Allah, Öz Muhammedi İslam’ı Tüm Dünyaya Hakim Kılacaktır

Şia Mezhebine Atılan 48 İftiraya Cevap (2)

  • News Code : 356055
  • Source : Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA
Brief

Peygamber Ehlibeytine kin güden vahabi- selefilerin hazırladığı bu şüphelerin hiçbir değeri yoktur. Bu insanlar Ehlibeyt mezhebine iftira atmakla güneş gibi parlayan Ehlibeyt mektebinin nurunu söndürmeye kalkmaktadırlar. (Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor. (Tevbe Suresi, 32-33), “Onlar, Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa Allah, Kendi nurunu tamamlayıcıdır; kafirler hoş görmese bile. (Saf Suresi, 8-9) Güneş balçıkla sıvanmaz. Allah nurunu tamamlayacaktır. Şu anda bu ışık dünyanın her yerinde parlamaktadır. Daha dün Ehlibeyt mektebini duymayanlar bugün bu mektebin en büyük savunucuları olmuşlardır. Daha düne kadar Afrika’nın bir çok yerinde bir tane bile mensubu bulunmayan bu mektebin bugün oralarda camileri ve kültür merkezleri bulunmaktadır.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- 20 soruya bir önceki yazımızda kısaca değinmiş ve azda olsa cevap vermeye çalışmıştık. Şimdi soruların geri kalanına cevap veriyoruz:

21. “Şiilere göre hiçbir şey İmamlardan gizli kalamaz ve onlar geçmiş, mevcud ve gelecek zamanın tam bir bilgisine sahiptirler. (Usûl-u Kâfi, Cilt 1, Sayfa 260)”

Cevap: Bir önceki sorunun cevabında da belirttiğimiz gibi takva sahibi olan insanlara Allah tarafından bazı kerametler verilir. Bu konuda bir çok hadis bulunmaktadır. Burada Sünni sitelerinde de (google aracılığıyla) bulabileceğiniz birkaç hadis yazıyoruz:

Allah-u Teâlâ veli kullarını bize tarif ediyor ve Hadis-i kudsî’de buyuruyor ki:

“Kulun benimle meşgul olması, en fazla önem verdiği şey olursa, onun arzu ve lezzetini zikrimde kılarım. Arzu ve lezzetini zikrimde kılarsam da o bana âşık olur, ben de ona âşık olurum. O bana, ben ona âşık olunca da, onunla aramdaki perdeyi kaldırırım. Bu hâli onun umumî hâli kılarım. İnsanlar yanıldığı zaman o yanılmaz. Böylelerinin sözleri peygamberlerin sözleri gibidir. Gerçek kahramanlar onlardır.

***

Hakk Celle ve Alâ Hazretleri buyurur ki:

“Velilerimden birisine düşmanlık eden kimseye ben harp ilân ederim. Kulumu bana en çok yaklaştıran şey, farz kıldığım ibâdetleri yapmasıdır. Nâfile ibadetlerle de bana o kadar yaklaşır ki, nihayet ben o kulumu severim. Sevince de artık onun duyan kulağı olurum, o benimle işitir. Gören gözü olurum, o benimle görür. Eli olurum, o benimle dokunur. Ayağı olurum, o benimle yürür, (Kalbi olurum, o benimle anlar. Söyleyen dili olurum, o benimle konuşur.) Ne dilerse onu yerine getiririm. Herhangi bir şeyden bana sığınırsa ben onu muhafaza ederim.” (Buharî. Tecrid-i sarih: 2042)

***

Onlar öyle kimselerdir ki yer ehline bir cezâ ve azab vermek istediğim zaman onları hatırlarım da azabdan vazgeçerim.” (Ebû Nuaym, Hilye)

***

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz buyururlar ki:

“Ümmetimin âlimleri benî İsrail’in Peygamberleri gibidir.”

***

Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir diğer Hadis-i şerif’inde buyururlar ki:

“Âlimler peygamberlerin varisleridir.” (Buharî)

***

Âyet-i kerime’de:

“Allah’tan korkar, takvâ sahibi olursanız mualliminiz Allah olur” buyuruluyor. (Bakara: 282)

Muallimleri Hazret-i Allah olduğu için ilimleri kesbî değildir, yani herhangi bir hocadan medreseden tahsil etmezler. Onların ilimleri vehbîdir, doğrudan doğruya Hazret-i Allah ve Resulullah Aleyhisselâm’dan gelir. Yani halka muhtaç değildirler.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bu ilmi tarif ediyor ve Hadis-i şerif’lerinde buyuruyor ki:

“Öyle ilimler vardır ki, gizlenmiş mücevherat gibidir. Onu ancak Ârif billâh olanlar bilirler. Bu ilimden konuştukları vakit, Allah’tan gafil olan kimseler anlamazlar.

Binâenaleyh Allah-u Teâlâ’nın kendi fazlından ilim ihsan ettiği âlimleri sakın tahkir edip küçük görmeyin. Çünkü Azîz ve Celîl olan Allah onlara o ilmi verirken tahkir etmemişti.” (Erbaîn)

***

“Biz kimi dilersek onu derece derece yükseltiriz.” (En’am: 83)

***

“Ey iman edenler! Eğer siz Allah’tan korkar, takvâ sahibi olursanız, O size iyi ile kötüyü ayırt edecek bir marifet bir nûr verir.” buyuruluyor. (Enfâl: 29)

***

Bir Hadis-i kudsî’de şöyle buyuruluyor:

“Kulum beni zikrettiği zaman ben onunla beraberim.” (Buharî)

***

“Allah kimi dilerse onu rahmetiyle mümtaz kılar.” (Bakara: 105)

***

“Biz rahmetimizi kime dilersek ona isabet ettiririz.” (Yusuf: 56)

***

“Size ruh verenler gelecek, onları arayıp bulun. Kim zamanın imamına tabi olmazsa cehalet üzere ölür.”(Müslim)

Burada birkaçına değindiğimiz hadis sayısı oldukça çoktur. Eğer takva sahibi alimler Allah’ın gözüyle görüp onun kulağıyla duyuyorlarsa gerçek evliyalar olan Ehlibeyt İmamları nasıl olur? Allah’ın gözüyle görmek ne demektir, onun kulağıyla duymanın anlamı nedir? Bunun üzerinde düşünülürse eğer sorunun cevabı kendiliğinden ortaya çıkar. Allah’ın her gizli ve açığı görmesi, duyması bilmesi herkesin malumudur. Eğer birisi kendisini günahlardan arıtmışsa ve seyri suluk yolunda ilerlemişse Allah’ta fani olmaya kadar gider ve artık Allah’ın izin verdiği kadar şeyleri o da görür, oda bilir… bu her arifin bildiği ve gördüğü bir şeydir. Ehli olan herkes bunu bilir. İmamların makamı gerçek alimlerden çok daha üstündür. Onlar Allah tarafından ledunni ilimle donatılmış ismet sahibi insanlardır. Onların bu tür şeylerden haberdar olması gayet normaldir… istersek bizlerde belli oranda bu lütuftan yararlanabilir ve Allah’ın gördüğü ve bildiği bazı şeyleri bizlerde yapabilir ve bilebiliriz. Budist ve Hindular bazı riyazetler sonucu bazı olağanüstü şeyleri yapmaya kadir oluyorlar da biz Müslümanlar mı olamıyor?!

22. “Kur’an dört kısımda indirilmişken şimdiki Kur’an üç kısımdan oluşmaktadır. (Şia Aur Tahrif-i Kur’an, Sayfa 62)”

Cevap: Bu konuda yukarıda kaynak verdik. Oradan inceleyebilirsiniz. Şia Kur’an-ı Kerim’in tahrif edildiğine inanmıyor. Bu Şia’nın sabit inançlarındandır. Bunun aksini iddia edenler müfteridirler. Şia’nın alimlerinin yazdıkları kitaplar bunlara delildir.

23. “Hz. Ali (ra)’in ilk halife olduğunu inkar edenler kafirlerdir. (Envar-ı Nu’maniye, Cilt 3, Sayfa 264)”

Cevap: Hz. Ali (a.s) Şia inancında Allah’ın hükmüyle ve Peygamber efendimizin emriyle ilk imam ve ilk halifedir. Daha sonra sırasıyla 11 imam gelir. Ve en son 12. İmam olan Hz. İmam Mehdi gelir ve dünyayı zulümden sonra adaletle doldurur. Ve böylelikle kıyamet kopar. Bu Şia’nın temel imamet kaidesidir. Ama kim bunu inkar ederse kafir olur sözü doğru olmadığı gibi Şia mezhebine atılan başka bir iftiradır. Bu konuda sitemizde bir çok makale yayınladık. Makalelere buradan ulaşabilirsiniz:

http://abna.ir/data.asp?lang=10&Id=319463

http://abna.ir/data.asp?lang=10&Id=332595

http://abna.ir/data.asp?lang=10&Id=297005

24. “Hz. Ayşe (ra) kafir bir kadındı. (Hayat’ul Kulûb, Cilt 2, Sayfa 726)”

Cevap: Ayşe’nin kafir olup olmadığına bizler karar veremeyiz. İslam’ın yukarıda da belirttiğimiz gibi bazı ölçüleri vardır. Her kim o ölçülerin dışına çıkarsa kafirdir. Bu kim olursa olsun değişmez. Peygamberin eşi olmak, kardeşi olmak, çocuğu olmak kişiye bir ayrıcalık tanımaz. Kim Allah’ın belirlediği ölçülerde kalmışsa ve o doğrultuda hareket etmişse o kurtulmuştur. Kimde itaat etmemiş ve yoldan sapmışsa Allah karşılığını verecektir. Daha öncede belirttiğimiz gibi İslam tarihi tarafsız ve objektif bir şekilde ilk kaynaklarından ve tarafsız olarak incelenmelidir. O zaman seçkin diye tanınan bazı sahabelerin aslında hiçte seçkin olmadıkları, tam tersi Hz. Peygamber efendimize (s.a.a) çok defalar eziyet ettikleri onu üzdükleri ve yerine göre ona itaat etmedikleri ortaya çıkacaktır. Çoğusu Muaviye zamanında onun tarafından uydurulan Sahabelerin menkıbelerini okumak bir şeyi çözmez. Önemli olan o sahabelerin yaptıkları ve davranışlardır… bizlerin takvalı olduğu amellerimizle ortaya çıkar. Birilerinin uçurmasıyla takvalı olunmaz. O yüzden bizlerde basiret tutulması yaşayıp, aklını kullanmayan bazıları tarafından ortaya atılan, akla hayale sığmayan iddialara değil, onların amellerine bakmamız gerekmektedir… bunu da unutmamak gerekir ki kafir demek örtmek gizlemek demektir. Bu tabir bazen namaz kılmayanlar için bile kullanılmaktadır. Buradaki kasıt o şahsın gerçek anlamda kafir olduğu değil, ameli ve ibadi olarak kafir olduğudur. Eğer bir kişi hakkı gizleyerek batılı ortaya koymuşsa bu kişi de hakkı örttüğü için kafirdir. Ama İslam’ın belirttiği terimsel anlamındaki kafir değil, belki davranış olarak, amel olaraktır… bunlarda göz önüne alınmalıdır. Yoksa bir önceki açıklamamızda kimlerin kafir olduğu konusunu açıklamıştık.

25. “Bizler halifesi Ebubekir olan ne Allah’ı ne de Peygamberi kabul etmeyiz! (Envâr-ı Nu’maniye, Cilt 2, Sayfa 278)”

Cevap: Bu sözden neyin murat edildiğini de anlayamadık. Bizlerin inançları bellidir. Tevhit, nübüvvet, mead… tüm mezheplerde ortak bir görüştür. Ancak burada belki başka bir şey kast edilmiş olabilir. Yazının cımbızlanması ve olaydan neyin kastedildiği anlaşılmadığı için yorum yapamıyoruz. Ancak biz biliyoruz ki herkesin bir inandığı tanrısı vardır. Bu tanrı kimisine göre Buda kimisine göre ise başka bir şeydir. Ama sonuçta alemleri var eden sadece bir Allah vardır. Bizler de O Allah’a inanıyoruz. Kelam kitaplarımıza bakabilirsiniz.

26. “İmam Peygamberin (as) sahip olduğundan daha fazlasına sahiptir. (Usûl-u Kâfi, Cilt 1, Sayfa 388)”

Cevap: Bizler Usul-u Kafi’de böyle bir hadise rastlamadık. Eğer gören varsa açıklasın bizde görelim. Buda öteki iftiralardan farksız. Peygamber asıldır, imamlar onun takipçisidir. Bir şey dine ekleyemez, bir şey dinden çıkaramazlar. Ne derlerse Allah resulünden derler ve onun emri böyleydi diye vurgularlar. Kendileri şari (şeriatın belirleyicileri) değillerdir. Şari, Allah ve Resulüdür… Şia mezhebi mensupları imamları bu şekilde bilmektedir. Bunun dışındaki açıklamalar katiyen yalan ve iftiradır…

27. “Şimdiki Kur’an kısaltılmışken Gerçek Kur’an İmam Mehdi tarafından muhafaza edilmektedir. (Hazaar Tumhari Das Hamari, Sayfa 553)”

Cevap: Kur’an konusunda gerekli açıklamayı yukarıda birkaç yerde yaptık… anlaşılan Şia’yı karalamak için hazırladıkları bu iftiralar mecmuası birkaç iftira etrafında dönmektedir. Onlardan birisi de Kur’an’dır.

28. “Ebu Bekir ve Ömer Şeytan’dan daha fazla zorbaydılar. (Hakkul Yakîn, Sayfa 509)”

Cevap: Ebu Bekir, Ömer, Ayşe ve öteki sahabeler hakkındaki görüşlerimiz açıktır. Yukarıda da bazı açıklamalarda bulunduk. Bu konuda sitemizde bazı makaleler de bulunmaktadır. Kim hakkıyla Allah ve Resulüne itaat etmiş ve son nefesine kadar ona itaat ederek, onun çizgisinden çıkmamışsa o gerçek sahabe ve başımızın tacıdır. Bunun dışındaki insanlar adları, sıfatları, makamları ne olursa olsun bizim yanımızda değersizdirler. Ölçümüz Kur’an ve Peygamberidir. Onlar birilerini seviyorsa bizde seviyoruz, onlar sevmiyorsa bizlerde sevmiyoruz. Tevella ve teberra Şia mezhebinin furuatındandır.

29. “İmam Mehdi (12. İmam) Ayşe’yi (ra) soyarak cezalandıracaktır. (Hayat’ul Kulûb, Cilt 2, Sayfa 901)”

Cevap: Bu konuda yukarıda 10. Madde de açıklama yaptık.

30. “Farklı bir şehadetin kabul edilmesi (Usûl-i Şeriat fi Akaidul Şiâ, Sayfa 423)”

Cevap: Buradaki maksatta tam olarak anlaşılmamaktadır. Ne demek yani farklı şehadet? Eğer bilen varsa bize de söylesin bizde bilelim. Şia’nın şehadetiyle Sünnilerin şehadeti arasında hiç bir fark yoktur. Allah’ın birliğine ve peygamberin onun kulu ve elçisi olduğunu ikrar etmek İslam’ın genel düsturudur. Bu şekilde Müslüman olunur… bizce iftiranın da bir şerefi olmalı.

31. “İmam’ın hareketlerine ağlamak ve gizli tutmak Cihaddır. (Usûl-u Kâfi, Cilt 2, Sayfa 226)”

Cevap: Birincisi böyle bir hadisi usul-u Kafi’de biz göremedik. Ayrıca ne denmek istendiği de açık değil. imamın hareketlerine ağlamak demek ne demek?! Hareketlerini gizli tutmanın anlamı ne? Tam tersi onların hareket ve davranışlarını başkalarına açıklamak ve anlatmak sevaptır. Çünkü onların hayatları bizler için örnek yaşantıdır…

32. “Şeyheyhn (Hz. Ebubekir ile Hz. Ömer kast ediliyor) Hz Ali (ra) tarafından derlenen Kur’an-ı kabul etmediler! (Faslul-Hitab, Sayfa 44)”

Cevap: Bunu sadece Şia demiyor ki bunu tüm İslam tarihi de yazmaktadır. Hz. Ali (a.s) Peygamber efendimizin (s.a.a) vefatından hemen sonra eve kapanarak Kur’an-ı Kerim’i nüzul sırasına ve kimler için indiğini, mutlak, mukayyed, müteşabih… durumuna göre hazırlayarak Ebu Bekir’e götürdü, ancak kabul görmedi. Bu tarihteki açık bir konudur. Tüm tarih kitaplarında olan bir konudur. Bunun burada sorulması abes bir konudur.

33. “Hz. Ebubekir ile Hz. Ömer (ra) cehennemin yedi kapısı arasındadırlar. (Hakkul Yakîn, Sayfa 500)”

Cevap: Yukarıda benzeri sorulara verdiğimiz yanıtta da belirttiğimiz gibi bunun cevabını biz bilemeyiz. İnşallah öldüğümüz zaman görürüz. Cennet ve Cehenneme gitmenin ölçüsünü Allah Teala belirlemiştir. Kim hakkıyla Allah’a ve Resulüne itaat etmiş ve o doğrultuda sabit kadem kalmışsa o kurtulacak ve cennete gidecektir. Kimde yapmamışsa cehenneme gidecektir. Eğer Ebu Bekir, Ömer ve başkaları Allah’ın ve Resulullah’ın dediklerini yapmış ve son nefeslerine kadar onlara itaat ederek sözlerinden dışarı çıkmamışlarsa onlar da herkes gibi cennete gideceklerdir. Yapmamışlarsa herkes gibi onlarda cehenneme gideceklerdir. Yoksa onların dokunulmazlığı mı var? Allah onları sorgulamayacak mı? herkes gibi onlarda bizim gibi insanlardı, hata yapmaktaydılar ve günah işlemekteydiler. Bir çok Sünni kaynak kitaplarda bunlara değinilmiştir. Onların bizlerden hiçbir farkı yoktur. Onlarda bizler gibi sorgu suale tabi tutulacaklardır. Eğer gerçekten Salih insanlardıysa cennete, değillerdiyse doğal olarak cehenneme gideceklerdir. Bunu abartmanın, olmayacak bir şeymiş gibi göstermenin anlamı yok. Tüm insanların yaratılma felsefesi cenneti kazanmaktır. Bunun içinde bu dünyada imtihana tabi tutulurlar. Ebu Bekir, Ömer… de bunlardan istisna değildir. Zaten böyle olmazsa Allah’ın adaletinden şüpheye düşülür…

34. “Hz. Ayşe ve Hz. Hafsa (ra) münafık ve kafir kadınlardı! (Hayat’ul-Kulûb, Cilt 2, Sayfa 900)”

Cevap: Üç dört tane sorunun açıklamasında bunlara değindik. Sorular bu mihverde dönüp durmakta. Cevabı da belli. Bir önceki yanıtımızdan bile bu sorunun cevabı çıkar…

35. “Kelime-i Tayyibe’nin değiştirilmesini kabul etmeleri (Şii Mezhebi Hak Hai, Cilt 2, Sayfa 57)”

Cevap: Bundan da bir şey anlamadık. Ne demek yani “Kelime-i Tayyibe’nin” değiştirilmesini kabul etmek? Kelime-i Tayyibe, Kur’an’da geçen “Şecere-i Tayyibe” ve “Şecere-i Habise” kelimesinden alıntıdır. Tam tersi Şia mezhebi (ve bir çok ehli sünnet) Şecere-i Tayyibe’den maksadın Peygamber efendimizin nesebi ve ehlibeyt olduğuna şecere-i Habise’yi ise ümeyyeoğullarına yormaktadırlar. Bu konuda Sünni kaynaklarında da bir çok hadis bulunmaktadır. temiz ve pak ağaç, kirli ve pis ağaç… Şia burada neyi reddetmektedir? Böyle soru mu olur? Böyle iftira mı atılır?

36. “Şiilerin (yanılmaz) 14 İmamı, kainatın efendileri tüm Peygamberler ve Meleklerin kutsiyetine saygısızlık etmektedirler. (Cilâ’ul-Uyûn, Cilt 2, Sayfa 29)”

Cevap: Buradaki soruda bir çok soru gibi kimsenin inanmayacağı büyük iftiralardan bir iftiradır. Öncelikle İmamların sayısı 14 değil, 12’dir. İkincisi tüm Müslümanlar gibi Şiilerde Peygamberlerin ve meleklerin kutsiyetine inanır. Ayrıca 12 imam (a.s) Peygamberlerin neslinden gelmektedir. Yani peygamberlerin torunlarıdır. Hz. Adem’den başlayan peygamberlik, Hz. Nuh’la devam etmiş ve peygamberlik sulbü Hz. İbrahim’den Hz. İsmail’e geçmiştir. Oradan da Hz. Peygamber efendimize (s.a.a) geçmiştir. Ve peygamberlik sulbü peygamber efendimizle sona ermiş, ondan sonra velayet ve imamet olarak Hz. Ali ve sırasıyla onun 11 evladına geçmiştir. Görüldüğü gibi peygamber efendimiz (s.a.a) ve 12 imam peygamberlerin soyundan gelmektedir. İmamlarımız peygamberlerin çocuklarıdır. Onların soyundan gelmektedir. Bu temiz soy Hz. Adem’le başladı, Hz. Mehdi’yle (a.s) sona erecektir… şimdi imamlar kalkıp babalarına (Allah’a sığınırız) mı saygısızlıkta bulunacaklar!! Gerçekten yalan olur, iftira olur ama bu kadar da olmaz. İmamlar, peygamberlerin yolunu sürdürmek için vardırlar. Onların öğretilerini insanlara anlatmaktadırlar. Nasıl olurda onların kutsiyetini reddederler? Tam tersi Ehlibeyt mektebi dışındaki tüm mezhepler peygamberleri sadece peygamberlik görevleri içinde masum ve günahsız bilmektedirler, ancak Ehlibeyt (a.s) mezhebi tüm peygamberleri hayatlarının tüm aşamasında masum ve pak bilmektedirler. Yani tam anlamında kutsiyet sadece Ehlibeyt mektebinde bulunmaktadır.

İmamların Peygamberler hakkındaki sözlerinden bir kaçına burada değiniyoruz.

Hz. Ali (a.s) Nehcü’l Belağa’de şöyle buyurmaktadır:

“Allah, peygamberleri en üstün emanet yerlerine emanet etmiş, en hayırlı karar yerlerinde kararlaştırmıştır. Yüce sülbten, temiz kılınmış rahimlere aktarmıştır. Onlardan biri gidince, diğeri Allah’ın dinini ayakta tutmak için onun yerine geçmiştir.

Sonunda şanı yüce olan Allah’ın lütfü Muhammed’e (s.a.v) ulaştı. Onu en yüce kaynaktan, en değerli ekin topraklarından; enbiyasını açığa çıkardığı ve eminlerini seçtiği ağaçtan çıkarmıştır. Soyu soyların, ailesi ailelerin, şeceresi şecerecilerin en hayırlısıdır.”

****

“Allah, vahyi için seçtiği elçilerini; yarattıklarına delil kılmak, halkın özür getirme yolunu kapatmak, doğruluk dili ile onları hakka çağırmak için gönderdi.”

****

“Biliniz ki, Kim Allah’tan sakınırsa Allah, onun için fitnelerden bir çıkış yolu ve karanlıklarda bir nur verir. Gölgesi Allah’ın arşı, nuru O’nun cemali, ziyaretçileri melekler, arkadaşları peygamberler, kendisi için özel hazırlanmış ve canının istediği her şeyi elde edebileceği bir yurtta onu ebedi kılar, onu kendi katında en şerefli mevkiye çıkarır. Öyleyse dönülecek o yere varmak için acele edin, ecel gelmeden çalışmaya koyulun.”

****

“Münezzeh olan Allah peygamberlerine uymayı, kitaplarını tasdik etmeyi, kendisine huşu etmeyi, emrini kabul etmeyi ve itaatine teslim olmayı kendisine has kılmış ve başka şeylerle karışmasını dilememiştir. Bela ve imtihan ne kadar büyük olursa, sevabı ve ödülü de o kadar çok olur.

****

Bizler peygamberlik ağacı, risaletin indiği mekan ve meleklerin inip çıktığı yeriz; ilmin madeni, hükmün kaynağıyız. Bizi sevip destek olan rahmet, düşmanımız ve bize kin besleyen ise Allah’ın kahrını beklemelidir.”

37. “Kur’an bir keçi tarafından yendi. (Min Kitabul Burhan Fi Tefsir’ul Kur’an, Sayfa 38)”

Cevap: Bunu Şia demiyor, tam tersi ehli sünnet diyor. Ehli sünnet kaynaklarında bu rivayet gelmiştir. Artık Sünni kaynaklarında gelenler de mi Şia’ya mal ediliyor?! Bu rivayet Kütübü Sitte’de, İbni Mace’nin süneninde ve daha birkaç yerde nakledilmiştir. İlginç olan ise hadisi nakleden ümmül müminin Ayşe.

38. “İmam Mehdi, Şeyheyhin (Hz. Ebubekir ile Hz. Ömer Efendilerimiz) mezarlarının kazılarak ölü cesetlerini çıkartacak, onları diriltecek ve cezalandıracaktır. (Hakkul Yakin, Sayfa 371)”

Cevap: Bu soru, konu hakkındaki üçüncü soru!! Yukarıda Ayşe hakkındaki açıklamalara bakılırsa bunun cevabı alınmış olur.

39. “Ayşe bir münafıktı!” (Hayatul Kulûb, Sayfa 867)”

Cevap: Aynı soru yukarıda birkaç defa farklı şekillerde soruldu.

40. “Hz. Ali’den (ra) yardım dilemek bir şirk olmayıp Hz. Peygamberin (sav)’in yoludur! (Hathi Kay Daant Khanay Kay Aur Dikhanay Kay Aur, Cilt 2, Sayfa 41)”

Cevap: Burada da yine boylarından büyük bir iftirada bulunmuşlardır. Yazık gerçekten bu iftiraları bir Yahudi atsaydı en azından derdik ki bunların düşmanlıkları ve düşünceleri belli. Ama iftirayı atanlar sözde Müslüman geçinen basiretsiz Allah düşmanları. Eğer Allah’ın düşmanları olmasaydılar bunca akla hayale sığmayan iftiraları bir araya getirip Öz Muhammedi İslam olan Ehlibeyt mektebini karalamak için bunca uğraş verilmezdi…

Bu konuda daha önce siteye birkaç makale koyduk oradan yararlanabilirsiniz:

http://abna.ir/data.asp?lang=10&id=348217

http://abna.ir/data.asp?lang=10&Id=332595

41. “İmam Mehdi tüm Sünni alimleri katledecek. (Hakkul Yakîn, Sayfa 527)”

Cevap: Gerçekten yazıklar olsun. Bu nasıl bir töhmettir. Bu nasıl Müslümanlıktır? Hakkul Yakin kitabının neresinde böyle bir cümle geçmektedir? İnsan biraz utanır, yüzü kızarır. Bu kadar iftira atmakla elinize Amerikan doları ile Suudi riyalinden başka bir şey geçmez. Ahret var, kıyamet var, cehennem var… İmam Mehdi (a.s) zuhur ettiğinde her kim onun yolundan gelir ve ona tabi olursa imamın yaranı olur. Bunun Şia’sı sünnisi yoktur. dünyada Şia mezhebinden daha çok Sünni mezhebi taraftarı bulunmaktadır. imam Mehdi (a.s) geldiğinde Sünnilerden ona tabi olacak bir çok insan bulunacaktır. İmam Mehdi (a.s) tebliğ üssünü Mısır olarak belirleyecek ve oradan insanlara vaaz verecektir. Mısır’ın çoğunluğu sünnidir. Hak yolunda olmayan, hakka tabi olmayan, inat gösteren, taassupla boğuşan, hak geldikten sonra halen benim dediğim doğrudur diyen her kes cezasını çekecektir. İster Sünni alim olsun, isterse de Şia alimi olsun. Herkesin Peygamber efendimize ve öteki Ehlibeyt imamlarına tabi olmadığı gibi İmam Mehdi (a.s) geldiğinde de herkes imama anında teslim olup peşi sıra gitmeyecektir. İmam Mehdi (a.s) daha çok Müslüman kılıklı insanlarla savaşacaktır. Bu konuda yüzlerce hadis bulunmaktadır. Sünni kaynaklarından ve Şia kaynaklarından bu hadislere ulaşabilirsiniz. Yani kim olursa olsun Peygamberin çizgisinden uzak olan herkes yola getirilecektir. Eğer gelmezse ister istemez öldürülecektir. Çünkü onun zamanı öteki peygamberlerin döneminden farklı olacaktır. Çünkü o yeryüzündeki son hüccet olacağı için dünyanın artık tam temizlenmesi ve evrensel bir İslam düzeni kurulması gerekmektedir. Bu Allah’ın Kur’andaki vaadidir.

(“Andolsun, Biz Zikir'den sonra Zebur'da da: "Şüphesiz Arz'a salih kullarım varisçi olacaktır" diye yazdık. (Enbiya Suresi, 105)”, “…Onu (hak din olan İslam'ı) bütün dinlere karşı üstün kılacaktır; müşrikler hoş görmese bile. (Saf Suresi, 8-9)”, “Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor. Müşrikler istemese de O dini (İslam'ı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O'dur. (Tevbe Suresi, 32-33), “Onlar, Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa Allah, Kendi nurunu tamamlayıcıdır; kafirler hoş görmese bile. Elçilerini hidayet ve hak din üzere gönderen O'dur. Öyle ki onu (hak din olan İslam'ı) bütün dinlere karşı üstün kılacaktır; müşrikler hoş görmese bile. (Saf Suresi, 8-9)”, “Biz ise, yeryüzünde güçten düşürülenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve mirasçılar kılmak istiyoruz. (Kasas Suresi, 5)”, “Ve sizi onların topraklarına, yurtlarına, mallarına ve daha ayak basmadığınız bir yere mirasçı kıldı. Allah, her şeye güç yetirendir. (Ahzab Suresi, 27)”, “Ve seveceğiniz bir başka (nimet) daha var: Allah'tan 'yardım ve zafer (nusret)' ve yakın bir fetih. Mü'minleri müjdele. (Saff Suresi, 13)”)

Dolayısıyla münafıklık o dönemde olmayacaktır. Münafıklığa göz yumulmayacaktır. Ya dönecekler ve hakka tabi olacaklar yada bu diyardan kılıç zoruyla gideceklerdir…

42. “Kur’an-ı Kerim’i başlıca derleyenler tahrif edilmiş, bozulmuş ve kötüye kullanılmış Kur’an-ı Kerim’i aktardılar. (El İhticac, Sayfa 257)”

Cevap: Bu konuda yukarıda açıklamalarda bulunduk. Hep aynı sorular, sadece şekli değiştirilerek insanların kafası karıştırılmak istenmektedir.

43. “Ebubekir, Ömer, Osman ve Muaviye tıpkı put gibidirler, onlar Allah’ın tüm yaratıklarının en kötüsüdürler. (Hakkul Yakin, Sayfa 519)”

Cevap: Bunun benzerlerine yukarıda cevap verdik. Yine aynı tür soru, ama şekli değiştirilmiş.

44. “Aişe (Hz. Peygamberin -sav- eşleri) alenen terbiyesizlik işlemiştir. (Kuran-ı Mecid, Makbul Hüseyin Dehlevi, Sayfa 840)”

Cevap: Buna da yukarıda değindik. Buda şekli değiştirilerek sunulan başka bir soru. 

45. “Aliyyun Veliyullah demeksizin kelimey-i tayyibe yanlıştır. (Şia Mezheb Hak Hai, Sayfa 2)”

Cevap: Buda bir öncekiler gibi iftiradır. Şia’nın akait ve fıkıh kitaplarına bakan herkes hemen bunun nasıl bir yalan olduğunu görür. Biz böyleyiz biz şöyleyiz demiyoruz. Sadece diyoruz ki bizim kitapları inceleyin böyle bir şey var mı, yok mu? Küçük bir araştırma yapan herkes kimsenin yol göstermesi kalmadan bunun büyük bir iftira olduğunu görür.

46. “Ebubekir ve Ömer Şeytan’ın takipçileriydi! (Kur’an-ı Mecid, Makbul Hüseyin Dehlevi, Sayfa 674)”

Cevap: Bunun benzerlerine yukarıda cevap yazdık.

47. “Allah (cc) mutlu olduğunda Farsça konuşmaya başlar, kızdığında ise Arapça konuşur! (Tarihul İslam, Sayfa 163)”

Cevap: Bu ne şimdi?! Soru mu, şaka mı? şimdi böyle soruları getirip Şia’ya yöneltmenin anlamı ne? Ne itikat sorusu, ne fıkıh sorusu, ne dünya ve ne de ahreti ilgilendiren bir konu. Konunun ne dinle, ne imanla, ne Şiilikle ne de Sünnilikle bir alakası yok. Böyle gülünç şeyleri derleyip Şia’yı kötülemeye kalkmak ne kadar da etik? Soruları hazırlayanlar vahabiler olduğu için Allah’ın “akledin” ayetlerinden mahrum olduklarından daha bunun soru mu, yoksa mizah mı olduğunun farkında bile değiller…

48. “Kur’an-ı Kerim’de fahşa (kötülük) Ebubekir’i, munkir Ömer’i, baği (isyankar) Osman’ı kast etmektedir. (Kur’an-ı Mecid, Makbul Hüseyin Dehlevi, Sayfa 551)”

Cevap: Yukarıda da bahsettiğimiz gibi kaynak bilinen bir kaynak değil. Şimdiye kadar duymadığımız bir kaynak. Böyle biri var mı, yok mu? Bilmiyoruz. Olsa bile Şia mezhebi tarafından bilinen biri değil. farz edelim böyle biri var ve Şia. O zamanda deriz ki bu kişinin şahsi görüşüdür. Şahsi görüşte sadece şahsı bağlar… Ayrıca bu tür önceden duymadığımız ve inanamayacağımız bir şeyi duyduğumuzda bu kadar şiddetli tepki vereceğimize biraz araştırma yapmamız daha doğru olacaktır. Salman Rüşdü, o uğursuz kitabını yazdığında tüm Müslümanlar tepki vermiş ve şiddetle onu kınamışlardı. Hatta İmam Humeyni (Kuddise Sirruh) onun hakkında ölüm fetvası vermişti. Ancak yazdığı kitabı okuduğumuzda içinde Ehlisünnetin muteber saydığı kaynaklardan bir çok hadis ve delillerle doluydu. (Biz Salman Rüşdü’nün yazdıklarının doğru olduğunu söylemiyoruz. Demek istediğimiz Ehlisünnetin itibar ettiği bazı tarihi ve rivayi kitaplarda uydurma, akıl ve mantıktan yoksun bir çok İsrailiyat ve hadis diye hurafeler bulunmaktadır.) Bizler Şia mektebi olarak ne demişsek neyi savunmuşsak mutlaka altında kaynağı ve senedi vardır. Belgesiz senetsiz hiçbir şeyi ortaya koymamışızdır. Kaynağımız ya Kur’an’dır yada sünnet ve yerine göre de akli delillerdir. Hatta eğer konu Sünni ve Şialar arasındaki ihtilaflı konularsa bu durumda ehli sünnetin değer verdiği kendi kaynaklarından delil getiririz ki daha konuşacak sözleri kalmasın. O yüzden bu tür münazara ve tartışmalarda Şia kaynaklarından yararlanılmaz. Ama aynısını şimdiye kadar taassup sahibi Sünniler yapmamıştır. Hiçbir zaman bizim savunduğumuz halifeliğin delili siz Şiaların falanca kaynağında da vardır dememişlerdir, diyememişlerdir. Ama biz her zaman Peygamber efendimizden sonra ümmetin başı Allah tarafından belirlenen ve Resullah tarafından atanan Hz. Ali’dir demişiz. Ve bunu da hem Kur’an’dan hem de Sünnilerin muteber ve güvenilir kaynaklarından ispatlamışızdır. Burada Peygamber Ehlibeytine kin güden zamanın vahabi- selefilerinin hazırladığı şüphelerin hiçbir değeri yoktur. yukarıda her birisine kısaca değindiğimiz soruların ne kadar saçma, mantıksız, delilsiz ve abes olduğunu siz okuyucularımızda gördü. Bir çoğu kaynaktan yoksun, ama buna rağmen asılsız kaynak vererek veya adı geçen kaynak kitapta kesinlikle olmayan adresler vererek daha da çirkefleşen bu zevatlar utanmadan Şia mezhebine iftira atmakta ve güneş gibi parlayan Ehlibeyt mektebinin nurunu söndürmeye kalkmaktadırlar. Güneş balçıkla sıvanmaz. Allah nurunu tamamlayacaktır. Şu anda bu ışık dünyanın her yerinde parlamaktadır. Daha dün Ehlibeyt mektebini duymayanlar bugün bu mektebin en büyük savunucuları olmuştur. Daha düne kadar Afrika’nın bir çok yerinde bir tane bile mensubu bulunmayan bu mektebin bugün oralarda camileri ve kültür merkezleri bulunmaktadır.

ABNA24.COM

......................................................................................

İLGİLİ HABERLER

Şia Mezhebine Atılan 48 İftiraya Cevap 


Yorumunuzu Giriniz

E-Posta adresiniz yayımlanmayacaktır. *İle işaretli alanların girilmesi mecburidir.

*

پیام رهبر انقلاب به مسلمانان جهان به مناسبت حج 1441 / 2020
Şeyh Zakzaki
conference-abu-talib
Yüzyılın Anlaşmasına Hayır