Şia’ya Atılan İftiralara Cevaplar (1)

Peygamber Efendimizden Sonra Üç Dört Kişi Dışında Tüm Sahabeler Mürtet Mi Oldu

  • News Code : 295373
  • Source : Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA.İR
Brief

Tarih boyunca Şia mektebine her türlü iftira ve töhmet atılmıştır. Bu iftiralar o kadar ileri gitmiştir ki Şia’nın İslam dışında olduğu, rafizi, kafir, mürtet… olduğu iddialarına kadar gitmiştir. Öz Muhammedi İslam olan Caferi Mektebine saldırılar son Suriye olaylarında doruk noktasına çıkmıştır. Hatta Şia olmadığı halde Beşşar Esad’ın Şia olduğu gerekçesiyle İran tarafından desteklendiği bile iddia edilmiştir… Ekseriyetini Ehli sünnet Müslümanlarının oluşturduğu Türkiye’de Vehhabilik ve Selefilik azdır, ancak onların söylemleri maalesef Sünnilik adında tüm Ehli sünnet site ve kitaplarında dolaşmaktadır… Şia'ya atılan iftiralardan biri de şudur; Şia’nın akidesi: “Peygamber’den sonra dört veya beş kişi dışında tüm sahabelerin mürtet olduğudur!”

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Türkiye’deki sözde İslami Amerikancı sitelerin çoğunda Ehlibeyt (a.s) mektebi olanca hızıyla karalanmaya çalışılmaktadır. Bu sitelerde her gün akla hayale gelmeyen iftira, yalan ve töhmetlere yer verilmektedir… hatta bu iftira ve saldırılar o kadar ileri bir düzeydedir ki bir Şii Caferi sitesi olan sitemizin yorumlar bölümüne bile bu tür iftira ve töhmet içerikli yorumlar yapılmaktadır… bizde ABNA olarak Ehlibeyt Mektebini karalamak için atılan bu iftiralara cevap vermeye karar verdik. Buradaki hedefimiz diğer İslam mezheplerinin inanç ve mukaddesatına saygı çerçevesinde öz Muhammedi İslam’ı savunmaktır…

Eğer bizler İbni Teymiye –Vehhabiliğin teorisyeni- Muhammed İbni Abdul- Vehhab – Vehhabiliğin kurucusu- doktor İhsan İlahi Zahir, Doktor Kifari, Osman el- Hamis ve Abdurrahman Dimeşkiye ve tüm radikal Sünni Vehhabiler tarafından kaleme alınan kitaplara bakacak olursak üzerinde çokça durdukları ve oldukça manevra yaptıkları şüphelerden biri şu şüphedir: Şia’nın akidesi şudur: “Peygamber Ekrem’den (s.a.a) sonra dört veya beş kişi dışında tüm sahabe mürtet oldu.”

İlk olarak: Bu ihanet Peygamber Efendimize (s.a.a) karşı yapılmış bir ihanettir. Çünkü efendimiz 23 yıl boyunca bir çok zahmet çekmiş ve sahabenin eğitim ve terbiyesi için oldukça fazla zorluklara göğüs germiştir, ama dört veya beş kişiyi döndürmek (Müslüman yapmak)dışında başarılı olamamıştır!

İkinci olarak: Şia, sahabelerin fazileti hakkında Kur’an-ı Kerim ve hadislerde geçen hadisleri görmezlikten gelmekte ve sahabenin mürtet olduğuna hüküm vermektedir. Yani Şia, 115 bin sahabe arasında -Suyuti “Tedribu’r Ravi” kitabında bu sayıyı belirtmiştir- sadece dört kişinin mürtet olmadığını ve geriye kalan tüm sahabelerin dinden çıktığına inanmaktadır. Sonra iddialarını ispatlamak için Rical-i Keşşi ve Kafi kitaplarından buna delil getirmektedirler.

Osman el-Hamis, adlı Vehhabi yazar Şia’ya karşı yaptığı son saldırılarında Ravzatu’l Kafi’den üç rivayet getirerek Şia’yı karalamaya çalışmaktadır. Biz burada yazarın kitabından aynen alıntı yaparak cevap vereceğiz:

1: جائت روايات أن الصحابه كلّهم ذهبوا الّا ثلاثة: سلمان و المقداد و أباذر و جاء في بعض الروايات: «إرتدّ أصحاب رسول الله كلّهم إلّا أربعه»، هذا في كتاب الروضة من الكافي، صفحة 246

2: روي الكليني في الكافي عن محمد بن علي الذي هو الباقر أنّه قال: «كان الناس أهل ردّة بعد النبي إلا ثلاثة»، هذا في كتاب الروضة من الكافي، صفحة 246

و فيه أيضاً عن محمد بن علي رضي الله عنه أنّه قال: «المهاجرون و الأنصار ذهبوا إلا ثلاثة» و هذه في الجزء الثاني من الكافي، صفحة 244

3: روي الكليني في الكافي كذلك عن محمد بن جعفر: «ثلاثة لا يكلّمهم الله يوم القيامة و لا يزكّيهم و لهم عذاب أليم: من إدّعي إمامة من الله ليست له و من جحد إماماً من الله و من زعم أنّ لهما في الإسلام نصيب»

و الضمير يعود إلي ابي‌بكر و عمر.

Üçüncü rivayetin tercümesi: “İmam'ın şunları söylediğini duydum: «Allah kıyamet günü, şu üç kişi ile konuşmaz, onları arındırmaz ve onlar için acıklı bir azab vardır.

1) Böyle bir yetkisi olmadığı halde imamlık iddiasında bulunan kimse.

2) Allah tarafından belirlenen imamı inkâr eden kimse.

3) Bu ikisinin İslâm'da yerinin olduğuna inanan kimse.»

Hadisin açıklaması bu şekildedir, ancak kitabın yazarı inadına hadisin son bölümünde bir iddiada bulunarak zamirin Ebu Bekir ve Ömer’e döndüğünü söylemekte!! Ona göre hadisin üçüncü bölümünün açıklaması şu şekilde:

“Ebu Bekir ve Ömer’in İslam’da yerinin olduğunu iddia eden kimse.”

Üçüncü Rivayetteki Şüpheye Cevap

Üçüncü hadis şu şekilde idi:

“İmam'ın şunları söylediğini duydum: «Allah kıyamet günü, şu üç kişi ile konuşmaz, onları arındırmaz ve onlar için acıklı bir azab vardır.

1) Böyle bir yetkisi olmadığı halde imamlık iddiasında bulunan kimse.

2) Allah tarafından belirlenen imamı inkâr eden kimse.

3) Bu ikisinin İslâm'da yerinin olduğuna inanan kimse.»

Ama Osman el-Hamis, hadisin sonunda kendi zihniyetini ortaya koyarak Şia’nın inancına göre hadisin açıklamasının şöyle olduğunu iddia etmektedir: “Lehuma” zamiri Ebu Bekir ve Ömer’e dönmektedir.”

Siz, nereden zamirin bu iki kişiye döndüğünü iddia etmektesiniz? Hadisten çok net olarak anlaşılmaktadır ki zamir bu iki gruba dönmektedir. Yani Allah Teala, yetkisi olmadığı halde imamlık iddiasında bulunan kimse ve belirlenen imamı inkar eden kimseyle Kıyamet günü konuşmayacaktır. Eğer zamir Ebu Bekir ve Ömer’e dönecek olsaydı “lehum” (لهم) demesi gerekirdi. Yani üç kişi. Çünkü hilafet konusunda Ebu Bekir, Ömer ve Osman aynı konumdadır. Eğer hilafet ve imamet konusunu gündeme getirecek olursak her üçünü de atmamız gerekmektedir. İkisini değil ve eğer bu işin kökten doğru olmadığını söyleyecek olursak da o zaman birinci halifeyi atmamız yeterli olacaktır. Yani yazar sırf Şia ve Sünniler arasında ihtilaf ve fitne yaratmak için bu denli çaba sarf etmekte ve hatta yerine göre kendisinden eklemeler yaparak bu işi körüklemeye çalışmaktadır. Buradaki amacı tam anlamıyla bir fitnedir.

Şimdi bu rivayetleri yakından inceleyelim:

Peygamber efendimizin ashabının mürtet olduğuna dair bazı Şii kaynaklarda geçen hadisler:

ارتد الناس بعد رسول الله ألا ثلاث او خمس

“Resulullah’tan sonra üç veya beş kişi haricinde herkes mürtet oldu.” 

ارْتَدَّ النَّاسُ إِلَّا ثَلَاثَةٌ أَبُو ذَرٍّ وَ سَلْمَانُ وَ الْمِقْدَادُ

 “Ebu Zer, Selman ve Mikdat dışında tüm insanlar mürtet oldu.”[1]

Başka bir rivayette imam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Resulullah’tan sonra üç veya yedi kişi dışında herkes mürtet oldu.” 

Burada yapılması gereken ilk şey Şia mektebini karalamak için bizim kitaplardan naklettikleri hadislerin senedine bakmamız gerekmektedir. Acaba bu hadislerin senedi sahih midir?

Genellikle bizim kitaplardan naklettikleri hadislerin senedi hakkında Şia alimlerinin itirazları vardır. Şia alimlerine göre bu rivayetler genellikle senet yönünden zayıftır. Böyle olunca da tahassüsen konu kapanmış olur. Yani bu kişiler bizim amel etmediğimiz ve muteber bilmediğimiz bazı rivayetleri bilerek ortaya çıkarmakta ve bize karşı kullanmaktadırlar. Buda ne ahlaken ve ne de dinen doğru bir şeydir.

Osman el-Hamis adlı kişi bu üç rivayeti Kafi’den getirmekte ve şöyle demektedir: “Şia, Peygamber Ekrem’den (s.a.a) sonra üç veya dört kişi dışında tüm sahabenin mürtet olduğuna inanmaktadır.”

HADİSLERİN SENET AÇISINDAN İNCELENMESİ

Burada ilk olarak hadisleri (ilk iki hadisi) senet açısından inceleyecek sonra istidlal açısından değerlendireceğiz.

Bu rivayetin senedinde meçhul kişiler bulunmaktadır:

Yahya İbni Halit, hadis silsilesi içinde bulunmaktadır. Ulema bu kişinin tanınmayan ve meçhul bir kişi olduğundan ne onu övmüş ne de yermişlerdir.

Sehl Bin Ziyad, Neccaşi “Rical” kitabında onun hakkında açıkça şunları yazmaktadır:

كان ضعيفاً في الحديث، غير معتمد فيه و كان احمد بن محمد بن عيسي يشهد عليه بالغلوّ و الكذب و أخرجه من قم الي الريّ.”

“Bu kişi hadiste zayıf ve güvenilir bir kişi değildir. Ahmed bin Muhammed bin İsa –İmam Hadi ve İmam Hasan Askeri (a.s) dönemlerinde yaşamış meşhur fakihlerden ve Kum şehrinin reisi- onun guluv[2] ettiğini ve yalancı olduğuna şahadet etmiş ve onu Kum şehrinden Rey şehrine sürmüştür.”[3]

Şeyh Tusi, Fihrist kitabında onun zayıf biri olduğunu söylemiştir.[4]

İbn Gazairi (r.a) kendi rical kitabında şöyle yazmaktadır:

كان ضعيفاً جدّاً فاسد الرواية و الدين

Sehl bin Ziyad, cidden zayıftır. Rivayetleri ve dini fasittir.[5] 

Sizler Ehlibeyt mektebini karalamak için bu tür rivayetleri önümüze sürmektesiniz, ancak Şia’nın büyükleri bu hadislerin senedi hakkında şunları söylemişlerdir. Hadisler senet açısından zayıf olduğundan hadisler de zayıf hadis kategorisine girmektedir.

HADİSLERİN ANLAMI

Zikredilen tüm rivayetlerde geçen mürtet kelimesinin anlamı (ister zayıf hadis olsunlar ister sahih hadis) şudur, yani halk yüzlerce hadis ve Kur’an’ın onlarca işaret ve açıklamasına rağmen Peygamberimizden sonra Hz. Ali’nin velayetini savunmamış ve bu konuda istikamet etmemişlerdir. Burada konuyla ilgili olarak bir rivayete işaret edebiliriz: “Hz. Ali (a.s) Gadir olayına şahit olup yazan ashaba saçlarını keserek yarın sabah yanına gelmelerini emretmiş, ancak sadece üç kişi (Ebu Zer, Selman ve Mikdat) saçlarını keserek Hz. Ali’nin yanına gelmiştir. Ammar bin Yasir ise öğleden sonra saçlarını kesmeden Hz. Ali’nin yanına gelmiş ve Hz. Ali’de onu azarlayarak şöyle söylemiştir: ‘saçını kesmeyerek bana itaat etmeyen sen nasıl demirden dağlar karşısında durabilirsin? Gidiniz benim size ihtiyacım yok…[6] 

Kısaca hadisin metni:

قَالُوا إِنَّا سَمِعْنَا مِنْ رَسُولِ اللَّهِ ص فِيكَ يَوْمَ غَدِيرٍ قَالَ وَ تَفْعَلُونَ قَالُوا نَعَمْ قَالَ فَأْتُونِي غَداً مُحَلِّقِينَ قَالَ فَمَا أَتَاهُ إِلَّا هَؤُلَاءِ الثَّلَاثَةُ قَالَ وَ جَاءَهُ عَمَّارُ بْنُ يَاسِرٍ بَعْدَ الظُّهْرِ فَضَرَبَ يَدَهُ عَلَى صَدْرِهِ ثُمَّ قَالَ لَهُ مَا آنَ لَكَ أَنْ تَسْتَيْقِظَ مِنْ نَوْمَةِ الْغَفْلَةِ ارْجِعُوا فَلَا حَاجَةَ لِي فِيكُمْ أَنْتُمْ لَمْ تُطِيعُونِي فِي حَلْقِ الرَّأْسِ فَكَيْفَ تُطِيعُونِي فِي قِتَالِ جِبَالِ الْحَدِيدِ ارْجِعُوا فَلَا حَاجَةَ لِي فِيكُم”…

Rivayetlerde geçen mürtet kelimesinden maksat insanların dinden çıktıkları anlamında değildir. Buradaki maksat Hz. Ali’nin velayet ve imametini insanların kavrayamayarak hak yoldan çıktıkları anlamındadır. Yoksa insanların dinden çıktıkları kafir oldukları anlamında değildir. Rivayetlere bakılırsa dediğimiz çok daha iyi anlaşılmaktadır: 

Bazı rivayetlerde şöyle geçmiştir:

ارتد الناس بعد النبی الا ثلاثه نفر المقداد بن الاسود و ابوذر الغفاری و سلمان الفارسی، ثم ان الناس عرفوا و لحقوا


“insanlar, Resulullah’tan sonra Mikdat bin El-Esved, Ebu Zer Gaffari ve Selman-ı Farisi dışında mürtet oldular. Sonra insanlar hakkı anladılar ve ona katılmaya başladılar.”[7] Bu söz muhtemelen İmam Ali’nin (a.s) zahiri olarak hilafete geldiğinde söylenmiştir.  

Örneğin yukarıdaki rivayette Hz. Ali, Gadir-i Hum’da olup da olayı yazan kişilerin saçlarını keserek gelmelerini emrettiğinde Ammar bin Yasir’in bile ayağının kaydığı ve saçını tıraş etmeden denilen saatten sonra gelmesi de konunun Hz. Ali’nin velayeti olduğunu ortaya koymaktadır. Çünkü hadiste Velayetin açıkça geçtiği Gadir hadisesi geçmekte ve onu bilenlerin gelmesi istenmiştir… 

Dolayısıyla velayete itaat etmeyerek, bu yolda zahmet çekmeyerek biat etmenin anlamı hak yolundan irtidat etmek ve mürtet olmaktır. İster bu sayı yüz kişi olsun isterse yüz bin kişi olsun… 

Eğer bizim kitaplarda Peygamber efendimizden (s.a.a) sonra üç veya dört kişinin dışında tüm sahabenin mürtet olduğu geçmişse ehli sünnet kitaplarında tüm sahabenin mürtet olduğu geçmiştir:

“Peygamberden (s.a.a) sonra hiçbir istisna olmadan tüm sahabe mürtet oldu.”

Şia mektebini karalamak için doğru yanlış her türlü çabayı gösteren bu zihniyetlerin bu hadislere verecek cevabı nedir? Ehli sünnetin ilmi sütunlarından biri olan ve Vehhabilerin: ‘kitaplarının bir harfi bile hikmet dışında değildir dediği ve çok değer verdikleri İbn Kesir “El-Bidayet’u ve’n Nihayet” kitabının 6. Cilt 336. Sayfasında Ayşe’den şu rivayeti nakletmektedir:

لمّا قبض رسول الله صلي الله عليه و سلم إرتدّت العرب قاطبةً و اشرأبت النفاق”.

“Resulullah’ın salallahu aleyhi ve (alihi ve) selem vefatından sonra Arapların tamamı mürtet oldu ve nifak zirveye çıktı.”

Ehli sünnet uleması bu hadisi naklettikten sonra hadisin sahih olduğunu vurgulamaktadırlar. Hadisi nakleden bazı Ehli sünnet kitapları: 

Tefsiri Kurtubi, c. 8, s. 148; Tefsiri es-Su’bani, c. 2, s. 395; es-Süneni’l Kubra linnisai, c. 2, s. 280; es-Süneni’l Kubra lilbeyhaki, c. 8, s. 177; el-Müstedrek ale’s Sahiheyni’l Hakim en-Nişaburi, c. 3, s. 260; Sünenu’n Nisai lilnisai, c. 6, s. 7; Neylu’l Evtar Lişevkani, c. 1, s. 366…

Burada Ümmül Müminin Hz. Peygamber efendimizin (s.a.a) vefatından sonra tüm sahabelerin mürtet olduğunu ve nifakın zirve yaptığını bizzat demektedir. Bundan daha da önemlisi Ehli sünnetin rical ilmindeki en önemli bildiği kişilerden Zehebi ve Mezzi açıkça şöyle demektedirler:

لمّا مات النبي كفر الناس إلا خمسة

“Peygamber vefat ettikten sonra beş kişi dışında herkes kafir oldu.”

Dikkat edilecek olursa cümlede kafir kelimesi geçmiştir, mürtet kelimesi değil. Hadisi nakleden bazı Ehli sünnet kitapları: 

Tehzibu’l Kemal Lilmezzi, c. 21, s. 557; Tehzibu’t Tehzip libni Hacer el- Askalani, c. 8, s. 9, Tarihu’l İslam lizzehbi, c. 11, s. 280, El-Bidayetu ve Nihayet libni Kesir, c. 6, s. 91…

Zehebi, “İslam Tarihi” kitabının 4. Cildinde –Ehli Sünnetin büyüklerinden Vakii’den- şunları nakletmektedir:

سلم من الفتنة من المعروفين أربعة: سعد و إبن عمر و أسامة بن زيد و محمد بن مسلمة

“Peygamberden sonra fitneden sadece dört kişi salim kaldı. O kişiler Saad bin Ebu Vakkas, İbni Ömer, Usame bin Zeyd ve Muhammed bin Muslimet.”

Ehli sünnete göre “Sahihi Buhari” Kur’an’dan sonra en sahih kitaptır. Hatta bazıları Kur’an gibi onu Ramazan Ayına yakın hatmetmektedirler! (Örneğin bu yıl Sünnilerin yoğun olarak yaşadığı İran’ın Zahedan kentinde ülke içinden ve dışından 150 bin kişinin katıldığı Sahihi Buhari hatim programında açıkça duyuruldu ki Sahihi Buhari’yi incelemek ve tahkik etmek bidattir. Yani bu kitapta zikredilenlerin tamamı Kur’an gibi sahihtir incelenemez!!)  

Sahihi Buhari, c. 8, sayfa, 140 Hadis: 6924. Buhari bu hadisi Ebu Hureyre’den şöyle nakletmektedir:

لما توفي رسول الله صلى الله عليه و سلم و استخلف أبو بكر بعده و كفر من كفر من العرب “. . .

“Resulullah’ın (s.a.a) vefatından ve Ebu Bekir’in halife olmasından sonra Araplardan bir çokları kafir oldular…”

Ehli Sünnet tarihçilerinden Deynevi ve İbn Asakir gibileri bu konuya işaret etmiş ve şöyle demişlerdir: “İnsanlar, Resulullah’tan sonra mürtet oldular…”[8] elbette devamında ortamı tevcih etmek ve mürtet onları haklı çıkarmak için uğraşmaktalar. Burada mürtet olmayanların adlarını zikretmeden halifeden sonra durumun normal akışına döndüğünü iddia etmekteler. Her ne olursa olsun Ehli sünnetin bu iki önemli tarihçisinin bu konuyu kabul etmeleri ve olayları tevcih etmeye çalışmaları gerçekten oldukça manidardır.  

Eğer Şia kitaplarında sahabelerden üç, dört, beş veya yedi kişinin dışında tümünün mürtet olduğu geçiyorsa Ehli sünnetin bazı kitaplarında tüm sahabenin kafir, mürtet olduğu geçmektedir. Burada dikkat çeken önemli noktalar ise birincisi bazı rivayetlerde istisna olmadan tüm sahabeler mürtet oldu geçmektedir. İkincisi bazı rivayetlerde kafir kelimesi geçmektedir. Üçüncüsü hadislerin sahih olduğu vurgulanmaktadır. Peki Şia mektebini karalamak için bu tür rivayetleri bulup çıkaranlar kendi kitaplarında geçen bu tür rivayetler hakkında ne demekte ve nasıl açıklamada bulunmaktadırlar? Acaba Şia’ya attıkları iftira ve töhmetlerden dolayı pişman olarak tövbe etmeyecekler mi?

Konuyla birebir örtüşen başka bir konu ise Peygamber efendimizin havuz hadisi konusudur.

Ehli sünnet alimlerinden İbn Esir “En-Nihayetu Fi Garibu’l Hadis” kitabında şöyle yazmakta: “Havuz ve benzeri rivayetlerde geçen irtidat kelimesinden maksat, din ve imandan irtidat (dinden çıkmak) etmek değildir. Bilakis irtidattan maksat Nebiyi Mükerrem-i İslam’ın (s.a.a) önemli emirlerinden olan velayet emrinden irtidat etmektir."

Bu sözlerin teyidi ise Sahihi Buhari ve Sahihi Müslim’de geçen “Havuz” hadisidir. Yakın zamanlarda Ehli sünnet alimlerinden biri internet üzerinden şöyle demişti: “Keşke! Buhari sahihinde ‘Havuz’ hadisini nakletmeseydi!” 

Resulullah (s.a.s) buyurmuştur ki: “Kıyamette (havuzun) başında durduğum an bir grupla karşılaşacağım ve onları tanıyacağım o anda onlarla benim aramdan bir kişi kalkıp onlara gelin diyecek. Ben nereye doğru gelsinler diyeceğim. "Allah'a andolsun ki cehenneme doğru diyecektir? "Bunlar ne yapmışlar?" diye soracağım bunlar senden sonra dinden çıkıp (mürtet olup) cahiliyete döndüler diyecektir. Bunların içerisinden - sürüden ayrılıp kendi başına ortalıkta kalan birkaç kişi dışında- kurtulan olmayacaktır."

Ve yine Sahihi Buhari ve Sahihi Müslim’de şu hadise yer verilmiştir:

Resulullah (s.a.a): "Ben sizlerden önce havuza varacağım. Bana gelen herkes o havuzun suyundan içer ve artık susamaz. Bazı gruplar da bana gelirler ki ben onları tanırım, onlar da beni tanırlar. O arada benimle onların arasına ayrılık düşer; "Bunlar benim ashabımdır, diye seslenirim. "Sen, bunların senden sonra ne yaptıklarını bilmiyorsun?" denilir. Bunun üzerine bende: "Benden sonra dinimi değiştirenler uzak olsun, uzak olsun derim"

Ehli sünnet uleması bu hadislerin açıklamasında irtidattan maksadın dinden çıkmak olmadığını buradaki maksadın: “Peygamber-i Ekrem’in (s.a.a) açık emirlerine muhalefet etmek (ama insanı cehenneme götürecek muhalefet!!) olduğunu söylemişlerdir. 

Müslümanların Mürtet Olma Konusu Hz. Hüseyin (a.s) Sonrası da Gündeme Gelmiştir

İnsanların mürtet olma konusu sadece Peygamber Efendimizden sonra olan bir hadise değildir, tam tersi tarihin bazı dönemlerinde insanların mürtet olma konusu söz konusudur. Örneğin imam Hüseyin’in şahadet sonrası insanların mürtet oldukları konusu zikredilmiştir:

Örneğin bu hadiste şöyle buyrulmuştur: “İmam Hüseyin’in (a.s) şehadeti sonrası ‘Ebu Halid-i Kabuli, Yahya bin Ummu Tavil ve Cubeyr bin Mutam dışında tüm insanlar mürtet oldu. Sonradan insanlar bunlara katıldı ve çoğaldılar.[9]’ Bazıları Cabir ibni Abdullah Ensari’yi[10] de bu üç kişiye ekledi. Yahya bin Ummu Tavil, Hz. Resulullah’ın camisine girerek şöyle dedi: ‘Birbirimize karşı kafir olduk. Artık bizimle sizin aranızda kin ve düşmanlık hakim oldu.”[11]  

Öyle anlaşılıyor ki Yahya bin Ummu Tavil bu konuşmayı imam Hüseyin’in (a.s) yardımına koşmayan halka karşı yapmıştır.

Konuyla bağlantılı olan bir başka konu ise bazıları Hz. Ali’nin velayet konusunu gündeme getirerek bazı sahabelerin hatalarını aklamaya çalışmaktadırlar. Onlara göre Hz. Ali’nin Peygamber efendimizden sonra imam ve halife olma düşüncesi yoktu. Dolayısıyla sahabeler Hz. Ali’ye biat etmeyerek bir hataya düşmemişlerdir. Buna delil olarak da Hz. Ali’nin Peygamber efendimizden sonra halifelere biat ettiğini ve onlarla her konuda işbirliği yaptığı ve yardım ettiğini öne sürmektedirler. Ve böylece İmam Ali’nin halifelik iddiasının olmadığını bunun Şiaların uydurması olduğunu iddia etmektedirler. Buna da Hz. Ali’nin bazı konularda halifelerin hatalarına müdahale ederek bazı konularda hükümler verdiğini ve bazı devlet konularında onlara yardım ettiklerini delil olarak getirmektedirler. 

Buna cevap olarak deriz ki: Müminlerin Emiri Hz. Ali (a.s) halifelerle hiçbir şekilde işbirliği yapmamıştır. Şia’nın en önde gelen büyük müçtehitlerinden Şeyh Müfid, bu konu hakkında şöyle demektedir:

“Şia muhakkikleri, Hz. Emire’l Müminin hiçbir halifeye biat etmediğini ve onlarla işbirliği yapmadığına inanmaktadırlar.”[12]

Eğer Hz. Ali’nin (a.s) bazı konularda, hükümlerde, savaş ve içtimai konularında hükümler verdiği geçmişse bunun sebebi şer’i bir teklif ve imametin şartlarından olduğundandır. Eğer bir kişi gelip imam Ali’den (a.s) bazı konularda meşveret istemiş ve ona danışmışsa ona yol gösterir ve yapması gereken şeyleri ona anlatırdı. Hatta meşveret isteyen Yahudi ve Hıristiyan olsa da onlara cevap verir ve yol gösterirdi. (Resulullah’ta aynısını yapmaktaydı) bu İslami ve insani bir vazife ve görevdir. Bunu getirip başka konulara yamamaya çalışmak çok yanlış ve hatalıdır. İslam’ın maslahatı olan ve tehlikeye düşmemesi için yapılması gereken şeyleri yapmak zamanın hükümdarını desteklemek anlamında değildir…    

ABNA.İR


[1] - Biharu’l Envar, c. 22, s. 353

[2] - Peygamber ve imamlara uluhiyet nispeti vererek Allah’a şirk koşmak…  

[3] - Rical-i Neccaşi, s. 185, rakam, 490.

[4] - el-Fihrist, Şeyh Tusi, s. 142,

[5] - Rical, İbni Gazairi, s. 67.

[6] - Biharu’l Envar, c. 28, s. 259.

[7] - Biharu’l Envar, c. 34, s. 274 ve El- İhtisas, s. 6

[8] - El- İmamet ve’s Siyaset, Deynevi, c. 1, s. 41 ve Tarih-i Medene-i Dimeşk; İbn Asakir, c. 44, s, 16

[9] - Biharu’l Envar, c. 71, s. 220

[10] - Rical-i Keşşi; Muhammed bin Ömer Keşşi, s. 123

[11] - El- İhtisas; Şeyh Müfid, s. 64

[12] - El-Fusul’l Muhtar, Şeyh Müfid, s. 56.


Özel Dosya: Kutlu Doğum Haftası Etkinlikleri
Şeyh Zakzaki
conference-abu-talib