Bir Okuyucumuzun Bölge, Suriye ve Bizim Hakkımızdaki Sorularına Cevap

  • News Code : 338155
  • Source : Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA.İR
Bismihi Teala, Sevgili kardeşim editör, öncelikle Allah'ın selamıyla selamlarım sizi. Bana uzunca bir cevap yazdığınız için teşekkür ederim. Öncelikle samimi olmaya çalıştığımı belirtmeliyim. Burası sanal bir ortam. İnsanların samimiyetlerini de ölçmek doğrusu güç olsa gerek. Size açıkça uygun gördüğüm bazı sorular sormak istiyorum. İlk defa bir şiiyle iletişim kurduğumu da söyleyim. Ben şafii mezhebinden ve Kürt'üm. Türkiyedeki Hizbullaha uzunca bir süredir sempatiyle bakarım. Bu hareketi yakından tanırım. Şimdi sizi sırf eleştirmek için değil, gerçekten öğrenmek istiyorum.

Önceki yorumlarımda sanırım size hakaret değil, öğrenmek istediğim, gerçekten çok merak ettiğim sorularım vardı. Ama sizi kendi penceremden gördüğüm kadarıyla yorumlamak hakkım değil miydi? Tamam kabullenmeyebilirsiniz, basiretsiz görebilirsiniz, ama küçükte olsa bir cevap yazmalıydınız. Her neyse şimdi sorularıma geçiyorum:

1. Siz bütün şiileri fırka-i naciyeden mi sayarsınız? Şiileri öldürenler sünnilerdense, katiller kesin olarak sünnici mi oluyor? ABD ve yandaşlarının öne sürdükleri içinde sadece sünniler mi var? Ayrıca sünni diye bilinenlerin de gerçekte sünnilikle bile alakaları yoksa? hatta islamla proplemleri varsa bile şiilere yönelik bir saldırıda bulunursa "işte bak bunu sünniler yaptı" mı diyeceksiniz?

2. İran'ın Suriye stratejisini az çok anlıyorum. Muhalif diye bilinen ABD yanlısı grupların yönetime gelmesindense "Esat kalsın daha iyi" mantığı vardır. (Ayrıca zaten eskiden gelen stratejik müttefiklik vardır) Ama Suriye yönetiminin mezalimlikleri yok mu? Çok eskilerden bu yana... Esat savaşmak zorunda, ama masum halk zarar gelmemesi için, savaş kurallarına ne kadar riayet ediyor? Acımasızlığı yok mu? Esatın askerleri ölünce şehit sayılırlar mı? Nusayrilik küfür sayılır mı? Bu günkü Esat rejimi İslami bir rejim mi? Tamam muhalifler terör yapıyor, peki Esat'ın devlet terörü yok mu? İran Esatın yanında olduğunu defaatle deklare etti. İran Esat'ın zulümlerinin yanında da olabilir mi? Yani Esat zulüm işliyor mu, işlemiyor mu? (Şimdi bu sorularımdan dolayı beni sakın damgalamayın, gerçekten cevabınızı merak ediyorum)

3. Türkiyedeki Hizbullah hakkında ne düşünüyorsunuz? Paravan bir örgüt mü? Mossadın piyonu mu? TC devletinin kurduğu hayali bir örgüt mü? Ergenekon uzantısı mı? vs.

4. Bir sünni, sünni kalarak rehberiyete bağlı olabilir mi? İlle de şii olması gerekir mi? Yani şii sünni vahdeti nasıl gerçekleşir? Tam bir vahdet mümkün mü? Mümkün değilse çözüm nedir? Bunun için ne gibi çaba içerisindesiniz?

Mesela ben İrandaki rehberiyete hiçbir mezhepsel saplantıya kapılmadan sempati duyuyorum. İmam Humeyniye hayranım. Hamaney de onun yolundaysa ona da aynı duyguları beslerim. Ayrıca İranın imam Humeyni çizgisini benimsiyorum. Kendi mezhebimden çıkmadan bu durumumu devam ettirebilir miyim? Beni bu halimle kabul eder misiniz?

5. Bu site şimdiki rehberiyet makamına ne kadar yakın? Bu sitedeki görüşler aynı zamanda İmam Hamaneyin resmi görüşleri olarak kabul edebilir miyiz? Hamaneye yakın yarı resmi deniliyor. Doğru mu?

6. Bu sitede gerçekten basiretten yoksun bazı şiici yorumcuların yorumları yayınlanıyor. (Örneğin … adlı yorumcu gibi) Ve siz yayınlıyorsunuz. Oysa benim gönderdiğim ilk iki yorum bu kişinin yorumlarından çok da ağır değildi? Bu insanların yorumlarının kendilerini bağladığını yazmışsınız. Tamam, ama nedense bir uyarı veya sansör yok. fakat bu sitede bana bir sansör uygulandı. Şii olmadığım için mi?

Aslında çok sorularım var. Bu kadar şimdilik yeter. Lütfen sorularımı anlayışla karşılayın. Takınacağınız tavra göre sizi aynı zamanda değerlendireceğim. Şiilerin gerçekten bu günkü durumları hakkında az çok bilgiye sahip olacağım.

Sitenizden çok yararlandığımı da söyleyim. Siyasi olarak birçok konuda hemfikiriz…

****

Bismihi Teâlâ

Selamun aleykum

Sayın okurumuz sorduğunuz soruları tek tek ele alarak cevap vermeye çalışacağız:

1. Biz bütün Şiileri fırka-i Naciye bilmiyoruz. Bu zaten bizim elimizde değil. Ölçüyü koyan ve bunu farklı yöntem ve yollarla açıklayan Allah ve Resulüdür… Biz Kur’ani, Hadis içerikli, akli ve tarihsel deliller ve kaynaklarla fırka-i naciyenin sadece bir fırka olduğuna inanıyoruz o da isna eşari, 12 imam, imamiye adlarıyla bilinen fırkadır. Öteki hiçbir fırka, fırka-i Naciye değildir ve olamaz. Belirttiğimiz gibi bu bizim veya başka birilerinin elinde değildir. Ölçüyü koyan ve bunu açıklayan bizzat Kur’an ve sünnettir. (Ben kimin mevlası ve önderi isem Ali’de onun Mevla ve önderidir) Ayrıca insanın karanlıkta kalmasını önleyen ve iç hüccet olarak bilinen akılda buna tanıklık etmektedir…

Şiileri öldürenlerin Sünnilerden olması onların illa da Sünnicilik yapanlar olduğu anlamına gelmemektedir. Kandırılmış, aldatılmış, zihni yıkanmış ve iradesi elinden alınmış veya hiçbir din ve mezhep kaygısı olmayan bunu sırf para maksadıyla yapmış ve maddi bir yerlere ulaşmak isteyen kişilerde yapmış olabilir… ama her ne sebeple olursa olsun şu ana kadar ölenler Şii, öldürenler ise kendilerini Sünni olarak tanıtan (radikal Sünni), selefi ve vahabilerdir. Ne ilginçtir şu ana kadar hiçbir Sünni aliminin bu saldırı ve tekfirleri kınadığı görülmemiştir!!

ABD ve yandaşları elbette ki sadece Sünnileri kandırmamaktadırlar. Allah’ını yeterince tanımamış dinini öğrenememiş, nefsini ilah edinmiş… Her kim, hangi din ve mezhepten olursa olsun buna müsaittir. Bunların içinde elbette ki Şiiler de vardır. Bunun örnekleri şu anda bile bulunmaktadır.

Sünni olarak bilinenler gerçekte Sünni bile olmayabilirler. Buna yukarıda değindik.

Hayır, İslam’la dinle problemi olanlar Şiilere saldırsa bunu Sünnilere mal etmeyiz. Bu nasıl mümkün olabilir ki? Her kim yapmışsa odur mesul. Ayetullah Sistani’ye Şiiler katledildiğinde çok defalar müracaat edilmiştir. Ağa Sünniler, selefiler… Şiileri her gün gördüğünüz gibi katlediyorlar, Şiilerin camileri, evleri, okulları hedef alınıyor biz böylece olayları izleyecek miyiz? Bize izin verin bizde onlara ait yerleri bombalayalım. Bu kadar zulme seyirci mi kalacağız?... Ayetullah Sistani, böyle bir şey söz konusu bile olamaz. Orada öleceklerin suçu ne? Her kim bu işi yapıyorsa sadece onu mesul tutabilir ve onu cezalandırabilirsiniz. Onun dışında bu da karşı tarafın adamı, bu da onlardan, bu da aynı düşünceleri besliyor… gibi düşüncelerle karşı taraftan bir insana dokunmanız caiz değildir. Haramdır ve bilinçli olarak masum bir insanı öldürme sınıfına girer… diyerek buna müsaade etmemiş ve yasaklamıştır. Kısacası kim yapmışsa odur mesul, o dur cezalı…

2. Suriye yönetiminin elbette ki başka ülkelerde olduğu gibi zalimlikleri vardır. Çok eskilerden beri hemde. Ordunun savaş kurallarına ne kadar riayet ettiği konusu ise ayrı bir konu. Eğer gerçekten savaş kurallarına uymuyorlarsa onları biz değil insanlık masum bilebilir mi? Savaş kurallarına uymak herkesin görevidir. Uymayanlar Allah katında suçludur ve cezalarını çekeceklerdir. Ayrıca muhalif kılığındaki katiller buna riayet ediyor mu? Hayır bu kesinlikle böyle değildir. Onlar bilinçli olarak halkı katletmekte ve Esad’ın üzerine yıkmaktadırlar. Biz bunu yakından ve yakinen biliyoruz… Ayrıca bu da unutulmamalıdır ki Ordu veya polisin münferit hata ve yanlışlarını devlete mal etmek doğru olmadığı gibi iftira da olur. Peygamber efendimizin zamanında yaşanan olaylar gibi. Devlete ait birilerinin hatasını tüm devlete mal etmek çok yanlıştır. Şu anda İran’da da durum budur. Her hangi bir devlet kuruluşunda çalışan birinin hata ve zulmü İran devletini bağlamaz…

Esat şu anda gördüğünüz gibi savaşmak zorunda. Bunun aksi söz konusu olmaz. Bu aşikârdır… Ülkeyi ele geçirmek için mücadele eden uluslararası terörist devletlerle çok uluslu teröristlerin saldırılarını seyretmesi düşünülebilir mi? Bunu akıl kabul eder mi? Bu ancak aptallık derecesinde bir saflık olabilir.

 Şehitlik konusu farklı bir konudur. Şehitlikte amaca, niyete bakılması gerektiği gibi hangi hedef ve maksatla savaşıldığına da bakmak gerekir. Dolayısıyla bir savaşta şehit olan birileri olabileceği gibi aynı savaşta aynı safta ölen başkaları şehit olarak sayılmayabilirler… Bu durum burada da geçerlidir. Nusayrilik Şia açısından öteki mezheplerle aynı ölçüdedir. Çizgi bellidir. Kim Peygamberden sonra Nuh’un gemisi olan Ehlibeytin gemisine binmemiş ve onların emirleri doğrultusunda hareket etmemişse o düşünce ve fırka batıldır. (her kim bu düşüncede ise haktır. Bu ister Nusayrilik olsun ister başka bir fırka) Gerçekte ise bizler mezhebi bile kabul etmiyoruz. Mezhep diye bir şey yoktur. Şia bir mezhep değildir. Şia taraftar ve takipçi demektir. Peygamberden sonra Hz. Ali ve belirlenen evlatlarını takip etmek demektir. Bunların arasında ihtilaf olmadığı gibi bir bütündürler. Bizler için Hz. Hasan ne ise, Hz. Cafer Sadık da odur. Bizler için Hz. Musa Kazım ne ise Hz. Mehdi’de de odur… Kısacası mezhep, fırka ve ayrılık yoktur. Öteki mezhepler, mezheptir. Muhammedî İslam’ın takip noktasıdır Ehlibeyt. Farklı bir şey değildir. Masum imamlar (a.s) zaten tüm sözlerinde buna vurgu yapmışlardır.

Esat rejimi İslami bir rejim değildir, bu açıktır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi kim hata ve yanlış yapıyorsa kınanmakta ve cezasını çekmelidir. Allah katında bunların suçları mahfuzdur.

İran, sadece hakkın yanındadır. Dolayısıyla İran defalarca Esad reform yapsın, haksızlıklara son versin, yanlışlar düzeltilsin diye açıklamalar yapmıştır. İran Esad’ın doğrularının yanındadır, yanlışlarının yanında değil. Daha ilk günden bunu söyledi ve savundu. Siz karşı tarafın yayınlarından ve yalanlarından etkilenmeyin. İran en fazla Esad’a reform yapması gerektiğini söyleyen ülkedir…

3. Türkiye’deki Hizbullah hakkındaki görüşümüz gerçek ve hakikatler doğrultusundadır. Şöyle ki Hizbullah’ın başındaki kişiler her kim olursa olsun, Hizbullah devlet tarafından kurulmuş veya kurulmamış olsun, ister Mit veya ister Ergenekon uzantısı olsun veya olmasın… Bu bizi çokta alâkadar etmiyor. Bizi bağlayan ve üzerinde durulması gereken şey Hizbullah grubu içinde çok halis ve muhlis insanların olduğudur. Gerçekten İslam aşkı olan, Peygamber sevdası olan insanlar var içlerinde. Ve bunu da gördük ki içlerinde gerçekten çok samimi insanlar var. Kudüs sevdası, İran sevdası, Hizbullah sevdası, Hamas sevdası olanlar var. Şii Müslümanları seven takdir eden insanlar var. Hattı imam olan imamın emirlerine göre hareket edecek insanlar var. Ama dediğimiz gibi yönetim nasıldır, kime hizmet eder, kimin adına hareket eder, içlerinde bunları çeşitli mecralara çekebilecek kişiler var mı? Gibi sorular gündemi işgal etmiştir. Bizim buradaki açıklamalarımız içlerindeki halis, muhlis, temiz Müslümanlara yöneliktir. Hareket adına grup adına bunu demiyoruz, diyemeyiz. Çünkü gerçekten bunu diyebilmemiz için yakından bilmemiz gerekmektedir… Ayrıca yönetim adına geçmişte ve şimdi çok söylentiler bulunmaktadır. Dolayısıyla bu konuda biraz daha uyanık olunması gerektiği kanısındayız. Kısa ve öz olarak yönetim bizi ilindirmemeli, içlerindeki temiz ve duyarlı Müslümanlar bizi ilgilendirmeli diye düşünüyoruz. Ama içlerine yerleşmiş El Kaide ve selefi kişiler ve bu fikirde olanlardan biz beriyiz, onlardan uzağız. Bu konudaki düşüncelerimiz bellidir…

4. Bir Sünni, Sünni olarak elbette ki rehberiyete bağlı kalabilir. Bunun birçok örneği vardır. İllâ da Şii olacak diye bir kaide yoktur, olamaz. Şii olmak inancı ve itikadı bağlar.

Sünni, Şii vahdetinin nasıl gerçekleşeceği konusunda şu ana kadar hem sitede hem de başka yerlerde makaleler yayınlanmıştır. İmam Humeyni, İmam Hamaney ve öteki müçtehitler bu konuda görüşlerini belirtmişlerdir. Ayrıca sitede birkaç gün önce yayınlanan “Sitemize yapılan Eleştiri ve İftiralara Cevap”  

 http://abna.ir/data.asp?lang=10&id=337435

Yazısında da buna azda olsa deyindik. Tam bir vahdetten amacın ne olduğuna bakmak gerekir. Bu konudaki yazılmış makalelere başvurmak gerekir burası bunun yeri değil. Ama eğer bu konu gerçekten sizin için çok önemli ise bu konuda bir makale hazırlayıp siteye koyarız inşallah.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi herkes kendi mezhep ve yolunda kalarak İmam Hamaney’e uyabilir ve ona tabi olabilir. Bunun mezheple bir alakası yoktur, olamaz. Biz, adı geçen makalede de belirttiğimiz gibi tüm Müslümanları canımız, kanımız ve özümüz bilmekteyiz. Biz bir bütünüz. Allah, Peygamber, kitap ve kıblemiz birdir. Farklılıklarımız bizi birbirine düşüremez. Kendi aramızda şefkatli kafirlere karşı izzetliyizdir… biz ayrı değiliz ki sizi kabul edelim, biz farklı değiliz ki sizi kabul edelim, biz sizi kendimiz görüyoruz. Farklı düşünüyor diye hiçbir kardeş kardeşini dışlamaz (özünü ve vicdanını yitirmemişse) bizim düşüncemiz budur.

Bu site rehberiyet makamına gönül vermiş ve ona candan, gönülden bağlı olmaya çalışan bir sitedir. Sadece rehberiyete değil merceiyete de aynı derece bağlı ve tabidir. Rehberiyet ve Merceiyet bizim aslımızı oluşturmaktadır. Önce rehber sonra merceiyet. Çizgi budur.

 Bu sitedeki görüşler Rehberin resmi görüşü değildir, olamaz. Rehberin resmi görüşü ağzından çıkmış veya kaleme aldığı, bizzat kendisi tarafından deklere edilmiş sözlerdir. Bunun dışındaki görüşler Rehberi bağlamaz, merceiyeti bağlamaz. İster bu açıklamayı İran’ın resmi haber ajansı irna yapmış olsun, ister fars, ister mehr, ister irib ve isterse biz yapalım… bizler imam Hamaney ve merceiyetin açıklamaları ışığında onlara yakın durmaya çalışan siteleriz. Yani imkan ölçüsünde onlara yakın durmaya ve en yakın görüşleri ortaya koymaya çalışmaktayız. Onların görüşlerini tam olarak yansıtamasak da en azından onların kabul etmediği görüşleri yansıtmamaya çalışmaktayız.

İmam Hamaney’e yakın, yarı resmi tabirleri doğru değildir. Evet biz imam Hamaney’e yakınız. Çünkü rehberimiz ve imamımız olarak kabul ediyoruz. Ona tabiyiz, onun sözleri bizim için emir kabul edilmektedir. Bunlar doğrudur, ama yarı resmi sözü doğru bir söz değildir. Sitemizin bağlı olduğu yerin Dünya Ehlibeyt (a.s) Kurultayı olması hasebiyle ve bu kurumun başının Rehberin emriyle atanması arasında bir bağ kurularak bu yakıştırmayı yapmaktadırlar. Ama bu şekilde bir önermeyle bu sonuca varmak doğru değildir. Eğer böyle olursa İran’daki neredeyse tüm kurum ve kuruluşların resmi veya yarı resmi olarak tanıtılması gerekmektedir. Çünkü bir şekilde o kurumların bir kısmının rehberle bir bağlantısı vardır… Kısacası bu tür yakıştırmalar gerçeklerle örtüşmemektedir. Hatta Rehber adına yayın yapan resmi site olan leader.ir sitesi bile kendi sözleri dışında rehberi bağlayamaz. Bunlar art niyetli yakıştırmalardır.   

6. Sitede yayınlanan yorumların bir kısmını okuyucularımız görebilmektedir. Yayınlanmayan yorumların sayısı bunların birkaç katı daha fazladır. Sitemize gelen yorumlar çok boyutludur. İmamiyeden, Nusayrilerden, Alevilerden, gulatçılardan, Hanefilerden, şafilerden, selefilerden, vahabilerden, tekfircilerden… bu yorumların bir kısmı sadece bize küfür, hakaret ve ağza alınmayacak derecede kötü sözlerden oluşan yorumlardır. Bir kısmı tekfircilerden ve selefilerden gelmektedir. Bunlarda bizi tehdit etmekte ve bizim kafir olduğumuz, müşrik olduğumuz… gibi akla ziyan yorumlar yazılmaktadır. Bir kısım yorumlar ise bu grup karşısında olan aşırı diyebileceğimiz Şii yorumlardır. Bunlarda vahdetin bir netice vermediği, bizi daha çok tekfir etmelerine ve öldürmelerine sebep olduğunu ve dolayısıyla artık vahdetin bir kenara bırakılması gerektiği ve saflarımızın tam ayrışması gerektiğini söyleyen yorumlardır… Bizler bir önceki yazımızda da belirttiğimiz gibi hakaret, küfür ve iftira içermeyen yorumları yayınlamaktayız. Eğer karşı tarafın bir açıklaması varsa bunu yapsın, insanların aklında soru işareti kalmasın. Bir şeyleri gizleyerek hak ve hakikat ortaya çıkmaz. Bazı söylentiler dile getirilmeli ve hakkı ve hakiketi varsa ortaya konmalı yoksa da yaşam sahnesinden silinmelidir. Bu tür yorumlar bir nevi bu kabildendir. Varsa bir sorun düzeltin, yoksa da artık bu tür sözler kabul edilsin…

Sitemizde uygulanan sansür belki de hiçbir yerde uygulanmamaktadır. Bazen yazının tamamı bazen de bazı içeriği sansüre uğramaktadır. Bunun Şii ve Sünnilikle bir alakası yoktur. Şiilerin sansüre uğrayan yorumları (tekfirci selefiler hariç) Sünnilerden daha çoktur diyebiliriz.    

Burada samimi bildiğimiz bu sorulara bizde aynı ölçüde samimi bir şekilde cevap vermeye çalıştık. Artık bunların dışında art niyetle hareket etmek bizi suçlamak insafla bağdaşmaz kanısındayız.

* Okurumuzun bu soruları başka okurlarımız tarafındanda dile getirildiği için şüphelerin giderilmesi için burada yayınlanmasını uygun görerek yayınladık.

Saygılarımızla

Site yönetimi


پیام رهبر انقلاب به مسلمانان جهان به مناسبت حج 1441 / 2020
Şeyh Zakzaki
conference-abu-talib
Yüzyılın Anlaşmasına Hayır