Ehlibeyt Mektebinde ‘TAKİYYE’

  • News Code : 358249
  • Source : Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA.İR
Şia'nın mantığına göre, takiyye, bazı durumlarda farz ve bazı durumlarda ise haramdır ve insan bu durumlarda can ve malının tehlikeye düşeceği bahanesiyle takiyye yapmamalıdır. Bazıları, Şia'nın mutlak suratle takiyyeyi farz bildiğini sanmaktadırlar; oysa bu düşünce tamamen yanlıştır ve Şiilerin önderlerinin metodu kesinlikle böyle değildi. Çünkü onlar şartları göz önünde bulundurup, yarar ve zararları gözden geçirerek her zamanda özel ve uygun bir yol seçiyorlardı; dolayısıyla, bazen takiyye yapmayarak, inançlarını açığa vurmak uğrunda can ve mallarını feda ediyorlardı.

Esasen Şia'nın masum önderleri genellikle kılıçla veya düşmanlar tarafından zehirlenerek şehid edilmişlerdir; oysa eğer zamanın hakimlerine güler yüz ve tatlı dil gösterselerdi, kesinlikle hakim güçlerin en büyük makamları bile onlara bırakırlardı; fakat onlar takiyyenin (örneğin Yezid karşısında) din ve mektebin yok olmasına neden olacağını çok iyi biliyorlardı.

Günümüzdeki şartlarda da Müslümanların dinî liderleri için iki yol söz konusudur: Bazı şartlarda takiyye yolunu tutmalı ve İslam'ın esasının tehlikede olduğu bazı şartlarda da başlarını koltuklarına alıp ölüme doğru yürümelidirler.

Son olarak şunu da hatırlatalım ki, takiyye, zorba düşmanlar karşısında takiyye yapmadıklarında hem canları tehlikeye düşen ve hem de öldürülmelerinin bir etkisi olmayan zayıf ve güçsüz kişi veya kişilerin durumuna bağlı kişisel bir konudur; fakat din öğretileri ve hükümlerinin talim ve açıklanmasında takiyyenin bir yeri yoktur; örneğin, bir alimin takiyye üzerine bir kitap yazıp, sapık ve aykırı inançları, Şia inancı diye toplumda yayması gibi! İşte bu nedenledir ki Şia tarihi boyunca hiçbir zaman takiyye üzerine akaid ve ahkam alanında bir kitap yazılmamış, Şia uleması en zor şartlarda bile kendi hak inancını izhar etmişlerdir. Elbette onlar arasında bir ilke veya özel bir mesele hakkında görüş farklılığı olabilir; fakat tarih boyunca Şia uleması hatta bir kez olsun, -takiyye bahanesiyle- bu mektebin görüş ve inancına aykırı bir kitap veya makale yazmamış ve tabiri caizse, zahirde başka bir şey ve gizlide ise daha farklı bir şey söylememişlerdir; böyle yapmış olan birisi varsa İmamiyye Şiası dairesinin dışındadır.

Burada, takiyyeyi anlamaları ve hazmetmeleri zor olanlara, tekitle Emevi ve Abbasiler döneminde, hatta Osmanlılar döneminde Türkiye, Suriye ve Irak'daki (şamat) Şiilerin tarihini okuyup bu ekolün mensuplarının, inançlarını koruyarak Ehl-i Beyt'e uymak için ne kadar büyük bir paha ödediklerini, nice kurbanlar verdiklerini ve nice acılar çektiklerini, evlerinden barklarından kaçıp dağlara sığındıklarını incelemelerini tavsiye ediyoruz. Şiiler, takiyye yaptıkları halde durumları buydu; kim bilir eğer takiyye yapmayacak olsalardı başlarına neler gelirdi?! Gerçekten, bu durumda dünyada Şia'dan bir eser kalır mıydı acaba?!

Esasen dikkat edilmesi gerekir ki, eğer takiyyede kınanma varsa, gerçekte bu kınanma ona sebep olanlara yöneliktir. İslamî adalet ve merhameti icra edeceklerine Resul-i Ekrem (s.a.a)'in itretinin izleyicilerine en zor ve en öldürücü siyasi ve mezhebî bağnazlıkları tahmil edenlerin kınanması gerekir, çaresizlik yüzünden can, mal ve namuslarını korumak için takiyyeye yönelenler değil! Şaşırtıcı olan ise şudur: Bazı kimseler, takiyyeye sebebiyet verenleri, yani zalimleri kınayacaklarına, takiyye yapanları, yani zulme uğrayanları kınayarak nifakla suçlamaktadırlar! Oysa “nifak”la “takiyye” arasında yerden göğe kadar fark vardır. Münafık, küfrünü kalbinde gizleyerek kendini mümin göstermeye çalışır; oysa Müslüman, takiyye yaparken imanla dolu bir kalbe sahiptir ve sırf zalimin dayanılmaz eziyetinden endişelenerek inancına aykırı davranmaktadır.

ABNA.İR  


پیام رهبر انقلاب به مسلمانان جهان به مناسبت حج 1441 / 2020
Şeyh Zakzaki
conference-abu-talib
Yüzyılın Anlaşmasına Hayır