Ehlibeyt ve Ehlisünnet Ekolleri (2)

Allah'ın Bazı Sıfatları ve Bu Alandaki İhtilâfın Kaynağı

  • News Code : 321062
  • Source : Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA.İR
Müslümanlardan bazıları şuna inanmaktadır: Yüce Allah insanı kendi suretinde yaratmıştır[1]! Allah'ın eli ve parmakları[2], ayağı ve bileği vardır[3]! Yüce Allah kıyamet günü mübarek ayağını cehennem ateşine bırakacak veya ona sokacak, bunun üzerine cehennem "kattu, kattu, kattu" (yeter, yeter, yeter) diye inleyecek[4]. Allah'ın özel bir yeri vardır. Yer değiştirir. Bir yerden diğer bir yere gider; çünkü Resulullah'tan (s.a.a) bu konuda şöyle nakledilir: Rabbimiz varlıkları yaratmadan önce yalnızdı, altında ve üstünde havadan başka bir şey yoktu. Hiçbir varlık yoktu ve arşı suyun üstündeydi.[5]

Yine şöyle nakledilir:

-Mübarek parmaklarını kubbe şekline getirerek- Allah'ın arşı göklerde böyleydi ve arş (Allah'ın vücudunun ağırlığından O'nun altında) sürücünün altında olan devenin üstündeki ağaç takımı ve malzeme gibi ses çıkarır[6], gıcırdardı!

Yine nakledilir ki:

Yüce Allah her gecenin son vakitleri dünyanın göğüne inerek şöyle der: "Benden ricası olan var mı ki ricasını yerine getireyim, isteği olan yok mu ki isteğini vereyim."[7]

Yine şöyle buyurduğu nakledilir:

Yüce Allah şaban ayının on beşinci gecesi dünyanın göğüne gelir ve kullarını bağışlar.[8]

Kıyamet gününü tavsif ederken şöyle buyurmuştur:

Yüce Allah o gün, cehenneme hitap ederek, "Doldun mu?" diye sorar. Cehennem, "Yine var mı? Halâ yer var." der. Bunun üzerine yüce Allah mübarek ayağını cehenneme koyar, cehennem bağırarak "kattu, kattu" (yeter, yeter) der.

Bu konu başka bir rivayette şöyle geçer:

Yüce Allah ayağını cehenneme koymadıkça cehennem dolmaz. Ayağını koyduğunda ise cehennem, "Kattu, kattu" diye bağırır. O zaman cehennem dolar ve cehennem ehli birbirlerinin üzerinde döner![9]

YÜCE ALLAH'I GÖRME HUSUSUNDA

Resulullah'ın (s.a.a) kıyamette yüce Allah'la görüşeceğini ve Hz. Peygamber'in kendisinin bu konuda şöyle buyurduğunu rivayet etmişlerdir: Müminler, diğer peygamberlerin şefâatinden ümitsizliğe kapılınca, şefâat ümidiyle bana gelecekler. Ben de giderek yüce Allah'la görüşmek için izin alacağım! Bana izin verilecek. Allah'ı görünce secdeye kapanacağım ve...

Nihayet şöyle der:

Günahkârlara şefâat edecek ve yüce Allah'tan onları bağışlamasını isteyeceğim. İsteğim kabul edilecek ve benim için bir miktar belirtecek. Ben onların hepsini cennete soktuktan sonra geri döneceğim. Yine gözüm yüce Allah'a takılınca secdeye kapanacağım.[10]

Yine Hz. Peygamber'in (s.a.a) şöyle buyurduğunu rivayet etmişlerdir:

Yüce Allah kıyamet günü kulları hakkında Davûd'la görüşmek için aşağı inecektir.[11]

Yine şöyle buyurmuştur:

Sizler apaçık Allah'ınızı göreceksiniz.[12] 

Yine şöyle buyurduğu rivayet edilir:

Müslümanlar hiç rahatsızlık duymadan Ay'ı gördükleri gibi kıyamet günü tanrılarını göreceklerdir.[13]

Diğer bir yerde de şöyle buyurduğu rivayet edilir:

Yüce Allah o gün kullarına hitaben "Herkes dünyada taptığı şeyin peşi sıra gitsin." buyuracak. Bir grup güneşin peşine, bir grup ayın peşine, bir grup da tâğutların peşine gidecekler; sonunda bu ümmet ve içlerinden münafık olanlar kalacaklar! O sırada yüce Allah onların tanımadıkları bir şekilde aralarına gelerek, ben sizin Allah'ınızım, diyecek. Onlar, senden Allah'a sığınırız, biz rabbimiz gelinceye kadar buracıkta kalacağız ve o gelince biz onu tanırız, diyecekler. Bunun üzerine yüce Allah onların tanıdığı bir şekilde gelerek gözlerine görünecek ve ben sizin Allah'ınızım, diyecek. İnsanlar da, evet, sen bizim Allah'ımızsın, diyecekler ve onun peşine takılacaklar…[14]

Diğer bir rivayete göre: Kıyamet günü Allah'ın emriyle herkes mabudunun peşine gittikten sonra, Allah'a tapan kötü ve iyi kullardan başka hiç kimse kalmayacak. O sırada yüce Allah insanların görmediği bir şekilde aralarına gelerek, "Neyi bekliyorsunuz? Her ümmet kendi mabudunun peşi sıra gitsin." diyecek. Bunun üzerine insanlar, "Biz kendi Allah'ımızı, kendisine taptığımız rabbimizi bekliyoruz." diyecekler. Yüce Allah, "Ben sizin Allah'ınızım." diyecek. Ama insanlar iki üç defa bağırarak, "Biz Allah'ımıza ortak koşmayız." diyecekler. Yüce Allah, "Acaba Allah'ı tanıyabilecek bir belirtiniz mi var sizin?" diye soracak. İnsanlar, "Evet, ayak bileği bizim belirtimizdir.", diyecekler!! Bunun üzerine Allah ayak bileğini gösterecek ve insanlar onu görünce secdeye kapanacaklar. Başlarını secdeden kaldırdıklarında Allah'ın yüzü değişecek ve onu ilk gördükleri şekilde görecekler. O zaman yüce Allah, "Ben sizin Allah'ınızım." diyecek. İnsanlar da, "Evet, sen bizim Allah'ımızsın." diyecekler.[15] 

YÜCE ALLAH'LA CENNETTE GÖRÜŞMEK

Resulullah'ın (s.a.a) cennetteki müminler hakkında şöyle buyurduğunu rivayet etmişlerdir:

Adn cennetinde, müminlerin Allah'larıyla görüşmelerine Allah'ın mübarek yüzündeki Kibriya örtüsünden başka hiçbir şey engel olmaz.[16]

Yine buyurmuştur ki:

Cennetlikler cennete girince yüce Allah onlara şöyle hitap edecek, "Bundan daha fazla bir şey istiyorsanız vereyim size?" Cennetlikler derler ki: "Yüzlerimizi ak etmedin mi, cennete sokup cehennem ateşinden kurtarmadın mı, bundan fazla ne bekleyebiliriz ki senden?" O sırada perdeler kenara çekilecek, yüce Allah'ın yüzü görünecek ve cennetlikler yüce Allah'ın yüzünü görmenin kendilerine verilen her şeyden daha iyi olduğunu bileceklerdir.[17]

Yine Hz. Peygamber'in şöyle buyurduğunu rivayet ederler:

Cennetlikler cennet nimetleri içindeyken onların üzerine bir ışık parlayacak. Başlarını kaldırdıklarında başlarının üzerinde yüce Allah'ı görecekler. O zaman yüce Allah onlara, "Siz cennetliklere selâm olsun." buyuracak. Allah'ın Kur' ân'da, "Çok esirgeyen Rab'den onlara bir de sözlü selâm (vardır.)" buyruğu da buna delâlet eder. Daha sonra Allah cennetliklere, cennetlikler de cennet nimetlerinden hiçbirine ilgi duymadan

Allah'a bakarlar. Nihayet Allah yüzünü onlardan gizler; ama nuru ve bereketi öylece cennette kalır.[18]

Yine şöyle buyurduğu rivayet edilir: Yüce Allah'ın katında cennetliklerin en değerlisi ve en azizi her sabah ve akşam yüce Allah'la görüşen kimsedir. Daha sonra Hz. Peygamber, şu ayeti tilavet etti: "O gün birtakım yüzler ışıl ışıl parlar. Rablerine bakıp durur."[19]

Başka bir yerde şöyle buyurduğunu rivayet ederler: Cennetlikler yüce Allah'la görüşmeye gidecekler ve Allah da arşını onlara gösterecek. Yüce Allah cennet bahçelerinden birinde kendisini onlara gösterecek, onlarla konuşacaktır ve Allah'ın kendisiyle konuşmayan kimse kalmayacaktır; nihayet Allah onlardan birine, "Ey Falanca, şu filan işleri yaptığın günü hatırlıyor musun?" diye soracak. O da, "Rabbim, diyecek, halâ beni affetmedin mi?" Allah, "Evet...!" diyecek. O zaman biz kendi evimize döneceğiz. Eşlerimizle karşılaştığımızda bize, "Hoş geldin! Gidişinden çok daha güzel, güzel kokulu, nurlu döndün!" diyecek. Biz ise, "Bugün Allah'ımızla görüştük, bu kadar güzel ve beğenilir bir şekilde eve dönmemiz yerindedir, diyeceğiz.[20] Kıyamet günü yüce Allah'la görüşme ve onun endamıyla ilgili rivayet edilen birçok hadisten, bu kadarıyla yetiniyoruz. Çünkü burada ihtilâf kaynaklarının hepsini nakletmek değil, sadece onlardan bazı örnekler vermek istiyoruz. Şimdi bu hadislerin tevilindeki ihtilâfı inceleyelim.

HADİSLERİN TEVİLİNDEKİ İHTİLÂF

 Bazı Müslümanlar, bu hadislerin zâhirî anlamlarını esas alarak bunlara inanmanın, Allah'a ve O'nun zatının birliğine imanın bir göstergesi olduğunu kabul eder ve bunları Allah'a cismiyet gerektirmeyecek şekilde yorumlayanlara, "Muattiletu'sSıfât" (sıfatları tatil

edenler) derler. Müslim, söz konusu hadisleri Sahih'inin "İman" kitabında ve Buharî ise "Tevhid" kitabında kaydetmiştir. İbn Huzeyme[21] ise bu konuda "Et-Tevhidu ve İsbât-ı Sıfâti'r-Rabb-i Azze ve Celle, Elletî Vesafe Bihâ Nefsehû Fî Tenzilihî ve Alâ Lisâni Nebiyih..." adında ayrı bir kitap

yazmıştır. Bu kitapta işlenilen konuların bir bölümünün ana başlıkları, kitabının sonunda şöyle geçer:

− Allah İçin Nefsin İspatı (İsbâtu'n-Nefsi Lillah)

− Allah İçin Yüzün İspatı (İsbâtu'l-Vechi Lillah)

− Allah İçin Suratın İspatı (Bâbu Zikr-i Sûret-i Rabbinâ Celle ve Alâ)

− Allah İçin Gözün İspatı (Bâbu İsbâti'l-Ayn Lillah Celle ve Alâ)

− Allah İçin İşitme ve Görmenin İspatı (Bâbu İsbâti's-Simâi ve'r-Ru'yeti Lillahi Celle ve Alâ)

− Yaratıcı İçin Elin İspatı (Bâbu İsbâti'l-Yedi Li'l-Hâliki'l-Bârî Celle ve Alâ)

− Allah İçin Ayağın İspatı (Bâbu Zikr-i İsbâti'r-Ricli Lillahi Azze ve Celle)

− Bütün Müminlerin Allah'a Bakacaklarının İspatı (Bâbu Zik-ri'l-Beyân Ennellahe Yenzuru İleyhi Cemiu'l-Müminin)

− Bütün Müminlerin Allah'ı Yalnız Bir şekilde Göreceklerinin İspatı

(Bâbu Zikri'l-Beyâni Enne Cemie'l-Müminin Yerevnellahe Yev-me'l-Kıyâmet-i Muhalliyen Bih).

Yine İmam Hafız Osman b. Said Dâremî'nin (öl. 280 kamerî) Cehmiyye'ye reddiye olarak yazmış olduğu kitabın bazı bölümlerinin

başlıkları şunlardan ibarettir:

− Rabbin Arş Üzerine Yerleşmesi ve Göğe Yükselmesi ve Yaratıklardan Ayrı Oluşu (Bâbu İstivâi'r-Rabb-i Ala'l-Arşi ve İrtifâihi İle's-Semâi

ve Beynunetihi Mine'l-Halk)

− Allah'ın Şaban'ın Yarısında İnişi (Bâbu'n-Nüzûl-i Leylete'n-Nısf-i Min Şabân)

− Arefe Gününde İnişi (Bâbu'n-Nüzûl-i Yevme'l-Arefe)

− Rabbin Kıyamet Gününde Hesap İçin İnişi (Bâb-ı Nüzûli'r-Rabb-i Yevme'l-Kıyâmet-i Li'l-Hisâb)

− Allah'ın Cennet Ehli İçin İnişi (Bâbu Nüzûlillah-i Li-Ehli'l-Cenne)

− Görme Bâbı (Bâbu'r-Ru'yet).[22]

Zehebî[23] de "el-Uluvvu'l-Ali Li'l-Aliyyi'l-Gaffâr" isminde bir kitap yazmış ve bu kitapta yüce Allah'ın en yüksek yerde olduğunu anlatan birtakım ayet ve hadisleri toplamıştır. Peşinden de sahabe, tâbiîn, ulema ve hadisçilerin sözlerini naklederek bunu teyit ettirmeye çalışmıştır.

Yüce Allah'ı Görme ve O'nun Bazı Sıfatları Hususundaki İhtilâfın Kaynağı

Buraya kadar yüce Allah'ın sıfatları hakkında bazı Müslümanların görüşünü naklettik. Bunların karşısında bu inanç ve görüşleri reddederek, "Gözler O'nu idrak edemez; O ise bütün gözleri idrak eder..."[24] ayetini okuyan Müslümanlar yer almaktadırlar. Onlar, karşı tarafın delil olarak sunduğu "O gün yüzler ışıl ışıl parıldar. Rablerine bakıp durur." ayetine, "O gün yüzler şendir ve Rableri-nin emrini beklerler." şeklinde mana vermektedirler. Bu ayette geçen "nâzıra" kavramı, bekleme anlamındadır ve ayette "Emr" kelimesi gizlidir. Tıpkı Hz. Yakub'un evlâtlarının, babalarına, "İçinde olduğumuz şehre (şehrin ahalisine) sor."[25] cümlesinde "Ehl" kelimesinin gizli olduğu gibi.

 Yoksa şehrin taşı toprağı kastedilmemiştir; zaten böyle bir şey makul da değildir. Aynı şekilde zâhiren Allah'ın cismi olduğu anlaşılan diğer ayetleri de cismiyetle örtüşmeyecek şekilde tevil etmektedirler. Bu grupta yer alan Müslümanlar, bu inanca sahip olanlara ve Allah'ın cismi olduğunu sananlara, Allah'ı, yaratıklarına benzetenler ve Allah'ın cismi olduğuna inananlar anlamında "Mücessime" ve "Müşebbihe" derler. Bunlar İmam Cafer Sadık'tan (a.s) şöyle rivayet ederler: Allah'ın, arşın üstünde olduğunu söyleyenler, Allah'ı mahmul (taşınan) ve Arş'ı ise hâmil (taşıyan) sanmışlardır. Oysa hâmil (taşıyan), mahmulden (taşınandan) daha güçlü olmalıdır. Yine Allah'ın bir şeyin içinde veya bir şeyin üzerinde olduğuna inanan veya Allah'ın olmadığı bir şey ve bir yerin olduğunu veya bir şeyin O'nu kendisiyle meşgul ettiğini sanan, O'nu, yaratıklara benzetmiş ve öyle tavsif etmiş olur. Oysa Allah

her şeyi yaratandır, O asla bir şeyle mukayese edilemez ve insanlara benzetilemez. Allah'ın olmadığı bir yer yoktur, O'nun özel ve belli bir yeri de yoktur.[26] Yine buna tanık olarak Hz. Ali'nin (a.s) şu buyruğunu gösterirler: Yüce Allah aşağı inmez, aşağı inmeye ihtiyacı da yoktur. Bunun aksini söyleyenler Allah'a fazlalık ve noksanlık isnadında bulunmuş olur.

Çünkü hareket eden her şeyin kendisini bir harekete geçirene veya kendisiyle hareket edeceği şeye ihtiyacı vardır; Allah'ın ise bunların hiçbirine ihtiyacı yoktur. Dolayısıyla Allah'ın sıfatlarını sayarken, O'nu bir şeyle sınırlandıracak, fazlalık ve noksanlıkla, bir şeyle harekete geçirilme, bir şeyle hareket etme, aşağı inme, oturma ve kalkma gibi şeylerle tanıtmaktan kaçının.[27] Yine delil olarak İmam Rıza'nın (a.s) hadisini gösteriyorlar. Hz. İmam, kendisine, "Yüce Allah Hz. Musa'yı kendisiyle vasıtasız konuşmaya ve Hz. Muhammed'i (s.a.a) kendisini görmeye muvaffak etmiştir." diyen râvîye cevap olarak şöyle buyurmuştur: Böyle olsaydı, yüce Allah'ın "Gözler O'nu idrak edemez; O ise bütün gözleri idrak eder.", "Onlar ise bilgi bakımından O'nu kavrayıp kuşatamazlar.", "O'nun benzeri gibi olan hiçbir şey yoktur." buyruklarını bütün varlıklara bildiren kimdi? Bunları Muhammed (s.a.a) bildirmedi mi? Râvi, "Evet, o ulaştırdı." deyince, İmâm (a.s) şöyle buyurdu: Öyleyse Allah tarafından geldiğini söyleyen ve O'nun emriyle insanları "Gözler O'nu idrak edemez." buyuran Allah'a davet eden kimsenin kendisi, "Ben bu gözlerimle Allah'ı gördüm, O'nu iyice gördüm, O da insan suretindedir."

Diyebilir mi? Niçin utanmıyorsunuz?! Resulullah bir konuyu Allah tarafından insanlara tebliğ ettikten sonra kendisi onun aksini yapmış olabilir mi?! Zındıklar bile Resulullah'a (s.a.a) böyle bir iftirada bulunmadılar. Râvî, "Yüce Allah Kur'ân'da, 'Andolsun, onu bir de diğer inişte görmüştü.' buyurmuştur." dedi. İmâm, "Bu ayetin peşinden Resulullah'ın (s.a.a) ne gördüğünü belirten başka bir ayet de gelir. O ayette şöyle geçer:

Onun gördüğünü gönül yalanlamadı. Yani Muhammed'in gözlerinin gördüğünü gönlü yalanlamadı. Daha sonra Hz. Peygamber'in gözlerinin gördüğü şeyi bildirir: Andolsun, o, Rabbinin en büyük ayetlerinden olanını gördü. Burada Allah'ın ayetlerinin onun zatından farklı olduğu anlaşılmaktadır. Yine, Onlar ise bilgi bakımından O'nu kavrayıp kuşatamazlar. buyurmuştur. Açıktır ki, gözler O'nu görecek olursa, miktarına ve niteliğine dair bilgi edinilmiş olur."

Bunun üzerine Ebu Kurre İmam'a, "Öyleyse siz bu rivayetleri kabul etmiyor musunuz?" diye sorunca, İmam, "Kur'ân'a aykırı olan rivayetleri yalanlarım." buyurdu.[28] Böylece Ehlibeyt İmâmları zâhirleri Allah'la görüşülebileceğini ve O'nun cisim olduğunu düşündüren ayetlerin tefsirini beyan ederek Kur'ân ayetlerinde geçen ayak bileği, el, arş ve benzerlerinden veya "Allah insanları kendi şeklinde yaratmıştır."[29] diyen hadisten maksadın ne olduğunu açıklamışlardır. Biz burada onların hepsini nakletmedik. Çünkü burada maksadımız iki ekolün bütün delillerini açıklamak değil, sadece iki ekolde Allah'ın sıfatları konusunda birbiriyle çelişen, her biri Kur'ân ayetlerini kendi görüşüne göre tefsir eden ve böylece iki ekol arasında ihtilâf çıkmasına sebep olan hadislerden örnekler sunmak istedik.

 Gelecek bölümde, peygamberlerin özellikleri ve yüce Allah'ın onlara özgü kıldığı bazı hususlar hakkındaki ihtilâflara ve bunların kaynaklarına değinmeğe çalışacağız.

Devam edecek…

Allame Murtaza Askeri

ABNA.İR 



[1] - Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-İstizan, "Bedu'l-İslâm" babı; Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Cenne ve Sıfat-ı Naîmiha, "Yedhulu'l-Cennete Akvamun Ef'idetuhum Mislu Ef'ideti't-Tayr" bölümü, hadis: 28 ve Kitabu'l-Birr, "en-Nahy An Darbi'l-Vech" bölümü, hadis: 15; Müsned-i Ahmed, c.2, s.244, 251, 365, 323, 424, 462, 569.

[2] - Sahih-i Buhârî, Zümer Suresi tefsiri, c.2, s.122 ve Kitabu't-Tevhid, "Kavlullah Li-ma Haleqtu Bi-Yedî" bölümü, c.4, s.186 ve "Vucûhun Yevmeizin Nadire" bölümü, c.4, s.192; Sahih-i Müslim, Kitab-u Sıfati'l-Kıyamet-i ve'l-Cenne" kitabı, hadis: 19, 21, 22.

[3] - Sahih-i Buhârî, Kalem Suresi 43. ayetin yani "Yevme Yukşefu An Sakin" ayetinin tefsiri ve Kitabu't-Tevhid, "Vucuhun Yevmeizin Nadire" ayetinin tefsiri bölümü, c.4, s.189.

[4] - Sahih-i Buhârî, Kâf Suresi tefsiri, Kitab-ı Tevhid, "İnne Rahmetellahi Karîbun Mine'l-Muhsinin" bölümü, c.4, s.191; Sünen-i Tirmizî, Kitab-u Sı-fati'l-Cenne, "Ma Cae Fi Hulud-i Ehli'l-Cenneti ve Ehli'n-Nar" babı; Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Cenneti ve Sıfat-ı Naimiha ve Ehliha, "en-Nar-u Yedhulu-ha'l-Cebbarûn ve'l-Cennetu Yedhuluha'z-Zuafa" bölümü, hadis: 35, 36, 37, 38.

[5] - Sünen-i İbn Mâce, el-Mukaddime, "Ma Enkereti'l-Cehmiyye" bölümü, hadis: 182; Sünen-i Tirmizî, Hûd Suresi tefsiri, "el-Ema" kelimesi "Leyse Ma-ehu Şey" diye tefsir edilen birinci hadis; Müsned-i Ahmed, c.4, s.11-12.

[6] - Sünen-i Ebî Davud, Kitabu's-Sünne, "Fi'l-Cehmiyye" bölümü, hadis: 4726; Sünen-i İbn Mâce, "Fi Ma Enkereti'l-Cehmiyye" babı; Sünen-i Daremi, Kitabu'r-Rekaik, "Fi Şa'ni Saat-i ve Nuzuli'r-Rabbi Teâlâ" babı; Kitabu't-Tev-hid, Muhammed b. Abdulvehhab; Minhacu's-Sünne, İbn Teymiyye.

[7] - Sahih-i Buhârî, Kitabu't-Teheccüd, "ed-Dua ve's-Salat Fi Ahiri'l-Leyl" babı ve Kitabu't-Tevhid, "Yurîdûne an Yubdilû Kelâmellah" babı, Kitabu'd-De-avat, "ed-Dua Nisfu'l-Leyl" babı; Sahih-i Müslîm, Kitabu'd-Dua, "et-Terğib-u Fi'd-Dua ve'z-Zikri Fi Ahiri'l-Leyl" babı; Sünen-i Ebu Davud, Kitabu's-Sünne, "Fi'r-Reddi Ale'l-Cehmiyye" babı, hadis: 4733; Sünen-i Tirmizî, Kitabu's-Salat, "Ma Cae Fi

Nuzuli'r-Rabb İle's-Semai'd-Dünya Kulle Leyletin" babı, c.2, s.233 ve 235 ve Kitabu'd-Deavat, "Haddeseni'l-Ensarî" babı, c.13, s.30; Sünen-i İbn Mâce, Kitabu İkameti's-Salat, "Ma Cae Fi Eyyi Saati'l-Leyl Afdal" babı, hadis: 1366; Sünen-i Daremî, Kitabu's-Salat, "Yenzilullah İle's-Semai'd-Dünya" babı; Muvatta-ı Mâlik, Kitabu'l-Kur'an, bab: 30; Müsned-i Ahmed, c.2, s.264, 267, 282, 419, 433, 487, 504, 521 ve c.3, s.34 ve c.4, s.16.

[8] - Sünen-i Tirmizî, Ebvabu's-Savm, "Ma Cae Fi Leyleti'n-Nisfi Min Şaban" bölümü, Kitab-u İkameti's-Salat, "Ma Cae Fi Leyleti'n-Nisfi Min Şaban" babı; Müsned-i Ahmed, c.2, s.433.

[9] - Her iki rivayet Sahih-i Buhârî'de c.3, s.128, Tevhid kitabı, "Vucuhun Yevmeizin Nazire" babı, c.4, s.191'de Kâf Suresi'nin tefsirinde Ebu Hüreyre'-den nakledilmiştir. Yine Enes'ten, Hadisu'l-Kadem, Tevhid kitabı, "ve Huve'l-Azizu'l-Hekim, Subhane Rabbike..." ayeti babı, c.4, s.129; Sünen-i Tirmizî, Ki-tabu'l-

Cenne, "Ma Cae Fi Hulud-i Ehli'l-Cenneti ve Ehli'n-Nar" babı, c.10, s.29 ve Müsned-i Ahmed, c.2, s.396.

[10] - Sahih-i Buhârî, Kitabu't-Tevhid, "Li-ma Halektü Bi-Yedî" bölümü, c.4, s.185 ve "Vucuhun Yevmeizin Nazire" bölümü, c.4, s.190 daha genişaçıklamayla.

[11] - Sünen-i Tirmizî, Kitabu'z-Zuhd, "Ma Cae Fi'r-Riya ve's-Sum'e" bölümü, c.9, s.229. 

[12] - Sahih-i Buhârî, Kitabu't-Tevhid, "Vucuhun Yevmeizin Nazire" bölümü, c.4, s.188.

[13] - Sahih-i Buhârî, Kitabu't-Tevhid, "Vucuhun Yevmeizin Nazire" babı ve Kitabu's-Salat, "Fazlu Salati'l-Asr" babı ve "Babu Vakti'l-İşâ İla Nisfi'l-Leyl" babı ve Kitabu't-Tefsir, "Kâf Suresi" babı; Sahih-i Müslim, Kitabu's-Salat, "Fazlu Salateyi's-Subhi ve'l-Asr ve'l-Muhafezeti Aleyhima" babı; Sünen-i Tir-mizî, Kitabu Sıfati'l-Cenne, "Ma Cae Fi Ru'yeti'r-Rabbi Tebareke ve Teâlâ" babı, c.10, s.18 ve 20.

[14] - Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İman, "Marifetu Tariki'r-Ru'yet" bölümü; Sahih-i Buhârî, Kitabu't-Tevhid, "Vucuhun Yevmeizin Nazire" bölümü, c.4, s.188 ve yine Kâf Suresi tefsiri.

[15] - Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İman, "Marifetu Tariki'r-Ru'yet" bölümü, hadis: 229, metindeki alıntı aynen bu kaynaktan alınmıştır; Sahih-i Buhârî, Nisâ Suresi tefsiri, "İnnellahe La Yezlimu Miskale Zerretin..." ayeti, c.3, s.80, bu kaynakta özetle gelmiştir. Kitabu't-Tevhid, "Vucuhun Yevmeizin Nazire" bölümü, c.3, s.189. Allah'larıyla görüşenler O'nun yüzünü gördükleri gibi, özellikle kendileriyle rableri arasında ayak bileğinde olan belirtiyi bize anlatsaydılar minnettar olurduk!

[16] - Sahih-i Buhârî, Kitabu't-Tevhid, "Vucuhun Yevmeizin Nazire" bölümü, c.4, s.191; Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İman, "İsbatu Ru'yeti'l-Müminin Fi'l-Ahi-reti  Rabbehum" bölümü, hadis: 296.

[17] - Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İman, "İsbatu Ru'yeti'l-Müminin Fi'l-Ahireti Rabbehum" bölümü, hadis: 297.

[18] - Sünen-i İbn Mâce, Kitabu'l-Mukaddime, "Fi-Ma Enkereti'l-Cehmiyye" bölümü, hadis: 184.

[19] - Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Cenne, "Ru'yetu'r-Rabb" babı, c.10, s.18-19

[20] - Sünen-i Tirmizî, Ebvabu Sıfâti'l-Cenne, "Ma Cae Fi Sevki'l-Cenne" bölümü, c.10, s.16; Sünen-i İbn Mâce, Kitabu'z-Zuhd, "Sıfat-u Ehli'l-Cenne" bölümü, hadis: 4336, s.1451.

[21] - Hafız-ı Kebir, İmamu'l-Eimme Muhammed b. İshak b. Huzeyme (öl. 311 hicrî), hadis ilminde Buhârî ve Müslim'in hocasıydı. Mezkur kitap, hicrî 1378'de Kahire'de Mektebetu'l-Kulliyati'l-Ezheriyye tarafından basılmış ve yazarın hayatı bu kitabın önsözünde kaydedilmiştir.

[22] - Leiden baskısı, 1960 miladî.

[23] - İmam Hafiz Şemsuddin Muhammed b. Ahmed b. Osman b. Kaymaz ez-Zehebî'dir (öl. 748 hicrî). Zehebî'nin kitabı Medine-i Münevvere'nin Selefiyye Yayınevi, Babu'r-Rahmet tarafından basılmış, 1388 hicrî yılında ikinci baskısını yapmıştır.

[24] - En'âm, 103

[25] - Yûsuf, 82

[26] - Usul-i Kâfi, Kitabu't-Tevhid, "Arş ve Kürsü" babı, c.1, hadis: 7 ve "Hareket ve İntikal" babı, hadis: 3 ve 9; Tevhid-i Saduk, "Nefyu'l-Mekân ve'z-Zaman ve'l-Hareke Anhu" babı, hadis: 9, 10, 12 ve "Kane Arşuhu Ala'l-Ma" babı, hadis: 1, "er-Rahman Ale'l-Arşi'steva"nın anlamı babı, hadis: 5, 6, 7, 8; Bi-haru'l-Envar,

yeni baskı, Kitabu't-Tevhid, "Nefyu'l-Cism ve's-Sureti ve't-Teşbihi ve'l-Hululi ve'lİttihad" babı, c.3, s.87, hadis: 23.

[27] - Usul-i Kâfi, Kitabu't-Tevhid, "Hareket ve İntikal" bölümü, hadis: 1; et-Tevhid, Şeyh Saduk, "Nefyu'l-Mekân ve'z-Zaman ve'l-Hareket-i Anhu Teâlâ" bölümü, hadis: 18; Biharu'l-Envar, Kitabu't-Tevhid, "Nefyu'z-Zamani ve'l-Mekân ve'l-Hareketi ve'l-İntikal Anhu Teâlâ" bölümü, c.3, s.311, hadis: 25.

[28] - et-Tevhid, Şeyh Saduk, s.111-112 özetle. Yine bk. Biharu'l-Envar,

Kitabu't-Tevhid, "Nefyü'r-Ru'yeti ve Te'vilü'l-Ayât" bölümü, c.4, s.31, hadis: 14; Usul-i Kâfi, Kitabu't-Tevhid, "Fi İbtâli'r-Ru'ye" bölümü, hadis: 2.

[29] - Yüce Allah'ın sıfatları hakkında Usul-i Kâfi (Kitabu't-Tevhid), et-Tev-hid, Şeyh Saduk ve Uyun-u Ahbari'r-Rıza kitaplarına müracaat ediniz.


پیام رهبر انقلاب به مسلمانان جهان به مناسبت حج 1441 / 2020
Şeyh Zakzaki
conference-abu-talib
Yüzyılın Anlaşmasına Hayır