Geçmiş bütün peygamberlerin aksine

Peygamber efendimiz halifesini tayin etmeden mi dünyadan göçmüştür !

  • News Code : 405567
  • Source : Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA
Brief

Sadrı İslam tarihine müracaat ettiğimizde, bölgenin ve Hz. Peygamber Ekrem’in (s.a.a) vefatı dönemindeki dünyanın mevcut koşullarını dikkate aldığımızda, imamet makamının nas ve tayinle olması gerektiği açıkça ortaya çıkmaktadır. Zira Hz. Peygamber (s.a.a) vefat ettiğinde, üçgen şeklindeki üç tehlike İslam dinini tehdit etmekteydi. Bu üçgenin bir köşesini Rum İmparatorluğu, ikinci köşesini İran imparatorluğu ve öteki üçüncü köşesini ise içteki münafıklar teşkil etmekteydi. Birinci köşenin tehlikesi o kadar önemliydi ki Hz. Peygamber (s.a.a) son ana kadar ondan gaflet etmemiş ve bundan dolayı ömrünün son günlerinde ve saatlerinde kendisi bizzat Usame b. Zeyd liderliğinde Rumlarla savaşması için büyük bir ordu hazırlayarak göndermiştir. Ona katılmayarak itaat etmeyenlere de beddua etmiştir...

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- İkinci köşedeki grup kötü düşünceli bir düşmandı. Hz. Peygamberin (s.a.a) mektubunu yırtmış ve Yemen hakimine peygamberi (s.a.a) tutuklamasını veya başını gövdesinden ayırarak ona göndermesi için mektup yazmıştı. Üçüncü köşedeki grubu da bilmek gerekir ki bunlar da Medine veya Medine dışında her zaman peygambere rahatsızlık vermiş ve çeşitli şekillerde komplolarla onun mübarek kalbini kırmışlardı. Kur’an’ın çeşitli surelerinde onların taş atmaları hakkında çok defalar açıklamalarda bulunulmuştur. Hatta onların adına, onların düşünce ve kötü amellerini beyan eden bir sure inmiştir.      

Şimdi soru şudur, acaba böyle üçlü bir tehlikenin varlığına rağmen Hz. Peygamber Ekrem’in (s.a.a) İslam ümmetini ve İslam dinini her yönden pusuda bekleyen düşman karşısında lidersiz ve öndersiz olarak kendi haline bırakması doğru mudur?

Kuşkusuz Hz. Peygamber (s.a.a) Arapların yaşantısının kabile yaşantısı olduğunu biliyordu ve kabileler arasında kabile reisine karşı taassubun olduğunu ve canlarının tehlikede olduğundan haberdardı. Dolayısıyla böyle bir halka liderlerini seçme hakkı tanımak, kabileler arasında kavga ve birkaç gruba bölünme riski taşıdığı gibi düşmanların da bu ihtilaftan yararlanmalarına sebep olacaktı. Bu hakikate binaen Şeyhurreis Ebu Ali (İbn) Sina şöyle demektedir: “Peygamberin (s.a.a) nassı ve tayini ile halifenin seçilmesi gerçekliğe daha yakındır. Çünkü halifenin tayini ile her türlü kavga ve ihtilaf kökünden kazınmış olacaktır.”

Hz. Peygamberin (s.a.a) hikmet ve marifeti, kendisinden sonra İslam ümmetinin liderliği hakkında girişimde bulunmasını gerektirmekte olduğu sabit olduktan sonra şimdi de efendimizin (s.a.a) bu konuda nasıl bir yöntem ve çare düşündüğüne bir bakalım.

Burada iki görüş bulunmaktadır. Her ikisini de ele alarak inceleyeceğiz.

1. Değerli İslam Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.a) Allah Teâlâ’nın emriyle, İslam ümmetinin önderliğini yapabilecek liyakate sahip mümtaz birini seçerek, onu kendisinden sonra halifesi olarak halka tanıtmıştır.

2. Hz. Peygamber (s.a.a) kendisinden sonra birisini seçmeleri için halifenin seçilme işini halka bırakmış ve kendisi de bu konuyu beyan etmiştir.

Şimdi, bu iki görüşten hangisinin kitap, sünnet ve Hz. Peygamberin siyerinden ve İslam tarihinden yararlanılarak ortaya atıldığına bakalım.

Hz. Peygamberin yaşantısına dikkat edildiğinde –din ve şeriatını yakın akrabalarına ve daha sonra tüm insanlara ilan etmesi için görevlendirildiği günden vefatına kadar- efendimiz kendisinden sonraki halifenin özelliklerini defalarca açıklamış ve liderlik konusunda “insanların seçme” şıkkı değil “tansis” (tayin) şıkkını seçtiği kesinlik kazanmış olur. Bu konu aşağıdaki delil ve kanıtlarla sabit olmaktadır:

1. “Yevmu’d Dar” Hadisi

Bi’setten 3 yıl geçtikten sonra, Allah Teâlâ, davetini aleni yapması için peygamberi görevlendirmiştir.  {وَ أَنْذِرْ عَشِيرَتَكَ الْأَقْرَبِينَ} ; “(Öncelikle) En yakın akrabalarını (aşiretini) uyar. (Şuara, 214)” ayeti bu konu hakkında nazil olmuştur. Hz. Peygamber (s.a.a) Haşimoğullarının büyüklerini toplayarak şöyle buyurdu: “Ben sizin için dünya ve ahiret hayır ve iyiliğini getirdim. Allah, beni ona davet etmem için görevlendirdi. Sizlerden hangi biriniz bu dinin yayılması için bana yardım edecek, böylelikle benim kardeşim, vasim ve halifem olsun.” Efendimiz bu sözünü üç kere tekrarladı. Ve her seferinde sadece Hz. Ali (a.s) hazır olduğunu belirtti. Bu esnada Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu:

 «انّ هذا أخي ووصيّى و خليفتي فيکم» ; “Kuşkusuz bu sizin aranızda benim kardeşim, vasim ve halifemdir."[1] 

2. Menzilet Hadisi

Hz. Peygamber efendimiz (s.a.a) çeşitli yerlerde Müminlerin Emirinin kendisine nispetle makam ve derecesinin Harun’un Musa’ya olan derece ve konumu olarak bilmiş ve sadece Harun’da olan bir makamı (Nübüvvet makamını) Hz. Ali’den ayırmıştır. Tevatür haddine yakın bu hadiste şöyle buyurmuştur: 

«يا علي أنت منّي بمنزلة هارون من موسى إلاّ أنّه لا نبيّ بعدي» ; “Ey Ali! Senin bana olan konum ve menziletin Harun’un Musa’ya olan konum ve menziletidir, sadece benden sonra nebi yoktur.”[2]

Kur’an-ı Kerim’in nassına göre, Harun (a.s) Hz. Musa’nın (a.s) döneminde nübüvvet[3], hilafet[4] ve vezir[5] makamına sahipti. “Menzilet” hadisi de Harun’un (a.s) nübüvvet makamı dışındaki tüm makam ve sıfatlarını Hz. Ali (a.s) için sabit etmektedir. Doğal olarak eğer maksat nübüvvet dışındaki tüm makamları Hz. Ali (a.s) için ispat etmek olmasaydı, “nübüvveti” istisna etmesinin bir anlamı olmazdı. 

3. “Sefine” (Gemi) Hadisi

Hz. Peygamber efendimiz (s.a.a), kendi Ehlibeyt’ini Nuh’un gemisine benzetmiştir. Her kim ona binerse kurtulur ve her kim ona binmekten imtina ederse tufana tutularak boğulur. Efendimiz şöyle buyurmuştur:     

ألا إنّ مَثَلَ أَهلِ بَيتي فيکم مَثَلُ سَفينةِ نُوحٍ في قَومِهِ مَنْ رَکِبَها نَجی وَ مَنْ تَخَلَّفَ عَنْها غَرِق

“Hiç şüphesiz benim Ehlibeyt’imin sizdeki meseli, Nuh’un kavmi yanındaki gemisi gibidir. Kim ona binerse kurtulur ve her kim ona binmekten imtina ederse boğulur.”[6] 

Biliyoruz ki Hz. Nuh’un (a.s) gemisi insanların tufandan kurtulması için tek sığınak ve kurtuluş yeriydi. Dolayısıyla tıpkı “sefine” (gemi) hadisi esasına göre, peygamber efendimizin (s.a.a) Ehlibeyt’i insanların inhiraf ve sapmasına sebep olabilecek istenmeyen hadislerden kurtulmaları için ümmetin tek sığınağıdır.  

4. “Ümmetin Amanı” Hadisi

Hz. Muhammed Mustafa (s.a.a) kendi Ehlibeyt’ini kelimenin vahdeti ve ümmetin ihtilaflardan uzak kalmasına sebep olarak tanıtmış ve şöyle buyurmuştur:

النُّجومُ أمانٌ لأَهْلِ الأَرْضِ مِنَ الغَرْق وَ أَهْلُ بَيْتي أَمانٌ لأُمَّتي مِنَ الإِخْتِلافِ، فإذا خالَفَتْها قَبيلةٌ مِنَ العَرَبِ اخْتلفُوا فَصارُوا حزبَ إبليس.

“Yıldızlar yeryüzündekilerin denizde boğulmaktan kurtulmalarına vesile oldukları gibi (zira denizciler“Onlar yıldız(lar)la doğru yolu bulurlar. (Nahl, 16)” ayetinin tanıklığıyla yıldızlar vesilesiyle dalgalar arasında yollarını bulabilmekte ve sahile çıkabilmektedirler.), Ehlibeyt’imde ümmetimin ihtilaflardan kurtulmalarına sebeptir. Dolayısıyla Arap kabilelerinden birisi onlara muhalefet ederse, ihtilafa düşerler ve sonuç olarak iblisin hizbinden olurlar.”[7] 

“Sakaleyn” (iki ağırlık) hadisi, Sünni ve Şia alimlerinin hadis kitaplarında naklettikleri mütevatir hadislerden birisidir. Hz. Peygamber efendimiz (s.a.a) İslam ümmetine hitap ederek şöyle buyurmaktadır: “Sizin aranızda iki değerli şeyi emanet olarak bırakıp gidiyorum.” Ve sonra her ikisine aynı anda sarılmayı ümmetin hidayet kaynağı ve onlardan birinden yüz çevirmeyi ise delalet sebebi saymıştır. Efendimiz şöyle buyurmuştur:

 إنّي تارِکٌ فِيکُمُ الثَّقلَيْن کِتابَ الله وَ عِتْرَتي أَهلَ بَيتي ما إِنْ تَمَسَّکْتُمْ بِهِما لَنْ تَضِلُّوا أَبَداً وَ إِنَّهُما لَنْ يَفْتَرِقا حَتّى يَرِدا عَلَيَّ الحَوْضَ

Bu hadis, Ehlibeyt’in (a.s) ilmi konumunun, Kur’anla omuz omuza olduğunu açıkça ortaya koymakta ve Müslümanların dini işlerinde Allah’ın kitabıyla aynı anda Ehlibeyt’in kılavuzluğuna sarılmalarını gerekli bilmektedir.[8] Ama maalesef çok büyük bir üzüntü kaynağıdır ki bazıları Ehlibeyt’in kapısı dışında her kapıyı çalmakta!! Sünni ve Şiaların naklinde ittifak ettikleri Sakaleyn hadisi, tüm dünya Müslümanlarını bir ümmet haline getirebilir. Zira peygamber efendimizden sonra halifenin tayini ve ümmetin siyasi yöneticiliği konusunda eğer iki fırka ihtilaf ediyorsa ve meselenin tarihi algısıyla iki gruba bölünülüyorsa bu ilmi merceiyet konusunda tefrika için hiçbir delil teşkil etmez. Ve ayrıca –üzerinde ittifak edilmiş Sakaleyn hadisi gereği- söz ve tutumlarının bir olmalarını gerekli kılmaktadır.

Halifelerin halifelik dönemlerinde bile temel olarak ilmi merciiyet ve başvuru pratik olarak Hz. Ali’den (a.s) sorumluydu. Dini konulardaki ihtilaflar Hz. Ali’nin (a.s) aracılığıyla çözüme kavuşmaktaydı. Peygamberin Ehlibeyti başvuru ve merciiyet makamından uzak tutulduğu günden itibaren fırkacılık başlamış ve kelami fırka ve mezhepler bir biri ardınca ortaya çıkmıştır. 

Ayetullah Cafer Subhani   

ABNA24.COM

........................................................................................

[1] -Müsned-i Ahmed, c. 1, s. 159; Tarih-i Tabari, c. 2, s. 406; Tefsir-i Taberi (Camiu’l Beyan), c. 19, s. 74 ve 75; Şuara suresinin 214. Ayetinin tefsiri. 

[2] -Sahihi Buhari, c. 6, s. 3; Sahihi Müslim, c.7, s. 120, Hz. Ali’nin (a.s) faziletleri babı; Süneni İbn Mace, c. 1, s. 55, Peygamberin ashabının faziletleri babı; Müsned-i İmam Ahmed, c. 1, s. 173, 174, 177, 179, 182, 185 ve 230; Siyre-i Nebeviye, İbn Hişam, c. 4, s. 163 (Tebuk Gazvesi).

[3] -{وَ وَهَبْنا لَهُ مِنْ رَحْمَتِنا أَخاهُ هارُونَ نَبِيًّا}; “Rahmetimizin bir sonucu olarak ona kardeşi Harun'u bir peygamber olarak armağan ettik. (Meryem, 53)”

[4] -{وَ قالَ مُوسی لِأَخِيهِ هارُونَ اخْلُفْنِي فِي قَوْمِي...}; “Musa, kardeşi Harun'a dedi ki: Kavmimin içinde benim yerime geç. (A’raf, 142)”

[5] -{وَ اجْعَلْ لِي وَزِيراً مِنْ أَهْلِي}; “Bana ailemden bir de vezir (yardımcı) ver. (Taha, 29)”

[6] -Müstedrek Hakim, c.3, s. 351; Es-Sevaiku’l Muhrike, s. 91; Mizanu’l İ’tidal, c. 1, s. 224; Tarihu’l Hulefa, s. 573; El-Hesaisu’l Kubra, c. 2, s. 266; Yenabiu’l Meveddet, s. 28; Fethu’l Kadir, s. 113 ve başka kitaplar…

[7] -Müstedrek Hakim, c. 3, s. 149.

[8] -Sahihi Müslim, c. 7, s. 122; Süneni Tirmizi, c. 2, s. 307; Süneni Daremi, c. 2, s. 432; Müsned-i Ahmed, c. 3, s. 14, 17, 26 ve 59 ayrıca c. 4, s. 366 ve 371 ayrıca c. 5, s. 182 ve 189; Hasaisu’l Aleviye, Nesai, s. 20; Müstedrek Hakim, c. 3, s. 109, 148 ve 533; ve başka kitaplar. Bu konuda ayrıca “Daru’t Takrib Beyne’l Mezahibu’l İslamiye” (Kahire, Muhayyer matbaası) yayınlarından “Hadisu’s Sakaleyn” risalesine başvurulabilir.


Yorumunuzu Giriniz

E-Posta adresiniz yayımlanmayacaktır. *İle işaretli alanların girilmesi mecburidir.

*

پیام رهبر انقلاب به مسلمانان جهان به مناسبت حج 1441 / 2020
Şeyh Zakzaki
conference-abu-talib
Yüzyılın Anlaşmasına Hayır