Bir Okuyucumuzun Bölge, Suriye ve Bizim Hakkımızdaki Sorularına Cevap (2)

  • News Code : 340748
  • Source : Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA.İR
Samimi olduğunu düşündüğümüz bir okurumuzun bize sorduğu sorulara geçen ki yazımızda değinmiş ve gerekli açıklamaları yapmıştık. Aynı okurumuzun bize karşı yazdığı cevap yazısına da buradan cevap yazmayı uygun gördük. Böylelikle aynı düşüncede olan okurlarımızın zihninden bu tür şüphelerin giderileceğini umut ediyoruz.

Bismihi Teâlâ

Selamun aleykum

Sayın… Beyefendi kardeşim, yazdıklarınıza kısaca cevap veriyoruz:

Üsteki yoruma verdiğimiz cevapla yukarıda yazdıklarımız birbirlerini tamamlamaktadır. Şöyle ki biz yukarıda üst kadroda nelerin döndüğünü bilmediğimizi ve haklarında bazı söylentilerin olduğunu söylemiş ve bunun da bizi çok ilgilendirmediğini belirtmiştik. Aşağıda da o söylentilerin olduğunu bunları bizim de bildiğimizi, duyduğumuzu açıklamış olduk. Zaten bunu bu şekilde bilmeyen tek bir kişi bile bulunmamaktadır. Bu söylenti ister doğru olsun, ister doğru olmasın, ister bunu devletin bazı organları yapmış ve bu grubun üzerine atmış olsun isterse birlikte yapmış olsun… Halk arasında bu şekilde bilinmektedir. Biz bunu vurgulamıştık. Yoksa bilmediğimiz bir konu hakkında yorum yapmış olurduk buda şer’an doğru olmayan bir şeydir. Bunun dışında bizim bildiğimiz hiçbir şey yoktur. Zaten yukarıdaki yazıda haklarında duyduklarımızı tüm samimiyetimizle, örtüsüz olarak açıkladık. (sadece yukarıdaki yazıda yazmadığımız bir şey vardı. O da şuydu ki ben şahsen bazılarıyla Türkiye, İran ve Hacda görüşmüştüm. Bunların büyük bir kısmı gerçekten İslam derdi olan, Hizbullah ve İran’ı seven insanlardı. İçlerinden çok azı selefi düşünceli ve mezhepçiydi.)

Bu grubun geçmişte yaptıkları, yapmak istedikleri… bizce artık bir kenara bırakılmalı ve şimdi şu anda yapılması gerekenler ortaya konmalıdır. İçinizdeki yanlış düşüncedeki unsurlar eğer düzeltilecek bir yapıdaysa düzeltilmeli, yoksa kendinize düşman etmeden içinizden atılmalıdır. Ama güzelce, kırmadan, ötekileştirmeden bu yapılmalıdır. Bize göre yanlışlar yapılmıştır ve yapılması da doğaldır. Çünkü bir hareketin başında basiretli, zamanını tanıyan, hikmet sahibi bir müçtehit bulunmazsa o harekette mutlaka yanlışlar olur ve İslam’a aykırı bir çok hatalara duçar olunur. Bu gayet normal bir durumdur. Hareketin içinde alimlerin olması yeterli değildir… dolayısıyla hareketin başındakiler birilerine hizmet etmeyen, basiret sahibi müçtehit niteliğinde insanlar olmalıdır…

Pkk ile mücadele konusunda ve örgüt içi tartışmalara değinmeyi gerekli görmüyoruz… şimdiki açıklamarımız bunları içine almaktadır.

“Hizbullah hakkındaki sorumu özellikle basiretinizi ölçmek için sormuştum. Kısmen insaflı yazmışsınız. Ama Hizbullah yönetimini yakından tanımadığınızı söylediğiniz halde daha önce saydığım yerel ve uluslararası küfür örgütleriyle bir bağlantısı sanki olabileceği hakkında en azından şüphelerinizin olduğu anlaşılıyor. Veya sanki öyle inanıyorsunuz da söylemek istemiyorsunuz gibime geldi. Alttaki ilk yorumcuya verdiğiniz cevaptan da anlaşılıyor. Bana göre Hizbullah hakkında sınıfta kaldınız. Çünkü yakinen biliyorum ki düşündüğünüz gibi değil.”

Demişsiniz. Size bir şey sormak istiyoruz: siz bölgede faaliyetlerde bulunan bir grup olarak mücadele etmektesiniz. Eğer bu ülkenin emniyeti, polisi, MİT’i sizi yıkmak için çalışmalar yapmıyorsa bu devlette bir zaaf vardır demektir. Eğer bölgede faaliyet gösteren örgütlerin içine devlet sızıp birbirine düşürmüyorsa o devlette bir sorun vardır demektir. Devlette sıradan bir devlet değil. Yüzlerce yıl dünyaya hükümranlık etmiş dünyayı sallamış bir devlet. Yani karşınızda çömez, bir şeyi bilmeyen bir devlet yok. İkinci olarak şu söylentilerin kendisi bile bir şeylerin olduğunu ortaya koymuyor mu? Bu söylentiler ve bazı yapılanlar bir şeylerin olma ihtimalini ortaya koyuyor… Bunlar ister istemez insanda soru işaretlerinin oluşmasına sebep olmaktadır. Ayrıca bizce çok iddialı konuşmayın. Bizler bu zamana kadar çok şeylerle karşılaştık. Vahabiliğin ortaya çıkışı, Bahailiğin ortaya çıkışı gibi… Yukarıda belirttik bir hareketin başında bir müçtehit yoksa o harekette çok sıkıntılar olur. Hatta müçtehit olsa bile sıkıntılar olur. Nitekim İmam Humeyni hareketin başında olmasına rağmen nice sıkıntılar yaşandı, nice badireler atlatıldı… o yüzden çok iddialı olmak doğru değildir. Bu bakış açısı doğru değildir. İnsanın yapısına terstir. İnsanın Allah katındaki yaratılma felsefesine terstir. İnanlar bilinçli ve bilinçsizce hata yapabilir, yanlış yapabilir. (günah gibi… insan bazen nefsine yenik düşer bilinçli bir şekilde de günah işleyebilir. Bilinçsizce zaten bir çok günah işlemektedir) Bunu kabul etmek gerekir.

Hareketin içinde selefi ve el kaide zihniyetine sahip insanlar var. Bunu kabul etmek gerekir. Bizzat biz karşılaştık. Şu anda bazıları Suriye’de savaşıyor zaten… Olması da doğaldır. Kimse kimsenin benliğini ele geçiremez. Herkes sizin gibi düşünmeyebilir. Düşünmesi de zaten doğru değildir. Özgür irade nerede kaldı? Biz cemaati selefici göstermedik ve göstermeyiz de. Cemaat neyse odur. Ama içlerinde farklı düşüncede olanlar vardır. Almanya’dan hacca gelen sizin gruptan en az kırk kişiyle görüştüm. Toplu olarak hareket ediyorlardı. Otellerinde misafirleri oldum. Sohbetler ettik… Dediğimiz gibi çok farklı düşüncede olanlar vardı… İran’da bile herkes aynı şekilde düşünmüyor, düşünemez…   

Hz. Ali veya başka bir masumu ilahlaştıran kafirdir. Bunun hiçbir tevcihi yoktur. Ama Nusayrilik öyle değildir. İçlerinde bu şekilde düşünenler varsa o istisnadır. Belirttiğimiz gibi böyle düşünenler kafirdir. Müslüman değildir.

Şafii mezhebi de öteki İslam mezhepleri gibi tabii ki Müslüman'dır. Bu soru biraz abes olmuş doğrusu. Sizin hatanız Nusayrilerin hepsini bir görmenizdir. Nusayrilerin içinde çok az bir azınlık gulat düşüncesine sahiptir. Böyle düşünenlerde icma’an kafirdirler. Bunun dışındakiler özbeöz Müslüman'dırlar. (Müslümanlar arasındaki vahdet başka bir konudur. Önceki yazımızda da buna değinmiştik)

Şia’nın fıkhı Peygamber efendimizin fıkhıdır. Bunu da bize seçilmiş olan ailesi belirtmiştir. Şia’nın fıkhını Ehlibeyt imamları açıklamıştır. Tüm Ehlibeyt imamları zamanın tağutları tarafından baskı ve muhasara atlında oldukları için bunu tam belirgin bir şekilde açıklayamamışlardır. Sadece zamanın koşullarından (Emevilerin sonu ve Abbasilerin başlangıcına denk geldiği için) yararlanarak insanlara ulaşmasını İmam Cafer Sadık, İmam Muhammed Bakır ve birazda İmam Rıza (a.s) açıklayabilmişlerdir. Öteki masum imamların görüşleri elimize daha az ulaşmıştır. Aralarında hiçbir ihtilâf yoktur. Hepsi birbirinin tamamlayıcısıdırlar. Yoksa imam Şafi’nin “necis dediğine imam Hanefi’nin temizdir” dediği gibi hiçbir durum söz konusu değildir. Bizler Peygamber efendimizi Ehlibeytin başı biliyor ve ondan sonraki 13 masum kişiyi onun hayatının devamı olarak görmekteyiz. Yani 250 yıl yaşamış bir masumlar terkibi. Dolayısıyla aralarında bir ihtilaf ve çelişki olmaz. Zaten tüm imamlar her ne söylerlerse Peygamber efendimize dayandırmaktaydılar, o da Allah’a.    

Allah Teâlâ, yeryüzüne her zaman bir din indirmiştir. O din Hz. Adem’le başlamış ve genişleyerek günümüze gelmiş tevhit dinidir. Hz. Adem’in diniyle Hz. İbrahim’in dini birdi. Hz. Musa’nın diniyle Hz. Muhammed’in dini birdi. Sadece insanların olgunlaşması ve kapasitesine göre din açılarak ve gelişerek gönderilmiştir. Yani aralarında zerrece bir farklılık ve çelişki yoktur. Son dinde aynı şekilde Allah katında aynı dindir. Ama son din olduğu için tüm içerikleriyle birlikte gönderilmiştir… Peygamberimize de bir din indirilmiştir. Bu dinde şekil vardır, zahir vardır, batın vardır… Allah Teâlâ batını istediği gibi, zahiri de istemiştir. Şekli istediği gibi derinliğini de istemiştir. Yani her şey O’nun istediği şekilde olmalıdır. O’nun dışında kimse şekil koyamaz. Çünkü Allah şekle de önem vermektedir. Öyle olmasaydı abdesti şöyle alacaksın. Elleri buradan buraya yıkayacaksın, başı bu kadar mesh edeceksin… Namazda şöyle duracaksın, elbisen böyle olmalı, mekanı şöyle olmalı… Hacda bu şekilde tavaf edeceksin, bu şekilde say edeceksin… Taşı şöyle atacaksın… Demezdi. Yani dinimizde şekil önemlidir. Peygamber efendimiz ashabına şöyle buyurmuştur: Benim yaptığım gibi ve benim dediğim şekilde namaz kılın… Demek ki bizden istenen tek bir şeydir. Şekli, görüntüsü, batını… her şeyini Allah’ın belirlediği bir din. Bizler O’nun belirlediğinin dışına çıkamayız. Çıkarsak gerçek bir mümin olamayız. Tam bir bağlılık. Bizler batı ürünü olan Plüralizm’e inanmıyoruz. Bizler bir ve tek olan İslam’a inanmaktayız. O da şeklini de efendimizin belirlediği din olan İslam’a. Size kısa bir kıssa anlatayım. Şeytan Allah Teâlâ’ya itaatsizlikte bulunduğu zaman Allah’a beni Adem’e secde etmekten muaf tut. Ben sana öyle ibadetler edeceğim ki şu ana kadar hiçbir benden etmemiş olsun… Allah Tebareke ve Teâlâ şöyle buyurur: Ben istediğim şekilde ibadet edilmesinden hoşlanırım… Kısacası bizler tam ve her açıdan O’nun istediklerini yerine getirmekle mükellefiz… şimdi ise yüzlerce mezhep ve fırka söz konusu!! İnsanlar ne yapmalı? Kime uymalı… (bu konunun yeri burası değil, ama…) kısa ve öz olarak efendimiz buyurmuştur ki “Ehlibeytim Nuh’un gemisi gibidir, kim ona binerse kurtulur, gerisi boğulur” Bu ne demektir? Bunu bir düşünün. Burada efendimiz açıkça kurtuluş yolunu göstermiştir. Ehlibeyte uymayanlar boğulacaktır. Daha ne desin? Basireti olan anlar zaten… Kur’an defalarca Ehlibeyti tavsiye etmiştir. “Allah siz Ehlibeytten her türlü kiri gidermek ister”… “sizden yaptıklarıma karşılık sadece Ehlibeytime şiddetli sevgi istiyorum.” (mevedddet, Arapçada şiddetli sevgi anlamına gelmektedir. Şiddetli sevginin anlamı ise itaattir, kuru sevgi değildir. Seven adam itaat eder. Gerçek sevgi budur) “Sizin veliniz ancak Allah, Resulü ve rüku halinde zekat verenlerdir”… “Size iki ağır emanet bırakıyorum bunlara sarıldığınız sürece delalete sapıklığa düşmezsiniz. Kur’an ve Ehlibeytim, itretim”… yani daha ne desinler? Bunları görmek anlamak çok mu zor? Allah bas bas bağırıyor, Resulullah bas bas bağırıyor… Diyorlar ki bir tane hak var, gerisi batıldır. Bataklıktır, cehennemdir… “Ümmetim 73 fırkaya bölünecek bunlardan birisi kurtulacak gerisi helak olacaktır”… daha ne desin. Peygamber efendimiz vazifesini tam olarak yerine getirmiştir. Ümmeti uyarmıştır. “Bugün dinimi tamamladım ve din olarak size İslam’ı seçtim”… yani her şey aşikardır. Doğru ve hak olan bir tanedir. Birkaç tane doğru yoktur. Ya kolu bağlı namaz kılmak doğrudur, ya da kolu yanlara salarak kılmak. Bunların ikisi de doğru değildir… Ya ayakları mesh etmek doğrudur ya da yıkamak… Yani bizler kendimizi avutmamalıyız. Doğru neyse odur. Birilerinin kırılması ve darılması gerçekleri değiştirmez. Bizler şeffafız. Doğru neyse açıklamakla mükellefiz… Ama öteki mezhepler batıl mı? Onlar yanlış mı? bu kadar insan ne olacak? Soruları ayrı bir kondur. Bunların da cevapları tek tek verilmiştir. Konumuz bu değil. Müslüman olmak ayrı bir şeydir, mümin olmak ayrı. Kafir olmak ise bambaşka bir konudur. Biz daha önce kimler kafirdir diye sitede bir iki makale koyduk. Onlara müracaat ederseniz eğer Ehlibeyt mektebine tabi olmayanların kafir olmadıklarını göreceksiniz. Birilerini yanlış ve hatalı bilmek karşı tarafın kafir olmasını gerektirmez. Bunları açıkça diyoruz. Burada size karşı demiyoruz, ayıp olmasın diye demiyoruz. Kitaplarımıza başvuracak olursanız bunları kendiniz de görürsünüz. Birisinin Hanefi olması o kişiyi kafir etmez. Neuzubillah. Böyle bir şey olabilir mi? Hatta mektepte ehli kitabı bile kafir bilmeyenler vardır. Çünkü onlarda da Allah, peygamber ve mead inancı vardır. Bu üç asıla inanmak insanı kafirlik sınıfından çıkarır… Kaldı ki siz Müslümanlardan bahsediyorsunuz. Böyle bir şey olabilir mi?! Bu konuda Şehit Ayetullah Murtaza Mutahhari’nin “Adl-i İlahi” kitabına bakabilirsiniz. Bu kitapta bu konuyla ilgili cevapları bulursunuz.  

“İtikat dışında sizin gibi düşünmeyenler hakkında ne düşünüyorsunuz? Mesela Elkaidecileri, selefileri müslüman sayar mısınız? Bunlardan, kimileri de olsa, kendi düşüncelerinde samimi oldukları halde bazı sapkınlıkları da var. Buna rağmen müslüman sayılırlar mı? Bunların cenaze namazları kılınır mı? Peygamber (sav) münafıkların bile cenaze namazını kılmadı mı?”

Demişsiniz. Bizde size bir soru soralım: Hz. Ali’yi şehit eden ibni Mülcem ne için Hz. Ali’yi öldürdü? Bunu bir düşünün. Açık ve net olarak diyor ki ben Allah için vurdum!! Şimdi biz Allah’ın yeryüzündeki hüccetini öldüren adamı Müslüman sayabilir miyiz? Denilebilir ki cahil olduğu için, anlamadığından bu işi yapmış, nede olsa kendisi için hak olan ve doğru olanı yapmıştır!... Doğru eğer bu mantıkla olaylara bakacak olursak yeryüzünde bir tane haksız yere insan öldürülmemiş ve Allah adına işlenmemiş bir tane bile (neredeyse) cinayet olmaz. Veya imam Hüseyin ve ailesini vahşice katleden sözde Müslümanlar da bu işi Allah için yaptıklarını söylemektedirler. Veya Talha, Zübeyr, Ayşe… Bunlar da Allah için yaptıklarını iddia etmekteydiler… Sizin mantığınıza göre bunların hepsi doğrudur. Çünkü onların da bir yönünde Allah vardı! Yani bu mantığa göre yanlış bir şey bulunabilir mi? Veya şu anki Suriye olaylarında bir taraf kafir olarak tanıtılmakta (Nusayri, alevi… laik devlet, baas rejimi) bir tarafta İslam yolunda cihat etmeye gelen sözde Müslümanlar!...  

Bizler kimiz ki bunlar hakkında yorum yapalım, ancak bazı şeyleri görmek ve anlamak için Kıyametin kopması gerekmiyor. Allah’ın bize hediye etmiş olduğu bu akıl ve gönderdiği dini az da olsa anlayan insan bunu çok güzel bir şekilde ayırt edebilir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi bir hak vardır, bir de batıl. Batıl her nerede olursa olsun, her ne şekilde tezahür ederse etsin batıldır ve yeri cehennemdir. Allah’ın yasakladığı kabul etmediği bir durumdur. Bunu ister sahabe yapsın isterse bizler yapalım… Allah’ın dininde kimseye ayrıcalık yoktur. Herkes takvası ve Allah’a yakınlığı ölçüsünde yargılanacaktır. İbni Mülcem ve şu anki onun yolundan giden selefi vahabilerin Allah katında zerrece bir yeri yoktur. (tövbe edip, hakka gelenler ve gelecekler istisnadır) hepsi yeryüzünün en azgın insanlarıdır ve cehennemdeki yerlerini şimdiden almışlardır. İsterse namaz kılsın… “Namaz onların yüzlerine vurulacaktır.”, “Kimileri kur’an okur, ama bu onların delaletini arttırır.”, “Namaz onlardan şikayetçi olacaktır”, “haksız yere kan döktüğü ve yeryüzünde bozgunculuk ettikleri için en acıklı azapla cezalandırılacaklardır.”…  Birisi çıkıp ya efendim bunların içlerinde cahiller var, anlamayanlar var diyebilir. Doğrudur içlerinde mutlaka iradesini başkalarına satanlar vardır. Ama bu bir şeyi değiştirmemektedir. Allah onlara” neden yanlış yaptınız “ diye sorduğunda “biz bilmiyorduk”, “biz anlamadık” diyeceklerdir. Ancak Allah onlara “neden doğrusunu öğrenmediniz” diye soracak onlarda “bizi kandırdılar, doğru insanlarla görüştürmediler” diyeceklerdir. Allah da “peki öyleyse neden onlardan ayrılıp özgür iradenizle hakkı araştırıp bulmadınız?” “size ben özgür irade vermedim mi?” “Size aklınızı kullanın, akledin demedim mi?” Diyecektir. “Arzım geniştir, hakkı yaşayabileceğiniz ve öğrenebileceğiniz yerlere gidin demedim mi?” diyecek… Kısacası cahillik insanı kurtarmayacaktır. Herkes kendi iradesiyle kendisini başkalarına satmaktadır. İster kandırılsın ve isterse kendi isteğiyle gitsin. Yani Allah kimseye zulmetmez, herkese çıkar yolları gösterir. Ama bizler kendi isteklerimizle yanlışa, batıla sürükleniriz. (ama eğer gerçekten birisine istemesine rağmen hak ulaşmamışsa o başka onun imtihanı ayrı olacaktır. Kubhu ikab bila beyan kaidesi gereği.)    

“Şimdi önümde mezhepler tarihi diye bir kitap var. Şiiler hakkında her şey yazılı. Ancak sizi bizzat tanımak için bu soruları sordum.”

Demişsiniz. Mezhepler tarihi eğer size hakikatleri gösteriyorsa okumaya devam edin. Ama Allah ve Resulü böyle bir şey bizden istememiş. Mezhepler tarihini yazan kişinin kim olduğuna bir bakın! Siz hakikati öğrenmek istiyorsanız onların ağzından duymalısınız. Ona inanmayanların yazdıkları kitaplarla değil. Bu ne yaman çelişkidir. Ona inanmayan zaten onun iyi tarafını belirtmez ki!... Neyse uzatmayalım… Ancak bu bir doğru yöntem değildir. Kıyamette Allah’ım! mezhepler tarihini okuduk böyle yazıyordu diyemeyeceksiniz, diyemeyeceğiz. Allah’ın ve Resulullah’ın böyle bir ölçüsü yoktur... ölçü konulmuştur, yeter ki biraz özgür irademizle hareket edelim. Taassubu bir kenara bırakırsak çok şeyler bizler açıklanır…

Geçen ki yazımızda da belirtmiştik Esad zulüm işliyorsa Allah cezasını verecektir ve bizde onun zulmünden uzağız. Zulmü varsa elbette ki kabul edilemez. Bir karıncanın bile haksız yere öldürülmesi suç ise bir insanın öldürülmesi ve haksız yere zulüm görmesi nasıl kabul edilebilir ki? Bizim yayınlarımızda muhaliflerin hainliklerini, kalleşliklerini, imansızlıklarını ortaya koyuyorsak eğer Esad’ın da bunları yaptığını görürsek ortaya koyarız. Bundan şüpheniz olmasın. Esad bizim babamızın oğlu değildir. (Olsa bile bir şey değişmez) Hak neyse odur. Bu konu çok açıktır. Bizler körü körüne kimseyi savunmayız. Esad’ı desteklememizin sebebi de ABD, İsrail, Batılı sömürgeci devletler ve Arap kuklaları karşısında durmasıdır. Ayrıca bunu da unutmayın ki Esad halkını öldürmemektedir. Niye öldürsün ki? Şimdiye kadar niye öldürmüyordu? Öldürse eline bir şey mi geçecek? Tam tersi daha çok baskı görmesine sebep olacak. Bunu neden düşünmüyorsunuz? Esad gazetecileri öldürüyor! Eğer gazeteciler, muhalif denilen sapkınlarla birlikte onların gözüyle olaylara bakmak için orada bulunuyorlarsa atılan bombalar onlara da isabet eder başkalarına da. Gazeteciler muhaliflerle birlikte Suriye sokaklarında gezerek, Suriye olaylarını değerlendirip, onların ağzıyla haber yapıyorlar. Onların hazırladıkları sahneleri görmekte, onların söylediklerini yazmakta ve onların yaptıklarını kamuoyuna aktarmaktadırlar. Dikkat edin dünyadaki gazetecilerin neredeyse tamamı muhaliflerle birlikte gezerek haber hazırlamaktadırlar. Suriye ordusuyla gezerek haber hazırlayan gazeteci ise neredeyse hiç yok!… Bizim medya ve kamuoyu hangi haberleri görmekte? Tabi ki muhaliflerle gezen gazetecilerin haberlerini. Peki muhalifle gezen gazeteciler neler görmekte? Suriye ordusu muhaliflere saldırmakta ve onları ülkeden def etmek için operasyonlar düzenlemekte. Gazeteci orada ne görür: Suriye ordusunun bombasını, mermisini görür. Orada halen muhalifler tarafından bizzat salıverilmeyen ve saldırı sırasında onlara da bomba isabet etsin ve daha çok insan ölsün diye geride kalan mazlum halkta bulunmaktadır. Niye mi bunu yapıyorlar? Saldırı sırasında gazeteciler bizzat görsün ki Suriye ordusunun muhaliflere karşı saldırısında gelen bombalar sivil halkada isabet etmekte ve ölmekteler. Sonuç ne: Suriye ordusu sivilleri katletti. Şimdi bu haber doğru mu? Evet doğru Suriye ordusunun saldırısı sırasında siviller öldü. Yalan mı? Hayır yalan değil. Ancak gerçek ne? Gerçek ise muhalifler tarafından zorla alıkonulan siviller (ki gazetecilerin bir çoğu olayın gerçek yüzünü bilmediği için veya satılmış kalem oldukları için) Suriye ordusunun muhaliflere karşı başlattığı saldırı sırasında orada zorla tutuldukları için öldürülmekte ve zarar görmektedirler. Şimdi ne oldu? Gerçek neymiş? Sivilleri kullanan muhalifler bu şekilde Suriye devletini karalamaktalar. Orada onlarla birlikte olan gazeteciler ne yazacaklar? Tabiî ki gördüklerini yazacaklar. Gördükleri de saldırı sırasında sivillerin de yaşamını yitirdiği… olaylar bu şekilde olmasına rağmen nasıl yansıtılıyor?!   

Bizler her zaman yanlışa yanlış, doğruya da doğru dedik. Ama bizleri karalayanların imkanları çok olduğu için kamuoyuna güzelce ulaşmaktadırlar. Bu işin eğitimini alan insanlar nerede ne diyeceğini, nerede ne yazacağını çok iyi bilmektedirler. Çünkü bir insanda hakiki iman yoksa hedefe ulaşmak için her şeyi caiz bilen anlayıştan her şey beklenir. Bu insanlar şu anda Amerika’yla, İsrail’le, Arap kuklalarla birlikte hareket etmeyi hedefe ulaşmak için caiz bilmektedirler. Dolayısıyla onlar için her şey mubahtır… Bizlerde bu anlayış yoktur. Bizler harama her yerde haram diyenleriz. Bizim siyerimiz Hz. Resulullah’ın, Hz. Ali’nin Hz. Hüseyin’in siyretidir. Bizler, hedefimiz için zilletle yaşamayız, onlarla birlikte olmayız. Hiçbir zamanda birlikte olmadık. O yüzden Hz. Ali (a.s) halife olur olmaz Muaviye’yi azletti. O yüzden Hz. Hüseyin Yezid’e biat etmeyerek kıyamı seçti… Kısacası kandırılmayın, haktan yana olun, basiretli olun ve Hz. Ali’yle birlikte olun. Allah resulünü bu kadar incitmeyin. Onun ne kadar üzüldüğünü, ne kadar incindiğini biliyor musunuz? Bizim onlar adına onları bu kadar üzmeye hakkımız var mı? Onun adına mazlum Müslümanların başını kesmekte ne demek?! Bu kadar iğrençlik olabilir mi?... konuyu uzatmayalım. Allah ve Resulünün yeri bellidir. O da her zaman ve her koşulda yılmadan, kırılmadan hakkın yanında olmaktır…
Biz önceki açıklamalarımızda da belirttik ki İmam Hamaney’in görüşünü ancak kendisi açıklayabilir. Kendisi bizzat deklere eder. Bizler genel bir siyaset izlemeye çalışmaktayız. Bizler onun görüşünü 
belirtmiyoruz. Bu söz konusu bile olamaz.

Sitemizi eğer önceden beri düzenli olarak takip etmiş olsaydınız bizim yorumcular konusunda bir çok açıklamalarımızın olduğunu görürdünüz. Burada her türden insan yorum yapmaktadır. En radikalinden en ılımlısına kadar. Ve bu iki kesim içinde geçerlidir. Bizler genel olarak toleranslı davranıyoruz ve bunun da sebebini açıklamıştık. Bizi bizim yazılarımızdan, Rehberi kendi açıklamalarından tanıyınız. Yorumlar bize ait olmayan sözlerdir. Dolayısıyla üzerinde durmanız gereken sözler değildir. Sizin de görüşleriniz varsa, onlara katılmadığınız yönleriniz varsa sizlerde onlar karşısında uygun bir dille yorum yazınız bu sizlere de açıktır.

Umarız bu açıklamalar yeterli olmuştur…

Saygılarımızla

Site yönetimi

***

Okurumuzun bize yazdığı mektup:

Bismihi Teala,

Cevabınızı için teşekkürler. Şimdi yazacağım yorum belki hoşunuza gitmeyecek, ama inşaallah yayınlarsınız. Allah şahittir ki ben gerçekten inandıklarımı yazıyorum. Madem gerçeklerin yazılması gerektiğini söylersiniz, benim de bildiğim gerçekler var.

En başta Üstteki ilk yorumcuya verdiğiniz cevap ile savunduklarınızla çeliştiğinizi söyleyebilirim. İftira, zan ve basiretsizlikten çokça şikayet ettiğinizi müşahade ediyorum. Pkk ve Ergenekon ağzıyla Türkiye Hizbullahı hakkında yapılan yorumdaki hakaret ve iftiralara katıldığınızı söyleyerek aynı ağıza ortak olmanız basiretin neresine sığar? Bizim bilmeyipte, sizin bildiğiniz şeyler mi var bu cemaat hakkında? Bakın ben bu cemaatı 22 yıldan beridir tanıyorum ve iyi de biliyorum. Olabilir, bu cemaatın da yanlışları olabilir. (Hatta İran yönetiminin de yanlışları olabilir, ki olmuştur. Bunu bizzat Hamaneyin kendisi de dile getirmiştir, sanırım İrandaki öğrenci isyanları sonrasında.) Ama bu cemaat Pkk, derin devlet denilen ergenekon, jitem, tekfirci-vehhabi-rabıtacı, nifak hareketleri gibi ifsadi yapılar ile yaptığı mücadelede hatalı olduğu anlamına gelmez. Öldürdüler diyorlar. Peki bu cemaatın fertlerini kim öldürdü? Önce kim öldürdü? Pkk ile kol kola anlaşıp bu cemaatın fertlerine en zor dönemde ısrarla saldırıp ilk önce öldürenler ve öldürmeye ısrarla devam edenlere (menzilciler) eli kolu bağlı mı kalacaktı bu cemaat? Bir caydırıcılık gerekmez miydi? Yoksa Hizbullah cemaatinin yok olması için and içip, arkadan vuranlara seyirci mi kalınacaktı? Şunuda belirtmek isterim menzilci denilen grubun içinde her harekette olduğu gibi gerçekten samimi müslümanlar vardı. Bir kısmını da tanıyorum, hatta ilk önceleri onlara yakın da duruyordum. Ama bunlar grupsal (yapısal da diyebilirsiniz) olarak bir fitne hareketiydi ve bazı samimi saf müslümanlar bunlara kapılmıştı ve ellerinde kanlı gömlekle tıpkı Hz Ali (as) dönemindeki gibi Hizbullah cematine kin kusuyorlardı. (Bu konuda Kendi Dilinden Hizbullah adlı kitaba http://huseynisevda.biz/viewpage.php?page_id=33 adresindeki son başlıklara bakabilirsiniz.

Pkk ile yapılan mücadeleyi anlatmaya gerek yok. Çünkü küfrü ve zulmü çok açıktır. Şu var ki Hizbullah hakkındaki iftira, zan ve antipropagandanın temel kaynağı derin devlet yapılanmaları ile Pkk'nin ortak yapımıydı. Derin devlet mutfağında hazırlanan hayali senaryolar Pkk'nin eliyle olabildiğince yaymaya çalışılırdı. Ellerinde müthiş bir medya desteği vardı ve Hizbullahı savaş meydanında yenemeyen bu küfür yapılanmaları iftira ve bühtanlara başlamıştı. Çünkü onlara göre Hizbullahın bölgedeki etkinliğinin artması PKK'den daha çok tehlikeliydi. İrticanın birinci tehlike olduğu herkesin malumudur. Gerçekten de Hizbullah o zaman kısa sayılabilecek bir dönemde halkın teveccühünü kazanmıştı. Ve sonunda Hizbullahı kısmen de olsa gözden düşürmeyi başardılar. En samimi bilinen müslümanlar bile bu propagandanın etkisinde kaldı ve hala o etkiden malesef kurtulamadılar.

Hizbullah hakkında Türkiyedeki müslümanların basiret tutulmasına yakalanmalarını anlamıştım da, İran kaynaklı müslümanların da bu duruma gelmelerini bir türlü anlayamamıştım başta. Ama şimdi anlıyorum galiba...

Hizbullah hakkındaki sorumu özellikle basiretinizi ölçmek için sormuştum. Kısmen insaflı yazmışsınız. Ama Hizbullah yönetimini yakından tanımadığınızı söylediğiniz halde daha önce saydığım yerel ve uluslararası küfür örgütleriyle bir bağlantısı sanki olabileceği hakkında en azından şüphelerinizin olduğu anlaşılıyor. Veya sanki öyle inanıyorsunuz da söylemek istemiyorsunuz gibime geldi. Alttaki ilk yorumcuya verdiğiniz cevaptan da anlaşılıyor. Bana göre Hizbullah hakkında sınıfta kaldınız. Çünkü yakinen biliyorum ki düşündüğünüz gibi değil.

Hizbullah'ın içinde selefi ve El kaidecilerin olduğunu yazmışsınız bu kesin olarak doğru değil. Evet zamanında hizbullaha yakın duranlardan çok az sayıda bazıları kendilerini selefi ve elkaidecilere kaptırmış olabilirler. Ama kesinlikle bunların Hizbullah ile bir bağları kalmamıştır. Belki halen onlara sempatiyle bakanlar da olabilir. Ama bu cemaat, zamanında bunlarla çok mücadele etti ve halen de ediyor. Bazı fertlerini bunlara kaptırdı diye bu cemaati selefi ve elkaideci göstermeniz doğru değil.

Hizbullah cemaati vahdete çok önem verir. Tıpkı imam gibi. İslam için mücadele edip ifsat, ihanet ve küfür güçleriyle çalışmayan ihanetçi yapılar dışında kalan tüm müslümanları mezhebi ve meşrebi ne olursa olsun kucaklar. Zulme uğrayan her müslümanı imkanı dahilinde savunur, arka çıkar. Tekfirci, mezhepçi, mealci vs değildir. Bunu uzatmayayım. Bu cemaati tanımak istiyorsanız huseynisevda.net sitesini inceleyiniz.

"Nusayrilik Şia açısından öteki mezheplerle aynı ölçüdedir." demişsiniz. Pek anlayamadım... Yani şunu mu demek istersiniz; "bir şafiilik, hanefilik veya hambeli neyse nuseyrilikte odur." Benim bildiğim nusayriler müslüman bile sayılmazlar. Çünkü çok sapık düşünceleri var. Hz Aliyi ilahlaştıran müslüman olabilr mi? Tek başına Hz Aliyi ilah bilmek küfür değil mi? Başkaca da küfrü gerektiren düşünceleri var. (Mezhepler Tarihi Muhammed Ebu Zehra, Hisar Yayınevi-sayfa 68) Müslüman olmayan biri öldürülürse şehit sayılabilir mi?

 Ben bir şafiiyim. Size göre müslüman sayılır mıyım? Nuseyrilerle bir mi tutuluyorum tarafınızdan? İnşaallah o cümlenizi yanlış anlamışım.

"Gerçekte biz mezhebi kabul etmiyoruz" demişsiniz. Şia'nın taraftar anlamına geldiğini ben de biliyordum. Lakin siyasi de olsa Şianın da bir fıkhı yok mu? İbadetlerinizin fıkhi bir kaynağı yok mu? Bizim ile farklı olan bazı ibadet şekilleriniz var. Şimdi bizim ibadetlerimiz sizinkinden şekil olarak biraz farklıdır diye bizimki batıl mı sayılıyor tarfınızdan? İbadetlerimiz kabul değil mi? Bir mezhebin fıkhını takip etmek gerekmez mi? Şia dışında kalan tüm mezhepler batıl mezhepler mi sayarsınız? Eğer böyle düşünüyorsanız (ki sanmıyorum, yine de emin olmak için soruyorum) kendiniz dışındaki ehli sünnet dahil tüm müslüman diye bilinenleri tekfir etmiş olmuyor musunuz?

İtikat dışında sizin gibi düşünmeyenler hakkında ne düşünüyorsunuz? Mesela Elkaidecileri, selefileri müslüman sayar mısınız? Bunlardan, kimileri de olsa, kendi düşüncelerinde samimi oldukları halde bazı sapkınlıkları da var. Buna rağmen müslüman sayılırlar mı? Bunların cenaze namazları kılınır mı? Peygamber (sav) münafıkların bile cenaze namazını kılmadı mı?

Şimdi önümde mezhepler tarihi diye bir kitap var. Şiiler hakkında her şey yazılı. Ancak sizi bizzat tanımak için bu soruları sordum.

Suriye yönetimi zulüm işliyorsa kabul etmeyiz demişsiniz. Ama zulüm işlediğinden bahsetmemişsiniz. Muhalifler hakkında aynen sizin gibi düşünüyorum. Ama Esat her ne kadar savaşmak zorunda olsa bile zulüm işliyor mu? İşlemiyor mu? Muhalifleri vuracağım diye masum halkı bombalamıyor mu? Baskı ve zulümle olsa bile muhaliflerden yana olan halktan herkes öldürülmeyi hakkediyor mu? Muhalifler savaş kurallarına uymuyor diye, kendisinin de bu kuralları çiğnemesi meşru mu? İslamın savaş kurallarında kadın, çocuk, ihtiyar ve masum insanların öldürülmemesi, dikkat edilmesi yok mu? Esat'ın bunlara riayet ettiğini ne kadar biliyorsunuz? Evet sahte videolardan benim de haberim var. Hem de internet ortamında çokça yayınlandı ve ispatta edildi. Lakin bu demek değildir ki bütün videolar sahte... Biraz da ben basiret diyeceğim.

Esat her ne kadar Hizbullah ve Hamas direnişine yardımcı olsa da yanlışlarına da yanlış demek lazım değil mi? Hz Peygamber (sav)'in kızı Fatıma hakkında adaletle ilgili söylediklerini hatırlatmama bilmem gerek var mı? Bu konuları benden daha iyi bilmeniz lazım.

İran veya sizler, şu anlama gelebilecek söz veya açıklamalarda bulunamaz mısınız;

"Biz Esat'ın şimdilik gitmesinden yana değiliz. Hele dış güçlerin eliyle hiç olmasın. Bunu kabul etmeyiz. Gidecekse, ve varsa, orada meşru olarak olarak mücadele eden halkın eliyle gitsin. (Ki bildiğim kadarıyla, Suriyede henüz alternatif olabilecek meşru bir hareket yok. Bunun olması için çaba göstereceğiz) Fakat Esat'ın ettiği zulümlerden de beriyiz."

İmam Hamaneye tabiyiz ve onun sözleri bizim için emirdir demişsiniz. Ben İran dışında, ehli sünnet içinde ve kırsal bir yerde elbetteki Hamaneyi sizler kadar tanımam. Sizin görüşlerinizin onun görüşlerine yakın olması için çalşıtığınızı söylemişsiniz. Biz tam tamına onun görüşlerini temsil etmiş olmayız. Lakin ondan farklı olmamaya çalışıyoruz demişsiniz. Ben imamı böyle bilmiyordum. Yani sizin tam düşündüğünüz gibi bilmiyordum. Eğer gerçekten aynen o da tam sizler gibi düşünüyorsa beni en azından şüpheler içinde bıraktınız. Ve biraz da soğuttunuz İrandan. Ama tam sizin gibi inanmak istemiyorum. Olamaz diyorum.

Çok güzel düşünceleriniz de var. Çok şeyi paylaşıyoruz gibime geliyor. Lakin yorumcularınızın yazılarını da görünce çok soğuyorum sizden. Onlara sanki toleranslı davranıyorsunuz. Hoş olmayan, çirkin, iftira ve hakaretvari görüşleri paylaşıyorsunuz ve onları kırmıyorsunuz. Hele Türkiye Hizbullahı hakkındaki düşünceleriniz (kusura bakmayım, hakaret olsun diye değil) çok basiretsizce. Bu gün legal alanda yapılan etkinlik ve çalışmalarda eksiklik veya yanlışlar görebilirsiniz.

 Hani cevabi yazınızda; "Devlete ait birilerinin hatasını tüm devlete mal etmek çok yanlıştır. Şu anda İran’da da durum budur. Her hangi bir devlet kuruluşunda çalışan birinin hata ve zulmü İran devletini bağlamaz…" demişsiniz ya, aynı ölçüyü Türkiye hizbullahı hakkında da kullanırsanız daha adil olmaz mısınız?

Daha fazla uzatmadan Allah'a emanet olun.


پیام رهبر انقلاب به مسلمانان جهان به مناسبت حج 1441 / 2020
Şeyh Zakzaki
conference-abu-talib
Yüzyılın Anlaşmasına Hayır