Bir Okuyucumuzun Mezhepler ve Suriye Konusundaki Sorusuna Cevap

  • News Code : 465536
  • Source : Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA.İR
Brief

Bir okuyucumuzun sitemize gönderdiği hüzün dolu yorumunun bazıları içinde faydalı olacağını düşündüğümüzden gönderdiği yazı ve kendilerine yazdığımız cevabı burada yayınlamayı uygun gördük.

selamün aleyküm

yaklaşık 3-4 yıldır abna yı takip ediyorum.35 yaşındayım … ve … yaşlarında iki kızım var eşim bağımlı süleymancı. lise yıllarında radikal islamla tanıştım.28 şubat sürecinde zor ve sıkıntılı anlar yaşadım yalnız kaldım bu yaşıma kadar beslendiğim kaynakların vahhailik koktuğunu şimdi anlıyorum. ama şu an korkuyorum tekrar yeni öğrendiğim ehlibeyt mektebinin beni nasıl cezbettiğini ve nasıl sürüklediğini görüyorum ama cesaretim kalmadı. 20 yıldır peşinden koştuğum inadına inandığım değerleri nereye koyacağımı bilmiyorum.gerçekten korkuyorum neyi nasıl yapacağımı bilemiyorum. bir 20 yıl sonra bu yeni öğrendiklerimin yanlış olma ihtimalinden korkuyorum.bu son suriye olayları 20 yıllık arkadaşlarımla aramı açtı artık kimseyle birşey konuşamıyorum.kıldığım namaz dan abdestimden ve tüm inanançlarımdan korkuyorum kalbimin ehlibeyte meyl etmesine engel olamıyorum.özellikle günahlarım ve korkularım beni çok sıkıyor ne gözlerimi ve düşüncelerimi günahtan koruyabiliyorum ne de inandığım yada inanmak istediğim gibi yaşayabiliyorum bu halde ölmekten korkuyrum .

şii gibi düşünüp sünni gibi yaşamanın ne kadar zor olduğunu anlatamam mezheplerden bu tefrikalardan artık islamdan usanır oldum elimdeki kuran bana çok uzak anlamıyorum 20 yıldır anlamadığım gibi günahlarıma engel olamadığım gibi .eteğinden tutup ta bırakmadığım tek rehberim nefsim çünkü beni yalnız bırakmayan bir tek o !!!

bunları niye size yazıyorum bilmiyorum.

birde (…) adlı birsitede ,imam humeyni (ra)'nın

meseleler burada yazılmayacak kadar çok çetrefilli ve zor

!!!!!!!!?????**

***

Bismihi Teala

Selamun aleykum

Yazdıklarınızı okuduk. Neler hissettiğinizi ve nasıl bir duygu halinin size hakim olduğunu anlayabiliyoruz.

Öncelikle size şunu hatırlatalım ki İslam dini akıl dinidir. Ehlibeyt öğretileri akla ve cana hitap eder. Onların öğretilerine kendilerini teslim edenler onlarda can bulurlar. Ehlibeyt mektebi dinin özüdür. Ötekiler mezheptir, farklı gidiş ve üsluplardır. Sonradan oluşan, oluşturulan dindeki yorumlardır. Tarihi ilk kaynaklarından incelerseniz bunu kendiniz de görürsünüz. Ehlibeyt mektebi Kur’an[1] ve Peygamberimizin tekitle emrettiği[2] takip edilmesi gereken İslam’ın özü ve aslıdır. Ehlibeyt mektebi dememizin nedeni İslam’daki ayrıştırmalardan dolayı insanların hakikati anlaması içindir. Yoksa Ehlibeyt mektebi demek İslam demektir. Ehlibeyt mektebi İslam’ın bir kolu bir parçası değildir. Ehlibeyt mektebi demek bir mezhep bir ekol değildir. Ehlibeyt mektebi sonradan ortaya atılmış, birileri tarafından icat edilmiş suni bir mezhep ve öğreti değildir… Ehlibeyt mektebi Hz. Adem’le başlayan, Hz. Nuh’la yeniden hayat bulan, Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa ve Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.a) bizlere getirdikleri dinin özüdür. Ehlibeyt (a.s) denildiği zaman yalnızca 12 imamlar kast edilmemektedir. Ehlibeyt denildiği zaman Hz. Peygamberimiz başta olmak üzere onun değerli biricik kızı Hz. Fatımatu’z Zehra’da kast edilmektedir. Ehlibeyt, ev halkı demektir. Bu ev halkının reis ve lideri Hz. Peygamber efendimizdir. Dolayısıyla Ehlibeyt denildiği zaman Peygamberimiz onun başı olarak kast edilmektedir…

Diğer mezheplerle Ehlibeyt öğretilerinin farkını anlamanız için size bir örnek verelim: Bir tarafta İslam dinini, Peygamber efendimizin (s.a.a) anlattığını düşünün, başka bir tarafta ise İslam dinini bir âlimin (mezhep imamının) kendi anladığı kadarıyla anlattığını düşünün. İslam dininde kemale ermeyen bu alim, (İslam dinini tam anlamıyla Peygamber efendimiz ve Ehlibeyti bilmektedir. Bunun delilini yine bizzat Kur’an açıklamaktadır: Bilmiyorsanız zikir ehline sorun…) içine kendi yorum ve düşüncelerini de katarak insanları hidayet etmeye çalışmaktadır. İslam’ı tam olarak, yeterince tüm boyut ve hakikatleri ile anlamadığından (anlayamaz da) kendi kapasite ve anlayışını da tahmil ederek insanlara yol göstermeye kalkıyor. Ama öte yandan dini Allah tarafından getiren, tam yetkili, dini tüm benliği ile bilen ve dinin özü ve ruhu olan Peygamberimiz dini anlatıyor. Arasındaki fark nasıl olabilir? Birisi dinin sahibi, getireni, tüm hakikat ve yönlerini kamil bir şekilde bilen ve yaşayan, ötekisi ise dini kendi irade ve kapasitesiyle, nakıs akıl ve düşünceleri ile öğrenip (bir çok noktasını idrak edememiş, hikmetini kavrayamamış, neyin ne olduğunun künhüne ermemiş…) öğretmeye çalışmaktadır… Acaba insanlar hangisini seçer?! Aslında gerçekten böyle bir mukayese yapmak doğru mudur?! Bir tarafta kainatın efendisi, Allah’tan sonraki kişi, öte yandan sıradan bir kişi(ve kişiler)?! İnsanlar hangisine yönelmelidir?! Kaynak dururken kaynaktan bir damla alana mı, yoksa kaynağın kendisine mi?! Peygamber efendimiz ve Ehlibeytinin dışındaki insanlar bu sıradan alim (mezhep imamları) gibidirler. Yeryüzündeki bütün insanlar bir yana, Peygamber efendimiz ve Ehlibeyti bir yanadır. Zaten öteki tüm insanlar Peygamber ve Ehlibeytine itaat etmek, onların emir ve yasaklarına uymak zorundadırlar. İnsanlardan kastımız sahabe, tabiin başta olmak üzere yeryüzündeki bütün insanlardır. Hiç kimse Allah’ın emirlerinin dışına çıkamaz. Sahabeler Allah, Peygamber ve Ehlibeytine itaat ettikleri kadar değer kazanırlar. İtaat etmişlerse sevilirler, itaat etmemişlerse buğz edilirler. Kendi zatları sevgiyi hak etmemektedir. Sevgiyi hak etmeleri için Allah’a, Resulüne ve Ehlibeytine bağlı olmaları gerekmektedir. Bizim katımızda sahabelerden her kim bu çizgide hareket etmişse (Ebu Zer, Salmanı Farisi, Miktat, Huzeyfe, Abdullah Ensari, Ammar Yasir…vb. gibi) bizim başımızın tacı ve efendilerimizdir. Her kim de bu çizgiye sadık olmamış, ihanet etmiş, saygısızlık etmiş, itaatsizlik etmiş ve yerine göre kendilerini ön plana çıkarmışlarsa o sahabeler Allah katında beş para etmedikleri gibi bizim yanımızda da beş para etmez, değersiz insanlardır. Gerçekte bizim onlara bakış açımız, onların Allah, Peygamber ve Ehlibeytine bakış açılarında yatmaktadır. Eğer birisi Allah katında değerli ise bizim katımızda da değerlidir, değerli değilse bizim katımızda da değerli değildir.

Ehlibeyt mektebi çekici, cezbedici, büyüleyicidir. Her kim onların sözlerini dinlerse, onların ilahi olduklarını, diğerlerinden farklı olduklarını anlar. Ehlibeyt İmamlarından Sekizincisi Hz. Ali b. Rıza (aleyhi selam) bu konu hakkında şöyle buyurmaktadır:

“Bizim emrimizi (konu, mesele, nişane) ihya edene Allah rahmet etsin.”

Sizin emriniz nasıl ihya edilir? Dediğimde şöyle buyurdular: 

“Bizim ilmimizi öğrenip, onu insanlara öğretmekle.”

Sonra şöyle buyurdular:

“Şüphesiz, insanlar eğer sözlerimizin güzelliklerini bilseler, mutlaka bize uyarlar.”

Dolayısıyla sizin Ehlibeyt mektebine cezp olmanız ilahidir. Bundan korkmayınız, aklınızla, Allah’ın sözlerini barındıran Kur’an ve Peygamber efendimizin sözlerinde bunu tartarak araştırın. Vahabilik (Selefilik) vahşilik, cehalet, ilkellik ve gericiliktir. İslam’ın hareminden içeri girememiş, yalnızca kabuğunda kalarak, cevherine inememiş karanlık bir oluşumdur. Vahabilikte (Selefilikte) kan, vahşet, çirkinlik ve bedbahtlıktan başka bir şey yoktur. İslam’ın yeryüzündeki en büyük düşmanları, İslam’ı çirkin ve kan dökücü olarak tanıtan Vahhabi-Selefilerdir. Ehlibeyt mektebi rahmet, şefkat, akıl ve huzurdur. Vahabilik, Ehlibeyt mektebinin karşıtı ve Ehlibeyte en çok düşmanlık güden şeytanın son asırdaki en etkili iki silahından biridir. (Bir diğeri Siyonizm’dir.)

Ehlibeyt mektebinde hiç kimse kendi kendisine hareket edemez. Emir ve yasaklara göre hareket edilir. Birisinin sevilip, sevilmeyeceğine bile mektep karar verir. Bunun anlamı insanların iradesinin elinden alındığı değildir, bilakis aklın da bu ilkeyi tam olarak kabul ettiği, onu tasdiklediğidir. Ehlibeyt mektebinde 12 İmamdan sonra onların emir ve tavsiyeleri doğrultusunda tabi olduğumuz müçtehitler (Velayet-i Fakih) vardır. Onlara dinin feri ve ahkam konularında tam olarak uymamız zorunludur. (ya da kendimiz müçtehit olmalıyız) Onlar dinde Ehlibeytin ilmini tam olarak aldıkları için onların en alim olanını (اعلم) seçmemiz ve ona tabi olmamız gerekir. (Bu durum Ehlibeyt İmamlarından on ikincisi olan Hz. İmam Mehdi’nin (Allah zuhurunu çabuklaştırsın) gelişine kadar devam edecektir.) Onların dünyevi ve siyasi konulardaki emirleri bizim için bağlayıcı ve ferman hükmündedir. Onlar masum değildirler, ancak günah işlemekten, hatadan masundurlar. Zaten müçtehit olmaları için bu zorunluluktur. Dolayısıyla onların emir ve yasaklarına uymamız gerekir. Onların emri olmadan kendi istek ve irademizle önemli siyasi, dünyevi, toplumsal konularda karar alıp uygulayamayız. Onlar dünyanın genel oluşumu hakkında görüşlerini açıklar bizlerde ona uyarız. (Örneğin kendi kafamıza göre gidip bir Amerikan askerini veya elçiliğini bombalayamayız. Buna hakkımız yoktur. Eğer Veliyi fakih emrederse buna hakkımız vardır. Kimse kendi kafasına göre, kıt akıl ve Müslümanlığı ile dini icra etmeye kalkamaz… Kısacası bizler teslim (İslam) olanlarız.)

Suriye konusunda da tavrımız aynıdır. Onların (Veliyi fakih ve hak müçtehitlerin) emirleri bizim için bağlayıcıdır. Onlar dinde ve insan tanıma sanatında derinleştikleri ve eşyanın hikmetini kavradıklarından olayların iç yüzünü bizlerden daha iyi bilmekte ve görmektedirler. (Hadislerin de belirttiği gibi Allah yolunda seyri suluk edenler, ilahileşir ve hakikatleri kavrar. Allah’ın gözü ile görür, Allah’ın kulağı ile duyar, Allah’ın kalbi ile konuları teşhis ederler…) Onların teşhisine göre Suriye konusu ilk günden bizler için açık ve netti. Kimlerin batıl tarafta, kimlerin hak tarafta olduğu yakin derecesinde bizlere vazıhtı. Kimlerin yanında yer almamız, kimlerden uzak kaçmamız malumdu. Zaten içinde Amerika, İsrail, Batı ve Suudi rejimlerinin olduğu oluşumların şeytani olduklarını bilmemek kadar basiretsizlik, cahillik olamaz. Bu oluşumlar daha ilk günden saflarını belli ederek katil (selefi) çetelerle Suriye’yi yerle bir ettiler. İnsanlarını katlettiler, evlerini, mallarını yağmaladılar, şehirlerinden kovdular, ülkenin sanayi mallarını çalarak başka ülkelerde sattılar, kızlarını, kadınlarını fuhuşa, bataklığa ittiler, ülkeyi harabeye çevirdiler, Müslümanların başlarını, kol ve ayaklarını keserek vahşet kustular… Hulasa bizim safımız daha ilk günden beri belliydi. Burada akla şu soru gelebilir. Suriye devleti ordusu ve güvenlik güçleri de hatalar yapmakta, yerine göre halka kötü muamelede bulunmaktadırlar. Onları nasıl destekleyebiliriz? Bunun cevabı da bellidir. Şöyle ki bizler Suriye rejiminin ilahi olduğunu söylemiyoruz, kutsal olduğunu da iddia etmiyoruz. Ancak batılın karşısında, İslam düşmanlarının karşısındaki direniş ve mukavemeti ile desteklenmesi gerektiğine inanıyoruz. Suriye hiçbir zaman İsrail’i tanımadı ve her zaman onun karşısında yer aldı. İsrail’e karşı savaşan tüm oluşumları destekleyerek maddi ve manevi katkılar sağladı. Suriye’nin yardımları ile Hizbullah İsrail’i bozguna uğrattı. Suriye’nin yardımlarıyla Hamas ve İslami Cihat İsrail’in karşısında durabildi ve onlara meydan okuyabildi. Buna karşın hiçbir rejim bu oluşumlara destek olmadıkları gibi bunlara karşı düşmanlıklarını ilan ettiler… Peygamber efendimizin sahabeleri İslam’a mal edilen bir çok hatalar yapıyordu. Peygamberimiz bu hatalardan oldukça mahzun olarak, üzüntülerini belirtiyordu. Bazı sahabelerin yaptığı bu hatalar peygamberimize mal edilebilir mi? Halbuki tarihte kaydedilen bu hatalar oldukça fazladır. Suriye’deki durum da aynıdır. Suriye’de görev yapan asker, medyada asker arkadaşının işkenceyle başının kesildiğini görüyor! Bu asker bu sahneyi gördükten sonra o katillere karşı hangi duyguyu beseleyebilir? Bu askerin tam bir İslam’i şuura sahip olmadığı ortadadır. Nefsine yenik düşerek Allah’ın emrini olduğu gibi icra etmesi düşünülebilir mi? Kısacası bu tür ferdi hatalar Suriye devletine ve Esad’a mal edilemez…

Şii demek, Peygamber Ehlibeytine taraftar, onların takipçisi demektir. Dolayısıyla onlar gibi düşünüp onlar gibi yaşamak bir emir ve zorunluluktur. Ehlibeyt mektebi yukarıda da belirttiğimiz gibi öz Muhammedi İslam’dır. Ötekiler, bazı kişiler ve öğrencileri tarafından zamanın iktidarları tarafından kurulan yapay mezheplerdir. Hz. Mehdi (aleyhi selam) 12. İmamdır. O, Allah’ın yeryüzündeki son hüccet ve kanıtıdır. Onun gelişi yakındır. Ona tabi olmak ve onun askeri olmak isteyenler Ehlibeyt mektebine tabi olmalıdır. Ehlibeyte tabi olmamak Kalbi Hüseyin’le olup, kılıcı Yezitle olmakla aynıdır[3]. Kalbim Hz. Mehdi ile birliktedir, ancak amelim onun karşıtıdır, demek kurtuluşa sebep olmayacağı gibi, nefsi taassuplardan dolayı hakka teslim olamamak ve aklını yeterince kullanamamaktır. Tam olarak teslim olmadıkça iman etmiş olmayız. Kur’andaki açık ayet gereği tüm benliğimizle teslim olmalıyız.

İran ve Öz Muhammedi İslam’ı yaşayan Şia mektebi aleyhinde (öteki ülkelerde olduğu gibi) Türkiye’de bir çok site ve kuruluş yayın yapmaktadır. Bunların bir çoğu yabancı istihbaratlar tarafından kurularak, beslenmektedir. Bu tür sitelerin iftira ve yalanları o kadar çoktur ki inanın cevap vermeye bile değmez. Her gün bir Şii büyüğünün bir kitabından, bir makalesinden bir alıntı yaptıklarını iddia ederek Şia’yı karalamaya çalışmaktadırlar. Bazen İmam Humeyni falanca kitabında şöyle dedi, filanca kitabında şöyle yazdı… veya Şia’nın en önemli kitabı olan Usul-u Kafi’de şu şekilde hadis vardır… veya İran hiçbir kafir ülkeyle savaşmadı, Şiiler her zaman Sünnilerle savaştı, Şiiler her zaman Sünnilerin karşısında oldu, Afganistan ve Irak’ı bile İran’ın yardımlarıyla Amerika işgal edebildi… gibi yalan, iftira, töhmet, bühtan ve hakikatlerle örtüşmeyen propagandalarla Ehlibeyt mektebinin önünü kesmeye çalıştılar. Birazcık araştırma yapan birisi bunların tamamen asılsız ve iftira olduğunu anlamakta ve bunların ne kadar sahtekar olduklarını görmektedirler. Bizlerde her zaman diyoruz ki onların iddia ettikleri şeyleri gidin ilk elinden araştırın; dedikleri doğru mu, yalan mı? Hiçbir zaman kalkıp bunların içi boş yalan ve iftiralarına cevap vermek için uğraşmadık. Yalnızca gidin araştırın var mı, yok mu? diye insanlarımızı uyardık. Yalancının mumu yatsıya kadar yanar sözü boşuna söylenmemiştir. Bunların iddialarını araştıran birisi bunların ne kadar yalancı ve çirkef olduklarını göreceklerinden bizler bu konuda çok rahatız. Ancak bazen araştırmacılar sorularının cevabını bulamadıklarında bize gelmekte ve cevabını istemekteler. O zaman bizler bilgimiz ölçüsünde yardımcı olmaya çalışıyor ve gerekli kaynakları kendilerine ulaştırıyoruz. ABNA olarak şu ana kadar bu yönde bir çok yazı yayılandık. Normal şartlar altında bu tür asılsız yalanlara cevap vermiyoruz… Kısacası bu tür siteler oldukça fazladır. Bunların amacı insanları hak yol olan Ehlibeyt mektebinden uzaklaştırmak ve hidayetlerinin önünü kesmektir. Ama onların bilmedikleri veya anlamak istemedikleri bir şey vardır. O da onlar istemeseler de onlar hoşlanmasalar da “Allah nurunu tamamlayacaktır.”

Dolayısıyla kendinizi her türlü taassuptan uzak tutarak, geçmiş (Atalarınız ve atalarınızın dini) ve gelecektekileri bir yana bırakarak özgür iradenizle araştırın ve hak neyse onu bulun. İmam Rıza’nın (aleyhi selam) yukarıdaki sözünde de belirttiği gibi eğer onların güzel sözlerini duyacak olursanız zaten kaçacak bir yeriniz olmaz. Eğer saf bir akıl ve taassupsuz olarak onların sözlerini okursanız başka bir alternatifinizin olmadığını anlarsınız. Zaten öteki mezhep imamları Ehlibeytten alabildikleri (ilim, marifet, ahlakları…) kadar değer kazanmış ve bir yerlere gelebilmişlerdir. Siz ve bizlerde onlara ne kadar tabi olabilirsek o kadar İslam oluruz, o kadar Müslüman oluruz. Dinin sahipleri onlardır. Onlar cevher, diğerleri kabuktur. Onlar öz, ötekiler…

Kıyamet günü bizlere sorulacak sorulardan birisi de imamın kimdir? Sorusu olacaktır. (Peygamber efendimiz: Kim zamanın imamını tanımadan ölürse, cahiliye ölümüyle ölmüş olur.) Bizler falanca ve filanca dediğimizde kurtuluş yüzü görmeyeceğiz. Çünkü bizlere onlara (öteki mezhep ve ekollere) tabi olun diye Allah’tan bir emir gelmemiştir. Ancak Kur’an ve Ehlibeytime sarılın, onlarla bir olun, onlardan öne de geçmeyin, geriye de kalmayın, yoksa helak olursunuz. Onlar, Nuh’un gemisi gibidir binen kurtulur, binmeyen boğulur. Aranızda iki ağır emanet bırakıyorum… Yani bizler Ehlibeyte tabi olmak için emir aldık. Onlara tabi olmadıkça, onların gemisine binmedikçe boğulacağımız, helak olacağımız söylenmiştir. Söyleyen Allah ve Elçisi efendimizdir. Dolayısıyla onlar rahmet ve cevher oldukları gibi, onlardan yüz çevirmekte helaket, yokluk ve cehennem demektir…

Vesselamu aleykum ve rahmetullah

ABNA.İR     
--------------------------------------------------------------------------------
 
[1] — Kur’an’da Ehlibeyti anlatan bazı ayetlerden örnekler: “Ancak ve ancak, ey Ehl-i Beyt, Allah sizden her çeşit kiri, pisliği gidermek ve sizi tam bir temizlikle tertemiz bir hale getirmek diler. (Ahzab, 33) / De ki: Sizden, tebliğime karşılık bir ücret istemiyorum, istediğim, ancak yakınlarıma/Ehlibeytime şiddetli sevgidir. (Şura, 23) / “De ki: "Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım; sonra karşılıklı lanetleşelim de Allah'ın lanetini yalan söyleyenlerin üstüne kılalım. (Al-i İmran, 61) / “Sizin veliniz, sahibiniz ancak Allah, O'nun Resulü ve namaz kılarken rüku halinde zekat veren müminlerdir. Kim Allah’ı, O'nun Resulü'nü ve sözü edilen müminleri veli edinirse, hiç şüphesiz, galip gelecek olanlar, Allah’ın taraftarlarıdır. (Maide, 55-56) / “Ey Peygamber, Rabbinden sana indirilen emri insanlara ilet. Eğer yapmazsan, O'nun elçiliğini yerine getirmemiş olursun. Allah seni insanlardan korur… (Maide, 67) Allah’tan gelen bu uyarının ardından Hz. Peygamber efendimiz Gadir-i Hum denilen yerde son veda hutbesine Hz. Ali’nin kendisinden sonraki halife olduğunu ilan ettikten sonra şu ayet nazil oldu: “Bugün dininizi size kâmil ettim, size verdiğim nimetimi tamamladım ve İslâm’ı size din olarak beğendim. (Maide, 3); Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve (özü sözü bir olan) doğrularla beraber olun. (Tövbe, 119)…

[2] — Peygamber Efendimizin Ehlibeytle ilgili bazı hadisleri: “Ben sizin aranızda iki değerli emanet bırakıyorum; biri Allah’ın kitabı, diğeri ise öz soyumdan olan Ehl-i Beyt’imdir; onlara sarıldığınız müddetçe, asla sapıklığa düşmezsiniz; onlar havuzun başında bana gelinceye dek birbirinden ayrılmayacaktır.”; “Sizin aranızda benim Ehlibeyt’imin durumu, Nuh’un gemisinin durumu gibidir; kim o gemiye bindiyse, kurtuldu; kim de ondan geri kaldıysa, boğuldu.”; “Allah’ım, bunlar benim Ehl-i Beyt’imdir; bunlardan her türlü ricsi (günah ve hata pisliğini) gider ve bunları tertemiz kıl.”; “Ben ilmin şehriyim, Ali de onun kapısıdır; ilim isteyen o kapıya gelmelidir.”; “Yıldızlar yeryüzü ehli için boğulmaktan kurtulma vesilesi olduğu gibi, Ehlibeyt’im de yeryüzü ehli için (ihtilâftan) kurtulma vesilesidir.”; “Hiçbir kimse biz Ehlibeyt’le kıyaslanamaz.”; “Ali’yi sevmek ateşten kurtuluştur.”;  “Ali’yi sevmek fenalıktan kurtuluştur.”; “Ey Ali sen bana Harun’un Musa yanındaki menzilesindesin.”; “Ali, insanların hayırlısıdır, ondan şüphe eden, nimeti inkar etmiş olur.”; “Ali Kur’an ile beraberdir, Kur’an Ali ile beraberdir.”; “İnsanlar arasında ayrılık olacaktır, ihtilaf çıkacaktır. Ali ve arkadaşları Hak üzere bulunacaktır.”; “Ali’yi ben seçmedim, Onu Allah seçti.”…

[3] — Burada anlatılmak istenen, bilinç ve iradeyle bunun olmasıdır. Mustazaflar, hakikatlerin kendilerine ulaşmadıkları, doğruyla batılı ayırt edecek bilinçten mahrum olanlar bunda istisnadır. Bu tür insanlar amellerine göre yargılanacak ve bazıları açıktır ki cennete gidecektir…


پیام رهبر انقلاب به مسلمانان جهان به مناسبت حج 1441 / 2020
Şeyh Zakzaki
conference-abu-talib
Yüzyılın Anlaşmasına Hayır