İran’ı karalayan sözde ALİMLERE cevap:

İran, Amerika ile Gizli Müttefik mi? (1)

  • News Code : 471034
  • Source : Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA.İR
Brief

Bazı sözde akademisyen ve Sünni yazarlar, Muaviye kurnazlığı ile İran ve Şia mektebini karalamak için İran’la Amerika arasında gizli bir ittifak olduğunu iddia etmektedirler. Onlara göre bölgede İran’ın iki amansız düşmanı Irak ve Afganistan İran’ın desteği ile Amerika tarafından işgal edilebildi!! Yoksa Amerika kendisinin kurduğu Taliban ve Saddam Hüseyin’i halt edemezmiş!! İran’ın Afganistan ve Irak’ı işgal etmesi için Amerika’ya sınırlarını açtığı iftirasını atarak yalan ve iftirada Muaviye’yi bile sollamışlardır! Geçmişte yaşamış ataları gibi Cübbeli Ahmet, Yusuf el Kardavi, Fethullah Gülen… gibi sözde alimler, her fırsatta Öz Muhammedi İslam olan Ehlibeyt mektebini bu tür çamur atma, iftira ve karalama taktikleri ile insanlardan uzak tutmaya çalışmışlardır. Bunun için de her yolu mubah bilmektedirler. Bu yazıda Amerika’nın Afganistan’ı işgalinin tarihi seyri ele alınacaktır.

Afganistan Cumhuriyeti

Afganistan, Orta Asya'da yer alan ve denize sınırı olmayan bir ülkedir. Orta Asya'da bulunur, ama etnik ve kültürel bağlarından dolayı bazı kaynaklar tarafından Orta Doğu'da kabul edilir. Doğu ve güneyde Pakistan, batıda İran, kuzeyde Türkmenistan, Özbekistan ve Tacikistan, doğuda da ufak bir sınırla Çin ile çevrilidir.

Afganistan'ın nüfusu 2011 Temmuz ayı verilerine göre 29,835,392 kişidir. Nüfusun %44.6'sını 0-14 yaş grubu oluşturmaktadır

2010 itibariyle Peştun: %42, Tacik: %27, Hazara: %9, Özbek: %9, Aymak: %4, Türkmen: %3, Beluci: %2, Diğer: %4.

Halkın %99'u Müslüman'dır. Bunların %80'i Sünni, %19'u Şii Müslümandır. %1'i ise diğer dinlere mensuptur.

Afganistan her ne kadar Müslüman ve çoğunluğunu Sünnilerin oluşturduğu bir ülkede olsa ülke özellikle son yüzyıl boyunca çatışmaların merkezi olmuştur. Afganistan’da uzun yıllar boyunca süre gelen bu iç çatışma ve kaoslardan bıkan Afganistan’ın o günkü (1979’daki) hükümeti, ülkedeki karışıklıkları gidermesi için Sovyetler Birliği’ni ülkeye davet etti. Afganistan devletine karşı savaş veren mücahitler Amerika, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın yardımıyla önemli gelişmeler kat etmişti. Sovyetler Birliği’nin Afganistan’a girmesiyle hükümet güçleri ve Sovyet ordusu ortaklaşa Amerika ve Batı medyası tarafından İslamcı Mücahitler olarak adlandırılan gruplara karşı savaşmaya başladı.[1] Savaş sırasında Sovyetler Birliğine Hindistan[2] destek vermiş, Afganistan devletine karşı savaşan İslamcı Mücahitlere ise başta Amerika, Suudi Arabistan, Pakistan olmak üzere batılı ülkeler destek vermiştir.

Bölgeye Sovyet askerleri ilk olarak 24 Aralık 1979'da Sovyet lideri Leonid Brejnev'in emriyle gönderildi. Sovyet askerlerinin geri çekilmesi ise 15 Mayıs 1988'de başladı ve 15 Şubat 1989'da büyük kayıplar nedeniyle Mihail Gorbaçov'un emriyle sona erdi. Savaş sonrası Sovyet güçleri bölgede 14.453 ölü, 53,753 yaralı ve 311 kayıp bıraktı ayrıca 451 uçağını yitirdi. İslamcı Mücahitler olarak adlandırılan farklı gruplardan ölen mücahit sayısı: 75 bin ila 90 bin arası olduğu tahmin ediliyor. Ayrıca 9 yıl süren savaş sonrası ölen Afgan sivil sayısı tam olarak bilinmemesine rağmen tahminlere göre 700 bin ile 2 milyon kişi arası.

İran, Sovyetler Birliği’nin Afganistan İşgaline Karşıydı

Sovyetler Birliğinin Afganistan’a saldırısından önce Sovyetler Birliği büyükelçisi Tahran’da İmam Humeyni ile bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmede İmam Humeyni Sovyetler Birliğinin saldırısına açıkça karşı çıkmıştır.

İmam Humeyni Sovyetler Birliğinin işgali konusu hakkında şöyle söylemektedir:

“Geçen gün Sovyetlerin büyükelçisi yanıma geldi ve Afganistan devletinin Sovyetler Birliğinden bölgeye askeri birlikler göndermesini istediğini söyledi. Ona dedim ki bu Sovyetlerin yaptığı bir hatadır. Elbette Sovyetler Birliği, Afganistan’ı işgal edebilir, ancak orada kalamaz. Eğer siz orayı ele geçireceğinizi ve huzura kavuşturacağınızı sanıyorsanız bu batıl bir hayaldir. Afganistan halkı Müslümandır ve hükümet karşısında durmuştur. Siz ve başka güçler de orayı ele geçirmek için oraya giderse başarılı olamaz. Orayı huzura kavuşturamaz ve en sonunda yenilirler.”[3]

İran Tarafından Afganistan Mücahitlerine Askeri Eğitim ve Destek

Sovyetler Birliğinin Afganistan’a saldırısı ile birlikte, İran İslam Cumhuriyeti Afgan Mücahitlerini İslam İnkılabı Devrim Muhafızları aracılığı ile himaye etmeye başladı. İran’ın Afganistan’da kurduğu ilk askeri üstü, Komutan Ali Teclayi (Devrim Muhafızları Azerbaycan Komutanı) tarafından Afganistan topraklarında kuruldu. İran’ın Afganistan’la onca sorunu olmasına ve Sovyetler Birliği ile karşı karşıya gelmesine rağmen İran bu adımı atmıştır. O dönemde İran’ın Sovyetlerle barış içinde kalması İran’ın oldukça büyük çıkarına idi. İran savaş boyunca Afganistanlı mücahitleri –askeri ve siyasi olarak- desteklemiştir. Afganistan’ın dağınık gruplarını birleştirmek için büyük adımlar atmıştır. Bu doğrultuda “Nasır Örgütü”, “İslam Hareketi”, “İslam Gücü”, “İslam İnkılabı”, “Ulema Birliği”, “Alimler ve Gençler İnkılabı” gruplarını “Afganistan İslam İnkılabı Müttehit Cephesi” adı altında bir oluşumda bir araya getirmiştir. Bu oluşum zamanla gelişerek “Afganistan İslami Vahdet Partisi” adını almıştır.

Yüz yıla yakın süren bu iç çatışmalar ve son Sovyetler Birliği’nin işgali ile sonuçlanan savaşla birlikte milyonlarca kayıp veren Afganistan halkı savaş ve iç çatışmalardan artık bıkmış, halk yoksulluk, açlık ve sefalet içinde kalmıştı. Tüm bu olumsuzlukların ardından Sovyetlerin bölgeden çekilmesi ile birlikte İslamcı Mücahitler arasında çatışmalar başlamış ve ülke bu kez Müslümanlar arası çatışmaların merkez noktası olmuştur. İç çatışmalarda Taliban’ı destekleyen Amerika, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın yardımlarıyla Afganistan’ın büyük bir bölümünü ele geçiren Selefi, Vahabbi zihniyetli Taliban farklı mezhep ve etnik unsurlara karşı katliamlara başlamıştır.

Taliban’ın Karanlık Dönemi

Taliban’ın iç yüzünü o gün bilmeyen savaşlardan iyice yorulan Afgan halkı, silahlarını yere koyarak, Taliban’ı karşılamaya yöneldiler. Taliban Kabil’e girdiğinde, yapılan tüm barış görüşmelerden bir sonuç alınamaması üzerine her zaman barış ve müzakere yanlısı olan Üstat Abdül Ali Mezari, bizzat Taliban’la görüşmeye gitmiş ancak Taliban tarafından şehit edilmiştir.

Üstat Abdül Ali Mezari ve beraberindeki barış heyeti Taliban’la müzakere etmek için Taliban’ın merkezine gitmiş, ancak Selefi-Vahhabi dünya görüşüne sahip Taliban tarafından acımasızca katledilmiştir. Taliban, Üstat Abdül Ali Mezari ve beraberindeki barış heyetinin önce kulak ve burunlarını kesmiş daha sonra da feci bir şekilde şehit etmiştir. Bu saldırı ile birlikte Taliban gerçek çehresini bir kez daha ortaya koymuştur. Taliban, Üstat Abdül Ali Mezari’nin daha sonra kabrini de yıkmıştır. 

Taliban’ın Mezar Şerif’teki Hazara (Şia) Katliamları

Taliban güçleri, 8 Ağustos 1998 yılında Mezar Şerif şehrine girdi. Bir hafta sonra çoğunluğunu sivil Şiiler olan 2 binin üzerinde insanı katletti. İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün yayınladığı rapora göre Taliban, şehrin kontrolünü ele geçirir geçirmez, kuzey tarafından çok sayıda sivil halkı katletti. Kadınlara tecavüz ederek namuslarının helal olduğuna dair fetvalar yayınladı. Sivil halk, Taliban’ın soykırım ve vahşetinden kaçmaya başladı.

Taliban, Afganlı 2 bin sivili katletmiş

Hürriyet gazetesinin bu katliama dair 2 Kasım 1998 yılında yayınladığı haber aynen şöyle:

“İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün yayınladığı rapora göre, Afganistan'ın büyük bir kısmını kontrol altında tutan aşırı dinci Talibanlar geçen Ağustos ayında muhalefetin kalesi Mezar-ı Şerif'te hareket eden her şeye ateş açarak en az 2 bin sivili katletti. Şiilerden Sünni inancına göre ibadet etmelerini isteyen Talibanlar daha sonra da yüzlerce erkeği ve erkek çocuklarını topluca katlettiler. Kaçırdıkları Şii kadınlarının ve genç kızlarının ırzına geçtiler. Farklı etnik kökenlerden gelen binlerce erkeği tutuklayıp hapse atan Taliban güçleri, tutsakları büyük konteynırlara kapayarak başka yerlere sevk ettiler. Bu sırada pek çok tutsak havasızlıktan boğularak öldü.”[4]

İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün yayınladığı rapora göre Taliban tarafından yakalanan Tacik asıllı birisinin sözleri şu yönde: Üçüncü gün, Taliban ev ev gezerek Hazaraları (Şiaları) aramaya başladı. Yakınlarımızda yalnızca bir Hazara evi vardı. Orada dört genç, onları ziyarete gelen bir arkadaşları ve bir de evlerinde çalışan birisi vardı. Yakın bölgelerdeki Hazaralar (yaşlıları), Tacik ve Özbekleri tutuklamışlardı. Tüm tutuklananlar, yük motorları ile taşınıyordu. Dört Hazaralı adamın elleri sıkı sıkıya bağlanmıştı. İki Hazaralı çocuk da motora konularak götürüldü. İki çocuk yolda indirildi ve bir Talibanlı asker tarafından Pazar yerinde kurşuna dizilerek öldürüldüler. Sonradan bana o dört Hazaralının (Şia) da bir Mehdiye evinde öldürüldüğünü söylediler. Bu hazaraların tamamı işçi idiler ve asker ve savaşçı değillerdi. Yaşları 19 ile 20 arası idi.

Tıp öğrencilerinden birisinin bana anlattığına göre Taliban, hastaneye girerek Hazaraları aramaya başlamış. Orada iki Hazaralı çocuk varmış. Birisi 13 yaşında ötekisi 20 yaşlarında. Onlardan birisinin kolu kırılmış. Taliban Hazaralı bu ikisini alıp götürmeye çalışmış, ancak Hastane başhekiminin müdahalesi ile bunu yapamamışlar, ancak bir gün sonra tekrar gelerek her ikisini de götürmüşler.

Taliban, tam olarak Mezar-ı Şerifi kontrol altına aldıktan sonra Taliban’ın atadığı Molla Abdül Mennan Niyazi adlı yeni vali camide bir hutbe okuyarak tehditlerde bulundu. Molla Niyazi hutbelerinde halka şöyle sesleniyordu:

“Her kim Hazaralara (Şialara) yardım ederse kendisi de Taliban tarafından cezalandırılacaktır. Hazaralar (Şialar) Müslüman değildir. Onlar kafirlerdir ve onları öldürmemiz farzdır.” 

Hakeza yine İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün yayınladığı rapora göre, bu hutbenin benzerleri Taliban’ın üst düzey yetkililerinin çoğu tarafından söylenmiş ve açıkça ilan edilmiş ki Hazaraların öldürülmesi resmi ve şeri olarak caizdir!

Cezaevlerine atılan binlerce Hazaralı Şia, yoğunluktan dolayı Kandahar, Herat ve başka şehirlere nakledilme kararı alındı. En fazla 100 kişinin sığabileceği konteynırla 150 Hazara Şiasını koyarak göndermeye başladılar. Bunlardan bir çoğu diğer şehirlere ulaşamadan yolda havasızlıktan öldüler.

Sar-i Pol Şehrinde 1999 ile 2000 yılları arasında katledilen Hazara Şiaları

İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün yayınladığı rapora göre, Taliban Sar-i Pol vilayetinde savaş suçu işlemiştir. Taliban’ın şehri işgalinden sonra sivil halkın Taliban’a direnmesinden sonra Taliban halka askeri saldırılarla müdahale etti. Bu saldırıların birinde Taliban, 96 Şia sivili katletti. Burada gerçekleştirilen katliamlarda kaç kişinin net olarak öldürüldüğü bilinmiyor.

Taliban, Bamyan şehrini kontrolü altına aldıktan sonra (Şia) sivil halka acımamış ve bir çoğunu katletmiştir. Bu katliamlarda kadın, çocuk yaşlı demeden yüzlerce sivili katletmiştir. Halkı katlederken evlerini de ateşe vermiştir. Taliban’ın saldırılarından yalnızca birinde (resmi olarak) 200 kişiyi katletmiştir.

Bu saldırıların ardından Hazara Şiaları, ev ve barklarını terk ederek İran ve Pakistan’a göç etme kararı almışlardır, ancak Taliban sivil Şiaların evlerini barklarını bırakıp ülkelerini terk etmesine de izin vermemiş ve kadın, çocuk, yaşlı demeden 1500 masum insanı Zabul ilinin Kondi bölgesinde arkadan kurşun yağmuruna tutarak şehit etmiştir.

Taliban, ülkede yaşayan Ehlibeyt (aleyhimu’s selam) mektebi mensuplarına karşı başlattığı katliam, tecavüz ve soykırımla yetinmemiş ülkede bulunan İran İslam Cumhuriyeti diplomatlarını da katletmiştir.

İran, malum Afganistan'ın batı komşusudur. İki ülke uzun bir ortak sınıra sahipler. Tarihî olarak da derin ve yaygın ilişkileri var. Ancak bu ilişkiler Taliban iktidarı ile sarsılmış, ortaya derin bir ihtilaf çıkmıştı. Bunu tetikleyen de Taliban'ın 1998'de kuzeydeki Mezar-ı Şerif'i ele geçirmesinden sonra bu şehirdeki İran konsolosluğuna saldırması ve burada 8 İranlı diplomat ve bir İRNA haber ajansı mensubunu katletmesiydi.

Taliban, Mezar-ı Şerif'i tamamen ele geçirdikten sonra da şehirdeki yüzlerce Özbek, Tacik ve Hazara erkeğini vahşice öldürmüş, özellikle de İran'a yakın Şii Hazaraları hedef seçmişti. Bunu yaparken Hazara evlerini basmış gençleri ve çocuk yaştakileri de katletmişti. Bu katliamlar o zaman BM İnsan Hakları Komisyonu tarafından da belgelenmişti.

İran ile Taliban bu saldırı ve diplomat katliamından sonra savaşın eşiğine gelmişler, İran, Afganistan sınırına 70 bin askerle yığınak yapmıştı. Sonraları BM devreye girmiş, muhtemel savaş önlenmişti. 1999'da da taraflar görüşmüşler; ancak bundan herhangi bir olumlu sonuç çıkmamış, ilişkiler düzelmemişti.[5]

İran Dünyada En Çok Mülteci Barındıran İkinci Ülke

Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgali ile başlayan İran’a göç dalgası Taliban’ın Şia katliamları ile birlikte zirve yaptı. İmam Humeyni’nin (r.a) o dönemde yayınladığı fetva ile Afganistanlılara kapısını açan İran 3 milyonunun üzerinde Afganistanlıyı ülkede barındırmaya başlamıştır. (Saddam Hüseyin’in Irak Şialarına yaptığı katliamlardan dolayı İran’a sığınan Iraklıların da 1 milyonunun üzerinde olduğu tahmin ediliyor.)

Mezar Şerif’te 8 İranlı Diplomat ve İRNA Haber Ajansı Mensubu Öldürüldü

İran İslam Cumhuriyetinin Mezar Şerif’te bulunan konsolosluğu Taliban’ın bu şehre düzenlediği ikinci saldırıda hedef oldu. Silahlı kişiler, şehrin kontrolünü ele geçirdikten sonra İran konsolosluğuna giderek tüm diplomatları ve bir İRNA Haber Ajansı mensubunu katlettiler. Ele geçirilen bazı kanıtlara göre bu saldırı Amerika’nın yaptığı plan esasına göre Pakistan istihbarat servislerince gerçekleştirildi. Amaç, İranlı diplomatların ölümüyle İran’ı Afganistan’la (Taliban’la) savaşa çekmek.

Zamanın Özbekistan İran büyük elçisi Muhsin Pak Ayin, saldırıdan birkaç gün önce Mezar Şerif’teki İran konsolosu Nasır Riki ile yaptığı telefon görüşmesinde kendisinden bir an önce Mezar Şerif’i Tirmiz güzergahı yoluyla terk etmesini istemiş ve can tehlikesi olduğunun altını çizmiştir. Ancak İranlı büyükelçi şu açıklamada bulunmuştur:

“Bizler burada kalmalıyız. Eğer konsolosluk kapatılırsa buradaki halk korkar ve direnişten vaz geçerler.”   

İRANLI DİPLOMATLARIN KATLEDİLMESİNDEKİ TARİHİ SEYİR

İmam Hamaney'den Taliban'a savaş uyarısı

İran lideri Ayetullah Ali Hamaney, Taliban güçlerine ve Pakistan ordusuna yönelik uyarısında, Afganistan topraklarındaki faaliyetlerinin ‘bölgesel bir savaşa’ yol açabileceğini söyledi.[6]

İmam Hamaney: Taliban yobazını durdurun

İran lideri Ali Hamaney, İranlı diplomatların Afganistan'da öldürülmesiyle ilgili olarak yayınladığı mesajda, ‘vahşi ve yobaz bir kavim’ diye nitelediği Taliban yönetiminin Afganlı sivil halkını katlettiğini bildirdi ve tüm İslam alemine bu gidişin durdurulması çağrısı yaptı. Taliban'ın Pakistan ordusunun bir kolu olduğunu ve bölgede savaş tohumları saçtığını belirten İmam Hamaney, Müslüman ülkelere hitaben yayınladığı mesajda şöyle dedi: ‘Mazlum milyonlarca Afgan Müslümanının şu Taliban denilen fitne güruhunun komplolarına kurban gitmesine izin vermeyin! Bu gafil, yobaz, dogmatik ve gaddar Güruhun hunharca başlattığı mezhep savaşının Afganistan’da veya Allah göstermesin, dünyanın bir başka noktasında yayılmasına müsaade etmeyin.'[7]

İran Afganistan’a saldıracak

ABD'nin önde gelen gazetelerinden Washington Post, dünkü (5 Eylül 1998) sayısında İran'ın Afganistan sınırına binlerce asker ile saldırı uçakları yığdığını ve saldırının an meselesi olduğunu iddia etti.

Amerikan haber alma uzmanlarının bu konuda Savunma Bakanlığı ile Beyaz Saray'ı uyardıklarını kaydeden Washington Post, üst düzey savunma yetkililerine dayanarak İran'ın Afganistan ile kuzeydoğu sınırına 70 bin asker, 25 uçak, 80 adet T-72 tankı, iki A-6 mobil füze bataryası, 60 zırhlı araç yığdığını yazdı.

Gazete, İran'ın sınıra asker yığmasının, Taliban güçlerinin Mezar-ı-Şerif kentindeki İran konsolosluğunda 10 İranlı diplomatı öldürdüğüne ilişkin haberlerin yayıldığı ve ülke arasındaki gerilimin arttığı bir döneme rastlandığına dikkat çekti.[8]

İran İslam Cumhuriyeti, Afganistan halkını her zaman desteklemiş ve en zor günlerinde bile maddi ve manevi olarak büyük yardımlarda bulunmuştur. Dönemin süper gücü olan Sovyetler Birliğini bile karşısına almıştır. İran, Devrim Muhafızlarını Afganistan’a göndererek Afganistanlılara askeri eğitim vererek onları her açıdan himaye etmiştir. Sovyet işgalinden sonra (Amerika, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın komploları ile) iç savaş yaşayan Afganistan’da farklı gurupların arasını bulmaya çalışmış ve bu yolda çok önemli ilerlemeler kat etmiştir. Ancak iç (selefi zihniyetli Taliban) ve dış (Amerika, Pakistan ve Suudi Arabistan) mihraklarının komploları ile Afganistanlıların birbirleriyle savaştırılması sona erdirilememiştir. Bunun da en önemli nedeni Taliban denen gerici zihniyetten kaynaklanmıştır. İran’ın bunca fedakarlıklarına rağmen Taliban ülkede yaşayan kendisi gibi düşünmeyen Müslümanları (Şiaları) katletmiş, mallarına el koymuş, kadınlarına tecavüz etmiştir. Bununla da yetinmeyen Taliban Amerikan planları doğrultusunda İranlı diplomatları katlederek İran’ı da Afganistan bataklığına çekmeye çalışmıştır. Taliban, defalarca İran’ı tehdit etmiş ve İran’ın Şii halkının Müslüman olmadığını söylemiştir… 

Tüm bu gelişmelere rağmen İran ne yapmıştır?

İran İslam Cumhuriyeti, Afganistan’a yardımlarını kesintisiz sürdürmüş ve ülkesine sığınan üç milyondan fazla Afganlıya yardım elini uzatmıştır. İran, ABD, Pakistan ve Suudi Arabistan istihbaratı ile birlikte çalışan Taliban’ın tehditlerine aldırış etmemiş ve Taliban karşısında duran halkın birlik ve beraberliğinin sağlanması için elinden gelen tüm çabayı göstermiştir.

Tüm bu yaşanan tarihi gerçekler altında İran’ı düşman, halkını kafir gören Afganistan yönetimini ele geçiren Taliban’a İran’ın da düşmanlık gütmesi ve eline geçen tüm yollardan onunla mücadele etmesini zorunlu kılmaktadır. Halkını ve topraklarını tehdit eden ve bu amaç için elinden geleni ardına koymayan Taliban’a karşı İran’ın savaş açması şeri olarak caiz ve doğal hakkıdır. Bu, aynı zamanda Birleşmiş Milletlerin ülkelere tanıdığı yasal haktır da. Tabiri caiz ise İran’ın, Afganistan’ı düşman bellemesi ve onunla savaş dahil her türlü mücadeleye girmesi kadar doğal hiçbir şey yoktur. Bu amaç için kendisi savaşa girmese bile ona (Taliban’a) karşı düşmanlık güden ve onunla savaşmak isteyen, başka ülkelere veya gruplara destek vermesi de kaçınılmazdır. Düşmanımın düşmanı benim dostumdur kuralı gereği İran’ın bunu yapması kadar doğal hiçbir şey olamaz. Hizbullah’ın Hamas’ı İsrail’in elinden kurtarmak için iki İsrail askerini kaçırması ile İsrail’in Lübnan’a karşı başlattığı savaş daha tazeliğini korumaktadır. Amerikan çıkarlarını tehdit eden ülkelere karşı Amerikan operasyonlarını herkes bilmektedir. Kısacası İran’ın Afganistan’a savaş açması veya savaş açanları desteklemesi dini, akli ve yasal olarak kesinlikle kabul edilebilir bir şeydir.

Amerika yeni dünya düzenini kurmak ve bölgedeki (Rusya ve Çin’i kontrol altına almak, İran’ı yakından takip etmek ve daha başka nedenlerden dolayı) çıkarlarını pekiştirmek için Afganistan’a (Taliban’a) savaş açtığında eline büyük bir fırsat geçen İran ne yapmıştır? İran, elime fırsat geçti ben Taliban’a karşı savaşa girmedim, ama en büyük şeytan Amerika, küçük şeytan Taliban’a karşı savaşa girmek istiyor. Benim elim kirlenmeden, askerlerimi kaybetmeden maddi ve manevi hiçbir zarara uğramadan bırakayım Büyük Şeytan küçük Şeytanı yutsun mu demiştir? Yoksa bu savaşa karşı mı çıkmıştır?

İran, Taliban’ın tüm katliam, tecavüz ve tehditlerine rağmen Müslüman halklar zarar görür ve Amerika, İsrail’in ekmeğine yağ sürerim düşüncesi ile Taliban’a karşı savaş açmamış ve savaş açmak isteyen Amerika ve batılı ülkelere de karşı çıkmıştır. İran, İslami basireti sayesinde bu savaştan kaçınmış ve Müslümanlar arasında çatışma ve savaşın İslam’ın maslahatlarına uymadığını, bilakis kafirlerin yararına olduğunu bildiği için bu savaştan kaçınmış ve Taliban tarafından kendisine yapılan tüm hakaretleri sinesine çekmesini bilmiştir. İmam Ali’nin Peygamber efendimizden sonra halifelik makamının gasp edilerek elinden alınmasını İslam’ın maslahatını göz önüne alarak sineye çeken İmam Ali (aleyhi selam) gibi İran’da İslam ve Müslümanların çıkarlarını kendi çıkarlarının önünde görmesini bilmiştir.

Bazı kendini bilmez sözde akademisyen ve Sünni yazarlar, her zamanki gibi Muaviye kurnazlığı ile İran İslam Cumhuriyetini ve Şia mektebini karalamak için İran’la Amerika arasında gizli bir ittifak olduğunu iddia etmektedirler. Onlara göre bölgede İran’ın iki amansız düşmanı olan Irak (Saddam Hüseyin) ve Afganistan (Taliban) İran’ın desteği ile Amerika tarafından işgal edilebildi!! Yoksa Amerika kendisinin kurduğu Taliban çetesi ve yıllarca İran’a karşı kullandığı Saddam Hüseyin’i halt edemezmiş?!! İran’ın Afganistan ve Irak’ı işgal etmesi için Amerika’ya sınırlarını açtığı iftirasını atarak yalan ve iftirada Muaviye’yi bile sollamışlardır! Gerçi bu tür yalan ve iftiralar yüzyıllardır batıl kalemlerin hakkın (Şia mektebinin) üstünü örtmek için uygulanan çirkin ve haysiyetsiz yöntemlerden birisidir. Onlara göre eğer amaç (Hilafet ekolünden gelen Sünni İslam’ın her yeri kuşatması) kutsal olursa, her türlü (haram, iftira, yalan, karalama…) vesileden istifade etmek caizdir!! Bu bağlamda yüzyıllardır Şialara etmedikleri hakaret, yalan ve iftira kalmamıştır. Şialar için Rafızi sözcüğünü kullanmakta, Şia’nın aslında Abdullah bin Sebe denen bir Yahudi tarafından kurulduğu, Şialar arasında mum söndü olduğu, Hz. Ali’yi Peygamber olarak gördüğü, Cebrail’in nübüvveti Hz. Ali yerine yanlışlıkla Hz. Muhammed’e getirdiğinden Cebrail’e düşman oldukları, Kur’an’ın tahrif olduğu, Peygamber efendimizin sahabe ve eşlerine hakaretler ettikleri… vb. gibi iftira ve töhmetlerle Peygamber efendimizin Allah Teala tarafından getirdiği tahrifsiz ve öz Muhammedi İslam’ın bu şekilde önünü kesmeye çalıştılar. Bunun için her vesileden yararlandılar. Yeri geldi katliamlar yaptılar, yeri geldi fetvalar yayınlayarak canları, malları ve namusları helal sayıldı…

Geçmişte yaşamış ataları gibi Cübbeli Ahmet, Yusuf el Kardavi, Fethullah Gülen… gibi sözde alimler, her fırsatta Öz Muhammedi İslam olan Ehlibeyt mektebini karalayarak insanların Şia mektebinden uzak kalmasına çalıştılar. Bunun için her yolu mubah saydılar.

Amerika Neden Afganistan ve Irak’ı İşgal Etti?

Burada Amerika’nın neden Afganistan (ve Irak’ı) işgal ettiğini konuşmak istemiyoruz, isteyen bunun nedenlerini araştırıp doğrulara ulaşabilir. Biz burada Amerika’nın hegemonyasını kavrayamayan, şeytanlık ve komplolarını bilmeyenlerin bu şekilde konuşarak insanların akıllarını karıştırmasından duyduğumuz rahatsızlığı dile getiriyoruz. Amerika elde ettiği güçle dünyanın her yerinde katliamlar yapmakta ve istediği ülkeye istediği zaman savaş açabilen bir ülkedir. Şimdiye kadar onlarca ülkeye karşı savaş açmış ve şu anda da bir çok ülkede gizli operasyonlar yaparak katliamlar yapmaktadır. Amerika, 11 Eylül saldırılarını tertipleyerek yıkılmakta olan ülkesini kurtarmak ve emperyalist politikalarını sürdürmek istemiştir. Karşısında rakip olarak gördüğü Rusya ve Çin’i stratejik öneme sahip olan Afganistan’da kontrol altında almayı düşünmüştür. Ayrıca İran İslam Devrimi ile birlikte bölgedeki tüm planlarını alt üst etmeğe başlayan İran’ı Afganistan ve Irak sınırından takip etmeyi düşünmüştür[9]. İran coğrafyasına baktığımızda İran’ın şu ülkelerle sınırı bulunmaktadır: Türkiye, Irak, Pakistan, Afganistan, Azerbaycan, Ermenistan, Türkmenistan, deniz yoluyla: Kuveyt, Suudi Arabistan, Umman, Katar, BAE ve Bahreyn.

Amerika’nın İslam’ın sermayesini yağmalamak için İran’la korkuttuğu Arap ülkelerine destek vermek bahanesi ve İsrail’in güvenliğini garanti altına almak için İran’ı kuşatma planı çerçevesinde Bahreyn, Katar, Kuveyt, Suudi Arabistan, Umman, BAE, Pakistan, Azerbaycan ve Türkiye’de askeri üstleri bulunmaktadır. Dolayısıyla her zaman Batı ve Arap basını Amerika’nın İran’ı vurma senaryolarını yazıp çizmektedir. Bu savaş senaryoları bazen o kadar çok büyütüldü ki Amerika’nın her an İran’ı vuracağı yaygaraları kopartıldı. Ne zaman medyada ABD’nin İran’ı vuracağı söylentileri dolaşmaya başladıysa Amerika başta Suudi Arabistan, BAE olmak üzere Arap ülkelerine yüklü miktarlarda silah sattı! Amerika’nın kuklası olan bu ülkeler Müslümanlara ait olan Allah vergisi Petrol ve gazı Amerika’nın kucağına bu şekilde döktüler. Silahları İran tehlikesine!! karşı alan Sünni Arap ülkeleri, bu silahları hiç kullanmadan çöpe atmak zorunda kaldılar. Tekrar yeniden Amerika ve Batı ülkelerinden silah aldılar… Kısacası basiretsiz Sünni Arap ülkeleri İran’ı bahane ederek Müslüman halklara ait olan petrolleri ucuz fiyatlarla Amerika ve batılı ülkelere sattılar ve karşılığında kullanmasını bilmedikleri silahlar aldılar. Bu on yıllardır böyle süre gelmiştir. Burada suçlu olan taraf kim?! Amerika mı, yoksa onun kuklalığını utanmadan yapan Sünni Arap ülkeleri mi? İran, şu ana kadar hangi ülkeye saldırmıştır? Hangi ülkenin insanını katletmiştir? İran tarihi incelenecek olursa İran her zaman saldırıya uğrayan ülke olmuştur. İran’ın (hatta Şah döneminde bile) hiçbir ülkeye saldırdığı kayıtlarda yoktur. Ayrıca İran’da İslam devriminden sonra İslami vahdet söylemleri üzerinde durulmuş ve Müslümanlar arasında onlarca vahdet toplantıları düzenlenmiştir. Bu doğrultuda çok büyük bir kuruluş olan Mecme-i cihan-i tekrib-i mezahib’i (İslam Mezheplerini Yakınlaştırma Kurulu) kurmuştur. Mekke ve Medine dahil bir çok ülkede vahdet oturumları düzenlemiştir. Sünnilerin mukaddesatına hakaret edilmesini yasaklamış ve haram fetvası vermiştir…

Buna karşın Sünni Arap ülkeleri Amerika ve İsrail ile birlikte her zaman İran’a kin gütmüş ve yıkılması için her adımı atmıştır. İran’ı karalamak için acem, safavi, Mecusi, Rafızi tabirlerini yayarak halk arasında bir nefret oluşturmaya çalışmıştır. Yani bir tarafta İsrail’i tanımayan ve yıkılması için girişimlerde bulunan İran, öte yandan kurulduğu günden beri Arap ülkelerine karşı savaşan, onların canlarını, mallarını, evlerini, barklarını elinden alan, girdiği tüm savaşlarda yenilgiye uğratan İsrail. Sünni Arap ülkelerinin İran’ın yanında yer alarak İsrail’e karşı savaşması gerekirken büyük şeytan Amerika öncülüğünde İsrail ile birlikte İran’a karşı her alanda savaşa başlamıştır. Bunun için ülkelerinde Amerikan üstleri açılmasına izin verilmiş, Amerikan askerlerinin ülkelerine yerleşmesine onay vermişlerdir! (Amerikan askerlerinin cinsel ihtiyaçları dahil tüm ihtiyaçlarının bu Arap ülkelerinde karşılandığını unutmamak gerekir!!!) Burada iki taraf da (Amerika ve Arap ülkeleri) amaçlarına ulaşmıştır. Hegemonyasını sürdürmek isteyen Amerika bu Sünni Arap ülkeleri sayesinde bölgenin her yerinde askeri üstler açmış ve gücünü dünyaya sergilemiştir. Öte yandan iktidarlarını sağlama almak isteyen Sünni Arap ülkeleri Amerika’nın topraklarında olması sayesinde!! İktidarlarını sağlama almışlardır. Diğer yandan Müslüman topraklarını işgal ederek devletleşen Siyonist İsrail rejimi rahat bir nefes almıştır. Artık kendisine düşmanlık besleyen Suriye ve Hizbullah’tan başka hiçbir Arap ülkesi kalmamıştır. Onları da bir başka fitne girişimi ile Suriye’de iç savaş çıkartarak içeriden zayıflatmayı başlamıştır. Tüm bunların sorumlusu basiretsiz ve liyakatsiz Sünni ülkelerinin yönetici ve alimleridir. Amerika’ya büyük şeytan diyerek meydan okuyan, İsrail’in yok olması gerektiğini ilan ederek İsrail’e karşı direnen Hamas, İslami Cihat, Hizbullah ve öteki silahlı Filistinli gruplara her türlü yardımı yaparak İsrail’in karşısında duran, İsrail’i tanımayan İran, diğer taraftan Arap ülkelerini perişan eden, namus ve şereflerini ayaklar altına alan İsrail’le gizli ve açıktan anlaşmalar yaparak İran ve Ehlibeyt mektebine karşı savaş başlatan Sünni Arap ülkeleri!! Öte yandan Amerika ile her türlü ilişkiye açıktan ve gizliden girerek, milyarlarca dolar ticari anlaşmalar yapan, ülkelerinde Amerikalıları barındıran bu Müslüman ülkeleri görmezlikten gelerek İran’ı gizliden Amerika ile işbirliği yaptığı iftirasını atmaktan utanmamaktadırlar!! Şahsiyet ve haysiyetten yoksun bu insanlar, mezhep taassubu ile İran ve Şia’ya kan kusmaktadırlar. Amerika ile her türlü ilişkiyi reva görerek İran’ı gizli ittifak yapmakla itham eden bu alim kılıklı yaratıklar, utanmadan insanların kafalarını karıştırmaya kalkmaktadırlar.

Halbuki tüm bunlara rağmen İran’ın çeşitli bahanelerle önünü kesmek isteyen Amerika ve Batılı ülkeler dünyanın hiçbir yerinde tarih boyunca uygulanmamış ambargoları İran’a karşı uygulamaktadırlar. İran’ın Amerika başta olmak üzere dünyanın bir çok ülkesinde milyarlarca dolar para ve gayri menkulüne el konulmuştur. Ürettiği mal ve petrolü satamamakta, sattıklarının parasını ise geriye alamamaktadır. Ülkeye çok hassas önemli ilaçların bile satışı yasaktır. Yolcu uçağı alamamakta, olanları ise yeni malzeme olmadığı için tamir ettirememektedir. (Bu nedenle İran dünyada uçak kazalarının en çok yaşandığı ülkelerden biridir) Ülkeye teknoloji transferi sayılabilecek her türlü maddenin girişi yasaktır… tüm bunların yanı sıra İran teröristleri (Hamas, İslami Cihat, Hizbullah) desteklediği gerekçesi ile uluslararası toplumdan dışlanmaya çalışılmaktadır… peki bu insanlık ve İslam’dan nasibini almamış bu sözde alim kılıklılara sormak gerekmiyor mu İran, Amerika ile nasıl müttefik?! Müttefiklik böyle mi olur? Hem İran İslam rejimi yıkılmalıdır diyerek İran’ı kuşatma altına almak için bazı ülkeleri bile (Afganistan, Irak) işgal etmekten çekinmeyecek, hem dünyada şu ana kadar hiçbir ülkeye karşı uygulanmamış ambargoları İran’a uygulayacak, hem İran’ı içeriden yıkmak için Cundullah, Halkın Münafıkları, PJAK, Sepah-ı Sahabe… gibi silahlı örgütler kuracak, hem İran’da iç karışıklıklar yaşanması için her yıl bütçeden para ayrılacak ve ülke içindeki Türk, Arap, Kürt ve Beluçları ayaklandıracak… hem de bütün bunlara rağmen Amerika ile müttefik olacaklar öyle mi?!! İnsana sormazlar mı bu nasıl müttefikliktir böyle?! Bunu hangi akıl sahibi kabul eder? Bunun inandırıcılık yanı var mıdır? Yalan ve iftiranın da bir had ve sınırı vardır. Hem ülkeyi yıkmak için elinden geleni ardına koymayacak ve hem de müttefik olacak!

Ayrıca Amerika, Afganistan ve Irak’ı işgal ettikten sonra İran için ne değişmiştir? İran’ın hangi çıkarlarına hizmet edilmiştir? Taliban ve El Kaide Afganistan’dan temizlendi mi? Taliban şu anda da istediği her şeyi yapmamakta mıdır? Amerika istediklerini almış mıdır?

Herkesin de bildiği gibi Taliban halen ülkenin en güçlü örgütü. Ülkenin bir çok yerini kontrolü altında tutmaktadır. Afganistan yönetimi Kabil ve çevresini daha çok kontrol altında tutmaktadır. Taliban yine eskisi kadar güçlü ve her şeyi yapmaktadır. Öyleyse ne değişti? Taliban aynı Taliban ve yerinde duruyor. Yine istediği zaman istediği katliamlar yapmakta ve istediği kişinin başını, kulağını burnunu kesmektedir. Yine Şiaların kafir olduğunu söylemekte ve fetvalar yayınlamaktadır… Amerika’nın Afganistan’ı işgal etmesinin İran’a ne faydası olmuş?!

Ayrıca bunu da unutmamak gerekir ki şu anda Afganistan İran sınırı, İran için en kötü sınırlardan biri olarak kabul edilmektedir. Sınır güvenliği oldukça kötüdür. Sınır Afganistan’da üretilen uyuşturucu maddelerin geçiş merkezi konumundadır. İran her yıl binlerce ton uyuşturucu maddesi ele geçirmektedir. Dünyada uyuşturucu kaçakçılığının en yoğun olduğu yerlerden birisi Afganistan- İran sınırıdır. Afganistan’da üretilen uyuşturucu maddeleri dünyaya ulaşmak için zorunlu olarak İran sınırını kullanmak durumundadır. Bunun içinde uyuşturucu maddelerinin her ne şekilde olursa olsun bu sınırdan geçmesi gerekmektedir. İran’da bu kaçakçılığı önlemek için her yıl sayısız şehit vermekte ve maddi ve manevi olarak zarara uğramaktadır. İran şu ana kadar uyuşturucu kaçakçılığını önlemek için 3700 şehit 12.000 yaralı vermiştir. Bu rakam dünyanın hiçbir yerinde yoktur. Yalnızca bu yılın ilk üç ayında sınırda yakalanan uyuşturucu miktarı: 115 tondur.

Şimdi sormak gerekir Amerikan işgali İran’a kazandırmış mıdır, yoksa kaybettirmiş midir?  

Taliban[10] tehdidi aynen olduğu gibi devam etmekte, güvenliği olmayan bir sınır, her yıl yüzlerce şehit, maddi ve manevi zarar…  

Kısacası Amerika ile yatıp Amerika ile kalkanlar, her türlü çirkin anlaşmaların altına imza atanlar, İran’ı Amerika’yla gizli ittifak kurma iftirasını atarak kendi çirkefliklerinin üstünü örtmeye çalışmaktadırlar.  

Devam edecek…

İLGİLİ HABERLER

İran Amerika ile Gizli Müttefik mi? (2)

ABNA.İR


[1] — O zamanlar İslamcı Mücahit diye adlandırılan bu grupların Sovyetler Birliğini yıkmak için amansız mücadele veren Amerika ve Batılı ülkeler tarafından kullanıldığı çok sonralar ortaya çıkacaktı.

[2] — Pakistan’ın Afgan mücahitlerinin yanında yer alması Hindistan’ın bu kararında çok etkin rol oynamıştır.

[3] — İmam Humeyni (r.a) ve Afganistan, Afganistan Sedası, 5 Mayıs 1388

[9] —Amerika, Afganistan ve Irak işgalleri ile İran’ı yakından izleyeceğini defalarca açıklamışlardır.

[10] — Tüm bu yaşananlara rağmen Afganistan’ın şimdiki yönetimi İran’ı (Amerika’ya karşı) Taliban’a yardım etmekle suçlamaktadır. Ancak bu suçlamalar İran tarafından yalanlanmaktadır. En son 2010 yılında 12 metrelik bir konteynırda 19 ton patlayıcı madde bulundu. Afganistan polisine göre patlayıcı maddeler İran’dan getirildi.


پیام رهبر انقلاب به مسلمانان جهان به مناسبت حج 1441 / 2020
Şeyh Zakzaki
conference-abu-talib
Yüzyılın Anlaşmasına Hayır