İmam Hamaney:

Namazın Derinliklerinden

  • News Code : 369194
  • Source : Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA.İR
Namazın anlamının derinliklerine inerek araştırmaya koyu­lalım. Amacımız bu sınırlı araştırmayla ve kuşatıcı bir tercümenin çerçevesini aşmamakla namazın hedefine eğitim açısından bir adım yaklaşmaya çaba harcamaktır. Namaza başlamak, Allah’ın adıyladır; İnsan düşün­cesinin zirvesinde O'nun zatının genişliğini, bereke­tini ve yüceliğini… hatırlamak iledir.

Namazın Başlangıcı

الله اَکْبَر

“Allahu Ekber” (Allah her şeyden büyüktür)

Namaz kılan kimse, bu cümle ile kendi yakarışına başlamış oluyor ve muhteşem bir amel için; ihtişamla dopdolu bir mukaddime kurmuş oluyor.

الله اَکْبَر

“Allahu Ekber” (Allah her şeyden büyüktür)

Allah nitelendirilmekten daha büyüktür. O öylesine büyüktür ki, tarihteki sahte ilahlarla kıyaslanamaz. İnsana korku veya özenti veren bütün güç ve olgulardan daha büyüktür. Allah tekvini kanun ve sün­netlerinin ihlal edilebilmesinden, çok daha büyüktür.

Eğer Allah kulları bu sünnetleri tanır ve çabası­nın yönünü ve yolunu onlara dikkat ederek seçecek olursa,  Allah’ın her şeyden büyük olduğunu hatırlamakla büyük bir güç elde eder, engin bir ümide kavuşmuş olur. O artık çabasının tamamen başarılı, işinin sonu­cunun iyilik olduğunu hisseder. Yoluna, geleceğine iyimserlik ve umutla bakar.

O bu cümleyi söylemekle, namaza başlamış olur. Şimdi ise mutlaka Fatiha suresini, ardından da Kur’an dan bir bütün su­reyi ayakta durmuş bir şekilde oku­malıdır.

HAMD SURESİ

بسم الله الرحمن الرحيم

“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.”

Allah’ın adıyla ki, genel rahmet sahibidir ve sürekli olan rahmet sunucusudur.

 Bu cümle, bütün Kur’an surelerinin başlangıcı, namazın başlangıcı, bir Müslümanın  bütün iş ve faa­liyetlerinin başlangıcıdır. Yani bütün, her işe başlamak yalnız Allah’ın adıyladır. İnsanın her şeyi; yaşayışının başlangıcı, yaşantısının tüm cilveleri Allah’ın adıyladır. Müslüman Allah’ın adıyla gününe başlar, günlük uğraşlarını Allah adıyla noktalayarak sona erdi­rir. O’nu anarak yatağına girer ve O’ndan yar­dım dileyerek başını yatağından kaldırıp günlük faali­yetlerini başlar, sonuçta da O’nun ismiyle ve O’nu anarak bu dünyaya gözlerini yumup ebedi yurduna yolculuğa çıkar.

الْحَمْدُ للّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

“(O) Alemlerin ve Alemlerdekilerin Rab[1] ve müdebbiridir.[2] Övgü ve şükür Allah’a mahsustur.”

Bütün övgüler ve şükürler O’na özgüdür. Çünkü bütün yücelikler, bütün rahmetler O’ndandır. Bütün beğeni­len övülen hususiyetler O’nda toplanmıştır. Bütün iyilikler iyi işler O’nun varlığından kaynaklanır. O halde O’nu övmek; iyiliği, iyi işleri övmektir ve iyilik ve iyi işler arzusuyla gerçekleşen bütün uğraşılara yön ver­mektedir.

Her kim kendisinde övgüye değer her hangi bir hu­susiyet ve hareket görecek olursa, onu mutlaka Allah’ın lütuf ve rahmetinden bir nimet olarak bilmelidir. Çünkü in­sanda iyilik eğilimini yerleştiren insanın öz oluşum ve karakterini iyilik ve fazilete hazır, iyilik ve fazileti ara­yan ve kabullenen bir yapıya sokan, aynı zamanda iyi olmak ve iyilik yap­mak için  bir başka vesile olan irade gücünü insana  bağışlayan Allah’tır.

Bu bilince sahip olmak, insanın bencilliğe yönelmesini önler. Böylece insan vücudunda iyi huyların, iyilik yapma kudre­tinin boş yere harcanmasını ve zayi olmasını önlemiş olur.

رَبِّ الْعَالَمِينَ

“Alemlerin Rabbi”

Alemlerin ve alemlerdekilerin sahibi ve onların yöneticisi cümle­sinde, hem diğer alem ve evrenlerin varlığı  ve hem de bütün bunların arasındaki bir bağ ve yakınlığının olduğu hissedilir. Namaz kılan kimse; bu evrenden başka ve sınırlı dar bakış açısıyla kendi yaşantısı için tasarladığı bu sınırın ötesinde diğer alemlerin ve evrenlerin var olduğunu anlar ve Allah’ın,  baştan başa bütün bu şaşırtıcı yüce geniş alemlerin yöneticisi olduğunu fark eder. Bu his onda küçük ufku genişletir ve dar görüşlülüğü yok ede­r; araştırma hissi ve cesaretini bağışlar. Bu da kendisine Allah’a kul olmaktaki azamet ve ihtişamı gösterir.

Diğer bir taraftan da, bütün varlıkların; insanlar, hayvanlar, bitkiler, cansız varlıklar, gökyüzü ve varlığın sayısız alemlerin… hepsinin Allah’ın kulları olduğunu gö­recektir. Bütün bunların sahip ve yöneticisi O’dur. Allah’ının sa­dece ırkların, milletlerin, insanların Rabbi değil, aynı zamanda küçük bir karıncanın, zayıf bir bitkinin de Rabbi olduğunu ve aynı zamanda da gökyüzünün, ge­zegenlerin, yıldızların ve samanyollarının Rabbi olduğunu anlayacak, bu gerçeği idrak ettiği an yalnız olmadığını hissedecektir.

Anlayacaktır ki alemin, bütün zerreleriyle, küçük-büyük bütün varlıklarla yakın ilişkisi vardır. Bütün insanlarla irtibat içerisindedir. Herkes onun kardeşi, herkes onun yoldaşıdır. Bu aynı yolda, aynı yöne, aynı hedefe giden ulu bir kervandır.

Bu irtibat ve yakınlık onu diğer varlıklara karşı so­rumlu kılmaktadır: İnsanlar karşısında yardım ve hi­dayet; diğer varlıklar karşısında onları tanımak ve uy­gun doğru bir yolda, yaratılışlarının hedefi üzere kul­lanmak...

الرَّحْمـنِ الرَّحِيمِ

“Rahman ve Rahim”

Onun umumi rahmeti etkileyici güçler, canlılık veren yasalar ve sürekliliği sağlayan kanunlar olarak baştan başa bütün varlıkları kuşatır. Herkes ve her şey ta ölüm anına, yok oluşuna kadar bu rahmetten faydala­nır. (İşte bu O’nun Rahman oluşudur.) Diğer ta­raftan ise özel rahmeti, hidayet ve yardım rah­meti, merhamet ve mükafat rahmeti seçkin kulları ve salih insanları kapsar. Bu rahmetin varlığı; bu şerefli, değerli (seçkin, salih) varlıkların üzerinde ölüme,  ölümden sonra kıyamet gününe ve sonrada insan vücudu­nun ebedi menziline kadar ay­dınlık bir hat gibi kendisiyle beraberdir. (Bu da onun Rahim olu­şudur.) O halde Allah belli bir sureye kadar devam eden umumi rahmetin ve sürekli kalacak olan özel rahmetin sahibi ve sunucusudur.


Kur’an’ın başlangıcında, namazın başlangıcında, her surenin başlangıcında Allah’ı rahmet sıfatlarıyla anmak; Allah’ın merhamet ve muhabbetinin varlık aleminde onun en belirgin sıfatı olduğunun nişanesi­dir. Bu sıfatı; inatçı, zalim, müfsit kimselerle sınırladığı gazab sıfatının aksine herkesi kapsayan, umumi kuşa­tıcı özelliğe sahiptir.[3]


مَـلِكِ يَوْمِ الدِّينِ “Hesap Gününün Sahibidir.” (Ceza gününün ihtiyarı onun elindedir.)


 Hesap günü, son gündür; akıbettir. Bütün uğraş ve çabalar akıbet için yapılmaktadır. Al­lah’a tapınanlar ve Materyalistler bu konuda ortak özelliğe sahiptirler, her ikisi de akıbet yolunda koşuşturmaktalar. Arala­rındaki fark ise her birinin akıbeti kendilerine özgü bir çeşitte algılamaktan kaynaklanmaktadır.

Materyalistler akıbeti, bir saat sonrası, bir gün, bir yıl, bir kaç yıl sonrası ve sonunda da yaşlılık, eskime olarak algıla­makta. Allah’a tapınanların görüşü daha kapsamlı ve geniş, bakışları daha ileriye yöneliktir. Onun dünyası geniş ve sı­nırsız bir geleceğe sahiptir. Bu ise bitmeyen ümidin, yorgunluk kabul etmeyen çabayı gerektirir. Ölümü ümidin yok oluşu olarak  bilmeyen, çabasının mahsulü ve mükafat beklentisini ölmekle kaybetmeyen kimse; işin başlangıcında taşıdığı sevinç, heyecan ve canlılıkla Allah’ın razı olduğu amel üzere ömrünün sonuna dek sürdürür.

Kıyamet ve hesap gününün ihtiyarının Allah’ın elinde olduğunu, kıyamet ve hesap gününün sahibinin yalnız Allah olduğunu hatırlamak; namaz kılan kimse­nin doğruyu tanıma ve ona yönelme  kudretine sahip olmasına neden olur. Böylece onun çaba ve amelleri Allah’a yönelişle olur. Hayatı ve hayatının tüm cilveleri artık Allah için ve Allah yolundadır. Onun her şeyi, bütün işleri insanlığın yücelmesi, kemale ermesi yolunda ilerler; Bu ise Allah’ın razı olduğu yoldur. Di­ğer bir taraftan da onun boş hayallere, boş sözlere ve temelsiz ümitlere yaslanmasını engeller ve amele gerçek bir ümit içinde olmasını güçlendirir.

Bu dünyada saptırıcı ve yanlış sistemler aciz ve fırsatçı kimselere yalan, riya, laf ve hilelerle kendileri için bir düzen kurma ve amel ve emek olmaksızın amel ve emeğin kar­şılığını gasp ederek tasarrufta bulunma iznini verse de, öbür dünyada, bü­tün işler alim ve adil Allah’ın kudreti dahilinde olma­sından dolayı hile  ve aldatmaca mümkün değildir. Hiç kimsenin amelsiz, emeksiz ödül sahibi olma imkanı yoktur.

Buraya kadar Allah’ın bazı en önemli sıfatlarının zikrini ve alem ile alemdekilerin Rabbinin övgü­sünü içeren Hamd suresinin ilk yarısını özetlemiş olduk. Kulluk izharında bulunmayı ve hidayet talep etmeyi içeren ikinci yarısında ise İslam ideolojisinin en önemli asli hatlarının bazıları net bir şekilde işa­ret edilmiştir.

إِيَّاكَ نَعْبُدُ
“Yalnız sana kulluk ederiz.”
Yani bütün vücudumuz; cismi, ruhi, fikri bütün imkanlarımız Allah’ın iradesi altında, O’nun emri doğ­rultusunda ve O’nun içindir.


Namaz kılan kimse, bu cümle ile Allah’tan başkasına kölelik zincirini elinden, ayağından, boynun­dan söküp atar ve ilahlık çağrılarını reddeder. Tarih boyunca sürekli olarak toplumda sınıfsallaşmaya neden olan ve çoğu insanları kulluk ve sömürü zincirinde esir kılıp bağlayan rububiyet iddiasında bulunanları elinin tersiyle bir kenara iter. Kendisini ve bütün müminleri Allah’tan başka herkese ve ilahi nizamdan başka her sisteme itaat ve teslimiyet sınırından yücelere çıkarır. Özetle Allah’a kulluğu kabul ederek kullara kulluğu elinin tersiyle uzağa iter ve bu yolla kendisini gerçek muvahhitlerin yolunda karar kılar.


ABNA.İR
--------------------------------------------------------------------------------

[1]- Rab:Terbiye eden, yetiştiren.


[2]- Müdebbir: Her şeyi önceden düşünen, tedbirli, tedbir alan.

[3] -Masumlardan rivayet olunan dualarda şöyle geç­mektedir: “Ey rahmeti gazabından önde olan…”


پیام رهبر انقلاب به مسلمانان جهان به مناسبت حج 1441 / 2020
Şeyh Zakzaki
conference-abu-talib
Yüzyılın Anlaşmasına Hayır