İnsanın Değeri ve İslam'daki Önemi

  • News Code : 455267
  • Source : Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA.İR
Brief

İslam insana son derece önem vermiş, onu diğer tüm canlılardan farklı kılmış ve hayatı için onu koruyan gelişmiş bir yol tayin etmiştir. Bu sayede onu sürçmelerden ve felaketlerden korumuş, güven ve bolluk eşliğinde özgür ve onurlu bir hayat güvencesi vermiştir. İslam, haksız yere kan dökmeyi mutlak surette haram kılmıştır ve onu en çirkin suçlardan, en kötü haramlardan saymıştır. Katili sonsuza kadar cehennem ateşinde yakmakla tehdit etmiştir ki bu da en şiddetli cezalardandır. Yüce İslam dini, bilerek adam öldürme suçu için diyet belirlemiştir. Nitekim maddi ağırlığından dolayı pek çok insan diyet ödemekten aciz kalmaktadır. Bu diyet ise şöyledir: Yüz erkek deve. İki yüz inek. Bin koyun...

Allah (c.c) insana tekrim etmiş, ona, yarattıkları arasında en üstün varlık olan aklı vermiş ve bu yüce varlıkla onu diğer canlılardan ayırarak onu, güven ve selamet kıyısına ulaştıracak bir rehber karar kılmıştır. Nitekim insan, aklına itaat ederse suda yol alırken ve kıyıya yanaşırken ona rahmet bahşeder. Hâkim el-Muarra da şöyle der:

İnsan, aklını kullanarak diğer varlıkları kendi hizmetine geçirmiştir. Denizin derinliklerine ulaşıp zenginliklerini çıkarmıştır; havada uçmuştur, gideceği yol ve hedefleri önünde duran tüm zorlukları aşmış ve basitleştirmiştir. Öyle ki atmosferin üst tabakalarına çıkmış, dünyanın boyutlarını, tabakalarını, dağlarını ve denizlerini resmetmiş, böylece meydana gelen deprem ve yanardağ taşmalarını keşfetmiştir. Bu kadarla da yetinmeyip uzay gemileri icat ederek birkaç gezegen keşfettikten sonra yaşam koşulları uygun olan bir başka gezegen arayışına çıkmıştır. 

İşte insan budur. Allah (c.c) onu akıl ile onurlandırmış ve yeryüzünde onu halifesi kılmıştır ki dünyada adaleti kaim etsin, hak ile yürüsün, hayatın günahlarından uzak dursun, davranışlarında dengeli ve doğru olsun, bencillik, açgözlülük ve zulüm gibi şirretli güdülerini nefsinden uzaklaştırsın, takva ve iman elbisesini giysin, fazilet ve edeplerle hareket etsin.

İslam’ın belirlediği kurallar, hüküm ve öğretilerle istediği şey budur. İnsanın Allah (c.c)’ın onurlandıracağı makama gelmesini, dünyada halifesi olmasını, gökler, yeryüzü ve dağların taşıyamadığı emaneti taşımasını amaçlamıştır. Ancak insan bu emaneti taşıyınca zalim ve cahil olmuştur. Çünkü emanetine ihanet etmiştir ve sadece Allah’tan takva ve rahmetini uman bazı müminler emaneti hakkıyla taşımışlardır. Biz iman ediyoruz ki bu müminler, Ehl-i Beyt imamlarıdır. Onlar ki Arap ve İslam âleminde toplumsal ıslaha davet ettiler, emaneti taşıdılar, insanlığa ihlâs ve iman ile bu emaneti ulaştırdılar, bu yolda en şiddetli baskı, işkence ve zorluklara katlandılar, sonra İslam’ı, Müslümanların haklarını, mazlumların ve baskı görenlerin haklarını savunmak uğruna şeref ve onur meydanlarında şehit oldular. 

Her halükarda biz insanın İslam’daki değeri konusuna dönelim. Nitekim onun saygınlığı nedeniyle ve yine güvenini sağlamak ve haklarına riayet etmek için en üstün ve en asil yollar yasamıştır. Onlardan bazıları şöyledir:

1- Can Güvenliği

İslam, haksız yere kan dökmeyi mutlak surette haram kılmıştır ve onu en çirkin suçlardan, en kötü haramlardan saymıştır. Katili sonsuza kadar cehennem ateşinde yakmakla tehdit etmiştir ki bu da en şiddetli cezalardandır. Bu konudaki bazı ayetler şöyledir:

1- Allah (c.c) şöyle buyurur: “Kim bir cana kıyma veya yeryüzünde fesat çıkarma (suçu) olmaksızın bir insanı öldürürse, tüm insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir insanı diriltirse (ölümden kurtarırsa), tüm insanları diriltmiş gibi olur.”[1]

Kur’an’ın nasıl da cana kıymayı tüm insanları öldürmek gibi saydığını görüyor musunuz?

2- Allah (c.c) şöyle buyurur: “Kim de bir mümini kasten öldürürse, onun cezası, ebedi kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap eder, ona lanet eder (onu rahmetinden uzaklaştırır) ve ona pek büyük bir azap hazırlamıştır.”[2]

Katil, sonsuza kadar cehennemde kalma cezasını hak eder. Bu da en şiddetli azap ve cezalardandır.

3- Allah (c.c) şöyle buyurmuştur: “Onlar, Allah ile birlikte başka bir ilaha yalvarmazlar; Allah'ın haram kıldığı canı haksız yere öldürmezler ve zina etmezler. Kim bunları yaparsa, cezasını bulur. Kıyamet günü azabı iki kat olur ve orada zillet içinde sürekli kalır.”[3]

Kur’an-ı Kerim; şirk, kâfirlik, cana kıyma ve zinayı cezalandırma ve cehennemde ebedi azap görme konusunda eş tutmuştur. 

Sünnet-i Şerifte

Kur’an-ı Kerim öldürme suçunu şiddetli gördüğü gibi sünnette de insanlar bundan sakındırılmıştır. Bu konudaki bazı rivayetler şöyledir:

1- Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “İnsan, dökülmesi haram kanı akıtmadığı sürece dininde geniş bir yere sahip olur.”[4]

İnsan dininde genişlik içerisindedir; ancak öldürme cürmünü işlediği zaman dinden çıkmış olur.

2- Resulullah (s.a.a) şöyle buyurur: “Allah (c.c) katında dünyanın sona ermesi, bir Müslüman’ı öldürmekten ehvendir.”[5]

3- Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyurur: “Allah (c.c) her günahı affedebilir; ancak insanın kâfir ölmesini ve bilerek bir mümini öldürmesini affetmez.”[6]

4- Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmaktadır: “Beni hak ile gönderen (Allah’a) yemin ederim ki tüm gökyüzü ve yeryüzü ehli bir Müslüman insanın kanını akıtmakta ortak olsalar ve buna razı olsalar Allah (c.c) onları burunlarının üstüne düşecekleri şekilde ateşe atar.”[7]

5- İmam Emiru’l-Müminin Ali (a.s), Malik Eşter’e ahitnamesinde şöyle buyurur: “Dökülmesi helal olmayan bir kanı akıtmaktan sakın. Zira hiçbir şey Allah’ın gazabına haksız yere kan dökmekten yakın değildir, hiçbir şey bundan daha fazla nimeti yok etmez ve süreyi kısaltmaz. Kıyamet günü Allah (c.c), kulların birbirlerinin kanlarını dökmeleriyle ilgili hükümlerini gösterecektir.”[8]

Bunun gibi pek çok hadis haksız yere kan dökenlere Allah (c.c)’ın vereceği cezalardan bahsetmiştir. Bu da İslam’ın ne kadar cana değer verdiğini ve saldırılardan koruduğunu göstermektedir.

Kısas

Katile kısas yapıp öldürme suçunu işlediğinden dolayı ölüm cezası vermek, güven ve istikrarı sağlayan adaletli bir hükümdür. Bu hüküm çekişmeleri önler ve öldürme eylemini azaltır. Allah (c.c) buyurur ki: “Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır; umulur ki takvalı olursunuz.”[9]

Abdulkadir Avde şöyle der: “Geçmiş zamanlarda ve günümüzde dünyada kısastan daha iyi bir ceza yoktur. Zira kısas, güven ve düzen açısından en adaletli cezadır. Çünkü insan çoğu zaman adam öldürmeye teşebbüs ettiğinde yaptığının aynısının başına geleceğini bildiği zaman bunu yapmaz. Nitekim caniyi adam öldürmeye sürükleyen şey hayatta kalma çekişmesi, yenme ve üstünlük kurma sevgisidir. Ancak öldüreceği kişiden sonra kendisinin de hayatta kalmayacağını bilirse öldüreceği kişiyi öldürmekten vazgeçerek kendi canını da koruyacaktır. Öldürmek istediği kişiyi öldürerek yeneceğini düşünse de daha sonra kendisinin başına aynı şeyin geleceğini bilirse öldürme yoluyla yenmekten vazgeçecektir. Her gün gördüğümüz ilmi örnekler de bunu ispat etmektedir. Örneğin sert mizaçlı ve hemen şer ve kötülüğe kalkışan bir adam, karşıdakinin daha güçlü ve güç sahibi olduğunu görürse ve onun da yapacağı saldırının bir benzerini kendisine yapılacağını anlarsa son derece sakin olur ve kavgadan uzak durmaya çalışır. Silahlı kişi de belki hiçbir şekilde saldırmaktan vazgeçmez; ancak karşısındaki adamın da silahlı olduğunu ve saldırının aynısını yapabileceğini anlarsa geri adım atar. Dövüşçü veya boksör kişi de kendisinden daha güçlü ve dayanıklı kişiye meydan okumaz. Ancak kendisinden daha az güce ve dayanıklılığa sahip birini görünce ona meydan okumaktan çekinmez. İnsanın doğası böyledir.

Bu sebeple şeriat, kısas cezasını getirmiştir. Nitekim cinayete yönlendiren nefsi dürtü olmasına karşın, kısas cezasının karşı dürtü yaratmasıyla cinayetten vazgeçilir. Bu da çağdaş psikoloji bilimiyle tamamen uyum içindedir.”[10]  

Katâde de şöyle der: “Allah (c.c), insanların alçakları ve cahilleri için kısası bir hayat, ceza ve vaaz olarak kılmıştır. Niceleri vardır ki büyük bir suç işlemeye yeltendiler ve kısas korkusuyla vazgeçtiler. Nitekim Allah (c.c), kısas ile onları birbirlerine zarar vermekten engellemiştir. Allah’ın verdiği her emir, şüphesiz ki içinde hem dünya hem de ahiretin salahını barındırır. Yasakladığı her şey de şüphesiz ki hem dünya hem ahiret için bir fesat barındırır. Allah (c.c), kullarını nasıl ıslah edeceğini daha iyi bilir.”[11]

Seyid Muhammed Rıza, Tefsir’inde şöyle der: “Basireti güçlü, ümmetlerin maslahatlarını bilen, genel meseleleri kendine veya ülkesine özgü şahsi vicdanıyla değil de genel maslahata göre düşünebilen kişi, kısası (İslam şeriatındaki şekliyle) adalet ve eşitlik, tüm ümmetleri, halkları ve kabileleri terbiye edecek bir ilke olarak görür. Kısası tamamen bırakmak ise suça meyilli olanlara cesaret verir. Bazı Avrupa ülkeleri gibi karşılıklı merhamet, lüks ve bol nimetler içerisinde yaşama koşulları olan yerlerde hapis ve ağır işler korkusu insanları öldürme suçunu işlemekten korkutur olsa da bu her ülke ve her yer için geçerli değildir. Zira bu ve başka ülkelerdeki bazı insanlar, hapsi evinden daha hayırlı gördüklerinden dolayı hapse gitmek için daha kolay suç işlerler.”[12]

Bazılarının idam cezasının kişisel özgürlükle çeliştiği, çünkü insan hayatının insana ait olduğunu ve kimsenin bu hayata karışamayacağı yönündeki söylemeleri ise sözlerin en saçması ve görüşlerin en basitidir. Zira durum böyle ise kanun veya toplum bu özel mülke saldırılmasına nasıl izin verebilir?[13]

İnsan hayatı, selametliği ve kanı ancak başkalarına ibret olsun diye suçluya kısas uygulanarak korunabilir. Eski Arap misalinde de “Öldürmeyi ancak öldürmek engeller” şeklinde geçer. Kur’an-ı Kerim de kısası en açık şekilde beyan etmiştir: “Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır.”[14]

Cinayete, en şiddetli ve sert cezayla karşılık verilmelidir. Bu ceza ise idamdır ki uygulandığı zaman cinayeti önler.

Kasıtlı Öldürmenin Diyeti

Yüce İslam şeriatı, bilerek adam öldürme suçu için kısasa denk olan diyet kanununu belirlemiştir. Nitekim maddi ağırlığından dolayı pek çok insan onu ödemekten aciz kalır. Bu diyet ise şöyledir:

1- Büyük develerden yüz erkek deve.

2- İki yüz inek.

3-  Bin dinar. Dinar ise sarraf ölçeğinin üç çeyreği kadar işlenmiş altın değerindedir.

4- Bin koyun.

5- İşlenmiş gümüşten on bin dirhem.

6- İki yüz elbise.

Farz olan, bunlardan birini ödemektir. Zikredilen bu altı seçenekten biri, bir yıl içerisinde katilin malından ödenir.

2- Korkutmanın Haram Oluşu

İnsanın saygınlığı ve onuru için İslam’ın öngördüğü hükümlerden biri de içerdiği zulümden dolayı şiddetli bir şekilde korkutmayı yasaklamasıdır. Bu konuda gelen bazı rivayetler şöyledir:

1- Resulullah (s.a.a) şöyle buyurur: “Her kim haksız yere bir Müslümana korkutacak şekilde bakarsa Allah (c.c) onu kıyamet günü korkutur.”[15]

2- İmam Cafer Sâdık (a.s) şöyle buyurur: “Her kim bir mümine zarar vermek için bir güç kullanarak onu korkutur da zarar veremezse ateşte olur. Ve her kim bir mümine zarar vermek için bir güç kullanarak korkutur da zarar verirse Firavun ve soyu ile birlikte ateşte olur.”[16]

Bunlar gibi pek çok hadis, insanları korkutmayı haram kılmıştır.

3- Eziyet Etme ve Küçümsemenin Haram Oluşu

İslam, eziyet etme ve küçümsemeyi haram kılmıştır; çünkü bu ikisi zulüm ve düşmanlık çeşitlerindendir. Eziyet etmenin haram oluşu Kur’an-ı Kerim’de belirtilmiştir. Allah (c.c) şöyle buyurur: “Mümin erkek ve mümin kadınlara, yapmadıkları bir şeyden dolayı eziyet edenler, şüphesiz, bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.”[17]

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Bir müminin, kardeşine eziyet edici bir bakışla bakması caiz değildir.”[18]

İmam Cafer Sâdık (a.s) şöyle buyurur: “Her kim bir mümini sahip olduklarının azlığından veya fakirliğinden dolayı küçümser ve zelil görürse Allah (c.c) onu tüm yarattıklarının önünde rezil eder.”[19]

Yine İmam Cafer Sâdık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Her kim miskin veya miskin olmayan bir mümini küçümserse o küçümsemesinden geri dönünceye kadar Allah onu küçümser ve ona gazap eder.”[20]

İnsanın Allah (c.c) katında bir onuru ve makamı vardır ve Allah (c.c), söz veya fiille de olsa insana her türlü düşmanlık göstermeyi haram kılmıştır.

4- İnsana Küfretmek

İnsana küfretmek ise Allah (c.c)’ın insana bahşetmiş olduğu onur ve saygınlıkla çelişir. İslam dini, düşmanlara bile küfretmeyi yasaklamıştır; nitekim Allah (c.c) şöyle buyurur: “Onların (müşriklerin) Allah'tan başka çağırdıklarına küfretmeyin ki, onlar da düşmanlıkla (ve) bilmeyerek Allah'a küfrederler.”[21]

Resulullah (s.a.a) da şöyle buyurur: “Mümine küfretmek fâsıklıktır. Onunla savaşmak kâfirliktir. Etinden yemek (yani gıybetini yapmak), Allah’a karşı gelmektir. Malına tecavüz etmenin haramlılığı da kanına tecavüz etmek gibidir.”[22]

İmam Muhammed Bâkır (a.s) şöyle buyurur: “Temim oğullarından bir adam Resulullah (s.a.a)’ın yanına gitti ve ona ‘Bana nasihat et.’ dedi. Resulullah (s.a.a) söylediği nasihatler arasında şöyle buyurdu: İnsanlara küfretmeyin ki onların yanında düşmanlık kazanırsınız.”[23]

Yine İmam Muhammed Bâkır (a.s) şöyle buyurmuştur: “Her kim bir mümin hakkında kötü söz söylerse kötü bir ölümle ölür ve hiçbir şekilde hayra dönmez.”[24]

Küfretmek ve iftira atmak… Tüm bunlar insanın onuruna yakışmayan şeylerdir.

5- Ayıp ve Kusurları Araştırmak

İnsan onuruna yakışmayan çirkin özelliklerden biri de insanların kusurlarını araştırmak ve ayıplarını açığa çıkarmaktır. İslam bunu haram kılmış ve bundan sakındırmıştır. Kur’an-ı Kerim’de de bundan bahsedilmiştir. Nitekim Allah (c.c) şöyle buyurur: “İman edenlerin içerisinde çirkin işlerin yayılmasını arzu edenlere dünyada ve ahirette acı bir azap vardır.”[25]_[26]

Sünnette de birtakım hadislerde bunu yapmak yasaklanmıştır. Bunlardan bazıları şöyledir:

1-  Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Ey diliyle Müslüman olup kalbiyle Müslüman olmayanlar! Müslümanların kusurlarını araştırmayın. Zira her kim Müslümanların kusurlarını araştırırsa Allah (c.c) da onun kusurlarını araştırır. Ve Allah (c.c) her kimin kusurlarını araştırırsa onu rezil eder.”[27]

İmam Muhammed Bâkır (a.s) şöyle buyurur: “Mükâfatı en hızlı gelen hayır, iyiliktir. Cezası en hızlı gelen kötülük ise, zulümdür. İnsanın başkalarında görüp de kendisinde görmediği kusurlar olması, kendisinin bırakamadığı şeylerle insanları ayıplaması ve meclisinde oturan kişiye kendisini alakadar etmeyen konularda eziyet etmesi insana ayıp olarak yeter.”[28]

İmam Muhammed Bâkır (a.s) şöyle buyuruyor: “Kulun kâfirliğe en yakın olduğu durum, bir insanla din kardeşliği yapıp da bir gün açığa çıkarmak için kusurlarını araştırmasıdır.”[29]

6- İnsanı Eksik Görme

İslam’ın sakındırdığı olumsuzluklardan biri de Müslüman insanı eksik görüp onu ayıplamaktır. Nitekim İmam Cafer Sâdık (a.s)’ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Her kim kardeşini görür de onu azarlarsa Allah (c.c) onu dünya ve ahirette azarlar.”[30]

İmam Cafer Sâdık (a.s) da şöyle buyurur: “Her kim bir müminin hakkında konuşur da konuştuklarıyla onu ayıplamayı, saygınlığını yok etmeyi ve onu insanların gözünden düşürmeyi amaçlarsa Allah (c.c) onu kendi velayetinden çıkarır ve Şeytanın velayetine verir.”[31]

Bunlardan başka da Ehl-i Beyt İmamları’ndan bu konuda gelen hadisler vardır. Bu hadislerin hepsi de kesin olarak Müslüman insanın saygınlığını yok etmeye çalışmayı haram kılar ve Müslümanlar arasında sevgi, meveddet, karşılıklı merhamet ve şefkat olması gerektiğini belirtir. Birilerinin diğerlerine eziyet etmesi, onları eksik görmesi veya kötülemesi ise kesinlikle İslam’dan değildir. Zira böyle bir şey Müslümanlar arasında kopukluk ve nefret oluşturur.

7- Zulüm

İslam’ın haram kıldığı helak edici şeylerden biri de insanın kardeşine zulmetmesidir. İslam dini, zulmü en şiddetli haramlardan karar kılmıştır. Zira zulüm, insanın onuru ve hayatta korkusuzca güven içinde yaşama hakkıyla çelişir. Bunun haramlılığının şiddetiyle ilgili Resulullah (s.a.a) ve Ehl-i Beyt İmamları’ndan pek çok hadis rivayet edilmiştir. Bunlardan bazıları şöyledir:

1- Resulullah (s.a.a) buyurur ki: “Zulmetmekten uzak durun, zira zulmetmek kıyamet gününün karanlıklarından biridir.”[32]

2- İmam Cafer Sâdık (a.s) şöyle buyurur: “Her kim bir zalimin zulmünü haklı görürse Allah (c.c) ona zulmedecek birini musallat eder. Dua ettiğinde Allah (c.c) ona icabet etmez ve zulüm gördüğünde de bundan dolayı Allah’tan ecir alamaz.”[33]

3- İmam Cafer Sâdık (a.s) şöyle buyurur: “Zulmü eden, ona yardım eden ve o zulme razı olanların üçü de o zulümde ortaktırlar.”[34]

Zalimlerin haşredilecekleri ve açığa çıkarılacakları günde görecekleri kısas ve Allah (c.c) katında uğrayacakları azab hususunda nasıl tehdit edildiklerini görüyorsunuz.

İslam, insanın güvenli ve huzurlu bir hayat yaşamasını ister. Öyle bir hayat ki hiç kimse hiç kimseye zulmetmez ve düşmanlık göstermez.

Resulullah (s.a.a)’ın ve Ehl-i Beyt İmamları’nın hadislerinden getirdiğimiz bu örnekler, insanın İslam’daki onur ve önemini, Allah (c.c)’ın yeryüzünde kendisinin bir halifesi olmasını istediğini açıkça göstermektedir. Öyle bir halife ki kanı korunmalı, korkudan güvende olmalı, hayatın her türlü günahlarından uzak olmalıdır.


Bakır Şerif Kareşi

ABNA.İR

--------------------------------------------------------------------------------
[1]– Maide: 32.

 
[2]– Nisa: 93.

 
[3]– Furkan: 68–69.

 
[4]– Müstedrekü’l-Vesâil: 18/208.

 
[5]– Bihârü'l-Envâr: 75/101, Ravzatü’l-Vâizin: 2/460.

 
[6]– Şevkâni “Neylü’l-Avtâr”: 7/44. Bu hadisi, siyasi çıkarları uğruna nice canlara kıyan, Müslümanların ülkesinde nice yas ve hüzünlere sebep olan Muaviye’den rivayet etmiştir.

 
[7]– Furû’u-l-Kâfi: 7/272–273.

 
[8]– Nehcü'l-Belâga: 443.

 
[9]– Bakara: 179.

 
[10]– el-Teşrîu’l-Cinâi El-İslâmi: 1/464–465.

 
[11]– Tefsir-i Taberi: 2/114.

 
[12]– Tefsir-i Menâr: 2/124.

 
[13]– el-Kısâs Fi’l-İslam: 100.

 
[14]– Bakara: 179.

 
[15]– el-Nizâmu’l-Terbevi Fi’l-İslam: 350.

 
[16]– Usûl-i Kâfi: 2/368.

 
[17]– Ahzab: 58.

 
[18]– Mecmuatu’l-Verrâm: 1/98.

 
[19]– Usûl-i Kâfi: 2/353.

 
[20]– Usûl-i Kâfi: 2/351.

 
[21]– En’am: 108.

 
[22]– Usûl-i Kâfi: 2/359–360.

 
[23]– Usûl-i Kâfi: 2/360.

 
[24]– A.g.e: 361.

 
[25]– Nur: 19.

 
[26]– Usûl-i Kâfi: 2/357.

 
[27]– a.g.e: 355.

 
[28]– Usûl-i Kâfi: 2/459–460.

 
[29]– a.g.e. 355.

 
[30]– a.g.e. 355.

 
[31]– a.g.e. 385.

 
[32]– Usûl-i Kâfi: 2/332.

 
[33]– A.g.e. 334.

 
[34]– A.g.e. 333.
 


پیام رهبر انقلاب به مسلمانان جهان به مناسبت حج 1441 / 2020
Şeyh Zakzaki
conference-abu-talib
Yüzyılın Anlaşmasına Hayır