İslam’da Bidat ve Bazı İftiralara Cevap

  • News Code : 376220
  • Source : Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA.İR
Müslümanların ittifakıyla bidat haramdır. Bidat, Kur’an ve hadislerde Allah’ın azap vaat ettiği haramlardandır. Bidat en çirkin yalanlardandır. Zira Allah ve Resulüne iftiradır. Kur’an şöyle buyurmaktadır: “Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden veya O'nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir? Hiç şüphesiz o zalimler kurtuluşa eremezler.”[1]

Burada bidatin sözlük ve terimsel anlamlarına işaret edilecektir.

Sözlük ve Terimde Bidat

Sözlük anlamı olarak, İbn Faris’in dediğine göre: (بدع) (b-d-a) geçmiş bir örneği olmadan oluşturmak, meydana getirmek ve yapmak anlamına gelmektedir. Başka bir anlamı ise ayrılmak, zaaf, yıpranma ve aşınma anlamındadır.[2] Buradaki bidatten maksat birinci anlamdır. Terim anlamı olarak ise farklı tarifler yapılmıştır. Bazıları doğru ve dakik, bazıları ise yanlış ve eksiktir. Biz burada sağlam ve güçlülerini zikredeceğiz.

Bidat, şeriatta ona delalet eden bir ilke ve asıl olmadan oluşturulan bir şeydir. Ancak -her ne kadar sözlük anlamında bidat sıdk etse de- şeriatta ona delalet eden ilke ve kaide varsa o şey şer’i olarak bidat değildir.[3]  

İbn Hacer ise şöyle tarif etmektedir: Geçmiş bir örneği olmadan meydana gelen ve Şer’i olarak sünnetin mukabilinde ve hoş olmayan şeylere bidat denir.

Başka bir yerde ise şöyle tarif etmektedir: مَنْ احدث فى امرنا هذا ما ليس منه فهو ردّ ; “Her kim emrimizde (dinde) olmayan bir şeyi dinde (bidat) icat ederse o şey reddedilmiştir.” Muhaddisler bu hadisi şöyle şerh etmişlerdir: Şeriatta yeri olmayan bir şeyin icat edilmesine şer’i gelenekte “bidat” derler. Ve eğer bunun şeriatta delili varsa bidat değildir.”[4] 

Kısacası şer’i açıdan bidatin üç şartı vardır:

1. Dini inançlarda veya hükümlerde bir şeyin artması veya azalması.

2. Davet ve teşvik olmalı.

3. Dinde külli veya cüzi şer’i bir delilin olmaması.

Buradaki şartlara dikkat edilecek olursa bidatin hakikati ortaya çıkacaktır. Bir şeyi dine eklemek veya dinden çıkartmak, Allah’a iftiradır ve Allah kendisine atılan iftiraları kınamıştır.[5]

Dolayısıyla, eğer birisi sabıkası olmayan bir şeyi dinde icat eder ve o işin dinle hiçbir alakası olmazsa –örneğin bazı gelenekler ve sanatlar gibi- ona sözlük açısından bidat bile deseler, şer’i açıdan bidat değildir. Çünkü böyle bir şeyi icat eden o şeyin dinde olduğunu iddia etmemektedir. Dolayısıyla devletlerin farklı amaçlarla düzenledikleri resmi kutlamaların dinle hiçbir alakası olmadığı gibi, bidat de değildir. Çünkü şeriatın ona izin verdiği gerekçesiyle bu işi yapmamaktadır. Ama bu tür şeylerin haram veya helal olduğu konusu şeriatın konusudur. Dolayısıyla festival ve şenlikler, haramdan uzak olurlarsa helaldir. Ama eğer bidat olmasa da kadın ve erkeklerin karışık olması gibi haramla iç içe olursa haramdır.  

İkinci nokta, yani insanları ona davet ve teşvik etmek. Eğer birisi kendi evinde kendi kendine bir şeyi dine katarsa örneğin namazına bir şeyi ekler veya ondan bir şeyi azaltırsa, yaptığı iş her ne kadar haram ve batıl da olsa bidat değildir. Ama eğer o düşünce veya eylemini topluma yayar ve dinin bir cüzi unvanıyla insanları ona davet ederse o zaman bidat olur. 

Sahihi Müslim’de Ebu Hureyre’den Hz. Resulullah’ın (s.a.a) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

“Bir kimse doğru bir yola davet ederse ona tâbi olanların ecirleri kadar kendisi için ecir olur. Tâbi olanların ecirlerinden de bir şey eksilmez. Her kim bir dalalete davet ederse ona tâbi olanların günahları kadar kendine günah olur, tâbi olanların günahlarından da hiçbir şey eksilmez.”[6] 

Üçüncü nokta, yani dinde her hangi bir kök ve dayanağının olmaması, bidat mefhumunda temel bir unsurdur. Yani bu şeyin dinin bir cüzinden olduğuna kanıtın Kur’an ve hadiste olmaması. Çünkü eğer onun dinsel bir dayanağı olursa dine yeni bir şey katmış ve şeriata müdahale etmiş olmayacaktır. İbn Recep Hambeli ve İbn Hacer Askalani, bidatin tarifinde bu noktaya işaret etmişlerdi.

Allame Meclisi şöyle demektedir: Şer’i açıdan bidat, Hz. Peygamberden (s.a.a) sonra icat edilmiş olup ona has bir delilin olmaması ve bunun yanı sıra külli bazı delillerin zımnında yer almamasıdır.[7] 

Bidatin Tarifinde Bidat Çıkarmak

Bidatin anlam ve mefhumu aydınlanmış oldu. Bidat, yani Kur’an ve hadiste olmayan bir şeyin dine katılmasıdır. 

Bidatin numunelerinden birisi de geçmişte yaşayanların siyre ve yaşamlarının hak ve batılın ölçüsü olarak kabul edilmesidir. Çoğunlukla Selefilerin bir çok şeyi sırf sahabe ve tabiinin zamanında olmadığından bidat saydıklarını görmekteyiz. Örneğin İbn Teymiye, Hz. Peygamber efendimizin (s.a.a) doğum gününde kutlama yapılmasını bidat bilmektedir. Delili ise geçmiştekilerin bu işi yapmaması. Halbuki bu işi yapmalarına hiçbir engel yoktu ve eğer bu iş başlı başına iyi bir şeydiyse geçmiştekiler bunu yapmaya bizden daha layıklardı, çünkü onlar Allah Resulünü (s.a.a) bizden daha çok seviyorlar ve bizden daha çok ona ihtiram gösteriyorlardı. Ayrıca hayır iş yapmaya daha hırslılardı.[8] Kur’an’ın ihtiramına ayağa kalkmak ve öpülmesi hakkında ise şöyle demektedir: “Biz, bu konu hakkında geçmiştekilerden bir şeylerin nakledildiğini bilmiyoruz!”[9] 

Denilmelidir ki: Bidatin teşhisi için ölçü “Sakaleyn”dir. İster onu (sakaleyni) bir çoklarının dediği gibi Kur’an ve itret / Ehlibeyt bilelim isterse de İmam Malik’in, Muvatta kitabında mürsel[10] senetli olarak naklettiği Kur’an ve sünnet olarak bilelim. Dolayısıyla, Kur’an ve sünnetin delaletiyle bir şeyin dinin bir cüzi olduğu anlaşılırsa, o şey bidat değildir. Ve eğer (Kur’an ve sünnette) olmazsa, o şeyin Müslümanlar arasında dinin bir cüzi unvanıyla teşvik edilip yayılması bidattir. 

Geçmiştekilerde (Sahabelerde) başkaları gibi Sakaleyn’e (Kur’an ve itret yahut Kur’an ve sünnete) tabi olmakla görevlidirler. Dolayısıyla onların muvafık veya muhalif olmaları hak ve batılın ölçüsü değildir. Geçmişte olan her şey salih ve iyi (olmadığı gibi her sahabe ve tabiinde iyi ve salih insanlar) değildi. Geçmiştekilerin arasında, Salih, fasit, adil ve zalimler bulunmaktaydı. Aynı şekilde onlardan sonra yaşayan insanlarında hepsi fasit ve bozuk değildi. bilakis onların arasında da iyiler ve kötüler vardı.

Doktor Muhammed Said Ramazan şöyle demektedir: Geçmiştekiler, bu kelimenin (selef) anlamından belirgin karakterler için mazhar yahut düşünsel, sosyal olarak onları diğer Müslümanlardan seçkin kılan veya dini inançları yahut ahlaki ve davranışsal yükümlülüklerinin bağımsız düşünce ve felsefe karakterine sahip bir İslami topluluğu yükümlü kılmamışlardı. Tam tersi, onlarla başkaları arasında ittifak edilmiş açık bir metotla tam bir teamül, uyum ve düşünsel bir alış veriş vardı. Ve asla onların zihinlerinden gelecekte onlarla başkaları arasında ayrılık ve sınır meydana getirilerek Müslümanları İslam’ın gelecek nesillerinde iki gruba bölerek geçmiştekiler ve sonrakiler (selef ve halef) unvanıyla her birinin kendine has düşünce, algılayış ve oryantasyonları oldukları tasavvuruyla aralarına engeller sokacakları geçmemekteydi. Bilakis onların algılayışlarında selef ve halef sözcükleri sadece zamansal bir mefhum olarak önceki ve sonraki anlamına gelmekteydi.[11]

Dolayısıyla Hz. Peygamber efendimizin (s.a.a) doğum gününü kutlamak yahut Kur’an için ayağa kalkmak ve onun öpülmesi eğer bir Müslüman tarafından dinin bir cüzi unvanıyla yapılıyorsa bunların bidat olmadığı ortaya çıkmaktadır. Zira Allah Resulü veya Kur’an için bu tür saygı göstergeleri İslam’da olmamasına rağmen, genel olarak Hz. Peygambere (s.a.a) ihtiram ve saygı ilkelerine girmektedir. Kur’an şöyle buyurmaktadır:

“O Peygamber'e inanıp ona saygı gösteren, ona yardım eden ve onunla birlikte gönderilen nûr'a (Kur'an'a) uyanlar var ya, işte kurtuluşa erenler onlardır.”[12]

Allah, bu ayette, müminleri üç sıfatla vasıflandırmaktadır:

Peygambere iman, ona saygı ve tazim ve ona yardım etmek.

Allah, Hz. Peygambere (s.a.a) hitaben şöyle buyurmaktadır: وَ رَفَعْنا لَكَ ذِكْرَكَ ; “Senin şânını ve ününü yüceltmedik mi? (İnşirah, 4)” açıktır ki Hz. Peygamber için kutlama şenlikleri düzenlemek onun şanını yüceltmektir ki Allah bunu burada zikretmiştir. Hz. Peygamberi ve Ehlibeytini sevmek Kur’an ve sünnetin davetidir. Onun için şenlikler düzenlemek ona muhabbetin izhar edilmesidir. Kur’an için ayağa kalkmak ve onun öpülmesi de aynı şekildedir. Kur’an’ın ifadesiyle semavi kitaplar, değerli yazılar olup, yüce makam sahibi elçiler, itaatkar ve iyilik severlerin eliyle çıkmıştır: صُحُفٍ مُكَرَّمَةٍ ; “O (Kur'an), 'şerefli/üstün' sahifelerdedir. (Abese, 13 ve 16)” Allah’ın kitabına saygı, O’nun peygamberlerine, elçilerine, meleklerine ve emirlerine ihtiram ve saygıdır. Bundan dolayı fıkıh kitaplarında Kur’an hakkında özel hükümler bölümü bulunmaktadır. Orada Müslümanları onu korumaya ve ona karşı saygısızlıktan uzak durmaya çağrılmaktadır.

***

Hz. Peygamberin (s.a.a) doğum gününde kutlama şenliklerinin düzenlenmesinin dinde bidat olduğu tezi iftiradır. Açıklandığı gibi dinde bidatin anlamı insanın din adına bir şeyi yapması, ancak mukaddes İslam dininde o iş için külli veya cüzi delilin olmamasıdır. Fakat insan her ne zaman bir şey yaparsa ve onu dine nispet vermezse, bu iş asla bidat olmaz. Örneğin günümüzde çok yaygın olan futbol, basketbol, voleybol… gibi farklı spor çeşitlerini yapmak.

Aynı şekilde eğer din adına bir iş yapılırsa ve o iş İslam şeriatında olursa –şeriatta onun için Kur’ani bir külli kaide olursa- bidatlikten çıkar.

Hz. Peygamberin (s.a.a) doğum gününde eğlenmek ve eğlenceler düzenlemek, din unvanıyla yapılan bir iştir. Her ne kadar onun için has bir delil olmasa da. ancak Kur’an ve sünnette Hz. Peygambere (s.a.a) muhabbet ve aşk beslemek Kur’an’ın asıllarından biridir. Bu konuda bir çok ayet nazil olmuştur:

“De ki: "Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, az kâr getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler, sizlere Allah'tan, O'nun Resûlü'nden ve O'nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ise, artık Allah'ın emri (azabı) gelinceye kadar bekleyedurun. Allah, fasıklar topluluğuna hidayet vermez. (Tövbe, 24)”

Şimdi şöyle sormak gerekir: Acaba günah ve kötülüklerden uzak olan bu tür şenlikler ve kutlamalarda Hz. Peygamberi (s.a.a) övgüyle anan ayetler tilavet edilirse, konuşmacılar şiir ve kasidelerini okursa, bu Hz. Peygambere (s.a.a) muhabbet ve sevgiden başka bir şey midir?

***

İnsanların Dünya ve Ahiret Saadeti İçin Nübüvvetin Devamı Olan Velayet

Bazıları da şöyle bir iftirada bulunmaktadırlar: “Şialar Resullah’ın (s.a.a) sünnetine aykırı olarak Ehlibeyti bahane ederek Gadir şenlikleri ve etkinlikleri düzenlemektedirler ve bu etkinliklerde karışık bir şekilde kadınlar ve erkekler dans ve raks yapmaktadırlar!!”

Gadir hadisesi, Allah Resulünün siyresi ve İslam tarihinin inkar edilemez kesin bir hadisesidir. Bu hadis tevatür bir hadis olduğundan -ve ravilerinin çokluğundan- dolayı çok az bir hadis bu hadisin seviyesine çıkabilir. Zira 120 sahabe, 90 Tabiin ve 360 Sünni alimi Allah Resulünün (s.a.a) Gadir günü Emirilmuminin (a.s) hakkındaki sözlerini nakletmiştir. 

Bu kadar değişik yollardan nakledilen böyle bir hadisi hiçbir akıl sahibi inkar edemez. Vahabilerin önderi İbn Teymiye “El-Akidetu’l Vasite”[13] kitabında bunu kabul etmiştir. Hatta onun mektebinin öğrencilerinden ve asrımızın hadis uzmanlarından El-Bani de bu hadisi sahih hadisler sınıfından saymıştır.[14] Ancak Ehlibeyt sevgisini kalbinde barındırmayan bir grup, tarih boyunca bu hadisin unutulmasına çalışmışlardır. Dolayısıyla Şiiler, Resulullah’ın (s.a.a) bu sünnetini korumak ve bu hatıranın zinde kalması için bu şenlikleri ve etkinlikleri bu tarihi hadisenin hatırası için düzenlemektedirler. Gerçekte ise Allah Resulünün (s.a.a) bir çeşit sünnetini ihya etmektir bu. Böylelikle onun sözleri korunmuş olmaktadır. Allah Resulü şöyle buyurmuştu: “Ben size sizin nefislerinizden daha evla değil miyim? Dediler ki: Evet tabi ki! Sonra buyurdu ki: “Ben kimin Mevla ve önderi isem Ali de onun Mevla ve önderidir…”

Gadir hadisinin mesajı olan halifenin Allah tarafından seçilme olayı, ilahi bir nimet ve gökten bir hediyedir. İnsanın böyle bir hediye için şükran toplantıları düzenlemesi ve onu şenlik ve festivallerle kutlaması şayestedir. Bizler bu öğretileri Kur’an’dan ve Hz. İsa Mesih’ten (a.s) öğrendik. O ve havarileri için gökten sofra açıldığında, o günü bayram ilan etmiştir. Kur’an-ı Kerim onun ağzından olayı şöyle nakletmektedir:

“Ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki, bizim için, geçmiş ve geleceklerimiz için bayram ve senden bir âyet (mucize) olsun. (Maide, 114)”

Acaba, gökten bir miktar yemeğin inmesi bayram olarak kutlanma değerine sahip oluyor da ümmetin Kıyamet gününe kadar delalet ve sapkınlığa düşmesine mani olan ilahi ve semavi liderlik nimetinin bayram günü olarak kutlanma ve etkinlikler düzenlenmesinin mi değeri olmuyor?!

Şialar, bu konuda bir çok Ehli sünnet muhaddisinin naklettiğine göre Hz. Peygamberin (s.a.a) siyresine uymaktadır. Değerli İslam Peygamberi (s.a.a) bir sarık Hz. Ali’nin (a.s) başına takarak çadırda oturmasını ve sahabelerin büyüklerinin tebrik için ona gelerek biat etmesini istedi. Hatta şeyheyn, yani Ebu Bekir ve Ömer bile onun yanına gelerek ona biat ettiler. Orada bu tarihi cümleyi de söylediler:

“Ne mutlu sana Ey Ebu Talib’in oğlu! Benim ve tüm mümin erkek ve kadınların Mevla ve önderi oldun.”[15] 

Günümüzde dünyada hatta Müslüman devletler arasında bile önemli günleri kutlama ve o günler için şenlikler ve etkinlikler düzenlemek bir gelenektir. Kral Faht 1319 h. K yılında Suudi hanedanlığının iktidarının üzerinden yüz yıl geçtiği için şenlikler ve festivaller düzenlemiş ve tüm İslam ülkelerinden temsilciler davet etmiştir. Acaba bu hadisenin mi akıl ve şer’i açıdan önemi daha büyüktür, yoksa seksen bin kişilik bir sahabe grubunun Hz. Peygamber tarafından muhatap kabul edilmeleri mi? Toplantı sonunda Allah Resulü şöyle buyurmuştur: “Burada olanlar olmayanlara ulaştırsın.” Bu tür etkinlikleri düzenlemek Allah Resulünün tavsiye ve emirlerini icra etmektir.

Bu beyler, hakikatleri gizlemek bir yana dursun, müminlere yakışıksız ve haksız töhmetler bile atmaktadırlar. Diyorlar ki Şiiler kendi meclislerinde kadın ve erkekler bir arada dans ve raks yaparak eğlenmektedirler! 

Bu iftiranın delil ve kanıtını bir meclis dahi olsa bize göstersinler.

***

Aşura ve İmam Hüseyin ve Yaranları için Matem Düzenlemek

Aşura günlerinde Şia bölgelerinde ve hatta bazı Ehli sünnet bölgelerinde milyonların hareketi bu mektebin ihyası içindir. Bu tür toplu hareketlerin hatırına Aşura mektebi zinde olarak kalmış ve gelecek nesiller için ders niteliğini taşımakta ve eğiticidir. Dünyanın çeşitli yerlerindeki özgürlük hareketleri, Hüseyni cihadın eseri ve onun izzet ve saadet derslerinden örneklerdir. 

Hz. Hüseyin (a.s) için toplu ve kapsayıcı bir şekilde yas tutmak ve Hz. İmam Hüseyin’in şehadet mesajlarının olduğu slogan ve şiarları dünya kamuoyuna ulaştırmak, gerçekte insanları zalim ve kendini satmış yöneticilere karşı ayaklanma ve mücadeleye çağırmaktır. Bu hakikatte, zalimlerin örümcek saraylarını titreten toplu bir “emri bil maruf” (iyiliği emretmek) hareketidir. 

Bunun dışında, en hayırlı yüzyıl (hayru’l kurun) dedikleri İslam tarihinin ilk asrında Ehlibeyt’in (a.s) başına gelen musibetleri açıklamakla, Hz. Peygamber efendimizin (s.a.a) vefatından sonra ailesine karşı nasılda zulümlerin yapıldığı ortaya konulmaktadır. O gündeki davranışların ve tutumların üzerinden perde kaldırmak; onlara kutsallık elbisesi giydiren bazı cahiller için ağırdır. Bundan dolayı bu slogan ve gösterilere (çeşitli bahanelerle) karşı çıkmaktadırlar. Gerçekte Aşura gününün sloganları, özgür insanların davetidir. Böylelikle mazlumların intikamını Libya, Yemen, Mısır, Tunus ve Bahreyn’de zalimlerden alsınlar. Bu matem ve yas meclisleri, hakikatte, ayağa kalkarak müstekbir ve zalimlere karşı kıyam etmiş mustazaflar mektebinin ihyasıdır. Ve bu mektep asla unutulmamalıdır. Hz. Hüseyin ve onun şehadeti, tüm bunların hepsi ayaklanmış gençlerin damarlarındaki sıcak kanları harekete geçirmekte ve böylece zalim ve despotların hükümetlerini sarsarak sona erdirmektedir.

Şu anda günümüz Vahabi – Selefileri (ve bu fırka-ı dalleye ait kitapları okuyarak kendisini Sünni zanneden, ancak gerçekte selefileşen bazı Müslümanlar) her türlü dini etkinliklerin düzenlenmesini haram bilmekte ve dinde bidat saymaktadırlar. Dolayısıyla Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.a) doğum gününün kutlanmasını, bi’set gününü, vefat yıldönümünü, Gadir gününü,… dinde özel günler olarak bilinen kadir geceleri, (din tarafından onaylanmış) Recep ayı, Şaban Ayı, Zilkade ayı,… Zilhicce ayındaki gece ve gündüzlerinde yapılacak ibadetleri bidat saymakta ve dine sonradan katılan şeyler diyerek bu tür ibadetlere şiddetle karşı çıkmaktadırlar. Bunlardan en acı olanı ise Peygamber efendimizin sevgili torunu cennet gençlerinin efendisi Hz. İmam Hüseyin’in (a.s) şehadet yıl dönümü olan Muharrem ayı ve Aşura merasimlerinin düzenlenmesine tepki göstermekte ve bu merasime katılanları Irak, Pakistan, Afganistan… gibi ülkelerde çoluk çocuk demeden katletmektedirler.  

Ayetullah Cafer Subhani’nin kitaplarından yararlanılarak hazırlanmıştır.

ABNA.İR



[1] -En’am, 21.

[2] -El-Mekais, c. 1, s. 209. Beda sözcüğü.

[3] -Camiu’l Ulum ve’l Hukm, İbn Recep Hambeli. S. 160.

[4] -Fethu’l Bari, İbn Hacer Askalani, c. 5, s. 156 ve c. 17, s. 9.

[5] -Yunus, 59; Hadid, 27…

[6] -Sahihi Müslim, c. 8, s. 62, ilim kitabı.

[7] -Biharu’l Envar, c. 74, s. 202.

[8] -İktiza’u Sıratı’l Mustakim, s. 276.

[9] -El-Fetava’l Kubra, c. 1, s. 176.

[10] -Muvatta, Malik, s. 648, sayı: 1619.

[11] -Es-Selefiye, Muhammed Said Buti, s. 13 ve 14.

[12] -A’raf, 157.

[13] -El-Akidetu’l Vasite, 9. Risale, s. 407.

[14] -Silsiletu’l Ahadisi Sahihe, c. 4, s. 330 hadis: 1750.

[15] -Taberi Tefsiri, c. 3, s. 428. El-Müsennif, yazar İbn Şeybe (Buhari’nin şeyhi) c. 12, s. 78, h: 12167 ve…


پیام رهبر انقلاب به مسلمانان جهان به مناسبت حج 1441 / 2020
Şeyh Zakzaki
conference-abu-talib
Yüzyılın Anlaşmasına Hayır