepten yani saldırganlık sebebiyle cezalandıracaklardır. Ne var ki eldeki verilerin çoğu anne-baba ve bazen öğretmenler saldırganlık sebebiyle erkek çocuklarını, kız çocuklarından daha çok cezalandırdıklarını göstermektedir. Aynı şekilde araştırmalar çocukların cinsiyete dair davranışlarının model unvanındaki yaşlıların davranışlarına benzemediğini ortaya koymaktadır. Örnek verecek olursak erkek çocuklar her ne kadar ailede annelerini, babalarından daha çok aile arabasını kullandığını görmüş olsalar bile otomobil ve kamyonla oynamayı tercih ederler. Kız çocukları da her ne kadar annelerinin davranışlarında görülmese bile kızlara has oyunlarla meşgul olurlar. (Ibid: 166)

2-4 Tanısallık ve Gelişim Kuramı

Lawrence Kohlberg[9]kendi tanısallık kuramında niçin erkek ve kız çocukları hatta anne ve babalarının karşı çıkmasına karşın geleneksel cinsi rolleri kabullendikleri konusunu açıklama peşindedir. Lawrence Kohlberg’in içsel temel iki tema kuramı şöyledir:

  1. 1. Cinsi rolün gelişimi, tanısallığın özellikle çocukların ağzının gelişimi her bir şahsın cinsiyeti ve cinsiyetin gerekliliklerinden kaynaklanır.
    2. Çocuklar faal olarak kendilerini toplumsallaştırırlar ve yalnızca toplumsal etkilerin karşısında edilgen değillerdir.

Cinsiyete dair davranışları cinsi kimliğin kazanılmasından önce olduğunu ileri süren bir önceki kuramın aksine, Lawrence Kohlberg’e göre ilk merhalede çocuklar kendi değişmez cinsi kimliklerini oluşturduktan sonra, faal olarak bir erkek ya da kız çocuğu unvanında nasıl davranmalarını öğretecek kendi cinsiyetleriyle alakalı modelleri arama peşindedirler. Aynı şekilde Lawrence Kohlberg çocukların erkeklik ve dişiliğin makul anlamını derk etme sürecinde üç merhale belirlemiştir.

  1. üç yaşında çocuklar kendi şahsi cinsi kimliklerini tanıyarak kendilerine erkek veya kız damgası vururlar;
  2. Bir süre sonra çocuk, zaman süreci içerisinde cinsiyetin sabit kaldığını derk eder; erkek çocuğu erkek suretine ve kız çocuğu kız suretine dönüşecektir;
  3. Çocuk beş yaşından yedi yaşına kadar cinsiyetin çeşitli konumlarda da sabit kalacağını derk eder. Çocuk bu yaşta görünürdeki giyimlere aldanmaz ve örneğin erkek çocuğu, kız elbisesi giymekle cinsiyetinin kıza dönüşmeyeceğini bilir.

Lawrence Kohlberg çocuğun faal olarak kendisinin cinsiyet rollerini derinleştirmesinden kısa bir süre sonra sosyalliğin başladığına inanır (Shaffer, 1993: 511-512).

Bu kuramı eleştirenler, cinsi sınıflandırma ve ayrıştırmaların çocuğun çocukluk yaşına ulaşmadan önce cinsi kimliğin derk edilmesinde söz konusu olduğunu ortaya koymuşlardır. Örneklendirmek gerekirse iki yaşındaki erkek çocuklar erkeklere özel oyuncakların kendileri için uygun olduğunu bilmeden önce, bu oyuncaklarla oynamayı tercih ederler. Yapılan araştırma esasınca çocuklar yirmi aylıkken cinsiyete dair davranışları sergilerler; buna ek olarak John Money’nin yanlış cinsiyetin üç yaşından sonra değişmesinin son derece zor olduğuna dair yaptığı araştırmanın dikkate alınmasıyla Lawrence Kohlberg’in cinsi sınıflandırma ve cinsi rol gelişimi makul ve hesap edilmiş cinsiyete bağlıdır iddiasının isabetsiz olduğu anlaşılmaktadır. Bunlar bir tarafa bu kuramda da biyolojik etkenlerin cinsiyet üzerindeki etkisi dikkate alınmamıştır. (Ibid)

2-5. Cinsiyet Tasarımı Kuramı

Cinsiyet tasarımı kuramı “Toplumsal Öğrenme” kuramı ve “Tanısal-Bilişsel Gelişim” kuramlarından istifade edilerek öğrenme unsurlarıyla tanısallık unsurlarının öğrenme konusunda birleştirilmesine dair bir tasarımdır. Bu kuram esasına göre çocuklar çevreye dair bilgisel algılarını tasarımlar veya farklı söylemleri sistematikleştirirler ki bunlardan bir tanesi cinsiyet tasarımıdır. Bu kuramı savunan Carol Martin[10] ve Charles Halverson[11], Kohlberg’in inandığı gibi çocukların alakalar, değerler ve davranışların kazanılması için kendileriyle uyuşan içsel hedeflere sahip olduklarını kabul ederler. Bununla birlikte Kohlberg’in aksine bu sürecin, çok daha çabuk yani iki buçuk yaşından üç yaşına kadar çocukların cinsi kimliklerini kazanmakla sosyalleşmenin başladığına inanırlar. Çocukların temel cinsi kimlikleri, onları cinsiyet hakkında bilgi edinmeye ve sonra bulgu ve beklentiler bütünlüğü içindeki organizeli bilgilerini erkek ve kadın konusunda cinsi tasarımlar kalıbına dökmeye sürükler.

Çocuklar önce basit bir şekilde içsel ve dışsal gruplaşma tasarımını kazanırlar ki bu tasarımlar çocuklara eşyalar, davranışlar ve rolleri erkekler ve kadınlar grubu şeklinde sınıflandırma imkânı tanır. Sonra çocuklar tepkiselliğin üzerinde oluşmuş ve kendi cinsiyetleriyle uygun olan davranışlara ihtiyaç duyacakları cinsi tasarımı kazanırlar. Örnek verilecek olursa temel cinsi kimliğini kazanmış kızların, öncelikle terziliğin kızlar için ve uçak modeli yapmanın da erkekler için olduğunu öğrenmeleri gerekebilir. Kız çocuğu daha sonra kız olması sebebiyle kendisinden elde ettiği kimliksel görünüme uygun olarak davranmak ister ve kendi cinsiyetini destekleyecek özel tasarımlara ulaşmak için terzilik hakkında olabildiğince bilgi toparlayarak önemli ölçüde model uçak yapımını görmezlikten gelir. Çocuğun tecrübeleriyle şekillenip genişleyen cinsiyet tasarımının hemen ardından sıra kendisi ve dünya konusunda etki bırakacak geleceğe yönelik tecrübelere gelir. (Shaffer, 1993: 513)

Bunların göz önünde bulundurulmasıyla şöyle denilebilir: Cinsi tasarım kuramında da cinsi kimlik ve cinsi davranışların şekillenmesinde etkili olan biyolojik etkenler görmezlikten gelinmiştir, ancak diğer cinsi sosyalleşme kuramlarına nispeten daha dakik bir görüş ortaya konulmuştur.

2-6. Feminizm Görüşü

Cinsiyete dair sosyalleşme, daha önceki kuramlarda araştırıldığı gibi vasıflandırma yönü ve bu kuramın analiz edilmesi bir tarafa değersel ve müspet yönüyle de pek çoğunun dikkatini çekmiştir. Feminist görüş sahipleri ve Feminist görüşten etkilenen yazarların çoğu, daha ziyade cinsi rollerin sosyalleşmesine cinsi eşitsizliklerin asli etkenlerin birisi unvanıyla saldırırlar. Liberal Feminist düşüncelerinin öncülerinden John Stuart Mill aile düzeninde var olan adaletsizliğin erkeklerin hâkimiyet kalıbında kadınların itaatkâr olmalarının adetler ve ataerkil değerlerin bir sonraki nesle taşınmasından kaynaklandığına inanır. John Stuart Mill’e göre bu durum erkeklerin kız kardeşlerinden daha üstün olma hissinin şekillenmesi ve sonuç itibariyle tüm kadınlardan üstün olma hissinin ortaya çıkmasıyla sonuçlanacaktır. (John Stuart Mill, 1377: 132) Simone De Beauvoir de “İkinci Cins” adlı meşhur kitabında şöyle der: Kız çocukları da ilk başta erkek çocuklarının beklentileri, ödüllendirilmeleri ve sınırlandırmalarıyla yetişselerdi, eğitimlerinde ve oyunlarında erkek çocuklarla ortak olacaklardı. Erkek çocuklarına verilen gelecek vadi onlara da verilmiş olsaydı ve erkek ve kadınların gözünde açıkça eşit olsalardı kesinlikle kız ve kadınların şahsiyetleri günümüzdeki konumundan çok daha farlı olacaktı. (De Beauvoir, 1989: 762)

Bu kuram esasınca Feministlerin çoğu cinsi eşitsizlikten uzak bir topluma ulaşmak hedefiyle kız ve erkek çocuklarının geleneksel sosyalleşme modelinin iki cinsiyetli (androgynous) insan yetiştirilmesi üzerine odaklaşan başka modelle değiştirilmesini istemişlerdir. Bu düşüncedeki varsayıma: İki cinsiyetli insan yetiştirilmesi, cinsi farklılıklardan kaynaklanan bir tür sosyalleşmeyi armağan eder. Söz konusu çift, cinsiyetlik görüşünü pek çok kabul edenlerin yanında bir grup da çok cinsiyetlilik tarafını tutmuştur. Çift cinsiyetten maksat bir şahsiyet türü olup erkeklik ve kadınlık cinsiyet özelliklerinin en iyisi birleştirilerek yansıma bulmasıdır ve bu tür şahsiyet uyumluluğu herkes için varsayım olarak kabul edilmiştir. Çoklu iki cinsiyet de çeşitli şahısların uyumlarına işaret eder ki salt kadınlıktan salt erkekliğe kadar değişim halinde olup doğal olarak kadınlık ve erkeklik şahsiyeti de çoklu iki cinsler arasında karar kılmaktadır. Çoklu cinsler görüşü esasınca ihtimal verilen şıkların tamamı herkesin kesin ulaşabileceği eşit ölçüde olmalı ve şahsın biyolojik cinsi özelliklerinin belirlenmesi temel alınmaksızın herkes için eşit ölçüde önerilebilmelidir. (Sterba, 1998: 291-292) Feminist taraftarları kız ve erkek çocuklarının yetiştirilme modellerinin birleştirilmesi ve klişeleşmiş yaygın cinsi ayrıcalık içeren filmlerin, kitapların ve neşriyatın tamamen silinmesini ciddi olarak istemektedirler. Andree Michel bu konuda şöyle diyor:

Cinsi ayrıcalık eserinden uzak erkek çocuk ve kız çocuklarının eşit oranda ev işlerini yaptığı ve küçük erkek ve kız çocuklarına bakıldığı; erkek ve kadınların da eşit olarak ev işiyle, çocuk bakımı ve yetiştirilmesiyle veya geçimliliğin temin edildiği bir aile ortamı çiziliyor. Böyle bir aile ortamında kız ve erkek çocukları oyuncaklarıyla oynuyor, evcilik oynuyor, topla oynuyor ve elektronik eşyalarla oynuyorlar; ağaçlara tırmanıyor, terzilik yapıyor, bahçıvanlık yapıyor, el işi yapıyor ve… Kadının edilgen olarak eşinin kararını beklediği ve ortalıkta gözükmemesi gerektiği klasik bir aile tasviri vardır. Eşlerden birisi çocuklara bakmak için evde kalmak zorundadır, bu ferdin hem baba olması hem de anne olması mümkündür. (Andree Michel, 1376: 130)

Feminist bakışla böyle bir aile ortamı tasvir edilmesine karşın yine de iki cinsiyetlilik, bazı Feministler tarafından eleştiri konusu yapılmıştır. Birinci eleştiri böyle bir ailenin ilmi olarak gerçeklik bulma imkânıyla alakalıdır. Alice Rossi[12]erkek ve kadının biyolojik farlılıklarının varlığına tekit ederek çocuklarla ebeveynin uyumluluk sürecinde böyle bir şeyin etkili olduğuna inanır. Alice Rossi’ye göre kadınların aylık adet görme ve hamilelik dönemini kapsayan psikolojik ve biyolojik konumları, kız çocuklarının erkek çocuklarından daha çok anneleriyle uyum sağlamasını gerekli kılabilir. Annenin biyolojik farklılığıyla erkek çocuğunun biyolojik farklılığı, erkek çocuğunun sürekli annesine olan mesafesini korumasına sebep olur. (Tong, 1997: 159) İkinci yön de böyle bir ailede gerçekleşecek armağanın getirileridir. Bazı Feministler şu soruyu söz konusu etmiştir: Var olan cinsi farklılıkların ortadan kalkması suretinde bu farklılıkların yerini ne dolduracaktır? Farklılıkların ortadan kaldırılması erkeklere gelecekte kendileri için ortaya çıkacak tek bir cinsi model veya çoklu cinsi model tanımlamaları imkânını verecektir. Her halükarda Feminist görüşünü savunanların bazıları en azından kadınlık boyutlarının bir kısmına saygı duymanın yanında cinsi farklılıklardan uzak bir dünya görüşüyle muhalefet etmişlerdir. (Ramazanoğlu, 1989: 185)

2-7. İslam’ın Görüşü

Genel anlamda eşitsizlik konularına ideolojik unsurların dehaleti ve özel anlamda cinsi eşitsizlikler dikkate alındığında cinsi rollerde sosyalleşme konusunda İslam’ın değersel bakışı yalnızca İslam’ın genel değersel sistemi sınırları içerisinde anlaşılacaktır. Hiç şüphesiz İslam kendi istediği toplumsal düzende cinsi farklılıkların bir kısmını ve erkek ve kadının rollerindeki farklılıkları çoğunlukla “öncelik” unvanda ve bazen “gereklilik” unvanında kararlaştırmıştır; ne var ki İslam bu işi, adalet ve maslahat ilkesince gerçekleştirmektedir. Cinsi eşitsizliği de kapsamak üzere İslam’ın toplumsal düzeninin genel usulü bir taraftan doğal varlığın tanınması ilkesine dayanırken diğer taraftan İslam, nihai hedeflerin özellikle insanın dünyevi ve uhrevi saadetinin geçekleşmesini hedefler. Sonuç itibariyle cinsi eşitlik modeli İslam’da doğal cinsi farklılıkların etkisiyle birlikte ele alınmış ve nihai hedeflerin vesilesiyle inceleme ve eleştiri konusu olmuştur. Yani tamamıyla genelin maslahatıyla örtüşmeyen cinsi eşitlik ve benzerlik, İslam tarafından reddedilmiştir. Örneğin kadıların erkeğe ve erkeklerin de kadınlara benzemesi İslami rivayetlerde şiddetle yerilirken (Bkz. Vesailu’ş Şia, c. 12: 211), bu tür benzerliklerin doğal cinsi farlılıkların getirileriyle uyuşmaması yanında toplumun manevi yaşamına da zarar vermesi yönü dikkate alınmıştır. Aynı şekilde kadınların yargı veya doğrudan savaşa katılmaktan men edilmesinin onların kendilerine has doğal özellikler (cismi ve ruhi) taşımaları ve sonuç itibariyle bu tür hükümlerin daha ziyade İslam’ın dikkate aldığı hedeflerle uyum içerisinde olmasından kaynaklanabilir. (Bkz. el-Mizan; c.2: 272-275)

Bu açıklamayı dikkate alarak şöyle denilebilir: Doğal cinsi farklılıklarla uyum içerisinde ve İslam düzeninin hedeflerine ulaşması doğrultusundaki cinsi rollerin sosyalleşmesi türü, İslam açısından olumsuz değerlendirilemez. Örneğin kız çocuklarını annelik ve eş rolünü kabullenmesine hazırlamanın ve erkek çocuklarını ev geçindirilmesi rolünü kabullenmesi için hazırlamanın İslam açısından hiçbir yasaklamanın olmadığı gibi İslam’ın dikkate aldığı hedeflerin gerçekleşmesi yönünde bu tür şeylerin olumlu işlevleri makbul ve tercih edilir olarak telakki edilmiştir. İslam’ın değersel düzeniyle uyuşmayan cinsi farklılıklarla karşılaştığımız zaman; örneğin kızların kendi istekleri dışında erkekler için cariyelik yapmaları ve erkeklerin kadınların sahibi ve efendisi olmaları gibi cinsi rollerin sosyal modellerine İslam’ın karşı çıkacağında hiç şüphe yoktur.

Bu açıklamayla iki cinsiyetin getirileri konusundaki İslam’ın bakış açısı da belirlenmiş olur. Şüphe yok ki bazı konularda toplumsal ve kültürel etkenler hatta değerler ve genel normlar en azından değişebilir ve fertlerin yaratılış ve ahlakı üzerinde etki bırakabilir. Örneğin erkek çocuklarının ağlamasının çirkin ve saldırgan olmasının beğenilen bir davranış olması, kesinlikle dini itibardan uzak bir kültürden kaynaklanmaktadır. Bu sebeple iki cinsiyetli yetiştirme bir yönden bilgi-bilgelik, merhametlilik, yumuşak huyluluk gibi her iki cinsin ahlaki faziletlerle yetiştirilmesine sebep olacağından tamamen kabul edilebilir bir şeydir, ancak iki cinsiyetin farklı kabiliyetlerinin yok edilmesini gerektirmesi yönüyle toplumun iffet ve ahlaki sağlığı üzerinde olumsuz etki bırakması hasebiyle de İslam açısından reddedilir.

ABNA24.com

 ------------------------------------

[1] -Alvin Toffler.

[2] -Eleanor Maccoby.

[3] -Carol Jacklin.

[4] -Toplumsal sistemlerin düzenlenmesi üzerinde inkâr edilemez bir önemi olan bu konunun, batının toplumsal psikoloji ve sosyolojisi edebiyatında niçin dikkate alınmadığı ve batı yazarlarının, sırfen kadınlarda güçlü cinsi iticiliği anlatan yeni bulgulara dayanarak kadın ve erkeğin cinsi meyillerinin nicelik ve nitelik farkını inkâr etmeleri veya çok önemsiz göstermeleri son derece şaşırtıcıdır. Bkz. Bilton, et al, 1981: 358-363.

[5] -Toplumun her iki cinsten birisini münasip bildiği ve toplumsallaşma sürecinin öğretildiği cinsiyete dair rol; bakış açılarına, davranışlara ve faaliyetlere işaret eder.

[6] -Sigmund Freud.

[7] -John Money.

[8] -Anke Ehrhardt.

[9] -Albert Bandura.

[10]- Lawrence Kohlberg.

[11] -Carol Martin.

[12] -Charles Halverson.


Yorumunuzu Giriniz

E-Posta adresiniz yayımlanmayacaktır. *İle işaretli alanların girilmesi mecburidir.

*

Arba'een
Mourining of Imam Hossein
İran İslam Cumhuriyeti Rehberi Ayetullah Uzma Seyyid Ali Hamanei’nin 2017 Hac Mesajı
پیام امام خامنه ای به مسلمانان جهان به مناسبت حج 2016
Şeyh Zakzaki