Ehlibeyt ve Ehlisünnet Ekollerinin Kur’an’a Göre Konumları

  • News Code : 375152
  • Source : Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA
Brief

Hz. Resulullah (s.a.a) ne zaman Kur’an-ı Kerim’den ayetler inecek olsa, yanında bulunan bütün Müslümanlara okuyor ve tefsirine ihtiyaç duyduklarını tefsir ediyordu. İmam Ali’ye (a.s) de özel olarak telkinlerde bulunuyor, ona Kur’an’ı yazmasını emrediyordu.

Medine’ye hicret ettikten sonra Müslümanları okuma-yazma öğrenmeye teşvik etti; onlarda hemen uygulamaya geçti. Kur’an’ın yazılması ve ezberlenmesine teşvik etti; onlar da bu alanda adeta yarıştı. Duydukları Kur’an ayetlerini yanlarında hazır buldukları derilere ve başka şeylere yazıyorlardı. Peygamber (s.a.a) vefat ettiği zaman Medine’de bütün Kur’an’ı ezberlemiş onlarca sahabi vardı...

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Bunların çoğu da Kur’an’ın hepsini yazmışlardı. Ancak bu yazı çeşitli parçaların üzerinde olup dağınıktı; günümüzde olduğu gibi derlenmiş bir kitap değildi. Resulullah (s.a.a) vefat ettikten sonra İmam Ali (a.s) Kur’an’ı tek bir kitap şeklinde derlemeye başladı. İmam’ın haricinde de bir çok sahabi -örneğin İbn-i Mesud gibi- Kur’an’ın tedvinine başlamış, bunu tek bir kitapta toplamışlardı. Ancak halife Ebu Bekir bu nüshalara önem vermeyerek bir grup sahabeye Kur’an’ı tek bir kitap olarak derlemelerini emretti. Sonra bu tedvin edilen nüshayı Ümm-ül Müminin Hafsa’nın yanında sakladı. Üçüncü halife Osman’ın döneminde fetihler çoğaldı ve Müslümanlar dağıldı. Halife Hafsa’nın yanındaki nüshaya göre Kur’an’ın çoğaltılmasını emrederek bunları Müslüman beldelere dağıttı. Müslümanlar da bu nüshayı çoğaltarak günümüze gelinceye kadar nesilden nesile aktarmışlardır. Hiçbir zaman Müslümanlardan birinde bir başka nüsha da olmamıştır. Sünnisinden, Şiisinden, Eş’arisinden, Mu’tezilesinden, Hanefisinden, Şafiisinden Hanbelisinden, Malikisinden, Zeydisinden İmamisinden Vahhabisinden Haricisine kadar her çeşit fırkasına varıncaya dek hiçbir Müslümanın yanında söz konusu nüshadan bir kelime fazla yahut bir kelime az olan başka bir nüsha, hiçbir zaman olmamıştır. Hiçbir fırkada mevcut nüshadan farklı olarak bir kelime fazla yahut az; süre ve ayetlerinin tertibinin uymadığı herhangi bir nüshaya tarih boyunca rastlanmamıştır.

Hadis kitaplarında geçen ve Kur’an-ı Kerim’deki eksiklik haberleri ise hadis kitaplarındaki yerinde kalmıştır; -Kütüb-üs Sitte’de geçtiği gibi; Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbn-i Mace, Daremi ve başkalarında olduğu gibi- hiçbir zaman yeni bir Kur’an nüshasına dönüşmemiştir.

Halife Ömer’in minberdeyken şöyle dediği rivayet edilmiştir:

“Allah Muhammed’i (s.a.a) hak ile göndermiş, O’na bir kitap indirmiştir. Allah’ın indirdikleri arasında “recm ayeti” de vardı. Biz bunu okuduk, anladık, idrak ettik. Resulullah (s.a.a) recmetti; O’ndan sonra biz de recmettik. Korkarım ki insanlar için zaman uzayacak da birileri; “Vallahi biz Allah’ın kitabında recim ayetini görmedik diyecekler ve Allah’ın inzal ettiği bir emri yerine getirme konusunda sapacaklardır. Oysa ki recim Allah’ın kitabında evli olduğu halde zina edenler için haktır.” 

[1]

İbn-i Mace’den yapılan bir rivayette; olduğu zannedilen ayeti Ömer’in şöyle okuduğu bildirilmektedir: “Yaşlı erkek ve yaşlı kadın zina ederlerse onları kesin olarak recmedin. Malik’in Muvatta’sında da “Yaşlı erkek ve yaşlı kadını kesin olarak recmedin.” Biz ayeti böyle okumuştuk.

Sahih-i Buhari’de de sözkonusu hadiste devamen şöyle der: Sonra Allah’ın kitabında: “Babalarınızdan yüz çevirmeyin!. . Babalarınızdan yüz çevirmeniz sizin için küfürdür.”

Ümm-ül Mü’minin Aişe’den rivayet edilen bir hadis de şöyle: Kur’an’da inzal edilenler arasında “bilinen on emzirme” de vardı. Resulullah (s.a.a) vefat ettiğinde Kur’an’da okudukları arasındaydı. 

[2]

İbn-i Mace’nin sahihinde şöyle rivayet edilmektedir: Aişe dedi ki; Recm ve büyüğün on rida’ı (emmesi) ayetleri indi. Bu yatağımın altında bir sahifedeydi. Resulullah (s.a.a) vefat ettiğinde onun vefatı ve naaşıyla uğraşırken bir keçi girdi ve onu yedi.

Sahih-i Müslim’de de Ebu Musa el-Eş’ari’nin Basra ehli kurrasına -ki üçyüz kişiydiler- mektup yollayarak şöyle dediği rivayet edilir: “Biz uzunluğu ve şiddetiyle Beraa (Tevbe) süresine benzettiğimiz bir süre okuyorduk ki şu ayet haricinde onu unutmuş bulunuyorum: “Eğer ademoğlunun iki vadi dolusu malı olsaydı o bir vadi daha isterdi; onun karnını ancak toprak doyurur.”

Yine Müsebbehat sürelerinden birine benzettiğimiz bir süre okuyorduk ki ondan da aklımda sadece: “Ey iman edenler!. . Yapmadıklarınızı neden söylüyorsunuz; bu boyunlarınızda bir şahitlik olarak yazılacak ve kıyamet günü bundan sorulacaksınız.” 

[3]

***

Hulefa ekolünün sahihlerinde bu tür rivayetler olmasına karşın Ehl-i Beyt ekolünden hiç kimse Hulefa ekolünün tabilerini Kur’an’a noksanlık izafe etmekle yahut süre eklemekle ve kendi nefislerinden cümleler katmakla suçlamamaktadır. Oysa ki buna Ehl-i Beyt ekolünün bazı kitaplarında, bazı Hulefa ekolü yazarlarının etkisiyle bunlara benzer rivayetler için Ehl-i Beyt ekolünün tabileri için büyük gürültüler koparılmış; Ehl-i Beyt ekolü tabilerinin Kur’an’a noksanlık izafe ettikleri, kendi nefislerinden bazı cümleler uydurdukları ve ekledikleri iddia edilmiştir. Buna delil olarak da bazı hadis kitaplarında geçen ifadeleri göstermektedirler. Ehl-i Beyt ekolü tabileri Allah’ın kitabından başka bir kitabın mutlak sahih kabul etmemelerine rağmen Hulefa ekolü tabileri Buhari’de ve Müslim’de geçen bütün rivayetlerle iltizam etmekte ve yukarıdaki hadisleri de ‘tilaveti nesholundu’ şeklinde yorumlayarak düzeltmektedirler. 

[4]

Yine bazı yazarlar Ehl-i Beyt ekolü tabilerinin ‘Fatıma’nın (s.a.a) Mushafı’ adı verilen başka bir Kur’anları olduğunu belirterek kıyametler koparmışlardır. Çünkü Fatıma’nın kitabına ‘mushaf’ dendi, daha önce de bazı Müslümanlar Kur’an’a ‘mushaf’ adını vermişlerdi. Halbuki bununla ilgili hadisler Fatıma’nın mushafında Kur’an’dan herhangi bir şey yoktur. Ancak bu kitapta İslam ümmetini kimlerin yöneteceğiyle ilgili duyduğu haberler var. Hatta İmam Hasan’ın (a.s) oğullarından Muhammed ile İbrahim’in Ebu Cafer-i Mansur’a kıyam ettiklerinde İmam Cafer-i Sadık onlara hitaben: “Anaları Fatıma’nın kitabında bu ümmeti yönetecek olanlar arasında onların isimleri yok” diye buyurmuşlardır. 

[5]

Daha önce de söylediğimiz gibi Hulefa ekolünde Sibeveyh’in nahiv kitabına “el-Kitap” adı verildi.” el-Mushaf” kelimesi ise ne Kur’an’da ne Peygamberin (s.a.a) hadis-i şeriflerinde geçmemektedir.

Oysa ki Allah’ın kitabında Kur’an el-Kitap diye adlandırılmıştır:

“Bu kitabın içinde hiç şüphe yoktur; muttakiler için hidayettir.” (Bakara, 2)

“Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp da bir kısmını inkar mı ediyorsunuz?” (Bakara, 58)

“Onlara Allah’ın katından yanlarında olanı tasdik eden bir kitap geldiğinde...” (Bakara, 89)

“Onlara kitabı ve hikmeti öğretmektedir.” (Bakara, 129)

“Onlara kitabı, hikmeti ve bilmediklerini öğretmektedir.” (Bakara, 151)

Bunun gibi onlarca ayet mevcuttur. Şimdi birileri ‘Sibeveyh’in kitabı hacim olarak Allah’ın kitabından daha büyüktür’ dese Sibeveyh’in kitabının Allah’ın kitabından daha büyük bir kur’an olduğunu kastetmiş olmaz. Bu adlandırmaya da Ehl-i Beyt ekolünden hiç kimse itiraz etmiş değil.

***

Nihai olarak bu tür sözlerin ancak İslam düşmanlarına bir malzeme olacak ve ancak Kur’an’a düşmanlık etmelerine yarayacaktır. Allah bu hezeyanlara son vermesi için bazı yazarlara basiret versin!

Bugün Müslümanların ellerindeki Kur’an Allah’ın Hatem-ül Enbiya’nın (s.a.a) hayatının sonlarında kamil kıldığı bir kitaptır. Sahabeler O’nun vefatından sonra onu toplamış, tedvin etmiş, çoğaltarak Müslümanlara yaymışlardır. Başı “Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdu lillahi rabbil alemin”; sonu ise “min-el cinneti vennas” tır. O asırdan günümüze kadar bu kitabın üzerine bir fazla, ya da bir eksik olan başka bir Kur’an hiçbir zaman olmamıştır. Müslümanlar arasında bu konuda ihtilaf yoktur. İhtilaf bunun tefsiri ve müteşabihlerinin tevilindedir. Çünkü bunlar hadislerden alınmışlardır. Müslümanlar da ‘İki Ekolün Sünnete Göre Konumu” konusunda da -inşaallah- işleyeceğimiz gibi Peygamber (s.a.a) hadisleri konusunda ihtilaf etmişlerdir.

İki Ekolün Resulullah’ın (s.a.a) Sünnetine Göre Konumu

Her iki ekol de İslam şeriatı kaynaklarından biri olarak Resulullah’ın (s.a.a) sünnetiyle amel etmenin vucübiyetine inanma noktasında ittifak etmektedir. Ancak siyret, hadis ve takrir olarak Resulullah’ın (s.a.a) sünnetinin bize gelişi rivayet yoluyla olduğundan burada iki ekol ihtilaf etmektedir:

Birincisi; Resulullah’tan (s.a.a) naklederken kullanılan bazı vasıtalarda. .

İkincisi; hicri birinci asırda Resulullah’tan (s.a.a) nakletmenin cevazı konusunda ihtilaf etmişlerdir.

Önümüzdeki konularda bu iki meseleyi ele alacağız.(1)

Resulullah’tan (s.a.a) Kimin Rivayet Ettiği Konusunda İki Ekolün Durumu

Sahabe ve İmamet babında da geçtiği gibi Ehl-i Beyt ekolünün tabileri Resulullah (s.a.a) döneminden sonra dininin şiarlarını Al-i Beyt’in Oniki İmamı’ndan almışlardır. Buna karşılık Hulefa ekolünün tabileri dinlerinin esaslarını hangisi olursa olsun Resulullah’ın (s.a.a) bütün sahabelerinden alıyor, bunlar arasında bir ayırım yapmadıkları gibi hepsini de adil olarak kabul ediyorlardı. Halbuki Ehl-i Beyt ekolü tabileri Mervan

[6] gibilerinden almamaktadırlar.

Aynı şekilde ister sahabe olsun ister tabii, tabi-ut tabii... Hangi ravi tabakasından olursa olsun Ali’ye (a.s) düşmanlık edenlerden rivayet almamaktadırlar. 

[7]

Halbuki Hadisçilerin İmamı olarak kabul edilen Buhari’nin Ehl-i Beyt imamlarından olan İmam Cafer-i Sadık’tan

[8] bir tek hadis bile almamıştır. Oysa ki Ehl-i Beyt ekolü tabilerinden binlerce muhaddis kendisinden binlerce hadis rivayet etmişlerdir. Buhari, Ebu Davud ve Nesai sihahlarında harici olan Umran b. Hattan’dan (5) rivayet ediyorlar. Bu adam İmam Ali’yi şehid eden Abdurrahman b. Mulcem ve İmam’ı öldürüşü ile ilgili şöyle diyordu:

Bu, takvalı birinden öyle bir vuruştur ki,

Bununla ancak Arş’ın sahibinin rızasını istedi.

Bir gün anlatarak öveceğim onu,

Allah’ın katında, dünyada bir mizan sayacağım.

Yine misal olarak Nesai İmam Hüseynin (a.s) katili Ömer b. Sa’d’tan

[9] rivayet etmektedir. Rical alimleri onun tercemesinde şöyle diyorlar: Doğru sözlüdür; ancak Hüseyin b. Ali’yi öldüren topluluğun başında olduğu için insanlar ondan nefret etmektedir.” Halbuki Ehl-i Beyt ekolünün tabileri ona lanet etmektedirler.

Şu ana kadar gördüğümüz gibi iki ekol arasındaki ihtilaf Resulullah’ın (s.a.a) hadislerini kimden alacakları konusundan kaynaklanmaktadır.

Birinci Asırda Resulullah’ın (s.a.a) Hadislerinin Yayılması Konusunda İki Ekolün Tutumu

İki ekolün esasları çerçevesinde zikrettiğimize izafeden hadislerin neşri konusunda her iki ekol mensupları kendine has şartlarını oluşturmuşlar farklı bir seyirde bulunmuşlardır. Halifeler Resulullah’ın (s.a.a) hadislerinin yazılması ve neşredilmesini engellemeye çalışmalarına karşın diğer ekol müntesipleri, halifelerin engelleme konusundaki tavır ve tehditlerine rağmen bunların neşri için yoğun bir gayrete girmişlerdir. Resulullah’ın (s.a.a) hayatının son demlerinden itibaren açıkça böyle bir mücadele başlamıştı. Resulullah (s.a.a) buyurdu ki

[10] : “Bana bir kitap verin. Size kendisinden sonra asla delalete düşmeyeceğiniz bir yazı yazayım.” Dediler ki: “Resulullah (s.a.a) ne dediğini bilmiyor.”

Buhari bunu İbn-i Abbas’tan rivayet ederek bu sözleri söylemektedir: “Peygamber (s.a.a) ölüm döşeğindeyken evinde aralarında Ömer’in de bulunduğu adamlar vardı. Buyurdu ki: Haydi size bir yazı yazayım, ondan sonra asla sapmazsınız. Ömer dedi ki: Herhalde Peygambere (s.a.a) hastalık galip geldi. Yanımızda Allah’ın kitabı var, bize Allah’ın kitabı yeter. Evde bulunanlar ihtilaf edip hasımlaştılar. Bazıları Ömer’in dediğini savunuyordu. Tartışmayı ve ihtilafı uzatıklarında da Peygamber buyurdu: Yanımdan kalkın. Benim yanımda niza’ yakışmaz.” 

[11]

Ömer bir rivayetinde de niza’ın mahiyetini şöyle açıklıyor:

Peygamber’in (s.a.a) yanındaydık. Bizimle kadınlar arasında perde vardı. Resulullah (s.a.a) dedi ki: Beni yedi defa yıkayın. Bana bir sahife ve bir divit verin. Size bir yazı yazacağım ki ondan sonra bir daha asla sapmayacaksınız. Kadınlar dediler ki: 

[12] Resulullah’ın istediklerini verin. Ben de dedim ki; Siz susun. Onun zevcelerisiniz. Hastalandığında gözleriniz yaşlanır, sıhhatli olduğunda da boynuna sarılırsınız. Resulullah (s.a.a) buyurdu ki: “Onlar sizden daha iyidirler.” [13]

Başka bir rivayette de Peygamber’in (s.a.a) hanımı Zeynep şöyle dedi: Peygamberi (s.a.a) duymuyor musunuz ki size ahitte bulunuyor, sizse gürültü yapıyorsunuz. Buyurdu ki: Kalkın!. . Onlar kalktıktan sonra da yerinde vefat etti. 

[14]

Bazı hadislerden anlaşıldığı gibi daha önce Peygamber’in sıhhatte olduğu dönemde bile hadislerinin yazılmasını men etmişlerdir. Abdullah b. Amr b. As dedi ki: “Peygamber’den (s.a.a) duyduğum her şeyi yazıyordum. Kureyşliler beni neyhedip dediler ki: Sen Resulullah’tan (s.a.a) duyduğun her şeyi yazıyorsun; oysa ki Resulullah da bir beşerdir; hem razıyken hem de kızgınken konuşur. Ben de yazmamaya başladım. Sonra bunu Resulullah’a (s.a.a) söyledim. Parmağıyla ağzını işaret ederek: “Yaz nefsimi elinde bulundurana andolsun ki buradan haktan başka bir şey çıkmaz” buyurdu. 

[15]

***

Abdullah’ın hadisiyle, Resulullah’ın (s.a.a) hadisinin yazılmasının yasaklanması sebebiyle alakalı olarak yüzlerindeki peçeyi sıyırmış bulunuyorlar. O da şudur ki bazıları hakkında rızayla konuşması, diğer bazıları içinde gazabıyla konuşmasından korkmalarıdır.

Buradan hareketle hayatının sonlarında neden Resulullah’ın (s.a.a) vasiyetine engel olduklarının, gürültü ve kargaşalık çıkarmalarının ve vasiyetini yazamadan vefat etmesinin sebebini biliyoruz.

Hükmü ellerine geçirdiklerinde ve kendilerini bundan alıkoyacak kimse kalmadığında neden engellediklerinin sebebini biliyoruz.

Üç Halife Devrinde Hadislerin Yazılmasının Engellenmesi

İbn-i Sa’d’ın Tabakat’ında şöyle geçer: “Ömer zamanında hadisler çoğaldı. İnsanlardan bu hadisleri kendisine getirmelerini emretti. Ona getirdiklerinde de yakılmalarını emretti.” 

[16]

Bu hüküm ta ki Emevi sultanlarından olan Ömer b. Abdülaziz

[17] devrine kadar böyle kaldı. O bu yasağı kaldırarak Medine ehline mektup yazdı: “Resulullah’ın (s.a.a) hadislerini gözetin; onları yazın!. . Çünkü ben bu ilmin azalmasından ve ehlinin yok olmasından endişe etmekteyim...”

Yüzyılın başında Ömer b. Abdülaziz’in emriyle ilk hadis tedvin eden kişi İbn-i Şihab ez-Zühri oldu. Sonra tedvinler ve tasnifler çoğaldı.

[18]

Hulefa ekolü Resulullah’ın (s.a.a) hadislerini hicri birinci yüzyılın başına kadar tedvin etmekten menettiler. Sadece tedvin etmeyi değil, aynı zamanda rivayet etmeyi de yasaklamışlardı.

Zühri rivayet eder ki Ebu Bekir Peygamber’in vefatından sonra insanları toplayarak: “Sizler Resulullah’tan ihtilaf etmekte olduğunuz şeyleri söylüyorsunuz. Oysa ki sizden sonra gelenler sizlerden daha fazla ihtilaf edeceklerdir. Resulullah’tan birşeyler anlatmayın. Kim size soracak olursa deyin ki bizimle sizin aranızda Allah’ın kitabı vardır. O kitabın helallerini helal, haramlarını haram kılın!. .” dedi.

[19]

Yine Karza b. Ka’b’tan rivayet eder: “Ömer Irak’a yürümemizi emrettiğinde, bizimle beraber şehrin dışına kadar yürüdü. Sonra sordu: Neden sizinle beraber geldim biliyor musunuz? Dedik ki: Bizi yolcu etmek ve onurlandırmak için. Dedi ki: Bununla beraber bir sebep daha var. Sizler bir köye gidersiniz ki onların Kur’an’la arının vızırdaması gibi vızırtıları vardır. Sakın onları Resulullah’tan (s.a.a) hadisler söyleyerek onları bulandırmayınız. Ben de sizin ortağınızım. Karza dedi ki: Ondan sonra da Resulullah’tan (s.a.a) hiçbir hadisi anlatmadım.”

Bir başka rivayette de Karza b. Ka’b yaklaştığında dediler ki: Bize anlat! O da dedi ki Ömer bizi nehyetti.

[20]

Abdurrahman b. Avf’tan şöyle dediği rivayet edildi: Ömer ölmeden önce Resulullah’ın (s.a.a) bazı ashabını her taraftan çağırdı: Abdullah b. Huzeyfe, Ebu Derda, Ebu Zer ve Ukbe b. Amir. Onlara dedi ki: “Bu Resulullah’tan her tarafa yaydığınız hadisler de nedir?

Dediler ki: Yoksa bizi engelliyor musun?

Dedi ki: “Hayır, yanımda kalın. Yok hayır. Vallahi yaşadığım sürece benden ayrılmayın. Biz sizden daha bilgiliyiz; sizden alır, cevabını veririz.” Ölünceye kadar onun yanında kaldılar. 

[21]

Zehebi Ömer’in üç kişiyi hapsettiğini rivayet eder: İbn-i Mesud, Ebu Derda ve Ebu Mesud el-Ensari onlara dedi ki: “Resulullah’ın hadislerini çoğalttınız.”

 [22]

Sahabelere diyordu ki: “Resulullah’tan rivayet etmeyi azaltınız. Ancak kendisiyle amel edilenleri söyleyin!” 

[23]

Bu rivayet Meğazi’de geçen Abdullah b. Amr b. As’ın Resulullah’tan (s.a.a) duyduğu herşeyi yazmasını Kureyş’in engellemesi rivayetine uyum sağlamaktadır.

İki halife Ömer ve Ebu Bekir dönemi bu şekilde. Osman dönemine gelince o bu konuda daha da ileri gitmiştir. Minberde şöyle diyordu: “Hiç kimsenin Ebu Bekir ve Ömer döneminde duyulmayan bir hadisi rivayet etmesi caiz değildir.”

 [24]

Böylece Daremi ve başkalarının getirdikleri şu rivayetin o döneme ait olduğu anlaşılmaktadır: Ebu Zer bir topluluğun ortasında oturuyordu. İnsanlar etrafından toplanmışlar ondan fetva soruyorlardı. Bir adam gelip başında dikildi ve: Sen fetva vermekten men edilmemiş miydin? dedi. Ebu Zer başını kaldırıp baktı ve dedi ki: Yoksa sen benim üzerimde bir gözetleyici misin? Eğer buraya kılıcınızı koyarsanız -eliyle başını işaret ederek- ve ben sizin infaz etmenizden evvel Allah Resulü’nden (s.a.a) duyduğum bir hadisi nakledebileceğimi anlasam yine de bunu yapacağım. 

[25]

Yine Ahnef b. Kays’ın rivayet ettiği, bu döneme aitti. Dedi ki: Şam’a gittiğimde cumaladım, 

[26] bir adam vardı ki hangi topluluğun yanına varacak olsa oradakiler yerlerini değiştiriyorlardı. [27] Namazını çabukça kılıyordu. Onun yanına oturdum ve ona dedim ki: Sen kimsin? Dedi ki: Ben Ebu Zer’im. Sonra da bana şöyle dedi: Peki sen kimsin? Ben de Ahnef b. Kays olduğumu söyledim. Dedi ki: Yanımdan kalk, seni beşer olarak kabul etmiyorum. Dedim: Beni nasıl beşer olarak kabul etmiyorsun? Dedi ki: Şu adam -Muaviye’yi kastederek- habercisiyle haber saldı ki “hiçbir beşer benimle oturmasın.” [28] [29]

Egemen güçleri muhalefet etmesinden dolayı Ebu Zer bir beldeden bir beldeye sürülmüş sonunda da H. 31’de Rebeze’de ölünceye kadar yalnız ve kovulmuş olarak yaşadı.

Bu üç halife döneminde Resulullah’ın (s.a.a) hadislerini yaymaya çalışan sahabelerin karşı karşıya kaldıkları tehlikelerden sadece bir örnektir.

Muaviye Dönemi

Taberi rivayet eder ki Muaviye H. 41’de Muğire b. Şu’be’yi Kufe’ye vali olarak tayin ettiğinde onu çağırıp şöyle dedi: Sana birçok şeyi tavsiye etmek isterdim; ancak senin görüşüne güvendiğim için vazgeçmiş bulunuyorum. Yalnız bir şeyden vazgeçmeyeceğim ki o da şudur; Ali’ye küfretmeyi ve onu yermeyi bırakma. Osman’a rahmet etmeyi ve ona istiğfarda bulunmayı da. Ali’nin ashabına ayıp bulmayı ve onlara uzak kalmayı; Osman’ın ashabına ise ihsanda bulunmayı ve yakın olmayı terketme. Muğire dedi ki: Hem denedim, hem de denendim. Senden önce de başkasına çalıştım. Beni hiç zemmettirmedi. Şimdi sen deniyorsun. Övülecek misin yerilecek misin, diye. Dedi ki; inşaallah övüleceğiz. 

[30]

Medaini Kitab-ul Ahdas’ta rivayet ederek şöyle der: Muaviye memurlarına Cemaat yılından sonra bir nüsha mektup yazarak, Ebi Turab’ın ve Ehl-i Beyt’inin faziletiyle ilgili olarak rivayette bulunanın zimmetinden uzak olunduğunu bildirir. O zamanlar en şiddetli yer Kufe idi. 

[31]

Hucr b. Adiyy ve dostları sabır içinde bu yolda öldürülmüşlerdir. Reşid el-Hicri ve Meysem et-Timar bu uğurda öldürülerek çarmıha gerilmişlerdir. 

[32]

Böylece Hulefa ekolü sahabelerin ve tabiinin soluklarını boğmuş; siyasetlerine muhalefet eden herkesin işini bittirmişlerdir. Diğer yandan da kapıyı diğerlerine açarak -birazdan değineceğimiz gibi- istedikleri gibi davranmalarına müsaade etmişlerdir.

İsrailiyat Kapısının Açılması

Hulefa ekolünün -daha önce de belirttiğimiz şekliyle- Resulullah’ın (s.a.a) hadislerinin rivayet kapısını kapatması üzerine bunun doğurduğu boşluğu doldurmak için İsrailiyat kapısını açtı. Bunu da Hristiyan bir rahib olan Temim ed-Dari

 [33] ve Yahudi asıllı Ka’b-ul Ahbar gibilerine izin vermekle sağladılar. Bu ikisi İslam’ın hakim olmasından sonra Müslümanlıklarını açıkladılar. Resulullah’tan (s.a.a) sonra da halifelere yakınlaştılar. Halifeler de bunlara Müslümanların arasında hurafeleri ve İsrailiyat rivayetleri yaymalarına izin verdiler. İkinci halife Ömer bunların ilkine haftada bir gün Cuma namazından önce bir saat Peygamber mescidinde vaaz verme yetkisi verdi. Osman bunu iki günde iki saata çıkardı.

Yahudi Ka’b-ul Ahbar’a gelince; 

[34] ve Muaviye ona yaratılışın başlangıcını, Miad hükümlerini, Kur’an tefsirini ve daha başka şeyleri soruyorlardı.

Bunlardan Sahabe ve Tabiinden Enes b. Malik, Ebu Hureyre, 

[35] Abdullah b. Ömer b. Hattab, Abdullah b. Zübeyir, Muaviye ve benzerleri rivayetleri nakletmişlerdir.

İsrailiyatın girişi sadece bu iki Ehl-i Kitab alimi ve bunların talebeleriyle sınırlı kalmamıştır. Bilakis bunlarla beraber ve bunlardan sonra Abbasiler’in hilafetlerine kadar uzanan bir topluluk oluşmuştur. İmam Ali’nin onları Müslümanların mescidlerinden kovduğu kendi dönemi, bu süre içinde bir fetret olarak görülebilir. O, bunlara “öykücüler” adını verdi. Ne var ki bunlar, Hulefa ekolü üzerinde büyük bir etki oluşturmuşlardır. Bu yüzden İsrailiyat kültürü İslam’a girmiş ve onun bir parçasına rengini vermiştir. Buradan Hulefa ekolü içinde Allah’ın cisim olduğu, Resullerin günah işledikleri, beda’ın (alemin başlangıcı) ve miadın (Allah’a dönüş) hakkında ve daha başka -gerçekte İsrailiyat olan- konularda fikir yürütülebileceği şeklinde itikatlar doğdu. Emeviler döneminde -özellikle Muaviye dönemi- bu kişilerin nüfuzu arttırıldı, tazim edildi. Çünkü o kendisine yazar Sircun’u sırdaş; İbn-i Usal’ı

 [36] da şair edinmişti ki bunlar devrin hristiyanlarındandı. Bilinen odur ki bunlar saray Emevi sarayı erkanı olduklarında sahip oldukları hristiyan anlayış ve düşünceleri arkalarında bırakmış değillerdi. Bilakis bunu beraberlerinde Emevi hilafet erkanına da taşımış oldular. Buna bir de Muaviye’nin başkenti olan Şam’ın çok yakın bir geçmişte Rum’un başşehri olduğunu ve burada Bizans’ın derin bir medeniyet ve kültürü olduğunu da eklemek gerekir. Bu Muaviye’nin içine girdiği muhitin genel bir görüntüsüydü.

Muaviye’nin kendisine gelince; İslam’a savaş açan ve İslam’ın kılıç zoruyla diz çöktürdüğü en koyu cahiliye toplumunda yetişti. Burada büyüdü ve bu ortamda kartlaştı. Büyük yaşta da fetihten sonra Mekke’den Medine’ye ve cahiliyeden İslam’a

 [37] intikal etti. Ne var ki yetişmekte olan İslam toplumunda çok kısa bir süre kaldı ki bu süre onun İslami şahsiyetini olgunlaştırması ve gelişip serpilmekte olan İslam toplumuna ayak uydurup ondan etkilenmesi için yeterli değildi. Bilakis kendisi bu topluma etki etmeye çalıştı.

Muaviye kendisine muhalif düşen; İslam’ın asil tabiatında yetişmiş olgun sahabileri yetiştirdiği toplumdan uzaklaştırıyordu. Ebu Zer gibi, Ebu Derda gibi Kufe ehli kurrası gibi... 

[38]

Muaviye döneminden beri yaşanan tüm bu etkenler, Hulefa ekolünün Ehl-i Kitab’ın kültürü karakterine bürünmesini sağlıyordu. Bugüne kadar da sözkonusu etkenlerin bu ekol üzerindeki eserinin boyutunu anlamak için ciddi bir araştırma da olmadı.

Bütün anlattıklarımıza ek olarak Muaviye cahiliye karakteriyle yoğrulmuş; kabilevi asabiyetle hareket eden bu asabiyeti

 [39] yaşatmaya çalışan bir kişiliğe sahipti. Bununla beraber egemenliği varislerine bırakmak gibi bir amacı da bulunuyordu. Yüzüne karşı Resulullah’ın (s.a.a) siyretini bir silah olarak kullanan muhafazakar muhaliflerin dikenini kardı. Bütün cahili hedeflerine ve özel amaçlarına ulaşmak için kendisine bir yol yordam bulmalı; bir şeyler yapmalıydı. Bu uğurda dininde zaafiyet, nefsinde hastalık bulunan bazı sahabelere başvurdu; Amr b. As gibi, Semre b. Cundub [40] gibi Ebu Hureyre gibi. Ona icabet edip yardım ettiler ve Resulullah’tan (s.a.a) onun işini kolaylaştıracak hadisler rivayet etmeye başladılar.

Bunlara örnek olarak Medaini’nin Kitab-ul Ahdas’ta rivayet ettiği şu hadisi gösterebiliriz. Medaini dedi ki:

Muaviye Cemaat yılından

 [41] sonra memurlarına bir mektup yazarak dedi ki; Ebu Turab’ın ve ehl-i beytinin faziletinden rivayette bulunanın zimmetinden beraat edeceksiniz.

Yine onlara Osman’ın şiasını, muhiplerini, velayetinin ehlini; faziletlerini ve menkıbelerini rivayet edenleri gözetmelerini; onlara yakın olmalarını meclislerinde bulunmalarını, yakınlaştırılıp ikramda bulunulmalarını emretti. Sonra dedi ki: Bana bu konuda rivayette bulunan herkesin ismini, babasının ismini, ve kabilesini yazın. Onlar da bunu yaptılar; ta ki Osman’ın faziletleri ve menkıbeleri artmaya başladı. Çünkü Muaviye rivayette bulunanları mükafatlandırıyor; onlara para, altın, değerli eşyalar ve çeşitli hediyeler gönderiyor; onu Araplar ve Mevaliler arasında yüceltiyordu. Bütün bunlar artarken insanlar makam ve dünya için yarışıyorlardı. Muaviye’nin bu emri üzerine rivayette bulunuyup da ismini yazan ve yaptığı eylemi sunup şefaatçi kılan hiçkimse reddedilmiyordu. Bu bir süre böyle devam etti. Sonra yine memurlarına yazarak şöyle dedi: Osman hakkındaki hadisler arttı ve her ülkeye, her beldeye ve şehire yayıldı. Size bu mektubum ulaştığında insanları, sahabelerin ve ilk halifelerin faziletleri hakkında uydurma rivayette bulunmaya çağırın. Ebu Turab’la ilgili her kim rivayette bulunuyorsa da bana sahabe içerisinde ona ters olan bir rivayet getirin; bu bana daha sevimlidir, daha fazla hoşuma gider. Ebu Turab’ın ve şiasının hüccetini geçersiz kılmada daha tesirlidir; onlar için de Osman’ın menkıbelerinden ve faziletlerinden daha kötüdür. Onun mektupları insanlara okundu. Sahabelerin aslı astarı olmayan bir sürü uydurma menkıbeleri rivayet edilmeye başlandı. İnsanlar bu işi o kadar ciddiye aldılar ki minberlerde bile bunları söylemeye başladılar. Hatta eğiticileri, yazarları ve öğretmenleri bunları öğretiyorlardı. Bunları çocuklarına, gençlerine, hizmetçilerine, hatta kızlarına, hanımlarına, köle ve cariyelerine ve maiyetlerinde bulunan herkese bu fazla ve büyük rivayetleri Kur’an’ı öğretiyormuş gibi öğretiyorlardı. Bu Allah’ın dilediği bir zamana kadar böyle sürdü gitti.

Çok sayıda mevzu’ ve yalan hadisler ortaya çıktı, yayıldı. Bu fakihleri, kadıları, eğitimcileri ve yöneticileri direkt etkiliyordu. İnsanların çoğu şu kendini huşu içinde ibadete ve Allah’ın yoluna adamış mustaz’af görünüşlü riyakar kurra’lık belasına müptela oluyorlardı. Yöneticilerinden bir mükafata, hediyeye, yakınlaştırılmaya, makam ve mevkiye nail olmak için hadis uydurup duruyorlardı. Ta ki bu hadisler yalana tevessül etmeyen dindar insanların eline geldiğinde, onlar da bu hadisleri rivayet ediyor; bunların gerçekten de hak olduklarına inanıyorlardı. Oysa ki bunların batıl olduklarını bilselerdi ne rivayet ederlerdi ne de bunlarla amel ederlerdi. 

[42]

İbn-i Hadid Muaviye’nin hadis uydurmaları için sahabe ve tabiinden görevlendirdiği bir grup insanı isimlerini sıralamaktadır. Biz de bunlardan bazısını Ehadis-u Aişe adlı kitabımızda sıraladık.

 [43]

Bütün bu saydığımız rivayetleri Resulullah’ın (s.a.a) hadisleri diye adlandırdılar; vay o hadisleri inkar eden, ona iman etmeyip tasdik etmeyenin haline!...

 [44]

İki Zıt Hadis Nasıl Olur?

Muaviye’nin dönemine ait bir uydurma olması muhtemel şu hadisler de Resulullah’ın (s.a.a) hadisleri diye telakki edilmiş, O’nun sünneti diye adlandırılmıştır:

Sahih-i Müslim’de, Sünen-i Daremi’de ve Müsned-i Ahmed’te -ifade birincisine aittir- Resulullah’ın (s.a.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir:

“Benimle ilgili yazmayın; her kim Kur’an’dan başka bir şey yazarsa onu yok etsin!. .” 

[45]

Başka bir rivayette de: “Peygamber’den (s.a.a) kendisinden duyduklarını yazmak için izin istediler; onlara izin vermedi.” 

[46]

Müsned-i Ahmed’te ve Sünen’i Ebi Davud’ta Zeyd b. Sabit’ten rivayet edilmiştir:

Resulullah (s.a.a) hadislerinden herhangi bir şey yazılmasını nehyetti.” 

[47]

Müsned-i Ahmed Ebu Hureyre’den şöyle rivayette bulundu: Oturmuş Peygamber’den (s.a.a) duyduklarımızı yazıyorduk. Yanımıza gelerek sordu:

- Bu yazdığınız şey de nedir?

- Senden duyduklarımız...

- Allah’ın kitabının yanında kitab olur mu?

- Duymadık...

- Allah’ın kitabını yazın!. . Sadece Allah’ın kitabını alın!. . Allah’ın kitabından başka kitap olur mu? Sadece Allah’ın kitabını alınız!. .

Devamen dedi ki; biz de bütün yazdıklarımızı bir köşeye toplayarak yaktık. 

[48]

Eğer bütün bu hadisler ve rivayetler doğruysa o halde neden Müslümanlar İslam şeriatı kaynaklarını teşkil eden bunca hadis külliyatını, siyer kitaplarını, sünenleri, peygamber sözünü ihtiva eden tefsir, tarih ve diğer kitapları toplayarak onları yakmıyor ya da denize dökmüyorlar!. .

Buna binaen eğer bütün hadis külliyatını denize döker ya da yakarsak İslam şeriatı kaynaklarından geriye neyin kalacağını anlamış değilim. Resulullah’ın (s.a.a) ağzından bu hadisler çıkmamıştır; O Veda Hacc’ında Mina’da şöyle buyurmuştur:

“Allah benim sözlerimi işitip de anlayan ve duymayanlara da tebliğ edenleri aydınlık kılsın. Kendisinden daha fakih olana fıkıh taşıyan niceleri vardır.” 

[49]

Bir başka hadiste de: “Fakih olmadığı halde nice fıkıh taşıyıcısı vardır; kendisinden daha fakih olana fıkhı taşıyan niceleri vardır.” 

[50]

Yine Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Allah benden bir hadis duyup da, duyduğu şekliyle yerine getiren kişiyi aydınlık kılsın!. . Nice tebliğ edilenler, benden duyanlardan daha iyi kavrar.” 

[51]

Başka bir rivayette de Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur:

“Beni görenler, görmeyenlere tebliğ etsinler; umulur ki tebliğ edilen, edenden onu daha iyi anlar.” 

[52]

“Allah’ım halifelerime rahmet et!. . Allah’ım halifelerime rahmet et!. . O’na denildi ki; Ya Resulullah, (s.a.a) kimdir senin halifelerin?. . Buyurdu ki; benden sonra gelip de hadislerimi ve sünnetimi rivayet edenler. .” 

[53]

Buhari’de Kitabet-ül İlim babında şöyle denilmektedir: Yemen ehlinden biri Resulullah’ın (s.a.a) sözünü işitti; Ya Resulullah, bana bunu yaz, dedi. Buyurdu ki; Ebu filana yazın. 

[54]

Rivayet edilir ki Ensar’dan bir adam Resulullah’ın yanında oturuyordu. Duyduğu hadisleri çok beğeniyor, ne var ki ezberleyemiyordu. Bunu Resulullah’a (s.a.a) şikayet etti. Resulullah (s.a.a) ona buyurdular: Sağından yardım al!. . Bu arada eline işaret etti; yazmasını istedi. 

[55]

Amr b. Şuayb o da babasından, o da dedesinden rivayet etti: Dedim ki; Ya Resulullah!. . Senden her duyduğumu yazayım mı? ‘Evet’ diye buyurdu. ‘Gazabında ve rızanda da mı?’ dedim. ‘Evet’ (evet, ben hem gazapta hem de rıza da haktan başkasını söylemem) diye buyurdu.

Başka bir rivayete göre de şöyle dedi: Ben senden bazı şeyler duyuyorum. Onları yazayım mı? Evet, dedi. 

[56]

Abdullah b. Amr şöyle rivayet edildi: Resulullah’tan (s.a.a) duyduğum herşeyi ezberlemek için yazıyordum. Kureyşliler beni engelleyerek; ‘sen Resulullah’tan duyduğun herşeyi yazıyorsun. Oysa ki o bir beşerdir. Hem öfkede konuşur, hem de rızada... Ben de yazmamaya başladım. Sonra bunu Resulullah’a anlattım. Parmağıyla ağzını işaret ederek buyurdu; Yazmaya devam et!. . Nefsimi elinde bulundurana andolsun ki, buradan hayırdan başka bir şey çıkmaz. . 

[57]

Bundan sonraki bir rivayette de şöyledi demektedir: Resulullah’a (s.a.a) gelerek dedi ki; Ya Resulullah!. . Ben senin hadislerini rivayet ediyorum; kalbimle beraber elimin yazmasından faydalanmak istiyorum. Peygamber (s.a.a) buyurdu: Eğer hadisimse kalbinle beraber elinin yazmasından faydalan!. .”

Amr b. Şuayb’tan, o da babasından, o da dedesinden şöyle dediği rivayet edildi:

Dedik ki: Ya Resulullah!. Biz senden bazı hadisler duyuyoruz ki bunları ezberleyemiyoruz. Bunları yazalım mı? Buyurdu ki: Evet, yazın!. . 

[58]

***

O halde Resulullah (s.a.a) son okudumuz sahih rivayetlerde de olduğu gibi hadislerinin yazılmasını, rivayet edilmesini ve tedvin edilmesini emretmiş, teşvik etmiştir. O halde ‘Resulullah hadislerinin yazılmasını yasakladı’ şeklinde daha önce sıraladığımız sözler nasıl rivayet edildi.

Cevap: Kureyş’in, yani muhacirlerden bazı sahabelerin, hayattayken bile Resulullah’ın (s.a.a) hadislerinin rivayet edilmesini ve yazılmasını engellediklerini görüyoruz. Onlar ki Resul’ün (s.a.a) vefatından hemen önce onun vasiyetinin yazılmasını engellediler. Yine Kureyşli ikinci halifenin Resul’ün (s.a.a) hadislerinin yazılmasını şiddetle engellediğini; yazılanları da nasıl yakdığını gördük. Resulullah’ın (s.a.a) hadislerinin neşredilmesini yasaklıyor, sahabelerden bu yasağa muhalefet edenleri Medine’de hapsediyordu. Kureyş’in üçüncü halifesi olan Osman da bu minval üzere hareket etti. Haliyle egemenliğin çatısı altında toplanan bir grup sahabe olacaktı.

Diğer yanda da bu yönelişe muhalefet eden sahabelerin olduğunu görüyoruz. Resulullah’ın hadislerini rivayet ediyor; bu uğurda şiddete takibe ve teröre maruz kalıyorlardı; Ebu Zer gibi... Bu kitabın ilerleyen bölümlerinde de geçeceği gibi İmam Ali (a.s) bu yönelişe karşı oldukça cesurdu. Kendi hilafeti döneminde de hadislerin yayılması yönündeki çalışmaları doğal olarak cesuraneydi. Şimdi bu yönelişi destekleyen bir şeyler olmalıydı; bu dönemde ‘Resulullah’ın sözlerinin yazılmasını yasaklaması’ hadisleri rivayet edilmeye başlandı. Bütün bunlar Resulullah’ın hadisleri arasında bu tür ayrılıkların başgöstermesine sebep oldu.

Rivayet edilen hadislerin bazısında: “Hadislerimi yazın!. .”

Yine rivayet edilen diğer hadislerde: “Hadislerimi yazmayın!. .”

Resulullah’tan (s.a.a) rivayet edilen hadisler arasındaki tenakuz ve ayrılık işte böyle ortaya çıktı.

O halde ne zaman tenakuz halinde bir hadisle karşılaşsak çağlar boyu süren egemenlerin düzenleriyle uyum sağlayan hadisleri terk etmemiz gerekir.

Son olarak şunu eklemeliyiz: Burada engelleme, sadece Muaviye dönemine ait ‘İmam Ali’nin fazilelerinin rivayet edilmesini engellemek’ ve ona Cuma hutbelerinde Müslümanların minberlerinde tel’inde bulunmak değildir.

***

Şu ana kadar Muaviye’nin egemenlik siyasetinin insanları Ehl-i Beyt ekolünden nasıl da Hulefa ekolüne kanalize etmeye çalıştığına işaret ettik. Buna ek olarak Muaviye’nin Müslümanların imamları hakkındaki görüşlerini değiştirmek için pek çok delile ihtiyacı vardı. Müslümanların görüşlerine göre birincil derecede İslami otorite Resulullah’tır (s.a.a) . O insanlık için kemalin ve erdemliliğin örneği ve doruğudur. Ondan hiçbir masiyet südur etmez. Hiçbir zaman nefsinin hevası peşinde sürüklenmez. Böylece Muaviye ümmetin fertleri arasında inhirafa uğramamış kişileri engelliyordu; yani Muaviye’nin arkasından gitmeyen; içkici, mel’un, fasık Yezid’in veliahtlığını kabul etmeyenleri... Bu yüzden de Resulullah’ı Yezid gibi, Muaviye gibi nefsinin peşinde olabileceğini gösteren hadisler rivayet edilmeye başlandı. Bu hadisler bazı mü’minlerin annelerinden, ve peygamber sahabelerinden rivayet ediliyordu.

[59]

Yine Ehl-i Kitab alimleri; geçmiş peygamberler hakkında Muaviye’nin bu siyasetini teyid edici İsrailiyatları, Müslümanlar arasında yaymaya çalışmışlardır. Resulullah’ın hadislerinin rivayet edilmesinin engellenmesi ve rivayet edenlerin söylediklerine olan güvenin sarsılması konusunda hamurun suyu fazla kaçtı. İp çamura bulandı; Resulullah’tan (s.a.a) rivayet edilen hadislere israiliyat karıştı.

İşte Hulefa ekolünde -özellikle Muaviye döneminde- İslami düşünüşün gelişmesi işte böyle oldu; tıpkı Muaviye’nin istediği gibi... Bu düşünüş Hulefa ekolüne ait bir düşünüş oldu ve Muaviye döneminden başlamak üzere Resmi İslam anlayışı haline geldi. Buna muhalefet eden her fikir de yasaklanmış ve atılmıştır. Muaviye’den sonra yaşanan büyük sapmalara karşı çıktığı için şehid edilen Peygamber torunu İmam Hüseyin’den (a.s) bu yana sözkonusu anlayış ve düşünüş ‘Resmi İslam’ ya da ‘Resmileştirilmiş İslami Anlayış’ olarak kaldı. İmam şehadetiyle halife Yezid’in gerçek yüzünü ortaya çıkarmış; kutsiyet perdesine bürünmüş hilafet kurumunu, sahip olmadığı makamından indirmiştir. Böylece egemenlik ve dini merciiyet birbirinden ayrıldı.

***

Hulefa ekolünün Resulullah’ın (s.a.a) hadisleri karşısındaki tutumu işte böyleydi. İnşaallah kitabın ilerleyen bölümlerinde Ehl-i Beyt ekolünün de bu konudaki tutumunu irdeleyeceğiz.

Allame Murtaza ASKERİ

ABNA24.COM

.........................................................................

[1] - A) Buhari, c. 4, s. 120, Kitab’ül Hudud’ta ‘Zina Eden Hamilenin Recmi Babı’ (İfade Buhari’ye aittir. )

B) Müslim, c. 5, s. 116

C) Sünen-i Ebu Davud, c. 2, s. 229, Kitab-ül Hudud’ta Recim Babı

D) Tirmizi, c. 6, s. 204, Kitab-ül Hudud’da Recmin araştırılması konusunda rivayet edilenler babı

E) İbn-i Mace, Kitab-ül Hudud’ta Recim Babı, h. 2553

F) Daremi, c. 2, s. 179, Kitab-ül Hudud’da Zina eden evlilerin haddedilmesi babı

G) Muvatta, c. 3, s. 42 Kitab’ül Hudud.

[2] - A) Sahih-i Müslim, c. 4, s. 167, Kitab-ur Rida’ (emzirme) Beş emzirmeyle tahrim babı

B) Ebu Davud c. 1, s. 279, Kitab-ün Nikah, Beş emzirmeyle nikah haram olur mu, babı.

C) Nesai, c. 2, s. 82, Nikah Babı, Emzirmede haram kılan miktar babı

D) İbn-i Mace c. 1, s. 626 Kitab-ün Nikah, Büyük Emzirme Babı, h. 1944

E) Daremi c. 1, s. 157, Kitab-ün Nikah, Kaç Emzirme Tahrim Eder Babı

F) Muvatta, Malik, c. 2, s. 118 Kitab-ur Rida’, Emzirmeyle İlgili Hadislerin Cemi Babı.

[3] - Sahih-i Müslim, c. 3, s. 100, Kitab-üz Zekat, Eğer Ademoğlunun İki Vadisi Olsaydı Üçüncüsünü de İsterdi Babı.

[4] - Sahih-i Buhari, Kitab-ul Hudud, Zina eden hamilerin recmi babı, h. 1; Sahih-i Müslim, Kitab-ul Hudud, Zina edenlerin recmi babı.

[5] - Kitabın sonunda Ehl-i Beyt’e göre İslam Şeriatının kaynakları konusuna bakınız.

[6] - Ebu Muhammed Talha b. Abdullah el-Kurşi et-Teyyimi. Annesi ‘Ala el-Hadremi’nin kızkardeşi Su’be’dir. Peygamber Ala ile Zübeyr’i kardeş yapmıştı. Osman’ın azılı muhaliflerindendi. Osman öldürüldüğünde Ali b. Ebi Talib’in beyatına koştu. Sonra da Basra’ya giderek Ali b. Ebi Talib’den Osman’ın kanını istedi. Cemel günü Mervan onu görmüş ve ona bir ok atmıştı. Bu yaranın etkisiyle h. 36’da öldü. Sihah sahipleri ondan 38 hadis rivayet etmişlerdir. Bkz. Aişe’nin Hadisleri, 1, s. 109, 196; Cevami-us Siyre, s. 281 gibi Cemel günü Ali’ye (a.s) karşı savaşan Abdullah b. Zübeyr (2) 2- Ebu Habib Abdullah b. Zübeyr el-Kurşi el-Esedi. Annesinin ismi Esma binti Ebu Bekir. Ümm-ül Mü’minin Aişe -onun teyzesi oluyor- onu çok seviyor ve ona kinayede bulunuyordu. Al-i Beyt’e kin besliyordu. İmam Ali şöyle buyurdular: Oğlu Abdullah büyüyene kadar Zübeyr biz Ehl-i Beyt’tendi. Cemel gününde Aişe için tahrikte bulunuyordu. Hz. Hüseyn’in (a.s) şehadetinden sonra Mekke’yi üs edindi. H. 73 yılında Mekke’de Haccac tarafından öldürüldü. Sihah sahipleri ondan 33 hadis rivayet etmişlerdir. Bkz. Esed-ul ⁄abe Tercemesi; Ehadis-u Aişe; Cevami-us Siyreti s. 281 gibi Sıffin’da Muaviye (3) 3-Ebu Abdurrahman Muaviye b. Ebi Süfyan el-Kurşi el-Emevi. Annesi Hind binti Utbu’dir. Mekke’nin fethinden sonra İslam’a girdi. Kardeşi h. 18’de Umvas’ta vebaya yakalanınca onu kendi yerine atadı. Ömer, valiliğini teyid etti. Osman öldürülünceye kadar da orada kaldı. İmam’a karşı isyan etti ve onunla savaşmak için ordu hazırladı. h. 36’da Sıffin’de savaştılar. İmam’ın ordusu zaferin eşiğine geldiğinde mızrakların ucuna mushaf sahifeleri taktırarak onları hakeme davet etmek suretiyle kandırdı. İki taraftan hakem tayin ettiler; Amr b. As Ebu Musa el-Eşari’yi aldattı. H. 41. yılında İmam Hasan (a.s) onunla sulh yaptı ve Müslümanların halifesi oldu. H. 60’da öldü. Sihah sahipleri ondan 163 hadis rivayet etmişlerdir. Bkz. Ehadis-u Aişe, Muaviye ile bir fasıl; Cevami-us Siyre, s. 277 ve Amr b. As (4) 4- Ebu Abdullah Amr b. As el-Kurşi es-Sehmi. Annesi cahiliyedeki bağiyelerin meşhurlerından olan Nabiğa idi. Hayber yılında Müslüman oldu. Mısır’ı fethetti ve Ömer döneminde buraya vali oldu. Osman tarafından azledince onun azılı muhaliflerinden oldu. Öldürülmesinden sonra da kendisine muzaffer olması durumunda Mısır’ı vermesini Muaveye’ye şart koşarak onun safına geçti. Sıffin savaşına katıldı ve Muaviye’ye Kur’an sahifelerini mızraklara takmasını önerdi. Hakem olayında Ebu Musa’yı aldattı. Sonra Mısır’a giderek Muhammed b. Ebi Bekir’i öldürdü ve oraya vali oldu. Kırkıncı senede ölünceye kadar orada kaldı. Sihah sahipleri ondan 39 hadis rivayet etmişlerdir. Bkz. Ehadis-u Aişe, Fasl-un Maa Muaviye; Cevami-us Siyre s. 280 gibi, Nehrevan’da savaşan Zü-l Huveysara (1) 1- Zü-l Huveysara et-Temimi. Adı Harkus’tu. Birgün Resulullah (s. a.a) paylaştırıyordu. Dedi ki: Ya Resulullah adil ol! Hazret buyurdu: Yazıklar olsun sana! Eğer ben adil değilsem adil olan kimdir. Onun hurucunu ve öldürülmesini haber vermişti. Nehrevan’da Hariciler’le öldürüldü. Ali onu istediğinde Peygamber’in haber verdiği gibi öldürülmüş olduğunu gördü. Esed-ul ⁄abe Tercemesi ve Abdullah b. Vehb (2) 2- Abdullah b. Vehb er-Rasibi es-Sebai. Hariciler ona halifeleri olarak h. 37’de biat ettiler. Nehrevan’da öldürüldü. Bkz. Abdullah b. Sebe, c. 2, s. 235, 236.

[7] - Ali’nin fazileti ile ilgili bunlardan da rivayet etmektedirler. Çünkü fazilet düşmanların dahi itiraf etmek zorunda oldukları gizleyemedikleri gerçeklerdir.

[8] - Ebu Abdullah Cafer b. Muhammed es-Sadık. el-Müfid İrşad’ta şöyle demiştir (254) : Hadis alimleri kendisinden rivayet eden çeşitli görüşlerdeki güvenilir ravileri topladılar; dört bin kişi çıktı.” H. 148’de vefat etti.

[9] - Ebu Hafs Ömer b. Sa’d el-Kurşi ez-Zühri Muhtar onu 65, 66, 67’de öldürdü. Bkz. Tercemetuhu bi Takrib-et Tehzib c. 451.

[10] - 1- Buhari, Kitab-ul Cihad Cevaiz-ul Vefd babı 2, s. 120, Kitab-ul Cizye, Yahudilerin Arap yarımadasından çıkarılması babı 2, s. 136; Müslim, Vasiyetin Terki babı, 5, s. 75, Müslim bunu yedi isnad ile rivayet etmiştir.

[11] - Buhari, Kitab-ül İlm, Bab-ul İlm, 1, s. 22.

[12] - Fi İmta-ul İsma’ s. 546 Zeynep binti Cahş ve arkadaşları söyledi.

[13] - Tabakat-ı İbn-i Sa’d, Bs. Beyrut, 2, s. 243, 244, Resul’ün Ümmetine yazmak istediği kitab babı; Nihayet-ul Erb, 18, s. 357; Kenz-ul Ummal, Birinci baskı, 3, s. 138, 4, s. 52.

[14] - Tabakat-ı İbn-i Sa’d, 2, s. 244.

[15] - Sünen-i Daremi, 1, s. 125, Mukaddime, Yazıya Ruhsat Verenler Babı; Ebu Davud, 2, s. 126, Kitab-ul İlm; Müsned-i Ahmed, 2, s. 162, 207, 216; Müstedrek-ül Hakim, 1, s. 105, 106; Cami Beyan-il İlmi ve fadlihi li İbn-i Abd-il Bir, 1, s. 75, Bs. II, Kahire, 1388

Abdullah b. Amr b. Sa’d el-Kurşi es-Sehmi. Annesi Reyta binti Menbe es-Sehmi’dir. Babasından onbir ya da oniki yaş daha küçüktü. Vefatı konusunda ihtilaf edilmiştir. Mısır’da mı, Taif’te mi, yoksa Mekke’de mi? H. 63’te mi, 65’te mi? Bkz. Esed-ul Gabe Tercemesi, 3, s. 23; en-Nubela’ 3, s. 56; Tehzib-ut Tehzib 5, s. 337.

[16] - Tabakat-u İbn-i Sa’d, 5, s. 140 Kasım b. Muhammed b. Ebi Bekir’in tercemesiyle.

[17] - Ebu Hafs Ömer b. Abdulaziz. Hicri 99’da hilafeti devraldı. İmam Ali’ye lanet etme geleneğini kaldırdı. Fedek’i Fatıma’nın varislerine geri verdi. Hadislerin yazılmasını emretti. Onun daha bir çok güzel tarafı vardır. H. 101’de vefat etti. Bkz. Tarih-ul Hulefa, Suyuti; Takrib-ut Tezhib, Daremi Mukaddimesi, s. 126.

[18] - Feth-ul Bari, Kitab-ul İlm, 1, s. 218.

[19] - Tezkiret-ul Huffaz li-z Zehebi, Ebu Bekir Tercemesi, 1, s. 2, 3.

[20] - İbn-i Abdulber Cami-ul Beyan adlı eserinde bunu üç senedle çıkardı. ‘Kendisini anlamadan hadisleri çoğaltmanın zemmi babı’, 2, s. 147; Tezkiret-ul Huffaz li-z Zehebi, 1, s. 4, 5

Karza b. Ka’b Ensar’ın Hazreç kolundandır. ⁄abe’nin isnadına göre Ömer’in Ammar b. Yasir’le Kufe’ye gönderdiği on kişiden biridir. Uhud ve sonrasını gördü. 23. yılda Rey şehrini fethetti. Ali Cemel’e yürüdüğü sırada onu Kufe’ye vali yaptı. Onun hilafeti döneminde Kufe’de vefat etti. Esed-ül Gabe 4, s. 203

[21] - Kenz’deki hadis numarası 4865, 1. Baskı, c. 5, s. 239, Müntahibi c. 4, s. 61, Abdurrahman b. Avf el-Kurşi ez-Zühri, Resulullah muhacirler arasından onu ve Osman’ı kardeş yaptı. Ömer ona kendisinden sonraki halifeyi şurada tayin etme yetkisi verdi. Osman’ın elini tutup ona biat etti. 31 veya 32. yılda Medine’de vefat etti. Sihah sahipleri ondan 65 hadis rivayet ettiler. Bkz. Abdullah b. Sebe, Şura faslı, c. 1; Cevami-us Siyre, s. 279.

Abdullah b. Huzeyfe. Onun tercemesini bulamadım. Abdullah b. Huzafe el-Kurşi es-Sehmi olabilir. Muhacirlerin önde gelenlerindendir. Osman’ın hilafeti döneminde Mısır’da vefat etti. Takrib-üt Tezhib, 1, s. 49

Ebu Derda Uveymir ya da Amir b. Malik el-Ensari el-Hazreci, Annesi Muhibbe binti Vakıd b. Atnabe idi. Müslüman olması gecikmişti. Hendek ve sonrasına şahid oldu. Peygamber onu ve Selman’ı kardeş yaptı. Osman zamanında Dimışk kazasına vali oldu ve 32 ya da 33’te orada vefat etti. Sihah sahipleri ondan 179 hadis rivayet etmişlerdir. Esed-ul ⁄abe, 5, s. 159, 160, 187, 188; Cevami-us Siyre, s. 277.

Ukbe b. Amir iki tanedir: Cehni, Sihah sahipleri ondan 55 hadis rivayet etmişlerdir. Bir de Ensari Selmi var. Esed-ul ⁄abe 4, s. 417; Cevami-us Siyre s. 179.

[22] - Ömer Tercemesiyle Tezkiret-ul Huffaz, 1, s. 7

İbn-i Mesud, Abdurrahman Abdullah b. Mesud el-Huzai’dir. Annesi Ümmü Abd binti Abdud el-Huzai’dir. Babası, Beni Zühre’nin müttefikiydi. Abdullah çok önceleri Müslüman olmuş; Ka’be’de yüksek sesle Kur’an okumuştu. Bunun üzerine müşrikler onu kanlar içinde bırakıncaya kadar dövdüler. Habeşistan’a ve Medine’ye hicret etti. Bedir’e ve sonrasına şahid oldu. Velid’in valiliği döneminde Kufe’de işlediği usulsüzlüklere karşı çıktığı için Osman tarafından iki sene boyunca bağışı (maaşı) kesildi. H. 32’de vefat etti. Vasiyetinde Osman’ın, kendisi için cenaze namazı kılmamasını istedi. Esed-ul ⁄abe, 3, s. 256, 260; Müstedrek-i Hakim, 3, s. 315, 320; Bkz. Ehadis-u Aişe, 62, 65; Ebu Mes’ud el-Ensari Ukbe b. Amr el-Bedri. Vefatında ihtilaf edilmiştir. Esed-ul ⁄abe, 5, s. 294.

[23] - Tarih-u İbn-i Kesir, 8, s. 107.

[24] - Muntahab-ul Kenz bi Hamiş-i Müsned-i Ahmed, 4, s. 64.

[25] - Bu Osman dönemindedir dedik; çünkü sahabelerden hiçkimse Ömer döneminde otoritenin emirlerine karşı böyle açıkça muhalefet etmeye cesaret edemezdi. Rivayet Sünen-i Daremi’de geçmektedir. c. 1, s. 132; Tabakat-ı İbn-i Sa’d c. 2, s. 354 Ebu Zer Tercemesiyle; Buhari bunu ele almış ve ‘Sözden önce ilim babı’nda rivayet etmiştir. c. 1, s. 161.

[26] - Yani Cuma günü, Cuma namazını kıldım.

[27] - Doğrusu oradakiler kaçtı olabilir.

[28] - Tabakat-ı İbn-i Sa’d, 4, s. 168.

[29] - Ebu Bahr el-Ahnef b. Kays et-Temimi es-Sa’di. Ona Ahnaf lakabının verilmesi ayağındaki yumruluktan ötürüydü. Resulullah’a yetişti; ancak onu göremedi. Cemel savaşına katılmadı; Sıffin’de ise İmam Ali’yle birlikte savaştı. 63. yılında Kufe’de vefat etti. Bütün sihah sahipleri ondan rivayette bulundular. Tercemesi için bkz. Esed-ul ⁄abe ve Takrib-ut Tehzib.

[30] - Hicri 51. yılın olayları hakkında bkz. Taberi, 2, s. 112, 113, 2, s. 38; İbn-i Esir, 3, s. 102

Muğire b. Şu’be b. Ebi Amir es-Sekafi. Annesi Emame binti Afkam’dır. Hendek yılında Müslüman oldu. İslam’a girişinin sebebini ise Vakidi’nin Meğazi 2, s. 595, 598’de anlatmaktadır. Mukavkıs’ın yanına gidip ona tesir etmeye çalışan ondört kişiden biriydi.

Geri döndüklerinde de Hayber ile Medine arasında bir yerde iken içki içtiler; Muğire ise çok az içti. Onüç kişi sarhoş oldular. Üzerlerine atlayıp onları öldürdü. Ondördüncüleri de kaçtı. Muğire geride kalan mallarını ve eşyalarını alıp Peygamber’e geldi; Müslüman olduğunu açıkladı. Peygamber dedi ki bunun humusunu alamam; bu gasp ve haksızlıktır. Amcası Urve b. Mesud onüç kişinin diyetini ödedi. Basra’da valiyken zina yaptığına şahid olundu. Halife Ömer şahidlerden birine tesir edip tanıklığını bozunca haddedilmekten kurduldu. Bu konuyu Abdullah b. Sebe adlı kitabımızda ‘Muğire’nin zinası faslı’ diye işledik. c. 1. Kufe’de valiyken hicri 50. yılında öldü. Sihah sahipleri ondan 136 hadis rivayet ettiler. Tercemesi için bkz. Esed-ul ⁄abe ve Cevami’-us Siyre, s. 278.

[31] - Şerh-i Nehc-il Belağa’da İbn-i Ebi Hadid’in kendisinden yaptığı rivayettir.

[32] - Hucr b. Adiyy b. Muaviye el-Kindi. Hucr-ul Hayr olarak biliniyordu. Peygamber’in elçisi oldu; Kadisiye savaşına katıldı; İmam Ali ile Cemel ve Sıffin savaşlarına katıldı. Nehrevan’da Kinde ve Meysere’nin başındaydı. Ziyad b. Ebih’e İmam Ali’yi tel’in etmesine karşılık verdi ve birgün namazı geciktirmesine itiraz etti. Ziyad da Muaviye’nin emri üzerine onu ve cemaatını Şam’a gönderdi. Muaviye İmam’dan teberri etmeyen herkesin öldürülmesini emretti. Böylece Hucr “Merc-i ‘Uzra” da hicri 51. senesinde katledildi. Hikayesinin ayrıntıları için bkz. Abdullah b. Sebe, c. 2, İbn-i Sebe gerçeği ve Sebeilik faslı.

Reşid el-Hicri. Yemen’in Hecere şehrine nisbetinden bu ad verilmiştir. Bunun Ensar’dan Ben-i Muaviye’nin kölesi olan Reşid el-Farisi olduğu söylenmiştir. Tercemesi el-İsti’ab’ta, Esed-ul ⁄abe’de, Lubab’ın Lugat-ul Hicri’sinde geçer. Kufe ehli içinde yetişti. Ric’at inancına sahipti; bunu Kufe’de konuşuyordu. Ziyad dilini kesti ve onu çarmıha gerdi. Tercemesi için bkz. Rical-ul Keşa s. 78.

Meysem b. Yahya et-Temar. Beni Esed’ten bir kadının kölesiydi. İmam Ali onu satın alıp azad etti. Onu yakalattı. Öldürülmeden önce bana sorun, dedi. İnsanlar ona sordular; o da onlara anlattı. İbn-i Ziyad birilerini gönderip onun ağzını gemledi; böylece İslam’da ağzı ilk gemlenen kişi oldu. Daha fazla bilgi için bkz. Rical-ul Keşa, s. 81-84.

[33] - Ebu Rakiye Temim b. Evs ed-Dari. Ehl-i Kitabın meşhur hristiyan alimlerinden, dönemininde yaşayanların rahibi ve Filistin’in tanınmış abidi idi.

Tebük gazvesinden sonra Medine’ye geldi ve bir hırsızlık olayının üzerinde ispatlanması üzerine Müslüman oldu; mahkum olduğu şeyden kurtuldu. Beni Sehm’den bir adamla ve Adiyy b. Bedaı ile Şam’a bir ticaret için gitmişlerdi. Sehmi yolda öldü ve mallarını yakınlarına teslim etmelerini tavsiye etti. Eşyalarının arasında vasiyetini gizlemişti. Onlar da malından keyiflerinin istediği kadarını aldılar. Onun aldıkları içinde üçyüz miskal ağırlığında dış süslemesi altınla işlenmiş gümüş bir kupa vardı. Malın geri kalanını da ehline verdiler. Yakınları mallara baktıklarında bunun eksik olduğunu gördüler; oysa ki vasiyette mal tamdı. Ondan hiçbir şey satılmamış ve hibe de edilmemişti. Durumlarını Peygamber’e (s. a.a) götürdüler. Peygamber (s. a.a) de onları İkindi namazından sonra minberin yanında yemin ettirdi. Onlar da hıyanette bulunmadıklarına dair yemin ettiler. Peygamber (s. a.a) de onları serbest bıraktı. Sonra kupayı Temim’in yanında buldular. Onları ikinci kez Peygamber’e (s. a.a) götürdüler. Bu arada ayet indi: “Ey iman edenler!. . Aranızdaki bir şahitlik...” Sehmiler kupanın ölen efendilerinden kaldığına dair yemin ettiler; kupayı ve geri kalan malı da Temim’le arkadaşından aldılar. Sonra Temim hıyanetini itiraf etti. Peygamber (s. a.a) buyurdu: Vay haline ya Temim!. . Müslüman ol, Allah bundan ötürü seni bağışlasın. O da Müslüman oldu.

Bu şekilde Ömer zamanına kadar Medine’de yaşadı. Ömer kendi döneminde onu tazim ediyor ‘Medine’nin en hayırlısı’ diye iltifatta bulunuyordu. Bağışta onu Bedir ehliyle bir tutuyordu. Ondördüncü yılının Ramazan ayında da insanlara namaz kıldırmasını emretti. Osman’ın öldürülmesiyle birlikte Şam’a intikal etti. Hicri 40. yılında ölünceye kadar Muaviye’nin korumasında yaşadı. Temim’in hikayesini ve tercemesini geniş bir şekilde ‘Min Tarih-il Hadis’ adlı kitabımızda inceledik. Orada kaynaklarıyla beraber, yaptıklarının açıklamaları bulunmaktadır.

[34] - Ebu İshak Ka’b b. Mani’. Ehl-i Kitab alimlerinin büyüklerinden ve Yemen’in önde gelen Yahudi ahbarlarındandı. Medine’ye geldi ve Ömer zamanında Müslümanlığını açıkladı. Ömer’in isteği üzerine Medine’de kaldı. Osman’a karşı ayaklanma belirtileri başgösterince Şam’a intikal etti. Burada Muaviye’nin gözetiminde ve korumasında yaşadı. H. 34’de Hımıs’ta 104 yaşındayken öldü. Min Tarih-il Hadis adlı kitabımıza bakınız.

İşte Ka’b-ul Ahbar, birçok açıdan İslami düşünüşe olumsuz etkide bulunan ve varlığı bilinen Yahudidir; birçoklarının zannettikleri gibi Sahabe ve Tabiinlere etki eden uydurma Abdullah b. Sebe değil. Yazar’ın Abdullah b. Sebe adlı eserine bakınız. Ömer, Osman (2) 2- Osman b. Affan b. Ebi-l As el-Kurşi el-Emevi. Annesi Peygamber’in amcasının kızı Erva el-Beyza idi. Peygamber’in (s. a.a) kızı Rukiye ile evlendi; Habeşistan’a, sonra da Medine’ye hicret etti. Hanımının vefatından sonra gördüğü eziyetlerden ötürü Peygamber’in diğer kızı Ümmü Külsüm ile evlendi. Abdurrahman b. Avf H. 24’te Ali’nin (a.s) önceki iki halifenin siyretini takip etmeyi reddetmesi üzerine ona biat etti. Beni Ümeyye’den olan kendi yakınlarını diğer Müslümanlardan olan valilerin yerine geçirince H. 36 Zi-l Hicce’de Kureyş önderliğinde ona ayaklandılar. Beki’ mezarlığında defnedilmesini engellediler; Hişşu Kevkeb’de defnedildi. Sihah sahipleri ondan 146 hadis rivayet ettiler. Cami-us Siyre, s. 277; Ehadis-u Aişe, İki Sıhr’ın (peygamber’e evlilik yoluyla yakınlık kurmuş olan) dönemi faslı.

[35] - Ebu Hureyre ed-Dusi. İsmi ve nesebi hakkında ihtilaf edildi. Ondan 5374 hadis rivayet edildi. 57 veya 58 H. ’de vefat etti. Bkz. Cevami-us Siyre, 276; Kitab-u Şeyh-il Mudireti li Alemi Mısır, Rahmetli Şeyh Mahmud Aburiye.

[36] - Sircun, Taberi Tarihi, Muaviye’nin yakınları bahsi, c. 2, s. 205; İbn-i Esir, 4, s. 7. Rum asıllı Sircun, onun yazarı ve sırdaşıydı. Ondan sonra da Yezid için yazdı. Fi-l Eğani, c. 16, s. 68, Yezid hristiyan Sircun’la içtiği içki üzere yatardı. Müslim b. Akil’in Kufe’ye girdiği haberini duyunca, İbn-i Ziyad’ı buraya atamasını o tavsiye etti. Taberi, c. 2, s. 228, 239; İbn-i Esir, c. 4, s. 14. Onun oğlu da Abdulmelik için yazarlık yaptı. et-Tenbih ve-l İşraf-il Mes’udi, s. 261; Bkz. el-Hıtat li-l Makrizi c. 1, s. 159

İbn-i Usal, Muaviye oğlu Yezid’e veliahtlık için biat toplamaya karar verince, Şam ehlinin Abdurrahman b. Halid b. Velid’e meyilli olduğunu gördü. Doktoru İbn-i Usal’dan onu zehirlemesini istedi; karşılığında da kendisinden bir yıl boyunca haracı kaldıracağını ve Hımıs şehrinin haracını toplamaya kendisini görevlendireceğini vaad etti. İbn-i Usal bunu yaptı ve bu haraketiyle Muaviye’yi akladı. Abdurrahman’ın oğlu Halid ile kardeşinin oğlu Muhacir onu öldürdüler. el-Eğani, 10, s. 12, 13; Taberi Tarihi, 2, s. 82, 83; İbn-i Esir, 3, s. 378; Yakubi, Tarihinin c. 2, s. 223’ünde şöyle der: Muaviye hristiyan İbn-i Usal’ı Hımıs üzerinde görevlendirdi. Ondan önce hiçbir halife hristiyan birini bu şekilde görevlendirmemişti. Hadis doktor; Ahtal’ı (2) 2- Ebu Malik Gıyas el-Ahtal Teğallub hristiyanlarından. İkinci halife Ömer’in hilafetinin başlarında doğdu, H. 95’te de öldü.

Cahiz onun Emevilere yakınlaşmasını şöyle anlatır: Muaviye çoğunun Ali’nin dostları olmaları ve Muaviye’nin hilafette hakkı olmadığını düşünmeleri hasebiyle Ensar’ı yermek istedi. Oğlu Yezid Ka’b b. Ca’il’den onları yermesini istedi; o ise reddederek şöyle dedi: Ancak istersen sana, bizden olan hristiyan bir genci tavsiye edebilirim. Onun dili keskindir ve onları yermekten geri durmaz. Yezid’e Ahtal’ı tavsiye etti. el-Beyan ve-t Tebyin, c. 1, s. 86

el-Eğani 13, s. 142’de Ka’b b. Ca’il’den rivayet edilir: Yezid b. Muaviye kendisine şöyle dedi: İbn-i Hüsan Abdurrahman b. Hakem’i rezil etti, biz de onu rezil ettik. -Onun İbn-i Hakem’in karısıyla bir hikayesi vardı- Ensar’ı yersene!. . Ona dedi ki: Sen beni şirke düşürmek mi istiyorsun. Resulullah’a (s. a.a) yardım eden ve onu barındıran bir kavmi nasıl yerebilirim. Ancak istersen bizden olan hristiyan bir genci tavsiye edebilirim. Hadis

Bundan sonraki başka bir rivayete göre de Muaviye’nin Ka’b’a düzenbazlık etti ve ondan Ensar’ı yermesini istediği; o ise kendisine Ahtal’ı tavsiye etti... Onları hicvetmiş şiiri şöyle:

Kureyş keramet ve yücelikleri topladı,

Sarıkların altındaki kınanmışlarsa; Ensar...

Rivayet edildi ki Ensar, Muaviye’den ona karşı yardım istediler. Muaviye dedi ki: Onun dilini kesmeniz lazım. Ne var ki oğlum onu himayesine aldı. Yezid’i de bir köşeye çekip: “Ben bu kavme şöyle şöyle dedim. Sen de onu himayene aldığını söyle...” c. 13, s. 147

c. 8, s. 299’da da şöyle dedikleri rivayet edilir: “Kafir bir hristiyan Müslümanları hicvedip duruyor” üzerinde gösterişli bir cübbe, gösterişli bir tılsım, boynunda dolanmış altın ve altın bir haçla dolaşırdı. Sakalından içki kokusu yayılırdı. O bu şekliyle Abdülmelik b. Mervan’ın yanına izinsiz girerdi.

Yine Kufe mescidi kapısında bir şiir söyledi. c. 8, s. 321

Yezid’le konuşuyor; onunla birlikte sarhoş oluyordu. c. 16, s. 68, Bir defasında da Yezid’le hacca gitti. c. 8, s. 301.

[37] - Ehadis-u Aişe, Muaviye ile bir bölüm.

[38] - Ehadis-u Aişe, Muaviye’yle bir bölüm, s. 237, Şerh-un Nehc-i li-i Mu’tezili, 1. Bs. Mısır, 1, s. 159, 160

[39] - Fi-l Eğani, Bs. Dar-ül Kütüb, 2, s. 241-251

Mervan, Medine’de Muaviye’nin valisiyken, Abdurrahman b. Ertat’ı içki içtiği için haddetti. Cahiliyedeyken Muaviye’nin dedesi Harb’ın dostuydu. Muaviye Mervan’a şöyle yazdı: Sonra, sen Harb’ın dostunu insanların önünde seksen sopayla haddettin. Oysa ki baban Mervan’ın dostu olsaydı onu affedecektin. Ancak vallahi haddini bozacak, hatanı ilan edecek ve onun itibarını iade edeceksin. Yahut haddini iptal eder; kısas olarak sana seksen sopa vurmasını emrederim... Mervan da Muaviye’nin emrettiğini yerine getirdi. Hadis

Yine o Ziyad’ın nesebini bir cahiliye adeti olarak kendi babasına iltihak etmekle; çocuk kimin yatağında doğmuşsa onundur, zani kişiye ise bir şey yoktur diyen İslam şeriatına açıkça muhalefet etmiştir. Bkz. Ehadis-u Aişe; Abdullah b. Sebe, Ziyad’ın iltihak edilmesi faslı c. 1

İbn-i Abdi Rabbih ‘Ikd-ul Ferid adlı eserinde şöyle rivayet etmektedir: Muaviye Ahnef b. Kays ile Semre b. Cundub’u davet eder ve onlara şöyle der: “Ben şu kızılların (Arap olmayanlara verilen bir lakaptı) gün be gün arttıklarını görüyorum. Selefe saygısızlıkta bulunduklarını da görüyorum. Sanki onlardan bir grubun Araplara ve sultaya karşı isyanlarını görür gibiyim. Onlardan bir kısmını öldürmek diğer kısmını da bırakmak istiyorum. Böylece çarşıyı düzene sokacak, yolu onarmış olacağım.” Ahnef b. Kays buna karşı çıkmış; Semre ise Ey Emir!. . Beni vali tayin et!. . Ben senin onlar için istediklerini yerine getireceğim. demişti. Sonra da Muaviye onları öldürmekten vazgeçmişti.

[40] - Semre b. Cundub b. el-Hilali el-Fezari. Babasının ölümünden sonra annesi onu Medine’ye getirdi. Şeyban b. Salebe el-Ensari onunla -annesiyle- evlendi. Semre el-Ensari ile uzlaştı. Resulullah aralarında Semre’nin de bulunduğu bazı ashabına: “Sizin son öleniniz cehennemdedir” buyurdu. Son ölenleri de Semre oldu. 59 yılında Basra’da öldü. Tercemesi Esed-ul ⁄abe ve Nubela’dadır. Bütün sihah sahipleri ondan rivayet ettiler. Muaviye’yle olan birliktelikleri, onun için uydurduğu hadisler ve emirliği döneminde işlediği cinayetler, Ehadis-u Aişe kitabında işlendi. s. 297, 298

[41] - Cemaat yılının tefsiri gelecek.

[42] - İbn-i Ebi Hadid, ‘O’nun (a.s) konuşmalarından biri’ şerhi, Birinin O’na (a.s) bid’at hadisler konusunda sorması, Rk. 208 c. 3, s. 15, 16; Fecr-ul İslam, Ahmed Emin, s. 275.

[43] - O’nun (a.s) ashabına yaptığı bir konuşmanın şerhi “Benden sonra üzerinize bir adam zuhur edecek...” c. 1, s. 358

Ehadis-u Aişe kitabında Muaviye İle babında, bahsin neticesi faslı, s. 295, 297.

[44] - Hatib, Tarih-ul Bağdad’ta rivayet eder, c. 14, s. 7, Reşid ve yanında Kureyş’in ulularından bir grup olduğu halde Ebu Hureyre’nin şu hadisini zikreder; “Musa Adem’le karşılaştı; ona: Sen bizi cennetten çıkaran kişisin dedi.” Kurşi dedi ki; Musa Adem’le nerede karşılaştı? Reşid kızar ve şöyle der: Natı’ ve Seyf zındıktırlar. Resulullah’ın hadislerine yalan katmaktan başka bir şey yapmıyorlar. Ravi -Ebu Muaviye- onu yatıştırmaya çalışıyor ve şunu söylüyordu: Bu onun bir sürçmesiydi ve zaten onu anlamamıştı, Ya Emir-el Mü’minin. Böylece onu yatıştırdı.

[45] - Sahih-i Müslim, 4, s. 97, Kitab-uz Zühd, Hadis’te tesbit ve ilimde yazmanın hükmü babı, h. 72, Sünen-i Daremi, 1, s. 119, Mukaddime, 42. Bab; Müsned-i Ahmed, 3, s. 12, 39, 56.

[46] - Sünen-i Daremi, Mukaddime, 42. Bab.

[47] - Müsned-i Ahmed, 3, s. 12, 13.

[48] - Müsned-i Ahmed 5, s. 182; Sünen-i Ebi Davud, Kitab-ul İlm, 3, s. 319.

[49] -

[50] -

[51] - 1, 2, 3- Bunların kaynakları daha önce geçti; Bedai’-ul Minen, c. 1, s. 14.

[52] - Sahih-i Buhari, c. 1, s. 24 Bs. Polak, Kitab-ul İlm, Peygamber’in “Nice mübelliğ...” sözü babı; Kenz-ul Ummal 2. Bs. 10, s. 133, h. 1126; Sünen-i İbn-i Mace c. 1, s. 85, h. 233; Bihar-ul Envar, 2, s. 152, h. 42.

[53] - Mean-il Ahbar, s. 374, 375; Uyun-il Ahbar, Bs. Necef-ül Eşref, c. 2, s. 36; Men La Helduruh-ul Fakih, Büyük Gıfari üzerine inceleme, c. 4, s. 420; Bihar-ul Envar, 2, s. 152, h. 7.

Hulefa Ekolü kaynakları: el-Muhaddis el-Fasıl li-r Ramhermezi, Resulullah’tan (s. a.a) nakledenin fazileti babı, s. 163; Kavaid-ut Tahdis li-l Kasimi, Hadisi rivayet edenin fazileti babı, 2. Bs. s. 48; Şeref-u Eshab-il Hadis li-l Hatip el-Bağdadi, Hadis rivayet edenlerin Resulullah’ın (s. a.a) halifeleri oluşu babı, s. 30; Cami Beyan-il İlm li İbn-i Abdilber, 1, s. 55; Ahbar-u Esbahan li Ebi Naim, c. 1, s. 81; Feth-ul Kebir li-s Suyuti, Ebu Said’ten, c. 1, s. 233; Kenz-ul Ummal li-l Muttaki, Kitab-ul İlm, İlim Adabı babı, Hadis rivayeti ve yazmanın adabı, Ali’den (a.s) ve İbn-i Abbas’tan, 2. Bs. c. 10, s. 127, 133 h. 1086, 1127, c. 10, s. 181, h. 1407; el-Elma’ li-l Kadi ‘Iyaz, Hadis ilminin ve bu ilim ehlinin şerefi babı, s. 11.

[54] - Sahih-i Buhari, c. 1, s. 22; Ebu Filan Tirmizi’nin de rivayet ettiği gibi Ebu Şat idi.

[55] - Sünen-i Tirmizi, Kitab-ul İlim, Ruhsat edilenler babı, 10, s. 134.

[56] - Müsned-i Ahmed, 2, s. 207

[57] - Bunun kaynaklarını ‘Birinci Asırda Resulullah’ın Hadislerinin Neşri Konusunda İki Ekolün Tutumu’ konusunda zikrettik.

[58] - Müsnet-i Ahmed, 2, s. 21.

[59] - Bu bölümden sonra Hulefa ekolünün Resulullah için nasıl bir tablo çizdiğini görmek için ‘Akaid Konusundaki İhtilaflar’ konusuna bakınız. Bunların Muaviye’nin zamanında ve Muaviye’nin hesabına vaz’edildiğini görmekteyiz.


Yorumunuzu Giriniz

E-Posta adresiniz yayımlanmayacaktır. *İle işaretli alanların girilmesi mecburidir.

*

پیام رهبر انقلاب به مسلمانان جهان به مناسبت حج 1441 / 2020
Şeyh Zakzaki
conference-abu-talib
Yüzyılın Anlaşmasına Hayır